Erdoğan Toprak'tan haftalık değerlendirme raporu/23 Şubat 2025

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı

HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 23 ŞUBAT 2025

SICAK GÜNDEM      

İktidarın dar ve orta gelirlileri ev sahibi yapmak vaadiyle açıkladığı Kazançlı Yatırım Kampanyası’nda en düşük fiyatlı daireyi almak için; asgari ücretli 26 yıl, emekli 39 yıl hiçbir harcama yapmadan yaşamak zorunda!

RTÜK Başkanının yayın kuruluşlarını maksatlı yorumlar yapmakla itham ederek yaptırım tehdidinde bulunması anayasamızın ‘basın hürdür sansür edilemez’ ilkesinin yok sayılmasıdır!

İÇ POLİTİKA  

Cezaevlerindeki tutuklu-hükümlü sayısına yaklaşan düzeydeki zanlı ve şüphelinin yıllardır yakalanmadan aramızda dolaşması endişe verici bir durumdur!

2024 Yaşam Memnuniyeti Araştırma sonuçları; yaşam memnuniyetsizliğinin arttığını, ‘mutsuz ve çok mutsuz’ olduğunu beyan edenlerin yükseldiğini gösteriyor. İktidar, nüfusun yüzde 50’sinden fazlası mutsuz olan bir Türkiye yarattı!

EKONOMİ     

Emlak piyasasındaki fiyat artışları ve konut fiyatlarındaki yükseliş, Türk vatandaşlarının yurt dışında gayrimenkul alımlarının katlanarak artmasına yol açıyor!

Bütçede ‘Gizli Hizmet Giderleri’ kaleminde yer alan Cumhurbaşkanı Örtülü Ödenek Harcamalarının 2025’in ilk ayında beş kat artması, bütçe giderleri içinde dikkat çekiyor!

Merkez Bankası’nın faiz indirimleri sonrası TL mevduatın ve TL faizinin cazibesini yitirmeye başladığı, dövize yönelişin hızlandığı ve bankalardaki döviz mevduat hesaplarının hızla yükselişe geçtiği gözleniyor!

TARIM           

İktidar ortağı MHP’nin Ramazan öncesi dar gelirli tüketici kesimler için başlattığı ‘Askıda 9 Gülek Buğday’ kampanyası tarımda çöküş, gıda fiyatlarında artış ve gıdaya erişimin geniş kesimler için zorlaştığının ilanıdır!

DIŞ POLİTİKA

Rusya-Ukrayna savaşının sonlandırılması ihtimali yükseldi. ABD Başkanı Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’i diktatör ilan etti. Gelişmeler Türkiye’nin müzakere sürecinin dışında kalacağını gösteriyor!

ABD Başkanı Trump’ın Gazze’yi Filistinlilerden arındırarak devralma, 2 milyon Gazzeli- Filistinliyi Mısır ve Ürdün’e gönderip bölgeyi ‘Ortadoğu’nun Rivierası yapma’ planına karşı harekete geçen Arap ülkeleri, yeni bir çözüm planı hazırlıyor!

İktidarın dar ve orta gelirlilere yönelik ucuz konut kampanyasında en düşük 1+1 daire fiyatı 5 milyon 650 bin, en düşük aylık taksit 61 bin TL. Bir asgari ücretlinin bu daireyi alabilmesi için 26 yıl, en düşük emekli aylığı alan emeklinin ise 39 yıl başka hiçbir harcama yapmaması gerekiyor!

23 yıldır hemen her seçim öncesi ucuz konut kampanyası ya da istihdam seferberliği ile umut istismarı yapan iktidar son olarak dar ve orta gelirlilere yönelik yeni konut kampanyasını duyurdu. Yeni kampanyanın şartlarını Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (Emlak Konut GYO) Genel Müdürü açıkladı.

Bugüne kadar TOKİ tarafindan başlatılan benzer kampanyalarda peşinatlarını yatırıp, taksitlerini ödeyenler evlerini alamadıkları gibi, enflasyon bahanesiyle yapılan fiyat ve taksit güncellemeleri sonrasında olmayan evleri alabilme umutları da tükendi.

2022’de açıklanan ve iki yıl içinde 250 bin konut, 150 bin iş yerinin teslim edileceğini vaat eden ‘İlk Evim, İlk İş Yerim’ kampanyasıyla binlerce kişiden milyarlarca lira başvuru parası alındı. Peşinatlar toplandı. Bu yıl teslim edilmesi gereken 250 bin konut ortada yok. 6 Şubat depreminde vaat edilen konutların ise 2 yılda üçte biri teslim edilebildi.

Şimdi ilan edilen ‘dar ve orta gelirliye ucuz konut’ kampanyasındaki konut fiyatları, taksit tutarları ve ödeme koşulları dar ve orta gelirliye değil, yüksek gelir sahiplerine ve zenginlere yönelik. Asgari ücret, memur ve emekli maaşları ortada dururken, kampanyadaki en düşük aylık taksit üç asgari ücretin toplamına eşit.

Kampanyada ‘ev sahibi olmama’ şartının aranmayacağ˘ının açıklanması, asıl amacın üst ğelir ğruplarına uyğun koşullarla konut yatırımı imkanı sunmak olduğ˘unu ğösteriyor. Kampanya isminin ‘Kazançlı Yatırım Kampanyası’ olması da bunu teyit ediyor.

81 ilde Emlak Konut GYO tarafindan yürütülen 25 projeyi kapsayan kampanyada en düşük 1+1 daire fiyatı 5 milyon 650 bin TL’den başlıyor. Kazançlı Yatırım Kampanyası’nda en ucuz daire için 120 ay (10 yıl) vade seçeneğine göre ödenecek en düşük taksit tutarı 61 bin 698 TL. Konut bedelinin yüzde 80’ine kadar kredi kullandırılırken yüzde 20 peşinat isteniyor. En düşük tutarlı 5 milyon 650 bin liralık 1+1 daire için ödenmesi gereken peşinat 1 milyon 130 bin TL, kullanılacak kredi 4 milyon 520 bin TL. 60 ay vadeli kredinin aylık taksiti ise 157 bin TL.

Kampanyada 1+1 daire için 120 ay vadedeki 61 bin liralık en düşük taksit tutarı; yılbaşında 42 bin lira olan en düşük memur maaşının 1,3 katı, 22 bin 104 TL’lik asgari ücretin yaklaşık 3 katı, 14 bin 460 TL olan en düşük emekli aylığının 4,2 katı.

İktidar kontenjanından seçilen RTÜK Başkanı tarafından medya organlarına yönelik olarak resmi sosyal medya hesabından paylaşılan ‘uyarı’ mesajında, televizyon kanallarının ana haber ve haber bültenlerinde karamsarlık ve endişe yayıldığı öne sürülerek en üst sınırdan ceza uygulanacağı duyuruldu!

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı, ‘haberlerde ülkede olumlu olaylar yaşanmadığı algısı yaratılıp vatandaşların karamsarlığa ve yalnızlığa düşürülmek istendiğini’ öne sürerek RTÜK uzmanlarının radyo ve televizyonların haber bültenlerine inceleme başlattıklarını ifade etti. RTÜK Başkanının medya kuruluşlarına adeta ‘sadece olumlu haberleri ve iktidarın icraatlarını haber verin’ talimatı vermesi, sunucuları ‘maksatlı yorumlar yapmakla’ itham etmesi ve yaptırım tehdidinde bulunması anayasamızın ‘basın hürdür sansür edilemez’ ilkesinin yok sayılmasıdır. RTÜK Başkanı, RTÜK yasasının kendilerine verdiği denetim yetkisinin kullanılacağını vurgularken, bu yetkilerin sınırının da yine anayasa tarafindan çizildiğini, medyaya sansür, yasak, baskı uygulanamayacağını görmek istemiyor.

Öncelikle medya organlarının ve gazetecilerin görevi iktidarı övmek değildir. Habercilerin sorumluluğu halkın haber almasını, gerçeklerden ve gelişmelerden haberdar olmasını sağlamaktır. Bir ülkede yanlış giden, toplumun geneli aleyhine yaşanan gelişmelerden insanları haberdar ederek o yanlışların giderilmesine, düzeltilmesine, buna sebep olan yetkililerin ve sorumluların kamuoyuna duyurularak görev ihmallerinin açığa çıkarılmasına olanak sağlamaktır. Gazetecinin asli görevi kötünün, yanlışın, haksızlık ve hukuksuzluğun peşine düşmektir. Ülkeyi yönetenlerin icraatlarındaki aksaklık, eksiklik, usulsüzlük, hukuksuzlukların ortaya çıkarılıp kamuoyuna duyurulması, toplum adına iktidarın gözetim ve denetimi haberciliğin temelidir. Demokratik ülkelerde medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra ‘dördüncü kuvvet’ olarak nitelendirilmesinin altında bu gerçek yatmaktadır.

Kamu yayıncılığ˘ı yapmakla ğörevli olan, yasasına ğöre halka tarafsız haber sunması ğereken TRT’nin tek yanlı şekilde iktidarın propağanda aracına dönüştürüldüğ˘ü apaçık ortada iken RTÜK Başkanı tüm medyanın TRT’leşmesini istemektedir.

RTÜK Başkanının haberlerde ‘maksatlı yorumlara yer verilmemesi’ uyarısı başlı başına bir müdahale ve sansür girişimidir. Herkesin tek tip düşünceye sahip olması, farklı bir düşünce ya da yorumun dile getirilmesinin menedilmesi ancak anti demokratik baskı rejimlerde görülecek bir uygulamadır.

Belediye Başkanları, gazeteciler, siyasetçiler, sanatçılar, iş insanları seher baskınlarıyla anında evinden, işyerinden alınırken yüzbinlerce suçlunun yıllarca toplum içinde suça devam etmesi adalet ve güvenlik zafiyetinin göstergesidir!

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya resmi sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda; 1 Ocak-31 Aralık 2024 tarihleri arasında haklarında mahkemelerce arama, yakalama, gözaltı vb. kararları verilen ancak toplum içinde rahatça dolaşmaya devam eden 197 bin 940 zanlı ve şüphelinin yakalandığını açıkladı. Bakan Yerlikaya’nın ‘Adaletten kaçanı eninde sonunda yakalarız. Bizden kaçış yok’ sözleriyle yaptığı paylaşıma göre geçen yıl boyunca;

5 yıldan bu yana aranan 195 bin 970 zanlı

5-10 yıldır aranan 1249 zanlı

10 yıldan fazla süredir aranan 901 zanlı olmak üzere 197 bin 940 zanlı veya şüpheli yakalandı.

Türkiye, 2024 sonu itibarıyla cezaevlerinin toplam kapasitesini aşan 350 bin kişiyle nüfusa göre tutuklu ve hükümlü sayısında Avrupa’da birinci, dünyada ABD ve Brezilya’nın ardından üçüncü sırada. Geçen yıl tutuklanan ya da hüküm giyenlerin dışında yıllardır hakkında arama veya yakalama kararı olan yaklaşık 198 bin kişinin daha yakalanmış olması bir yanıyla başarılı ve olumlu bir gelişme olarak görülse de aslında ciddi bir adli ve kolluk zafiyetini göstermektedir. Neredeyse 200 bine varan suç zanlısı ya da şüphelisinin haklarındaki mahkeme kararlarına rağmen, 5 yıl, 10 yıl hatta daha fazla süreden bu yana ceza almadan, yakalanmadan toplum içinde rahatlıkla dolaşabilmesi hayati bir güvenlik tehdidi olduğu kadar ağır bir ihmal ve güvenlik açığıdır.

İçişleri Bakanının paylaşımında ‘bizden kaçış yok’ denilerek Karabük’te 10 yıldır aranan hakkında toplam 59 ayrı suçtan arama kaydı ve kesinleşmiş 48 yıl 6 ay hapis cezası bulunan bir kişinin yakalanmasıyla övünülüyor.

Adaletten kaçarak, suç işlemeye devam eden bir kişinin 10 yıldır yakalanamaması övünülecek bir şey değil aksine ağır görev ihmalidir. 10 yıl önce bir çocuğa cinsel istismarda bulunarak çocuğa ve ailesine travmalar yaşatan bir kişinin yıllarca yakalanamaması, bu süreçte yeni istismarları sürdürmenin yanında ekstradan dolandırıcılık suçu işlemesi, adalet ve emniyet sisteminin toplum güvenliğini sağlamada, suçluları yakalama ve cezalandırmadaki yetersizliğini sergilemektedir. Organize suç örgütlerinin her köşe başında mantar gibi çoğalması, suç örgütlerine mensup olma, motorize tetikçilik, uyuşturucu satıcılığı, torbacılık vb. suç yaşının çocuklara kadar inmesine rağmen zanlıların ortalıkta dolaşabilmesi bu tablonun sonucudur.

2024 Yaşam Memnuniyeti Araştırma sonuçları; yaşam memnuniyetsizliğinin arttığını, ‘mutsuz ve çok mutsuz’ olduğunu beyan edenlerin yükseldiğini gösteriyor. Son 20 yılda mutlu olduğunu belirtenler 10 puan azalarak yüzde 49’a indi. İktidar, nüfusun yüzde 50’sinden fazlası mutsuz olan bir Türkiye yarattı!

2024 Yaşam Memnuniyeti Araştırması Türkiye’nin hızla ‘mutsuz insanlar ülkesi’ olma yolunda ilerlediğini ortaya çıkarttı. Toplumdaki mutsuzluk, bıkkınlık, kaygı ve endişe belirgin şekilde yükselirken, iktidarın aldığı kararlar, yürürlüğe koyduğu politikalarla eğitim ve adalet sisteminden memnuniyetsizlik ilk sıralara yükseliyor.

Ankete katılanlar arasında toplum genelinde ‘mutlu’ olduğunu söyleyenler azalıyor. 23 yıldan bu yana iktidarda olan AKP dönemindeki yaşam memnuniyeti verileri her yıl geriye gidiyor. Mutlu olanların toplumsal dağılımdaki payı 2024 yılında 2023’e göre 3,1 puan düşüşle yüzde 52,7’den yüzde 49,6’ya geriledi.

Bu orana tersinden bakıldığ˘ında ortaya çıkan ğerçek, ülke nüfusunun yüzde 51’i mutsuz ya da çok mutsuz!

Yaş gruplarında mutluluk düzeyi 18-24 yaştan 65 yaş ve üzerine kadar, gencinden yaşlısına hemen tüm yaş gruplarında azalırken, en sert düşüş 45-54 arası orta yaş grubunda görülüyor. AKP iktidara geldiğinde 25-35 arası yaş grubunda olan bu kesimin mutluluk düzeyi 7,1 puan birden gerileyerek yüzde 53,6’dan, yüzde 46,5’a inmiş durumda. Diğer deyişle bu yaş grubunun yaklaşık yüzde 60’ı ‘mutsuz-çok mutsuz’ olduğunu beyan etmiş. Yine 35-44 yaş arasındakiler 6 puanlık mutluluk kaybıyla en sert düşüşü yaşayan yaş grubu. Veriler, AKP iktidara geldiğinde 20’li yaşlarda olan bu gruptakilerin 23 yıllık tek parti iktidarında mutluluğu artık hayal olarak gördüklerini gösteriyor.

2024 araştırmasında toplumda mutluluk kaynağı olarak görülen unsurların başında yüzde 72 ile aile ve çocuklar yer alıyor. Mutluluğu engelleyen sorunların ilk sırasında ekonomik sorunlar, hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, gelecek kaygısı, eğitim sisteminden memnuniyetsizlik, vb. başlıklar geliyor. Hayat pahalılığı, ekonomik sıkıntılar yüzde 29,2 oranıyla ilk sıraya yükselmiş. İkinci sırada eğitim, üçüncü sırada yoksulluk yer alıyor. Hayat pahalılığı ve ekonomik sıkıntılar, eğitim sisteminden memnuniyetsizlik ve yoksulluğun hemen ardından adalet ve hukuk sistemindeki bozulma, çürüme, tahribat geliyor. Bu da yargı ve hukuk sisteminin adil olmadığı, iktidarın ‘yargı reformu’ söylemlerinin aksine ‘hukuk devleti ve yargının bağımsız ve tarafsız şekilde işlemediği’ algısının temel sorunlar arasında ilk sıralara yükseldiğini sergiliyor. Bunların yanı sıra kamu hizmetlerinden memnuniyetsizlik açısından sağlık hizmetleri de ilk sıraya yükselmiş!

Türk vatandaşlarının yurt dışındaki gayrimenkul alımları 2024 yılında 2,2 milyar dolara ulaşırken yabancıların Türkiye’deki konut alımları düşüşe geçti. Yurt dışı gayrimenkul alımlarının yaklaşık 10 kat artması, yabancı ülkede konut sahibi olmanın daha ucuz ve cazip olmasından kaynaklanıyor.

15-20 milyon lirası olan bir Türk vatandaşı için Türkiye’de ortalama bir semtte ortalama ya da ikinci el bir konut almak yerine, bu tutarın karşılığı olan 500 bin dolara Yunanistan, İspanya gibi bir AB ülkesinde konut almak ve karşılığında 5 yıllık pasaport ve oturum iznine sahip olmak tercihi öne çıkmaya başladı. Yunanistan’da 400 bin euro olan gayrimenkul alımı karşılığında ‘altın vize’ uygulaması, komşu ülkeyi Türk vatandaşları için çekici kılıyor.

İpotekli konut alımlarında konut kredisi faizlerinin yükselmesi kredi taksitlerini dar ve orta gelirli gruplar için ödenmesi olanaksız tutarlara yükseltince yurtiçi emlak piyasası durgunluğa sürüklendi. 2023 ve 2024’te yurt dışı gayrimenkul alımlarının hızlanması, Merkez Bankası verilerine de yansıdı. Resmi rakamlara göre son iki yılda yabancı ülkelerde konut alımları için yapılan döviz transferleri 5 milyar dolara yükseldi. 2023 yılında 1,8 milyar dolar olan yurt dışı gayrimenkul alımları tutarı 2024 yılsonunda ise 2,2 milyar dolara çıktı. Önceki yıllarda Türk vatandaşlarının yurt dışında gayrimenkul alımı yönünde fazla tercihleri olmadığı için döviz transferleri de kayda değer tutarlarda değildi. Yurt dışı gayrimenkul alımlarının 2017’de hızlanması nedeniyle Merkez Bankası verileri de 2017’den itibaren yayınlanıyor. Önceki yıllarda 200-300 milyon dolar düzeyindeki gayrimenkul amaçlı döviz transferleri son iki yılda 10 kata yaklaşan hızda artış gösteriyor.

Buna karşılık iktidarın yabancılara gayrimenkul alımı karşılığı T.C. vatandaşlığı limitinin 1 milyon dolardan başlatılmasına karşılık 2018’de 250 bin dolara düşürülmesi, emlak piyasasının yabancı alıcılarla hareketlenmesine olanak sağladı. Ortadoğu ve Körfez ülkeleriyle savaşın yaşandığı Rusya, Ukrayna vatandaşları Türkiye’de yaygın şekilde konut ve gayrimenkul alımı gerçekleştiriyor. 2022’de konut alımı karşılığı vatandaşlık limiti 400 bin dolara yükseltildi. Döviz kurlarının baskılanması, Türk vatandaşları için erişilmez düzeylere yükselen konut fiyatları buna rağmen yabancılar açısından daha ucuz kaldı.

2022’de yabancıların gayrimenkul alımları 6,3 milyar dolarla bugüne kadarki en yüksek tutara ulaştı. Konut fiyatlarının olağanüstü düzeylerde artması yabancı alımlarında da yavaşlamaya neden olunca satışlar 2023’te 3,6 milyar dolara, 2024 yılında 2,8 milyar dolara geriledi. Buna karşılık Türk vatandaşlarının yurt dışı gayrimenkul alımlarının hızlanması, yabancıların Türkiye’deki alımlarının yavaşlaması Türk vatandaşlarının yurt dışı alımlarıyla yabancılara Türkiye’de konut satışlarını başa baş noktaya getirdi.

2025 bütçesi daha yılın ilk ayında 139,2 milyar TL açık verdi. Ocak ayında; faiz ödemeleri 163 milyar TL tutarında gerçekleşirken, Cumhurbaşkanı örtülü ödenek harcamaları 1,5 milyar lirayı aşarak beş katın üzerinde arttı. Vergi, harç ve ÖTV zamlarıyla vergi gelirleri yüzde 53,3 artış gösterdi!

2024’te 2,1 trilyon TL açık veren merkezi yönetim bütçesi, 2025 yılının ocak ayında 917 milyar TL gelire karşılık 1 trilyon 56 milyar lira olan bütçe harcamaları sonrası bir ayda 139 milyar 259 milyon TL açık verdi. 1 Ocak’tan itibaren Yeniden Değerleme Oranına (YDO) endeksli olarak artırılan vergi, ceza, harçlar ve ÖTV artışları sayesinde ocak ayı vergi gelirleri yüzde 53,3 arttı. Buna rağmen 2025’in ilk ayında bütçe açığı verilmesi, iktidarın tasarruf söylemlerinin tutarsızlığını ve kamu harcamalarının artarak sürdüğünü gösteriyor. Ocak ayında sadece KDV ve ÖTV’nin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 52,22 olurken, Dijital Hizmet Vergisi, Şans Oyunları Vergisi, Özel İletişim Vergisi vb. diğer vergilerle birlikte dolaylı vergilerin gelirler içindeki toplam payı yüzde 69,54’e yükseliyor. Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi gibi doğrudan kazanç ve gelir üzerinden kesilen dolaysız vergilerin vergi gelirleri içindeki payı yüzde 30,46 oranında gerçekleşti. Ücretlilerden kesilen gelir vergisinin payı yüzde 99 oldu.

Ocak ayı rakamlarına göre 14 trilyon 731 milyar TL tutarında bağlanan 2025 bütçesindeki ödeneklerin yüzde 7,2’si yılın ilk ayında harcandı. Ocak ayındaki vergi gelirleri, yılbaşında yürürlüğe konulan vergi zamları sayesinde 793 milyar TL tutarında gerçekleşti. Bütçe giderlerindeki artış yüzde 37,6 artışla 1 trilyon 56 milyar 342 milyon liraya yükseldi. Ocakta sadece bir aylık faiz gideri 163 milyar 18 milyon oldu. Ocak ayındaki faiz harcaması tek başına bir aylık bütçe giderlerinin yüzde 15,4’ünü oluşturdu. 2025 bütçesinde faiz giderlerine ayrılan ödenek tutarı 1 trilyon 950 milyar TL. Bir yıllık faiz ödeneğinin yaklaşık yüzde 10’u daha ilk yılın ilk ayında harcandı.

Aylık bütçe giderleri içindeki personel giderlerinin payı geçen yıla göre yüzde 38 artış gösterdi. Ocakta devletin mal ve hizmet alımları yüzde 71,3 artışla 46,3 milyar TL’ye ulaştı. Devletin yatırım harcaması olarak KİT’lere sermaye gideri ve kamu kurumlarına sermaye transferi şeklinde yaptığı toplam harcama tutarı ise ocak ayında geçen yıla kıyasla yüzde 57,7 artarak 28,9 milyar TL tutarında gerçekleşti. Bütçede ‘Gizli Hizmet Giderleri’ kaleminde yer alan Cumhurbaşkanı Örtülü Ödenek Harcamalarının yılın ilk ayında beş kat artması bütçe giderleri içinde dikkat çekiyor. 2024 yılının ocak ayında 285 milyon TL olan Gizli Hizmet Giderleri tutarı, bu yılın ocak ayında 1 milyar 563 milyon liraya yükseldi.

Örtülü ödenekteki harcamanın hızlı yükselişi bu kalemdeki ödeneklerin yılın ilk birkaç ayında tüketileceğ˘ini ve ek ödenek aktarılacağ˘ını işaret ediyor.

Türk vatandaşlarının bankalardaki döviz mevduatları yükselişe geçerek 170 milyar doları aştı. KKM’den (Kur Korumalı Mevduat) çözülen mevduat yeniden dövize yöneliyor. Baskılanan kurların dövize talebi artırdığı görülüyor!

2021’de faiz indirimi politikasına geçerek enflasyon ve kurlarda olağanüstü artışlara yol açan iktidar ve ekonomi yönetimi kurları kontrol edemeyince KKM hesabı formülünü devreye sokarak kur artışlarını dizginlemeye çalıştı. 2022 başından bu yana gerçek ve tüzel kişilerin açtığı KKM hesaplarına kur garantisi ve faiz getirisi üzerinden aktarılan vergisiz kazançlar 2 trilyon lirayı aştı. Geçen yıl Merkez Bankası’nın (MB) ödediği kur garantisi bedeli 900 milyar TL’yi bulurken, banka bilançosu olağanüstü yüksek zararla kapandı. KKM’nin ülke ekonomisi, hazinesi ve MB’ye çok ağır bedeller yükleyeceği, elinde döviz bulunan bir avuç kişiyi ve şirketi ihya edeceği gündeme getirilmesine karşılık iktidar bu uyarıları dikkate almadı. 2023 Haziran’ında ekonomi ve MB yönetiminde değişikliğe gidilirken Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek rasyonel politikalara geçileceğini ilan edip KKM’den çıkış stratejisini ve yüksek faiz politikasını yürürlüğe koydu. KKM’den hızlı çıkışın yeniden dövize talebi artırması, kur artışlarının kontrolden çıkması olasılığının yarattığı riskler nedeniyle aşamalı çıkış uygulandı. KKM’ye verilen kur garantisi, vergisiz faiz kazancı güvencesiyle yaklaşık 2 yıldan bu yana baskılanan kurlar, döviz mevduat hesaplarında düşüşe olanak sağladı. Ancak KKM’den çıkış stratejisiyle kur garantisi ve faiz kazancının azalması, faiz gelirlerine stopaj kesintisi başlatılması KKM’nin cazibesini azaltınca çıkış hızlandı. MB, 2025 sonunda KKM’ye son verileceğini duyurdu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) 14 Şubat haftası itibarıyla yayınladığı verilere göre KKM hesapları toplamı 966 milyar TL’den 916 milyar TL’ye gerileyerek bir haftada 50 milyar TL azaldı. MB’nin faiz indirimleri sonrası TL mevduatın ve TL faizinin cazibesini yitirmeye başladığı, dövize yönelişin hızlandığı ve bankalardaki döviz mevduat hesaplarının hızla yükselişe geçtiği gözleniyor.

Merkez Bankası’nın 14 Şubat Haftası Bankacılık verilerine göre yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı bir önceki haftaya göre 1 milyar 597 milyon dolar artarak 170 milyar 353 milyon dolara yükseldi. Yurt içi yerleşiklerin bir hafta önceki döviz mevduatları toplam tutarı 168 milyar 756 milyon dolardı. Hem gerçek hem de tüzel kişilerin döviz mevduatlarının eş zamanlı olarak artışa geçmesi döviz talebinin yükseldiğini, KKM’den çözülen paraların tekrar dövize yöneldiğini gösteriyor. Yaklaşık 2 yıldan bu yana döviz kurları baskı nedeniyle hemen hemen sabitlenmişti.

Ocak ayında Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) enflasyon artışı yüzde 2,74 oranında gerçekleşti. Üretici fiyatlarındaki enflasyon artışı 12 aylık ortalamalara göre yüzde 45’i aştı. Bu tablo gıda fiyatlarındaki enflasyonun yükselmeye devam edeceğini göstermektedir.

Tarım-ÜFE’de 12 aylık ortalama enflasyonun yüzde 45’i aşması üretim maliyetlerindeki yükselişin hız kesmediği, gıda fiyatlarında zamların süreceği anlamına geliyor. Yaklaşan Ramazan gerekçesiyle gıda fiyatlarının zamlanmaması için üreticiler, toptancılar ve market zincirleri üzerinde denetim ve para cezası baskılarını artıran iktidar, bir yandan da ‘Fahiş Fiyat İhbar Hattı’ başlatarak tüketici ihbarlarıyla fiyatları kontrole almaya çalışıyor. Ancak ocak ayında TÜİK’in aylık resmi enflasyonunun yüzde 5,03 oranında gerçekleşmesi ekonomik gerçekleri göz ardı ederek fiyatları sadece yaptırım, denetim, para cezası ile düşürmenin olanaksızlığını ortaya koydu. Üretici, ülke genelindeki enflasyonun yanı sıra tarlasını ekerken, bağına bahçesine yeni sezon için fidan dikerken kullanmak zorunda olduğu ilaç, tohum, gübre, sulama fiyatlarına gelen zamlardan etkileniyor. Bu maliyet artışlarını ürün fiyatına yansıtmak zorunda kalıyor.

Türkiye Fırıncılar Federasyonu, ülke genelinde Ramazan pidesi fiyatına asgari yüzde 35 zam yapılması, 250 gramlık pidenin 20 liradan satılmasını kararlaştırdı. Asgari ücretin yüzde 30, memur maaşlarının yüzde 11,54, SSK emekli aylıklarının yüzde 15,75 zamlandığı göz önünde tutulduğunda sadece pide fiyatına yapılan yüzde 35 oranındaki zam bile Tarım-ÜFE’de 12 aydaki ortalama yüzde 45,05 enflasyon artışının 10 puan altında kalıyor. Bu koşullarda üreticilerin bu maliyeti ürün fiyatlarına yansıtması kaçınılmaz. Kaldı ki Tarım-ÜFE’nin alt kalemlerine bakıldığında orman ürünleri, su ürünleri, balıkçılık, uzun ömürlü bitkiler ve sebzeler, üretimi destekleyici hizmetler gibi alanlardaki maliyeti etkileyen aylık enflasyon artışı yüzde 4,61 ile yüzde 12,28 arasında ve ocak ayındaki yüzde 2,74’lük ortalama Tarım-ÜFE artışının 3-6 kat üzerinde.

İktidar ortağı MHP’nin Ramazan öncesi dar gelirli tüketici kesimler için başlattığı ‘Askıda 9 Gülek Buğday’ kampanyası tarımda çöküş, gıda fiyatlarında artış ve gıdaya erişimin geniş kesimler için zorlaştığının ilanıdır. Kampanya ile çiftçiden 9 Gülek (yaklaşık 288 kilo) buğdayı bedelsiz bağışlaması isteniyor. Bu buğdayla üretilecek un, ekmek, pide vb. gıdaların dar gelirlilere dağıtılması öngörülüyor. Kampanya açıklamasında, ‘Çiftçilerimizin faaliyetleri esnasında önemli tarımsal girdilerin maliyetlerinden kaynaklı bazı sıkıntılar yaşandığı bilinmektedir. Bu sıkıntıların giderilmesi, öncelikle tarım politikalarını yürüten kurum ve kuruluşların sorumluluğudur’ denilerek yanlış tarım politikalarının sorumlusunun Cumhurbaşkanı ve AKP olduğu vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşının sonlandırılması ihtimali yükseldi. ABD-Rusya arasında Riyad’taki görüşmeler olumlu geçti. Trump-Putin görüşmesi için ilerleme sağlanırken, ABD Başkanı Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’i diktatör ilan etti. Rus medyası, iktidarın müzakerelere ev sahipliği çağrısına Putin’in sıcak bakmadığını belirtiyor!

Rusya ile Ukrayna arasında üçüncü yılına giren savaşın yakın dönemde sona erme ihtimali yükseldi. ABD Başkanı Trump’ın Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’i ‘diktatör’ diye nitelendirmesi, Ukrayna’ya karşı tavrını sertleştirmesi ABD’nin Rusya ile büyük ölçüde anlaşmaya vardığını gösteriyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov başkanlığındaki ABD ve Rus heyetlerinin Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bir araya geldiği toplantılardan sonra görüşmelerin çok olumlu geçtiği açıklandı. Heyetlerin; Rusya'nın Kırım dahil, işgal ettiği topraklardan çekilmemesi, Ukrayna'nın NATO’ya üyelik sürecinin sonlandırılması, ABD'nin Avrupa'dan asker çekmesi vb. başlıklarda anlaşmaya varıldığı duyuruldu. Bunlar tamamıyla Rusya’nın taleplerini karşılayan hatta daha ileri aşamaya taşıyan maddeler.

Riyad toplantısına savaşın tarafi olan Ukrayna’nın çağrılmaması, ABD’nin süreci tamamıyla Rusya ile yürüteceğini gösterdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Riyad toplantılarıyla eş zamanlı olarak Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’i eşi ve resmi heyetle Ankara’ya davet etmesi ABD ve Rusya’ya mesaj olarak nitelendirilse de işaretler Türkiye’nin de müzakere sürecinin dışında kalacağını gösteriyor.

ABD ve Rusya’nın ateşkes ve barış müzakerelerini ikili şekilde sürdürmesi siyasi-askeri ve ekonomik pazarlıkların Trump ve Putin arasında yürütüldüğünü gösteriyor. Trump’ın Ukrayna’ya destek için şart koştuğu nadir metal maden sahalarının ABD’ye devredilmesini içeren anlaşmanın Zelenskiy tarafindan ‘sömürge anlaşması’ denilerek son anda reddedilmesi, Trump’ın Ukrayna’ya tavrını sertleştirdi. ABD Başkanı, savaşı Ukrayna’nın başlattığını öne sürerken, Zelenskiy derhal masaya oturup Rusya ile anlaşmadığı takdirde Ukrayna’nın tamamını kaybedebileceğini söyledi. Ukrayna’nın elinde hiçbir koz olmadığını savunan Trump, Putin’in elinde Ukrayna’nın tamamını ele geçirebilecek imkan olduğu halde bunu kullanmayarak Avrupa’yı ve dünyayı kurtardığını ifade etti. Savaşta Ukrayna’ya mali ve askeri destek sağlayan Almanya, Fransa gibi Avrupa ülkeleri ve AB sürecin dışına itilmiş durumda. AB’nin müzakerelerde yer alma talebi ABD tarafindan duymazlıktan geliniyor. Putin, Zelenskiy’in görev süresi dolduğu halde seçim yapmadığını, bu yüzden de Ukrayna’nın meşru temsilcisi olmadığını belirterek müzakere masasına oturmayacağını daha önce ilan etmişti. Şimdi Trump’ın da Zelenskiy’in meşruiyetini gündeme getirerek ‘seçim yapmamış diktatör’ demesi, ABD-Rusya yakınlaşmasının bir başka göstergesi.

Gazze’deki ateşkes anlaşması çerçevesinde İsrailli rehinelerle Filistinli tutukluların takas süreci tamamlandı. Bundan sonrası için ateşkesin sürüp sürmeyeceği belirsizliğini korurken, Gazze’de yeni yönetim modeli, siyasi müzakerelerin hangi koşullarda yürütüleceğine dönük girişimler devam ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’yi Filistinlilerden arındırarak devralma, 2 milyon Gazzeli-Filistinliyi Mısır ve Ürdün’e gönderip bölgeyi ‘Ortadoğu’nun Rivierası yapma’ planına karşı harekete geçen Arap ülkeleri yeni bir çözüm planı hazırlıyor. Trump’ın Gazze’yi devralma planına İsrail dışında hemen tüm dünya ve bölge ülkeleri karşı çıkıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Güneydoğu Asya ziyaretinde ABD planına kesinlikle karşı olduklarını, Filistin davasından ve iki devletli çözümden vazgeçmeyeceklerini açıkladı.

Özellikle Başkan Trump’ın Gazzelileri göndermeyi hedeflediği Mısır ve Ürdün, ABD planına karşı Arap Planı için Arap Ülkeleri Birliği başta olmak üzere yoğun bir hazırlık ve temas trafiği başlattı. İki ülke Gazze’nin Filistinlilerden arındırılıp Mısır ve Ürdün’e yerleştirilmesini kabul etmediklerini duyurdular. Suudi Arabistan’ın da destek verdiği plana petrol zengini diğer Körfez ülkelerinin ılımlı baktığı vurgulanıyor.

Ürdün Kralı II. Abdullah’ın Beyaz Saray’daki görüşmede Trump’ın Gazze’yi devralma planının bölgede radikal İslamcı hareketleri, şiddet ve terör eylemlerini artıracağını, ABD ve diğer batılı ülkelere cihatçı saldırıların gündeme gelebileceğini, bölgedeki ABD ve batı yanlısı ülkelerin hedef alınmasının ciddi sıkıntı yaratacağını ilettiği belirtiliyor. Trump’ın Ürdün Kralının çekincelerinden ikna olduğu, Arap ülkelerince hazırlanacak çözüm planını bekleyeceği vurgulanıyor. Ürdün, Mısır, Suudi Arabistan öncülüğünde Arap Birliği temsilcilerinin katılımıyla oluşturulan heyetlerce ‘Gazze İçin Arap Çözüm Planı’ hazırlanıyor. Plan, Mısır’ın başkenti Kahire’de 4 Mart’taki Arap Ülkeleri Liderler Zirvesi’nde duyurulacak. Arap medyasına sızan plana göre;

Petrol zenğini Körfez ülkeleri öncülüğ˘ ünde, 25 milyar dolarlık ‘Gazze İ˙mar ve İ˙nşa Fonu’ oluşturulacak. Fonun finansmanıyla 3 yıl süreli imar faaliyetlerinde Gazze’deki Filistinlilere 3-4 bölğede yeni yerleşim alanları oluşturulacak. Gazze’nin inşa sürecini Mısır ve Ürdün firmalarının üstlenmesi önğörülüyor.

Gazze’nin yönetimi Hamas ve El Fetih’in dışarıda tutulacağ˘ ı, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve Katar temsilcilerinin ğözlemci olacağ˘ ı Filistin Ulusal Komitesi tarafından üstlenilecek.

Gazze’nin ğüvenliğ˘ i için Hamas ve El Fetih üyesi milisler dışındaki Filistinlilerden bir polis ğücü oluşturulması, Mısır ve Ürdün başta olmak üzere diğ˘ er Arap ülkelerinden asker ve polislerin ğözlemci olarak ğörev alması planlanıyor.

Hazırlanan planda ne imar, inşa faaliyetleri, fon oluşumu, ğüvenlik ğücü ve ğözlemciler ne de Gazze’nin yönetim planlamasında Türkiye’ye yer verilmiyor. İ˙srail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar son açıklamalarında Türkiye’yi İ˙ran’la iş birliğ˘i  yaparak Hizbullah’ı yeniden diriltmeye çalışmakla suçlarken, iktidarın Hamas ile  yakın ilişkilerinin de Gazze planlarındaki dışlanmada etkili olduğu anlaşılıyor!