Gazeteciliğe ilk adımı atan her idealist gencin çantasında kocaman bir dünya hayali vardır: Gerçeği bulmak, halka anlatmak, adalete ışık tutmak. Ancak o kapıdan içeri girip de "sektörün" tozunu yutmaya başladığınızda, asıl savaşın haberle değil, yan masanızdaki meslektaşınızla olduğunu fark edersiniz.
Gelin eğri oturalım, doğru konuşalım: Gazeteciler neden birbirini çekemez?
Sayfa küçük, ego büyük!
Bu meslekte "olmak", "görünür olmak" ve "referans kabul edilmek" paradan bile daha büyük bir birimdir.
Bu durum bir süre sonra zehirli bir kıyaslamayı doğurur; “O benden daha mı iyi biliyor?”
“Bu haberi neden ben yapmadım?”
“Neden sadece onun ismi manşette?”
Zamanla mesai arkadaşınız, omuz omuza haber kovaladığınız bir dost değil; geçmeniz gereken bir rakip, aşmanız gereken bir engel haline gelir. Çünkü medya dünyasında gerçekten güçlü koltukların sayısı parmakla sayılacak kadar azdır.
Maaşı iyi, etkisi yüksek, imkânı bol pozisyonlar sınırlı olunca; birinin yükselişi, otomatik olarak diğerinin tasfiyesi gibi algılanır!
İdealizmin çıkarla imtihanı
Teoride hepimiz halkın haber alma özgürlüğü için varız. Ama pratik, bu romantik tanıma pek müsaade etmiyor. Sistem; ilişki ağı, baskı yönetimi ve menfaat dengesi üzerine kurulu. Bu noktada büyük bir yarılma yaşanıyor:
* Kimi şantajı rehber edinip “her yol mübah” diyor.
* Kimi kalemini zehirli yılan gibi kullanıyor!
* kimi sağa sola parmak sallayıp duruyor!
* Kimi sisteme uyum sağlayıp yoluna bakıyor.
* Kimi sonuna kadar direnip bedel ödüyor.
* Kimi ise bu kaosu bir kaldıraç olarak kullanıyor.
Sonuç? Herkesin birbirini "satmakla", "yandaşlıkla" ya da "şov yapmakla" suçladığı devasa bir itham sarmalı.
Sahne aynı, oyun ve oyuncular farklı
Açık konuşalım; medya dünyası bir dayanışma alanı olmaktan çıkıp bir satranç tahtasına dönüşmüş durumda. Güvenin az, rekabetin ve egonun tavan yaptığı bir yerde "biz" demek, "ben" demenin gölgesinde kalıyor. Herkesin oyunu farklı olsa da sahne tek.
Belki de bu yüzden, gazetecilik bugün toplumsal bir güç olmaktan çok, bireysel bir ayakta kalma savaşına evrildi. Ve bu savaşta en çok yaralanan, maalesef yine o çok savunduğumuzu iddia ettiğimiz "gerçek gazeteciler" oluyor.