Siyasi etik ile vicdan, Seçim ve Partiler Kanunu

Son zamanların en önemli gündemlerinden biri siyasetteki ve partilerdeki transferler.

Kişiler gönül verdikleri, fikir ve kafalarına uygun bir partiden aday oluyor. Seçime girip canla başla, gece gündüz çalışıp seçiliyor. Buraya kadar bir mesele yok. Demokrasi gereği kendilerini kutlamaktan başka yapılacak birşey yok. Zaten bunu da partiler yapıyor.

Sonrasında seçilen kişi Belediye Meclis Üyeliği, İl Genel meclis Üyeliği ve en önemlisi Milletvekilliği koltuklarına oturarak görevlerine başlarlar.

Buraya kadar da normal.

Sonraları ne oluyorsa bir bakıyorsunuz halkın güvenini ve oylarını almış olan seçilmişler ne oluyorsa, olanları biliyoruz da!..

Hoop bir başka partiye gitmiş.

İyi güzel de be arkadaş sen halkın güven ve oyunu almış biri olarak bir partinin listesinden seçilmiş ve oyunu aydığın insanlar ve tüm milletimiz için görev yapmaya, Anayasaya, Cumhuriyet ilkelerine demokrasinin esaslarına uyacağına dair yine halkın huzurunda yemin etmişken, parti değiştirmek ahlak ve vicdanına uymuş mudur?

Siyasi etik ve vicdan

Seçilmiş bir kişi, durup dururken birden insanların iradesini bir başka partiye taşıyorsa o kişinin vicdanının nasıl olduğunu araştırmak lazım.

Bu kişiler aynı il ve ilçede yani aynı seçim bölgesindeki oyunu aldığı insanların yüzüne nasıl bakacaktır, düşünüyorlar mı acaba?..

Bu parti değiştirmelerin nasıl olduğunu kimilerinin baskı ile, kimilerinin menfaat veya belirli vaatlerle olduğu tahmin ediliyor da, mesele o kişinin parti değiştirmesi kendi vicdani ve ahlaki durumuna uyup uymadığı merak ediliyor.

Bu nedenle siyasi etik ve vicdan kanununa ihtiyaç olduğu gün gibi ortada.

Kanun yapıcılar bu durumu değerlendirip böyle bir kanun çıkarılmalı ve kanunda mutlaka, “Transfer olanların parti değiştirmesi ortadan kaldırılıp istifa ettiği partiden değil istifasının yaptığı görevi de kapsaması gerektiği” eklenmelidir. O zaman siyasette etik bir durum ve olgunluk gelir kanaatindeyim.

Seçim ve partiler Kanunu

Kamuoyunu fazlasıyla meşgul eden bir diğer husus ise Partiler ve seçim Kanununun içeriğidir.

Siyasi Partiler ve Seçim Kanunları yeniden ele alınarak gözden geçirilmeli ve halk iradesi kanuna ağırlığını koymalıdır. Partiler Kanunu Genel Başkanların iradesinden çıkarılıp partililerin yani parti üyelerinin iradesinin öne çıkarılması gerekmektedir.

Yani seçmenler önlerine konan ve Genel merkezlerde yapılan her türlü seçim listesine değil, kendi iradeleriyle oluşan listelere oy vermesi demokrasimizi çok daha güçlendirir. Siyasi partiler Kanunu’nun bu nedenle eldin geçirilmesi yaklaşan seçimler öncesinde çok daha yerinde olacağı gibi, yine siyasi transferleri önlemek için de kanuna , ”Bir partiden seçilenlerin partisinden istifa etmesi halinde seçildiği görevden de istifa etmiş sayılacağı “ açıkça belirtilmelidir.

Cumhurbaşkanımız ve Devlet Bey

Yukarıda bahsettiğim konularla ilgili olarak, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın 2013 Yılında Başbakan iken transferlere karşı çıkmış ve, “Partisinden istifa edip bağımsız kalmak uygun değil. Bağımsız olarak seçilmedin ki. Bu durumda başka partiye geçenlerin Milletvekilliğinden de istifa etmesi gerektiği kanaatindeyim” demişti.

O gün bu gün bu konuya değinen ve gündeme getiren hiç olmadı.

Aynı şekilde MHP Genel başkanı Sn. Devlet Bahçelide, “Seçimler yapılmadan önce Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu ruhuna uygun hale getirilmeli”diyerek, Butlan kararından sonra iç çatışma ve ayrışmaları da tasvip etmediğini belirtti.

Ne diyelim umarız söylediklerini hatırlar ve gereğini Parlamentomuzda yaparlar. Böylece partilere geçme önlenmiş, halkın iradesi bir başka partiye taşınmasının önüne geçilmiş olur.

Siyasete girmek isteyenlerin iyice düşünüp gelecekte bir başka partiye geçip geçmeyeceklerine karar verme imkanına sahip olurlar ki, bu durumda onların vicdani rahatlığına zemin hazırlamış olur.