Vay be Nagihan!..

Geçtiğimiz günlerde Haber Türk Televizyonunda Didem Aslan Yılmaz’ın Moderatörlüğünde, gazetecilerden Deniz Zeyrek, Nagihan Alçı ve Mehmet Akif Ersoy’un sorularıyla katıldığı Ekrem İmamoğlu’nu izledik.

Her şey iyi güzelde, Nagihan Alçı elinde İmamoğlu’nu anlatan bir kitaptan onu tanıdığını söylüyor. Nagihan, o kitap başka, İmamoğlu başka.

Sen keşke Ülke Televizyonunda Turgay Güler ve İmamoğlu’nu izlemiş olsaydın. Hadi olmadı kaçırdın diyelim.

Son olarak Ahmet Hakan’ın ‘Tarafsız Bölge’ adlı programda İmamoğlu’nu izlemiş olsaydın programın ‘Taraflı’ olduğunu anlar ve sorularını ona göre sorardın.

Soruların kendi düşüncen miydi? Yoksa birileri tembih mi etti bilemem. Kendi fikrinin olduğunu var sayıyorum.

Seninle uzun yıllar aynı gazetede çalışmamız nedeniyle düştüğün durumları arkadaşın olarak kabullenemedim.

Siyasi görüşümüz farklı olabilir, Hangi partiyi tuttuğun ya da kime oy verdiğin de benim öçin önemli değil.

Konu İstanbul, karşınızdaki kişi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Ekrem İmamoğlu.

Sen ne yapıyorsun?

PKK, FETÖ konularını gündeme taşıyor, Öcalan’ın Avukatları ile görüşmesini soruyor, Dersim’de ki Kürt ve Alevi katliamını soruyorsunuz.

Bu soruların muhatabı İmamoğlu değil ki.

İmamoğlu Türkiye’yi yönetmeye talip değil. Bana göre İstanbul’la ilgili sorular daha mantıklı olurdu.

Senin sorularının muhatabı devleti yönetenlerdir. Apo’nun görüşüp, görüşmemesinin kararı ile terörle mücadele devletin üst düzey yöneticilerinindir.

Onlarda Cumhurbaşkanımız ve hükümetidir.

Ağabeyin olarak, yılların gazetecisi olarak bilmeni isterdim.

GAZETECİLİK SUÇ OLMAYI SÜRDÜRÜYOR

Ülkemiz gazetecilik yönüyle ilginç bir hale geldi. Doğruları yazsan illa bir kulp bulunup suç haline getiriliyor. Olmazsa birkaç sokar kabadayısı önünüzü kesip dövülüyor dolayısıyla cezalandırılıyorsunuz.

Ülkemiz dünya standartlarında hapiste yatan ve yargılanan gazeteciler yönüyle çok gerilerde.

Bizlerin üzerinde gerek idareciler gerekse siyasiler ya da iş çevresinden, esnaflardan gelen baskılar hiç eksilmiyor.

Her geçen gün artıyor. Bugüne kadar Mayıs ayında saldırıya uğrayan 5 arkadaşımız oldu. Saldırganlar yakalandığı halde bir müeyyide uygulanmadan bırakılmaları ise adeta olacaklara davetiye çıkarıyor.

Gazetecilere saldırı her devirde görülmüş ve birçok gazeteci katledilmiştir.

Akla gelenleri şöyle bir sıraladığımızda 90’ lı yılların kara günler ve katliamlarla dolu olduğunu, bunun da demokrasi açısından hiçte iyi olmadığı olayın vahameti daha da anlaşılıyor.

Geçmişe dönüp şöyle bir göz attığımızda;

Çetin Emeç: 7 Mart 1990 da evinin önünde şoförü ile katledildi.

Turan Dursun: Eski bir vaiz olup yazdığı kitaptan dolayı 4 Eylül 1990 da Koşuyolu’ndaki evine giderken katledildi.

Uğur Mumcu: 24 Ocak 1993 evinin önünde gazetesine gitmek için arabasına bindiği sırada bomba ile katledildi.

Ahmet Taner Kışlalı: 21 Ekim 1999 da evinin önünde bomba ile katledildi.

TGC’nin verilerine bakıldığında o kara yıllarda tam tamına 37 gazeteci öldürülmüş.

Şimdi günümüze döndüğümüzde;

Mayıs ayına da gazetecilere saldırı yönüyle kara bir ay olarak bakabiliriz.

İlk olarak 11 Mayıs 2019’da Yeniçağ Yazarı Yavuz Selim Demirağ sokak kabadayılarının saldırısına uğradı hastanelik oldu.

İkinci saldırı haberi Antalya’dan geldi. 15 Mayıs Yeniyüzyıl Gazetesi Yazarı İdris Özyol.

20 Mayıs, yine Antalya Aksu’da Ergün Çevik’e saldırı ve hastanelik.

24 Mayıs Sabahattin Önkibar’a Ankara’da sokak kabadayıları saldırdı. Önkibar’ı çevredeki esnaflar kurtardı.

Yine 24 Mayıs Adana Egemen Gazetesi Kurucusu Hakan Denizli’ye evinin önünde silahlı saldırı.

Bu insanların tümü kamu görevi gören gazetecidir. Önlem alınmalıdır. Candaştır, yandaştır, yoldaştır, yalakadır ama tümü de gazetecidir.

O nedenle korunmalı ve kollanılmalıdır…

 

Önceki Haber

Alanya-Gazipaşa sahil yolu güvenli hale geldi