Şafak Can Hınıslı yazdı: “Beş ilçe, tek soru: İddiname nerede?”

Çağlayan’a her gidişimde önce saate bakarım.

Adliye meydanının saatleri tuhaftır.

Dakikalar ilerler ama zaman bir türlü akmaz.

Bir dosya kapanmaz, bir cümle tamamlanmaz, bir kapı tam açılmaz.

İstanbul dakika dakika mesaisini doldururken Çağlayan sanki öylece bekler.

Bugünlerde beş ayrı ilçeden beş ayrı yol aynı noktada birleşti.

Büyükçekmece’den, Beyoğlu’ndan, Bayrampaşa’dan, Gaziosmanpaşa’dan, Şile’den gelen insanlar…

Beş farklı sahil, beş farklı yokuş, beş farklı sokak.

Hepsi aynı soruyu sormak için yürüdü:

“Zaman neden ilerlemiyor?”

Çünkü ortada yazılmayan bir iddianame varsa, bu sadece bir metnin eksikliğinden kaynaklanmaz.

Belirsizlik uzar.

Bekleyiş büyür.

Ve seçmenin aklındaki soru çoğalır.

Ülkemizde hukuğun yalnızca mahkeme salonlarında konuşulmadığını biliyoruz.

Kahvehanelerde konuşulur.

Otobüs duraklarında konuşulur.

Pazar yerlerinde konuşulur.

“Ne oldu o iş?” diye başlayan cümlelerin içinde konuşulur.

Adaletin kendisi kadar, adaletin zamanı da önemlidir.

Yerel siyaset dediğimiz şey belki çoğu zaman asfalt kalınlığıdır.

Belki kaldırım genişliğidir.

Bir kreşin açılış saatidir.

Ya da bir kent lokantasındaki çorbanın buharıdır.

Ama…

Ama bazen yerel siyaset, asfaltın altındaki zemine dönüşür.

Zemin sağlam mı?

Sistem işliyor mu?

Süreçler şeffaf mı?

Seçilmiş bir belediye başkanının görev yaptığı bir ilçede, aylar boyunca yazılmamış bir iddianame varsa, konu dosya olmaktan çıkmıştır.

Bu vaziyet kamusal hafızada bir boşluk yaratır.

Ve boşluklar tehlikelidir.

Çünkü boşluğu ya bilgi doldurur ya söylenti.

Ya hukuk doldurur ya kanaat.

Toplum, uzun süreli belirsizliği sevmez.

Çünkü belirsizlik güveni aşındırır.

Süreç devam ederken şunu çok iyi anladım:

Hizmet edenle hesaplaşmak belki kolaydır ama hizmeti görmezden gelmek de epey zordur.

Bir park yapılmışsa, o park sabah yürüyen yaşlıların hafızasına kaydolur.

Bir sosyal destek verilmişse, o destek evin mutfağında yer eder.

Bir öğrenci yurdu açılmışsa, o yurt bir annenin duasında durur.

Yerel yönetim dediğin şey, soyut ideolojilerden çok somut hayatlara dokunur.

Tam da bu yüzden, yerel yöneticilerle ilgili hukuki süreçler yalnızca hukuk meselesi olarak kalmaz.

Toplumsal bir algı alanı oluşturur.

Bir yargılama başlayacaksa başlar.

Bir suçlama varsa yazılır.

Bir savunma yapılacaksa yapılır.

Ama bekleyiş uzadığında, şehir susmaz.

Şehir konuşmaya başlar.

Hal böyleyken CHP’nin beş koldan Çağlayan’a yürüyüşü, yalnızca bir siyasi refleksle açıklanamaz. Bu yürüyüş aynı zamanda bir semboldü.

Beş yolun birleşmesi…

Siyaset bazen en çok sembollerle anlatır kendini.

Bir araya gelmek, ortaklaşmak, birlikte yürümek.

Ülkemizin siyasal kültüründe “sokak” hep tartışmalı olmuştur.

Ama sokak, yalnızca slogan değildir.

Sokak; sestir, nabızdır, dayanışmadır.

Sokağın ölçüsü kaç kişi olduğu değil, hangi sorunun sorulduğudur.

Bu yürüyüşte sorulan soru netti:

“Eğer bir iddia varsa, yazılsın. Eğer yoksa, belirsizlik bitsin.”

Bu talep, hukukun kendi mantığı içinde meşrudur.

Masumiyet karinesi yalnızca bir anayasa maddesi değildir;

Toplumsal barışın sigortasıdır.

Demokrasi yalnızca sandık günü kurulmaz.

Demokrasi, süreçlerin adil ve makul sürede işlemesiyle ayakta kalır.

Şehir, beklerken yıpranır.

Toplum, uzayan belirsizlikte yorulur.

Bu yüzden mesele kişilerden ibaret değildir.

Mesele, sistemin ritmidir.

Ritim bozulduğunda, müzik de dağılır.

İstanbul büyük, çok büyük bir şehir.

Bu ülke ve bu şehir çok şey gördü.

Siyasi krizler, istifalar, ekonomik daralmalar, tekrarlanan seçimler, yüksek sesli tartışmalar…

Ama İstanbul’un en büyük gücü her zaman şuydu:

Birlikte yaşama iradesi.

Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey bu.

Ortak akıl.

Ortak akıl, en gürültülü ses değildir.

En makul sestir.

Hukuk hızlanmalı demek bir taraf olmak değildir.

Şeffaflık talep etmek bir ideoloji değildir.

Süreçlerin işlemesini istemek bir slogan değildir.

Bu, kamusal aklın gereğidir.

Çağlayan’da saat hâlâ çalışıyor.

Ama zamanın akması için yalnızca akrep ve yelkovan yetmez.

Gerekli olan şey, netliktir.

Şeffaflıktır.

İstanbul bunu bekliyor.

Büyükçekmece, Beyoğlu, Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa ve Şile bunu bekliyor.

İstanbul, en çok belirsizlikten yoruluyor.

Ve hiçbir şehir, sonsuza kadar beklemek istemez.

Artık İstanbul’u bekletmeyin, artık seçmeni daha fazla üzmeyin…