Beşiktaş Belediyesi'ne yeni operasyon: Eski başkan yardımcısı dahil 5 kişi gözaltında
Rapora göre Türkiye’de gençler yalnızca iş arayıp bulamamakla kalmıyor; işgücü piyasasına hiç adım atamamak, iş bulsa dahi güvenceli ve tam zamanlı istihdam olanaklarına erişememek, elde ettiği gelirle temel giderlerini karşılayamamak, ailesinden ekonomik olarak bağımsızlaşamamak, ağır borç yükü altında ezilmek, aldığı diplomanın karşılığını piyasada bulamamak ve en önemlisi gelecek planı yapamamak gibi birbiriyle iç içe geçmiş kronik sorunlarla mücadele ediyor. Politika notunda, gençlik meselesinin artık sadece istihdam odaklı değil; eğitim politikası, sosyal politika, toplumsal cinsiyet eşitliği, barınma, ücret politikası, kültürel yaşama erişim, sosyal güvence ve demokratik özgürlükler bütünüyle ele alınması gerektiği aktarıldı.
GENİŞ TANIMLI GENÇ İŞSİZLİĞİ YÜZDE 38,3 SEVİYESİNE ULAŞTI
DİSK-AR tarafından açıklanan 2025 yıllık işsizlik ve istihdam raporu verilerine atıfta bulunulan raporda, Türkiye’deki genel işsizlik verileri ile genç işsizliği arasındaki uçurum gözler önüne serildi. Türkiye genelinde resmi (dar tanımlı) işsizlik oranı yüzde 8,3 olarak hesaplanırken, iş aramaktan umudunu kesenleri ve eksik istihdam edilenleri de kapsayan geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 29,7’ye yükseldi.
Söz konusu veri 15-24 yaş grubundaki genç nüfusa uyarlandığında ise tablonun çok daha ağırlaştığı görüldü. Gençler arasında dar tanımlı işsizlik yüzde 15,3 iken, geniş tanımlı genç işsizliği yüzde 38,3 gibi çarpıcı bir seviyeye ulaştı. Bu veri, neredeyse her 10 gençten 4'ünün işgücü piyasasının dışında veya atıl durumda olduğunu gösteriyor.
GENÇ KADINLARDA GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK YÜZDE 49,1: EV İÇİ EMEK GÖRÜNMÜYOR
Hazırlanan politika notunda, genç kadınların işgücü piyasasında erkeklere oranla çok daha ağır bir yapısal dışlanma ve ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığı net bir şekilde vurgulandı. DİSK-AR verilerine göre, 15-24 yaş arası genç erkeklerde dar tanımlı işsizlik yüzde 15,2, geniş tanımlı işsizlik yüzde 31,6 iken; genç kadınlarda dar tanımlı işsizlik yüzde 22,1'e, geniş tanımlı işsizlik ise yüzde 49,1’e fırlıyor. Yani her iki genç kadından biri işsizlik sarmalının içinde yer alıyor.
Raporda, genç kadınların durumuna ilişkin şu kritik değerlendirme yapıldı:
“Genç kadınların yaşadığı sorun yalnızca iş bulamama değildir. Genç kadınlar eğitimden, istihdamdan, kamusal hayattan ve ekonomik bağımsızlıktan eş zamanlı biçimde uzaklaşmaktadır. Ev içinde harcadıkları emek istatistiklerde çoğu zaman görünmemekte; bakım yükü, aile içi sorumluluk ve toplumsal cinsiyet rolleri genç kadınların hayatını daraltmaktadır.”
EĞİTİMDE VE İSTİHDAMDA OLMAYAN GENÇLER (NEET) SİSTEM DIŞINA İTİLİYOR
UNDP’nin 2025 tarihli genç kadınlara yönelik hazırladığı "Beyaz Kitap" verilerine yer verilen raporda, Türkiye'de ne eğitim sisteminde yer alan ne de bir işe tutunabilen (NEET) gençlerin oranındaki korkutucu artış dikkat çekti. 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 22,9’u ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor. Bu oran genç erkeklerde yüzde 16,2 iken, genç kadınlarda yüzde 30,1'e ulaşıyor.
Yaş grubu 18-29 aralığına çekildiğinde sistem dışına itilme oranı daha da tırmanıyor. Bu yaş grubundaki gençlerin genel olarak yüzde 30’u NEET statüsündeyken, erkeklerin yüzde 17’si, kadınların ise yüzde 43’ü hem okulun hem de iş hayatının tamamen dışında kalmış durumda.
OECD’nin 2025 yılı Türkiye notu da bu acı tabloyu küresel ölçekte teyit ediyor. OECD verilerine göre, 2023 yılında Türkiye’deki gençlerin yüzde 28,4’ünün ne eğitimde, ne istihdamda ne de bir mesleki yetiştirme programında olduğu belgelendi. OECD ortalamasının yüzde 12,6’da kaldığı hatırlatılan raporda, aradaki bu devasa farkın Türkiye’deki gençlerin sistem dışına itilmesinin uluslararası ölçekte de ne kadar kronik ve ağır bir sorun alanı haline geldiğini kanıtladığı ifade edildi.
"EV GENÇLİĞİ" KAVRAMI KALICI HALE GELİYOR: GENÇLER İŞ BULMAKTAN UMUTSUZ
Habitat Derneği tarafından yayımlanan “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Araştırma Raporu 6” sonuçları, Türkiye'de "ev gençliği" olarak adlandırılan kitlenin giderek büyüdüğünü gösteriyor. Araştırmaya göre genç erkeklerin yüzde 59’u bir işte çalışırken, genç kadınlarda bu oran yüzde 38’de kalıyor. Kendisini doğrudan "ev genci" olarak tanımlayan kitle incelendiğinde ise kadınların yüzde 26’sının, erkeklerin ise yalnızca yüzde 6’sının bu kategoride yer aldığı görüldü. Raporda, ev gençliği kavramının sadece bir "çalışmama veya iş aramama" hali olmadığı; bu durumun eğitimden, üretimden, sosyal hayattan ve ekonomik özgürlükten topyekün bir kopuş anlamına geldiği vurgulandı.
Aynı araştırma, gençlerin geleceğe ve işgücü piyasasına yönelik inancını ne ölçüde kaybettiğini de ortaya koydu. Gençlerin yüzde 72’si herhangi bir nedenle iş arasa bile kolayca iş bulamayacağını düşünüyor. Bu umutsuzluk oranı, halihazırda aktif olarak iş arayan gençlerde yüzde 94’e, ev gençlerinde ise yüzde 81’e kadar tırmanıyor.
MESEM GENÇLİK KRİZİNİN EN AĞIR VE KANLI BAŞLIĞI: HAFTADA 12 SAATİ AŞAN ÇALIŞMA SÜRELERİ
Raporda, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamasına yönelik sarsıcı verilere ve eleştirilere yer verildi. MESEM’in resmi söylemlerde gençlere meslek kazandırma ve okuldan istihbama geçişi kolaylaştırma projesi olarak sunulduğu, ancak sahadan gelen somut verilerin bu modelin birçok çocuk ve genç açısından eğitim hakkı ile çocuk emeği sömürüsü arasındaki sınırı tamamen ortadan kaldırdığını gösterdiği belirtildi.
Öğrenci Sendikası’nın 2026 yılına ait MESEM Raporu kapsamında Gebze’de 14-18 yaş arası 926 MESEM öğrencisiyle yapılan araştırmadan çıkan sonuçlar, gençlerin nasıl bir çalışma düzenine mahkum edildiğini gözler önüne serdi:
Öğrencilerin yüzde 58,1’i haftanın 7 günü, yüzde 38,7’si ise haftanın 6 günü aralıksız çalışıyor.
MESEM öğrencilerinin yüzde 70,9’u günde 12 saatten fazla, yüzde 25,6’sı ise günde 10 ila 12 saat arasında mesai yapıyor. Bu veriler, MESEM’in mesleki eğitimden ziyade, çocukları uzun çalışma saatlerine dayalı ağır bir emek düzenine entegre ettiğini gösteriyor.
Öğrencilerin yüzde 95’i sosyal faaliyetlerine haftada yalnızca 0 ila 3 saat arasında çok kısıtlı bir zaman ayırabiliyor.
Görüşülen öğrencilerin yüzde 97,8’i işyerinde küfre ve hakarete, yüzde 96,6’sı ise doğrudan fiziksel şiddete maruz kaldığını beyan etti.
Öğrencilerin yüzde 88,9’u çalıştıkları işyerlerinde hiçbir denetim yapılmadığını belirtirken, yüzde 90,5’i gibi korkunç bir oranı çalışırken iş kazası geçirdiğini ifade etti. Ayrıca öğrencilerin yüzde 91,8’inin en temel haklardan biri olan ulaşım masrafları da işveren tarafından karşılanmıyor.
ÇALIŞAN GENÇLER BİLE GEÇİNEMİYOR: GENÇLİK BORÇ SARMALINDA
Gülizar Biçer Karaca’nın hazırladığı politika notunda, genç yoksulluğunun sadece işsiz kesimin değil, istihdamda yer alan gençlerin de ortak kaderi haline geldiğine dikkat çekildi. Habitat Derneği’nin verilerine göre, Türkiye'de gençlerin yalnızca yüzde 40'ı kendi maddi durumundan memnun olduğunu belirtirken, yüzde 84’ü insanca yaşamak için ihtiyaç duyduğu asgari gelir düzeyinin çok altında bir gelirle hayatta kalmaya çalışıyor. Göreli yoksunluk hissi iş arayan gençlerde yüzde 98’e, öğrencilerde yüzde 94’e, ev gençlerinde yüzde 89’a çıkarken; bir işi ve maaşı olan çalışan gençlerde bile bu oran yüzde 75 seviyesinde seyrediyor.
Geçim sıkıntısı gençleri erken yaşta borç sarmalına itiyor:
Gençlerin yüzde 49’u son bir yıl içerisinde gelirlerinin zorunlu harcamalarını karşılamaya yetmediğini söylüyor.
Genç nüfusun yüzde 35’inin aktif kredi kartı borcu, yüzde 19’unun tüketici veya ihtiyaç kredisi borcu, yüzde 19’unun ise yakın arkadaşlarına nakit borcu bulunuyor.
Gençlerin yüzde 22’si faturasını ödeyemediği için ertelemek zorunda kalırken, yüzde 42’si son iki yıl içinde temel faturalarını düzenli olarak geciktirerek ödeyebildiğini ifade ediyor.
DİPLOMA ARTIK GÜVENLİ BİR GELECEK ANLAMINA GELMİYOR
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) yükseköğretim ve istihdam ilişkisini irdeleyen politika notuna da yer verilen raporda, Türkiye’de yükseköğretim sisteminin 2006 yılı sonrasında uygulamaya konulan “her ile bir üniversite” politikasıyla kontrolsüz ve hızlı bir şekilde genişletildiği hatırlatıldı. Ancak üniversite ve kontenjan sayılarındaki bu niceliksel artışın; eğitim kalitesi, bilimsel araştırma kapasitesi ve akademik özgürlükler noktasında aynı ölçüde bir ilerleme sağlamadığı aktarıldı.
TEPAV verilerine göre, her yıl yaklaşık 114 bin üniversite mezunu, aldıkları eğitimdeki nitelik ve donanım eksikliği sebebiyle işgücü piyasasına daha ilk adımdan dezavantajlı ve geride başlıyor. Raporda, diplomalı gençlerin işgücü piyasasında sadece açık iş ilanı sayısının yetersizliğiyle değil; aynı zamanda eğitim kalitesindeki düşüş, okulda öğrenilenlerle piyasanın talep ettiği beceriler arasındaki uyumsuzluk, bölgesel fırsat eşitsizlikleri, yabancı dil becerilerindeki eksiklik, profesyonel mesleki yönlendirme mekanizmalarının olmaması ve ekonominin nitelikli iş üretememe kapasitesi gibi çok katmanlı engellerle boğuştuğu vurgulandı.
"GENÇLERİN HAYATI ERTELENMEMELİDİR"
Politika notunun sonuç ve değerlendirme bölümünde, Türkiye'deki gençlik sorununun artık geçici bir ekonomik dalgalanma değil, çok boyutlu bir toplumsal kriz halini aldığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
“Gençler yalnızca iş aramamaktadır; geçinebileceği bir ücret, güvenceli bir iş, nitelikli eğitim, borçsuz bir hayat, ailesine bağımlı kalmadan yaşayabileceği koşullar, kültürel hayata katılabileceği bir kent, özgürlük duygusu ve uzun vadeli gelecek kurabileceği bir ülke aramaktadır.”
CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, 19 Mayıs’ın gençliğe duyulan güvenin ve Cumhuriyetin geleceğe uzanan sarsılmaz iradesinin tarihi bir sembolü olduğunu hatırlatarak iktidara ve kamuoyuna şu çağrıda bulundu:
“Gençliğin enerjisi, ülkenin en büyük toplumsal gücüdür. Bu gücün işsizlik, yoksulluk, borç, eşitsizlik ve umutsuzluk içinde tüketilmesi yalnızca gençlerin değil, Türkiye’nin geleceğinin de kaybıdır. Gençlerin hayatı ertelenmemelidir. Gençlerin iş, eğitim, barınma, özgürlük, kültürel yaşama katılım ve gelecek hakkı ertelenemez. Cumhuriyetin gençliğe bıraktığı miras, gençleri belirsizlik içinde bekletmek değil; onların insanca, özgür ve güvenceli bir hayat kurabileceği ülkeyi inşa etmektir.”