Türkiye ve CHP çok zor bir dönemden geçiyor. 2017 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi referandumu ile başlayan süreçte şüphesiz en önemli dönüm noktası; 31 Mart 2024 seçimlerinde CHP’nin 47 yıl sonra birinci parti olması ve daha birinci yıl dolmadan çok sayıda CHP’li belediyeye düzenlenen operasyonlar oldu.
Olağanüstü dönemler; aynı zamanda olağanüstü mücadele, olağanüstü azim ve zorluklar karşısında maddi ve manevi olarak güçlü bir direnç gerektirir. Ancak olağanüstü dönemler gerekçe gösterilerek, hayatın olağan akışında sürdürülebilirliği sağlayan unsurlar dahi öteleniyorsa burada durup düşünmenin zamanı gelmiştir.
Son günlerde CHP’li belediyelerin koridorlarında bir “tasarruf” rüzgârı esiyor. Bakarsanız; gazete ilanları kesiliyor, reklam bütçeleri daraltılıyor, PR çalışmalarına mesafe konuluyor. Gerekçe ise güya: “Kamu kaynaklarını koruyoruz, halkın kuruşunu israf etmiyoruz.”
Kulağa hoş geliyor. Ancak sahadaki karşılığı bu kadar basit değil. Vitrinde sergilenen bu “mali disiplin” yaklaşımının arka planında, gözden kaçırılan önemli bir alan oluşuyor: Yerel medya ve nitelikli iletişim ekosistemi.
Reklam ve ilan harcamalarında frene basan bu yaklaşım; farkında olmadan yıllardır bu çizgide emek veren, kurumsallaşmaya çalışan, nitelikli ve ciddi yayıncılık yapan yerel medya kurumlarını ciddi bir darboğaza sürüklüyor.
GÖRÜNÜR OLANI KESERKEN, GÖRÜNMEYENİ DE KAYBETMEYİN!
Neden mi reklam? Çünkü reklam görünürdür. Bir gazete ilanı, bir billboard, bir sosyal medya kampanyası halkın gözünün önündedir. Eleştirmesi kolaydır, faturası nettir. Bu nedenle ilk kesilen kalemler de genellikle burası olur.
Ancak burada gözden kaçan kritik bir gerçek var: Yerel medya yalnızca bir “reklam mecrası” değildir. Aynı zamanda kamu ile yerel yönetim arasında köprü kuran, sahayı kayda geçiren ve kurumsal hafıza oluşturan bir yapıdır. Bugün tasarruf adı altında bu alanın daraltılması, yarın bu köprünün tamamen zayıflaması anlamına gelir.
HALKIN SORDUĞU O ZOR SORULAR
Peki ya imar planları? Ya o sessiz sedasız değişen ada bazlı düzenlemeler? Ya kapalı kapılar ardında yürütülen milyarlık ihaleler?
Buradaki sessizlik, aslında meselenin özünü oluşturuyor. Reklam harcamaları "çerez parası" kalırken, imar değişiklikleriyle yaratılan rantın boyutu milyar dolarlarla ölçülüyor. Birinde vitrini daraltıp “fakirlik” edebiyatı yapılırken, diğerinde asıl sahne tüm hızıyla işlemeye devam ediyor.
"HASAN ABİ, MAHMUT ABİ, ZEYNEP ABLA BİZİ İDARE EDER…"
Maalesef yaklaşım şu: “Mahmut abi parti emekçisi, Zeynep ablanın kalbi bizimle, Hasan abi zaten bizim abimiz; bu insanlar bizi idare ederler.” Yahu ederler, ettiler; peki nereye kadar?
Televizyon kanallarının (ki CHP’ye yakın olmasına da gerek yok, ana akımda da sık sık çıkıyor) adeta PR amaçlı yayınladığı programlarda belediyelerin, ama en çok da kendisinin reklamını yapan ve programına göre milyonu bulan, hatta geçen bütçeler ayıranlar; konu Mahmut abi olunca “zor dönemden geçiyoruz idare et” demekten çekinmiyor.
Ancak Mahmut abi kimdir? Nereye kadar idare edebilir? “Mahmut abinin ödemesi gereken kirası, biri lisede biri üniversitede iki çocuğu var,” demiyor kimse. Mahmut abi emeğinin karşılığını talep edince gelen cevap belli: “Darboğazdayız, başımızda onca sıkıntı var, az daha idare et.”
İsteniyor ki Mahmut abi taş kaynatsın, gerekirse açlıktan ölsün ama bizden de vazgeçmesin. Bunu da ideolojik saiklere dayanarak yapıyorlar. Mahmut abi farklı siyasi partilerden gelen teklifleri yıllardır reddederken; bir gün “Lanet olsun böyle düzene! Benim evladım yırtık ayakkabı ile mi okula gitsin? İki ay daha sabredecek ev sahibi kalmadı, sokakta mı yaşayayım?” diyerek o teklifleri kabul ederse, kimse sakın ha sakın "hain" demesin, "satılmış" demesin.
TABİİ Kİ İYİ İLE KÖTÜ, KALİTELİ İŞ YAPAN İLE YAPMAYAN AYIRT EDİLECEK
Taleplerden biri de dijital bilinirlik, düzenli çıkan bir gazete, iyi bir dağıtım ağı, özel haber ve yüksek tiraj oluyor. Yüzde yüz haklılar. Hatta bizim de senelerdir anlattığımız, savunduğumuz budur: İşini iyi yapanla emeksiz para bekleyenin ayırt edilmesi, işini iyi yapana hakkının teslim edilmesidir.
Ancak gelinen tablo şu; işini en iyi, en profesyonel şekilde de yapsan artık bırak bunun karşılığını almayı, bir teşekkür bile çok görülüyor. Hakkı olmadan hak teslim edilenlerse mesleğimizin yüz karası şantaj gazetecileri oluyor. Hiçbir etkileşimi, bilinirliği, en önemlisi meslek ciddiyeti olmayanlar; açık kovalayarak ve bu açıklarla kişisel sosyal medya hesaplarından partiye, belediyelere, başkanlara ve vekillere parmak sallayarak haksız zenginleşme sağlarken gerçek emekçiler yok sayılıyor.
GÜÇ KAZANDIKTAN SONRA GELEN TEKLİF…
Medyada yeni dönem; dijitalde görünürlüğün, televizyonda araştırmacılığın, basılı yayında özel dosya, röportaj ve haberlerin olduğu bir dönem. Dikkatle takip ediyorum; genç nesilde inanılmaz zeki, inanılmaz kaliteli meslektaşlarımız var. Ben artık her gün onlardan “Hasan abi” diye başlayan, emeğin karşılığının alınamadığı telefonlar almaktan yoruldum; ancak bu karar vericiler emeği teslim etmemekten yorulmadı.
Bunlar genç çocuklar; taşı sıkar suyunu çıkarırlar. Ancak siz bu gençlerin şimdi hakkını teslim etmezseniz; bunlar gerekirse taksicilik yapar, komilik yapar, bulaşıkçılık yapar yine de çarkını döndürür. Bir defa şunu görün: Bunlar eski nesil gibi değil. Kararlılar, kafalarına koyduklarını yapıyorlar. Bir gün güçlerini toplayıp etkileri sizin sandığınız noktalardan öteye giderken; uzlaşmak için, anlaşmak için sakın ha sakın yanaşmayın. Zor zamanlarında görmezden geldikleriniz, sizi zor zamanınızda görmezden gelebilir; bunu da unutmayın!
HALKIN SORDUĞU O ZOR SORULAR
Eğer bir belediye gerçekten şeffaflık iddiasındaysa, neden en çok denetlenmesi gereken alanlar hâlâ birer “kara kutu” gibi korunuyor? Kamuoyu haklı olarak soruyor:
Bu imar değişiklikleri kentin dokusunu mu düzeltiyor, yoksa belirli sermaye gruplarının mülklerine mi değer katıyor?
İhaleler gerçekten rekabetçi mi, yoksa dönüp dolaşıp aynı “tanıdık” şirketlerin cebine mi akıyor?
Tasarruf edilen üç beş ilan parasıyla övünürken, milyonluk rant kararları neden halkın meclislerinde yeterince tartışılmıyor?
MESELE PARA DEĞİL, TERCİH!
Ortada bir mali disiplin falan yok; ortada çok net bir tercih var. Bu tercih; halkın gözünü reklam kısıntılarıyla boyayıp, asıl güç ve para mekanizmalarını bildiği gibi yönetme tercihi olup görünürlükten kaçınma halidir!
“Tasarruf ediyoruz” demek, eğer büyük kalemlerdeki frensiz gidişatı kapsamıyorsa, bu sadece eksik bir anlatı değil, açık bir algı yönetimidir. Küçük kalemlerde geri çekilip, büyük rant kapılarında tam gaz ilerlemek şeffaflık değildir. Belediye yetkililerine sormak gerekir: Reklamdan neden bu kadar korkuyor ama imar rantından neden bir türlü vazgeçemiyorsunuz? Vitrini süsleyerek mutfaktaki yangını gizleyemezsiniz. Çünkü günün sonunda halk; şehrin silüetine ve cebinden çıkan paranın nereye gittiğine bakıyor.
GÖRÜNÜR OLMAKTAN KORKUYORLAR
Geldiğimiz şu noktada CHP’li belediyelere yapılan operasyonlar ne yazık ki bazı belediye başkanlarını sindirdi. Bu durum hem sinmeyen başkan ve yöneticilere hem de halka zarar veriyor. Onlar artık "iş yapıyor, çalışıyor" anlatısından bile korkmaya başladılar. Kısacası görünür olmaktan korkar hale geldiler. Bu korku, yaptıklarını halka göstermelerini bile engelliyor! Bazı başkan vekilleri ise günü kurtarmanın telaşı içindeler.
"ENGELLENİYORUZ" TİYATROSU ARTIK SEYİRCİ BULMUYOR!
CHP gerek kurumsal kimlik olarak gerekse belediyeler noktasında önemli bir mücadele veriyor. Ancak unutmamalı ki bu mücadeleyi halkla birlikte, seçmenle birlikte veriyor. Her beceriksizliği bir "engelleme" senaryosuna bağlayan bayatlamış siyaset anlayışı artık inandırıcılığını yitirdi.
Halkın sorusu çok basit ve bir o kadar ağır: "CHP’li çok sayıda belediye hizmet destanı yazarken, neden bazıları adliye koridorları bahanesine sığınıyor? CHP’li başkanlar cezaevine girmeden önce saat gibi işleyen hizmetler, neden şimdi durma noktasına geldi?"
Emin olun; başkanlar cezaevine girmeden önceki denetleme neyse şu an da odur, bütçe neyse şu an da odur, zorluklar neyse şu an da odur. Şu an bazılarının yaptığı, bahane üretmekten başka bir şey değildir. Zaten bir hizmet haksa, resmiyse ve usulüne uygun yapılıyorsa kimsenin korkusu olamaz.
1994 HEZİMETİ UNUTULMAMALI, TABLO DAHA AĞIR OLUR
Sosyal belediyeciliği sadece tabelada bırakan, mücadele eden başkanları bahane ederek mahkeme kapılarını "iş yapmamanın sığınağı" haline getiren yöneticiler; tembelliklerini duruşmaların yoğunluğu ile örtmeye çalışıyor.
1994 yılındaki tarihi hezimeti unutanlar bilsin ki; halkın hizmetine sırt dönenleri bekleyen son, o günden çok daha ağır olabilir. Hizmet üreten değil, mazeret üreten zihniyet sandığın karanlığında boğulursa kimse şaşırmasın. Bu; 47 yıl sonra birinci parti olan CHP’ye ve parti emekçilerine en büyük ihanet olur.
BAŞKANLAR VE SONRASI, YANİ ‘VEKİL’LERİ!
Tabii ki işini hakkıyla yapanlar var ancak bazı belediye başkan vekilleri "Beni halk getirmedi ki halk götürsün," diye düşünüyor. Onun için önemli olan tek şey, kendisini o makama getiren iradeyi memnun etmek. Halkın memnuniyeti onun için ikincil planda kalıyor.
Şimdiden söylüyorum; öyleyse memnun etmeme sırası bizde!
Haftaya: CHP kendine yakın medyayı ‘NASIL’ kaybediyor? Yazımızla, yaşanmış olaylarla meseleyi derinleştirecek ve kamuoyu ile paylaşacağız.
Hasan abinizden sevgilerle…