Canay Uygur - Melis Kümbetlioğlu: “Korkmadan hissetmek mümkün”

İçsel Diyara Yolculuk, çocuklara duygularını tanıma, yetişkinlere içlerindeki çocukla yeniden temas kurma ve şefkatle iyileşme çağrısı yapıyor.

Çocukların duygularını tanımasına, yetişkinlerin ise kendi iç dünyalarına daha şefkatle bakmasına alan açan İçsel Diyara Yolculuk, masal diliyle psikolojik derinliği buluşturan özel bir çalışma. Şema terapi yaklaşımından beslenen kitap; korku, kırgınlık, umut ve içsel çocuk kavramlarını sade, sembolik ve iyileştirici bir anlatıyla ele alıyor. Küçük Lila’nın aynadan geçerek kendi iç dünyasına yaptığı yolculuk, çocuklara duygularından korkmamayı hatırlatırken, yetişkinlere de içlerinde sesi duyulmayı bekleyen çocuğu yeniden fark etme imkânı sunuyor. Uzman Klinik Psikolog Canay Uygur ve Uzman Psikolog Melis Kümbetlioğlu ile kitabın ortaya çıkış sürecini, çocukların duygusal gelişimini ve yetişkinlerin içsel yolculuğunu konuştuk.

Soru: İçsel diyara yolculuk bir çocuk kitabı gibi görünse de yetişkinlere de güçlü bir çağrı yapıyor. Bu hikâyeyi yazarken asıl hedef kitleniz kimdi: çocuklar mı, yoksa kendi içindeki çocuğu kaybetmiş yetişkinler mi?

Cevap: Aslında yola çıkarken başlangıçta niyetimiz çocuklara yönelik bir masal yazmaktı. Çocukların duygularını fark edebilmelerine, korkmadan hissedebilmelerine ve iç dünyalarıyla daha güvenli bir bağ kurabilmelerine eşlik eden bir hikâye hayal ediyorduk; ancak yazım sürecinde şunu fark ettik: Terapi odasında da gördüğümüz gibi, bir çocuğun duygusuna gerçekten temas edildiğinde çoğu zaman bir yetişkinin içindeki çocuk da görünür olmaya başlıyor. Çünkü insan büyüse bile çocukken hissettikleri tamamen kaybolmuyor; bazen sadece sessizleşiyor, geri planda kalıyor ya da uzun süre duyulmuyor.

Bu yüzden İçsel Diyara Yolculuk zamanla yalnızca çocuklara yazılmış bir masal olmaktan çıktı, yetişkinlerin kalbine dokunmasını da istedik ve önemsedik. Bir çocuğun duygusal dünyasını en çok, ona eşlik eden yetişkinlerin kurduğu ilişki şekillendiriyor. Çocuklar onu bir masal ve keşif yolculuğu olarak okurken, yetişkinler çoğu zaman içlerindeki o küçük çocuğa temas ediyorlar. Hepimizin içinde görülmek, anlaşılmak ve güven duymak isteyen bir çocuk yaşamaya devam ediyor. Sanırım bu nedenle kitabın asıl hedef kitlesi belirli bir yaş grubu değil. İç dünyasına biraz daha şefkatle yaklaşmak, içindeki çocuğun sesini yeniden duymak isteyen herkes diyebiliriz.

https://yenisoluk.com/uploads/2026/05/IMG_7299

Soru: Kitapta Lila’nın aynadan geçerek kendi duygularıyla yüzleşmesi, güçlü bir metafor taşıyor. Günümüz çocuklarının duygularını bastırma ya da ifade edememe sorununu düşündüğümüzde, bu hikâye onlara pratikte nasıl bir kapı aralamayı hedefliyor?

Cevap: Bugün birçok çocuk aslında ne hissettiğini bilse de o duyguyla nasıl kalacağını, onu nasıl ifade edeceğini ya da o duygunun “kabul edilebilir” olup olmadığını anlamakta zorlanıyor. Özellikle korku, öfke, kırgınlık gibi duygularla ne yapacaklarını bilemeyebiliyorlar. Bu durumda çocuk, duygusunu anlamak yerine ondan uzaklaşmayı öğrenebiliyor.

Lila’nın aynadan geçmesi bizim için biraz da insanın kendi iç dünyasına yaklaşabilmesinin metaforuydu; çünkü duygular çoğu zaman korkutucu değil, yalnızca görülmek ve anlaşılmak istiyor. Biz bu hikâyeyle çocuklara şunu hissettirmeyi amaçladık: “İçinde olan şeylerden korkmak zorunda değilsin.”

Lila o aynadan geçerken aslında duygularından kaçmak yerine onlara yaklaşmayı, onları anlamayı öğreniyor. Böyle olduğunda da yalnızlık hissi azalıyor, kendi iç seslerini daha güvenle duyabiliyor. Bir yandan da ebeveynlere ve bakım verenlere şu soruyu hatırlatıyor: “Çocuğun davranışının altında anlatılmak istenen duyguya da bakabiliyor muyuz?” Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan şey çözüm değil; anlaşılmak, görülmek ve duygusuna eşlik edilmesi oluyor.

Soru: Şema terapi temelli bir masal kurgulamak oldukça özgün bir yaklaşım. Şema Terapi gibi klinik bir yöntemi masal formuna aktarırken en çok zorlandığınız denge ne oldu?

Cevap: Sanırım en zorlayıcı ama aynı zamanda en kıymetli taraf, psikolojik derinliği korurken hikâyenin duygusunu kaybetmemekti. Çünkü çocuklar bir metnin “öğretmeye çalıştığını” hızlı hissederler. Bizim istediğimiz şey hissedilen, temas eden ve duygusal olarak güven veren bir dünya yaratmaktı.

Şema Terapi çok güçlü ama aynı zamanda kavramsal yönü de yoğun olan bir yaklaşım. Bizim için önemli olan çocuklara kavram öğretmekten çok, bir his yaşatabilmekti. Güvende hissetmek, anlaşılmak, korkuyla karşılaşınca yalnız olmadığını deneyimlemek gibi… Masalın dili burada çok dönüştürücü oldu aslında. Çünkü çocuklar çoğu zaman metaforlardan, sembollerden ve hikâyelerin duygusundan etkileniyorlar. Aynalar, içsel yolculuklar, karşılaşılan karakterler… Bunların her biri Şema Terapinin bazı duygusal temalarına dokunsa da çocukların korkan, kırılan, merak eden, bazen kaçmak isteyen ama sonunda kendine yaklaşabilen bir karakterle bağ kursun istedik.

Bir diğer hassas nokta da ebeveyn tarafıydı. Kitabın yetişkinlerde suçluluk duygusu yaratmasını değil, daha şefkatli bir farkındalık oluşturmasını istedik. Çünkü çocuk yetiştirmek kusursuz olmak değil; bazen kendi yaralarını fark ederek çocukla birlikte büyüyebilmek aslında… Terapi odasında da çoğu zaman insanları değiştiren şey bilgi değil; anlaşıldığını hissetmek oluyor. Biz de kitabı bu duygudan beslenerek yazdık.

https://yenisoluk.com/uploads/2026/05/IMG_7298

Soru: Kitapta korkular, kırgınlıklar ve umutlar somut bir “diyar” içinde karşılık buluyor. Sizce çocukların duygularını bu şekilde somutlaştırmak, onların kendilerini anlamasında ne tür bir fark yaratıyor?

Cevap: Çocuklar dünyayı çoğu zaman soyut kavramlardan çok imgeler, hikâyeler ve semboller üzerinden anlamlandırıyor. Bu yüzden bir duygu bir karaktere, bir renge, bir yere ya da bir hikâyeye dönüştüğünde çocuğun o duyguyla ilişki kurmasını kolaylaştırabiliyor.

Örneğin, bir çocuk her zaman “Kaygılı hissediyorum” diyemeyebilir; ama “İçimde karanlık bir orman var gibi hissediyorum” diyebilir. Masalların dili de tam olarak burada çok güçlü bir alan açıyor aslında. Çünkü çocuklar çoğu zaman duygularını kavramlarla değil; imgelerle, karakterlerle ve hikâyelerle ifade ediyor.

Bir duygu, yalnızca adı olan soyut bir şey olmaktan çıkıp görünür ve konuşulabilir hâle geldiğinde çocuk artık o duyguya dışarıdan bakabiliyor ve o duyguyu daha az korkutucu deneyimlemeye başlıyor. Bu da duygunun içinde kaybolmak yerine ona biraz daha merakla yaklaşabilmesini kolaylaştırıyor. Çünkü isim verebildiğimiz, hayal edebildiğimiz ve anlamlandırabildiğimiz şeylerle baş etmek de daha mümkün hâle geliyor.

Biz de kitapta korkuları, kırgınlıkları, umutları ve içsel sesleri bir “içsel diyarın” parçaları gibi kurgularken çocukların kendi iç dünyalarına korkuyla değil, merak ve şefkatle yaklaşabilmelerini hayal ettik. “Demek ki korkmak kötü bir şey değilmiş”, “Üzülünce yalnız değilmişim” ya da “İçimde bana yardım eden güçlü bir taraf da varmış” hissi bizim için çok kıymetliydi.

Terapi süreçlerinde de şunu görebiliyoruz: İnsan bazen ancak duygusuna biraz mesafe alabildiğinde onu anlayabiliyor. Masalların iyileştirici tarafı da biraz burada başlıyor. Çocuk kendi iç dünyasını tehdit edici değil; keşfedilebilir bir yer gibi hissetmeye başlıyor.

https://yenisoluk.com/uploads/2026/05/IMG_7296

Soru: Türkiye’de çocukların duygusal gelişimi çoğu zaman akademik başarı kadar önemsenmiyor. Bu kitap, ebeveynlere ve eğitimcilere nasıl bir sorumluluk ya da farkındalık çağrısı yapıyor?

Cevap: Bir çocuğun ne kadar başarılı olduğundan önce, kendini ne kadar güvende, görülmüş ve anlaşılmış hissettiğiyle ilgilenmemiz gerektiğine inanıyoruz; çünkü duygusal olarak yalnız hisseden bir çocuk, ileride kendi duygularıyla da ilişki kurmakta zorlanabiliyor.

Bu kitapla ebeveynlere ve eğitimcilere de küçük ama önemli bir şeyi hatırlatmak istedik: Çocukların her zaman “hemen düzeltilmeye” değil, önce anlaşılmaya ihtiyacı var. Bazen bir çocuğa verilen en güçlü şey çözüm değil; duygusuna eşlik eden güvenli bir yetişkin olabiliyor.

Aslında duygusal gelişim, akademik başarının alternatifi değil; onun da temelini oluşturan şeylerden biri. Kendini güvende hisseden, duygularını tanıyabilen ve ifade edebilen bir çocuk hem ilişkilerinde hem öğrenme süreçlerinde çok daha sağlam bir zemin kurabiliyor.

Bir çocuğun iç dünyasıyla kurulan güvenli temasın, ona bırakılabilecek en kıymetli şeylerden biri olduğuna inanıyoruz. Çünkü çocuk, duygularının yargılanmadan karşılandığı bir yerde zamanla kendi iç dünyasına da daha şefkatli yaklaşmayı öğreniyor. Benzer şekilde, bir yetişkinin kendi içindeki çocukla yeniden temas kurabilmesi de oldukça dönüştürücü olabiliyor. Bazen yetişkinlikte yaşadığımız birçok zorlanmanın altında, zamanında yeterince görülmemiş ya da yalnız kalmış duygular yer alabiliyor. İnsan kendi içindeki o çocuğa yeniden yaklaşabildiğinde ise yalnızca geçmişiyle değil; bugün kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu bağ da yavaş yavaş değişmeye başlıyor.

Sonuç olarak: İnsan kaç yaşında olursa olsun, anlaşılmaya ve duygularıyla güvenli bir ilişki kurmaya ihtiyaç duyuyor. İçsel Diyara Yolculuk’u yazarken dileğimiz; çocukların kendi iç dünyalarına korkmadan yaklaşabilmeleri, yetişkinlerin ise içlerinde hâlâ sesi duyulmayı bekleyen o çocuğu yeniden hatırlayabilmeleriydi.

Eğer bu hikâye, bir çocuğun kendini daha anlaşılmış hissetmesine; bir yetişkinin içindeki çocuğa biraz daha şefkatle yaklaşmasına eşlik ederse; bizim için en anlamlı yolculuk da tam olarak bu olur.

https://yenisoluk.com/uploads/2026/05/IMG_7297

https://yenisoluk.com/uploads/2026/05/IMG_7301

Canay Uygur ve Melis Kümbetlioğlu röportajı, Yeni Soluk İstanbul gazetesinin yeni sayısında...