414 sanıklı dev davanın 26. celsesi bugün Silivri’de başladı...
Erdoğan Toprak'tan haftalık değerlendirme raporu/2 Mart 2025
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU
02 MART 2025
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
SICAK GÜNDEM
- İmralı’dan yapılan çağrı kamuoyuna açıklandı. PKK, silah bıraktığını ancak Öcalan’ın PKK kongresine katılıp fesih sürecini yönetmesini, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını istedi.
- Ülkemizdeki en kitlesel sporların başında gelen futbolda da ithal yabancı hakem sürecine girilmesi ve bunun bir çözüm olarak görülmesi, ülke sporu ve spora gönül veren milyonlarca taraftar adına üzücüdür!
İÇ POLİTİKA
- Kısmi af niteliğindeki 10’uncu Yargı Paketi ile cezaların infazında değişikliğe gidilerek yaklaşık 100 bin dolayında tutuklu ve hükümlünün salınması öngörülüyor.
- Kamu ve özel sektörde çalışan yüz binlerce işçinin toplu sözleşmeleri bu yıl yenilenecek. İki yıl süreli yeni toplu sözleşme için ilk 6 ayda yüzde 50 zam talep
EKONOMİ
- Yüzde 3,2 oranındaki 2024 büyüme hızı OVP’deki yüzde 3,5 büyüme hedefinin altında kaldı. Enflasyon gibi büyüme hızı hedefi de tutmadı!
- Baskılanan kur politikasıyla artış hızı yavaşlayan ihracata karşılık tüm kısıtlama ve kota uygulamalarına rağmen ithalat yeniden yükselişe geçti. Ocakta aylık dış ticaret açığı, 7,5 milyar dolar tutarında gerçekleşti!
- Merkez Bankası’nın yılsonu enflasyon hedefini 3 puan yükseltmesiyle son 6 ayda enflasyon hedefindeki değişiklikler 10 puana ulaşırken hanelerin enflasyon beklentisi katlanarak artıyor!
TARIM
- AB Tarım ve Gıda Vizyonu Belgesi; tarımın en hayati stratejik sektör olarak öne çıkarılmasını, AB bütçesinden aktarılacak mali kaynakların artırılmasını, toprak ve su politikalarının tamamıyla üreticiler lehine düzenlenmesini öngörüyor.
DIŞ POLİTİKA
- Suriye’deki son yaşanan gelişmeler ülkenin etnik ve mezhepsel özerk federasyonlara bölünmesi ihtimalini artırıyor!
- Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırma girişimlerinde ABD-Rusya resmi heyetleri İstanbul’da bir araya geldi. Başkan Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy arasında yaşanan sert tartışmalar sonrası barış ve ateşkes süreci sıkıntıya girdi!
İmralı’dan yapılan çağrı kamuoyuna açıklandı. PKK, silah bıraktığını ancak Öcalan’ın PKK kongresine katılıp fesih sürecini yönetmesini, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını istedi. Eski Başbakan Binali Yıldırım’ın Anayasa’dan Türklüğün çıkarılmasını gündeme getirmesi farklı pazarlıkların işaretidir!
Geçen ekim ayında Abdullah Öcalan’a yönelik çağrıyla başlatılan yeni çözüm sürecinde İmralı’dan beklenen silah bırakma, ateşkes, terörü sonlandırma ve PKK’nın kendisini feshetmesi çağrısı 27 Şubat’ta kamuoyuna açıklandı. Çağrının akabinde Kandil’den silah bırakma ve ateşkes kararı alındığı, kendilerine yönelik saldırı olmadıkça terör eylemlerine son verildiği açıklandı. Açıklamada PKK’nın kendisini feshetme kararı için toplanacak kongreyi Abdullah Öcalan’ın katılarak yönetmesi talebine yer verildi.
Şiddet ve terörün sonlandırılması, silahların bırakılması pozitif bir durum olarak görülse de bunun hangi mekanizmayla yürüyeceği belirsiz. Silahlar kime teslim edilecek? PKK’nın kendisini feshetmesi durumunda lider kadroları ve örgüt mensubu silahlı teröristler kime teslim olacak, nereye gidecek? Heyetteki DEM Parti Eş Başkanları, süreçlerin Abdullah Öcalan’ın da yer alacağı bir mekanizma tarafindan izlenerek denetlenmesini, devletin oluşturacağı bir mekanizmanın süreci ‘doğrudan Kandil ile irtibat içerisinde yürütmesini’ ifade ediyorlar. Tüm bu süreçler, mekanizmalar konusunda asıl inisiyatifin TBMM’de olması gerekirken şu ana kadar bu yönde bir adım atılmış değil. Perde gerisinde neler olduğu, hangi müzakere ve pazarlıkların yapıldığı bilinmiyor.
Kamuoyuna açıklanan Öcalan’ın özel notunda silahların bırakılması ve PKK’nın kendini feshi için ‘demokratik siyaset ve hukuki boyutun’ tanınması gereği vurgulanıyor. Bunun anlamı, ‘PKK istenenleri yaparsa devlet de üzerine düşenleri yapsın’ demektir. İktidarın süreci yasal zemine oturtması, PKK liderleri ve mensuplarına yasa güvencesi, yargılanmama, dokunulmazlık sağlanması vs. istenmektedir. Fesih Kongresine Öcalan’ın katılıp yönetmesi koşulu, aynı zamanda Öcalan’ın serbest bırakılması talebidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan anayasanın ilk 4 maddesine bağlılık ifade etmesine karşılık, eski Başbakan ve eski AKP Genel Başkanı Binali Yıldırım’ın bu aşamada Türkiye’de Türkler, Kürtler, Süryaniler, Çerkezler, Abazaların yaşadığını vurgulayıp anayasada Türk vatandaşlığının gözden geçirilmesini gündeme getirmesi tesadüf değildir. Kapalı kapılar ardında çok daha derin ve farklı pazarlıkların işaretidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, artık yeni bir safhaya geçildiğini, sürecin ilgili kurumlar vasıtasıyla yakından takip edileceğini, toplumsal barış ve huzur ortamına katkı verecek her türlü öneriyi dinleyeceklerini ve kimden geldiğini umursamadan memnuniyetle karşılayacaklarını dile getirdi.
Derbi maça ithal-yabancı hakem atanması ülke futbolunun da ‘ithalata bağımlı’ hale geldiğini gösteriyor. Bugüne kadar devşirme yabancı sporcuları millileştirerek madalya peşinde koşulurken şimdi en üst ligde ‘ithal hakem’ sürecine girilmesi, spordaki siyaset gölgesinin sonucudur!
Türkiye dış ticaretinde ve ihracatında yüzde 70’e varan ithalat bağımlılığına benzer şekilde özellikle en köklü asırlık kulüplerin mücadele ettiği, ülkemizdeki en kitlesel sporların başında gelen futbolda da ithal yabancı hakem sürecine girilmesi ve bunun bir çözüm olarak görülmesi ülke sporu ve spora gönül veren milyonlarca taraftar adına üzücüdür. Geçtiğimiz hafta oynanan Süper Lig maçının Sloven hakem triosu tarafindan yönetilmesi, Türk hakemlik müessesinin yetkinlik ve tarafsızlığının yara almasına zemin yarattı. Sanal bahis operasyonlarının peş peşe sürdüğü bir dönemde, Türk hakemlik müessesinin şaibe altında bırakılması ve en büyük iki köklü kulübün derbi maçı için yabancı hakemin çözüm olarak hayata geçirilmesi spordaki siyasallaşmanın önemli göstergelerinden birisidir.
İlk olarak UEFA ve FIFA’nın futbol karşılaşmalarında hakem hatalarının önüne geçmek için başlattığı ‘Video Yardımcı Hakem-VAR’ uygulamasında yerli hakemlerle ilgili iddialar ve tartışmalar, kulüplerin itirazları sonrasında yabancı-ithal VAR hakemi sürecine geçildi. Tartışmalar dinmeyince Süper Lig’in gidişatını etkileyebilecek bir derbi maçının yabancı hakemlerce yönetilmesi kararı alındı. Şimdi diğer kulüpler de maçlarına yabancı hakem atanmasını istiyorlar. İktidar, bugüne kadar pek çok alanda olduğu gibi sporda da siyasallaşmanın, partizanlaşmanın, federasyon ve kulüp yönetimlerine müdahalenin yolunu açtı. Sportif başarı ve ticarileştirilen madalya sayısının artırılması için ‘devşirme yabancı sporcu’ ithaline girişildi. Pek çok olimpik spor branşında yabancı ithal sporculara Türk vatandaşlığı verilerek milli takımlarda yer almaları sağlandı ve getirdikleri madalyalarla övünüldü. Yerli sporcu yetiştirmek, bu ülkenin gençlerine sportif yatırım yapmak yerine devşirilerek millileştirilen sporcularla Dünya, Avrupa Şampiyonaları ve Olimpiyatlara başarı peşinde düşen iktidarın bu uygulamaları ülke sporunun geriye gitmesine, her olimpiyatta alınan madalya sayısının azalmasına neden oldu.
Bir maçta sahadaki orta ve yan hakemlerin, stüdyodaki VAR hakemlerinin yabancı-ithal olması spordaki siyasallaşma, liglerin ve şampiyonlukların dizayn edilmesi vb. girişimlere karşı günü kurtarmaktan öte bir çözüm değildir. Türk futbolu açısından yaşanan kayıp sadece son derbide orta hakeme 3200 euro (121 Bin TL) ücret ödenmesi değildir. Asıl ağır kayıp ülke sporunun, futbolunun, köklü kulüplerin, özerk federasyonların, Türk hakemlerinin güven ve itibar kaybıdır ki, bunun bedeli lirayla, dolarla, euro ile ölçülemez.
Yeni İnfaz Yasası düzenlemesi ile getirilecek kısmi af, suç işlemeyi alışkanlık haline getirenleri ödüllendiriyor. Yapılacak değişiklik suç örgütü ve mafya liderlerini salan 2020 ve 2023 düzenlemelerinin devamı niteliğinde. Cezaevlerinde yeni alan açmayı hedefleyen değişiklikler yine düşünce, ifade, eleştiri ve siyasi suçları kapsamıyor!
Adalet Bakanlığı’nın 10’uncu Yargı Paketi adı altında hazırladığı yeni infaz düzenlemesinin TBMM’ye gönderileceği açıklandı. 2020’de COVID19 salgını nedeniyle yapılan infaz düzenlemesiyle binlerce tutuklu ve hükümlü salınmış, çok sayıda tutuklu ve hükümlü de açık cezaevlerine geçirilerek cezalarını bir süre burada çektikten sonra salıverilmişti. 2023’teki Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimi öncesinde 2020 düzenlemesinin devamı olduğu vurgulanan yeni infaz düzenlemesiyle yine yaklaşık 100 bin dolayında tutuklu ve hükümlü salındı. Serbest kalanlar arasında mafya ve organize suç örgütü liderlerinin de yer alması uzun süre tartışıldı ve kamuoyunun tepkisini çekti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bugüne kadar ortaya atılan genel af taleplerine ilişkin olarak ısrarla ‘Devlet ancak kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Bunun dışında kişilere karşı işlenen suçları affetmek devletin yetkisinde değildir, kamu vicdanını yaralar’ söylemini dile getirdi. Ancak iktidarın ‘infaz düzenlemesi’ adı altındaki kısmi af icraatlarıyla kişilere karşı işlenen cinayet, uyuşturucu, organize suç, taciz, tecavüz, kadın cinayeti vb. suçlar işlemiş binlerce kişi salındı. Suç işleme oranları katlandı. Suç yaşı 14-15’e düştü. Uyuşturucu tacirleri, sanal bahis ve organize suç şebekeleri, motorize tetikçiler, haraç çeteleri ülkeyi sardı. Türkiye Interpol’ün aradığı uluslararası suçluların ikamet adresi oldu. Yakalanan zanlıların daha önce onlarca suç kaydı olduğu ortaya çıkıyor. Sadece geçen yıl haklarında yakalama, arama, hapis cezası kararları olmasına karşın 5-10 yıl ve daha fazla süreden bu yana toplum içinde yaşamını rahatlıkla sürdürerek suç işlemeye devam eden yaklaşık 200 bin kişinin yakalandığı açıklandı. Bu tablo adi suçlular için 2-3 yılda bir çıkartılan infaz düzenlemelerinin sistemi nasıl dejenere ettiğini gösteriyor.
Yapılacak değişikliklerle ceza süresinin en az 1/5'ini cezaevinde geçirenler denetimli serbestlikle salınacak. Hükmün ertelenmesi uygulaması kaldırılırken kısa süreli hapis cezasına mahkum olanlar da mutlaka cezaevine girecek. Bir yıl hapis cezası alan 2,5 ay, 6 ay ceza alan en az 1 ay hapis yatacak. Benzer suçtan daha önce yargılanıp hüküm giydiği halde, aynı suçu tekrar işleyen mükerrer suçlulara uygulanacak cezalar ağırlaştırılıyor. Toplumda infiale yol açan hırsızlık, cinsel saldırı ve istismar, organize suçlar, kadına şiddet vb. suçlarda cezaların artırılması, infaz süresinin uzatılması öngörülüyor.
Kamu ve özel sektörde çalışan yüz binlerce işçinin toplu sözleşmeleri bu yıl yenilenecek. Türk-İş ve Hak-İş, kamuda istihdam edilen 600 bin işçi adına yürütülecek toplu pazarlığa ilişkin talepleri iktidara sundu. İki yıl süreli yeni toplu sözleşme için ilk 6 ayda yüzde 50 zam talep ediliyor.
Kamu ve özel sektörde çalışan işçiler ve kamu kurumlarında çalışan memurların toplu sözleşmeleri sendikalarla iktidar arasında yapılacak pazarlıklarla yenilenecek. Kamu kurumları ve Kamu İktisadi Teşebbüslerinde (KİT) çalışan 600 bin işçi adına bu kurumlarda örgütlü Türk-İş ve Hak-İş konfederasyonları tarafindan yürütülecek toplu pazarlıklarda işçiler adına talep edilen ücret zamları ve sosyal haklara ilişkin çerçeve anlaşma protokolü geçen hafta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na iletildi. İki işçi konfederasyonu ile iktidar arasında başlayacak toplu iş sözleşmesi pazarlıkları mayısa kadar sürecek. Çalışanları, emeklileri enflasyona ezdirmediğini iddia eden iktidarın vaatlerini tutması açısından bu toplu sözleşme süreci samimiyet ve güven testidir. Bugüne kadar düşük tutulan maaş ve ücret zamlarıyla enflasyona yenik düşen, yaşam koşulları kötüleşen, refah düzeyi gerileyen işçi ve memurlara verilen sözlerin hiçbirisi tutulmadı. İktidar sürekli olarak yeterli kaynak olmadığı bahanesinin ardına sığındı.
Muhtemelen kamuda çalışan 600 bin işçinin toplu sözleşme pazarlığı için talep ettikleri ücret artışları ve refah payı talepleri iktidar tarafindan aynı bahaneyle savuşturulmaya çalışılacak. Hazırlanan toplu sözleşme çerçeve protokolünde kamu işçilerinin en düşük günlük ücret tutarının 1800 TL’ye yükseltilmesi isteniyor. Böylece kamudaki en düşük işçi maaşının aylık 54 bin TL olması talep ediliyor. Çerçeve protokolde 2025 yılının ilk 6 ayı için yüzde 50, ikinci 6 aylık dönem ile 2026 yılının 6’şar aylık dönemlerinde ücretlere yüzde 25 zam yapılması, bu zammın üzerine yüzde 10 refah payı ilave edilmesi isteniyor. Zam oranlarının gerçekleşecek enflasyonun altında kalması durumunda, oluşacak enflasyon farkının ücret zamlarına yansıtılması işçi sendikalarının talepleri arasında.
Kamuya ait kuruluşlarda istihdam edilen sendikalı 600 bin işçiyi kapsayan iki yıllık sözleşme müzakerelerinin anlaşmazlıkla sonuçlanması halinde sendikaların greve gitmesi söz konusu olacak. İktidar bugüne kadar ‘Genel sağlık, milli güvenlik, toplumsal kamu düzeni ve genel asayiş’ gerekçesiyle grevleri 60 gün erteleyerek engelleme yoluna gitti. Bu erteleme süresinde anlaşma sağlanamadığı takdirde toplu sözleşme süreci iktidarın atadığı kamu görevlilerinin ağırlıkta olduğu Yüksek Hakem Kurulu’na (YHK) gidiyor. YHK’nın vereceği kararlar kesin ve itiraz yolu kapalı.
Büyüme hızı 2024 yılının son çeyreğinde yüzde 3, yılın tamamında yüzde 3,2 oldu. Orta Vadeli Program (OVP) hedefinin altında kalan büyüme hızında tüketim, inşaat- finans (faiz) etkili oldu. Kişi başı milli gelirin 15 bin 463 dolar olması yüksek enflasyon ve kurların baskılanmasıyla yaratılan sanal bir artıştır!
Geçen yılın son üç aylık döneminde yüzde 3, yılın tamamında ise yüzde 3,2 oranında büyüme gerçekleşti. GSYH artışı geçen yılın ilk çeyreğinde yüzde 5,4, ikinci çeyreğinde yüzde 2,4 ve üçüncü çeyrekte yüzde 2,1 olmuştu. Son çeyrekteki büyüme bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 1,7 oranında artış kaydetti. 2024 yılında GSYH (Milli Gelir) cari fiyatlarla bir önceki yıla göre yüzde 63,5 artarak 43 trilyon 410 milyar 514 milyon TL oldu. TL bazında kişi başı milli gelir (KBMG) 507 bin 615 olurken döviz cinsinden ise 15 bin 463 dolar olarak hesaplandı. TL cinsi KBMG’nin aylık tutarı 42 bin 301 TL’ye karşılık geliyor. Asgari ücret 22 bin TL ile KBMG’nin yarısı düzeyinde. En düşük emekli aylığı (14 bin 469 TL) TL bazlı KBMG’nin dörtte biri. Asgari ücretin yıllık toplamının karşılığı 8100 dolarla KBMG’nin yarısı düzeyinde. Emekli aylığının yıllık toplamının karşılığı ise 5200 dolar ve ilan edilen KBMG’nin üçte biri tutarında. 2023 yılında 13 bin 100 dolar olan KBMG’nin 2024’te dolar bazında 15 bin 463’e yükselmesinde bir yılı aşkın süreden bu yana baskılanarak adeta sabitlenip düşük tutulan dolar kuru etkili oldu.
GSYH artışına etki eden sektörel büyüme rakamlarına ve ekonomik faaliyetlere ilişki gelişmelere bakıldığında 2024 yılında bir önceki yıla göre inşaat sektörü yüzde 9,3, ürün üzerinden alınan dolaylı vergiler yüzde 7,7, bankacılık-finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 4,9, tarım yüzde 3,9, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 3,4, hizmetler yüzde 3,1 ve sanayi yüzde 0,5 büyüme sağlamış görünüyor. Hanehalklarının nihai tüketim harcamalarındaki büyüme artışı yüzde 3,7 olurken devletin nihai tüketim harcamalarındaki büyüme yüzde 1,6 olarak gerçekleşmiş. İhracattan büyümeye gelen katkı 2024 yılında yüzde 0,9 artarken, ithalatın katkısı eksi yüzde 4,1 azalmış. İhracat katkısının yüzde 1’in altında olması baskılanmış kur ve ihracata dönük üretimin gerilemesinden kaynaklanıyor. Veriler, büyümeye en büyük etkinin inşaat, bankacılık ve faiz kazançları, hizmetler ve hanehalkı tüketim harcamalarından geldiğini gösteriyor. Sanayi büyümesinin yüzde 0,5 düzeyinde kalması üretim ekonomisinin geri planda kaldığının ve tüketim, rant, faiz, hizmetler vb. üretken olmayan sektörler sayesinde yüzde 3,2 büyümeye erişildiğinin göstergesi.
Ekonominin ayakta kalması, üretim ve istihdam krizi yaşanmaması için yaşamsal büyüme hızının asgari yüzde 5 olması göz önünde tutulduğunda bu hedefin çok gerisinde bir büyüme söz konusu. Dolayısıyla büyüme için para politikasının gevşetilmesi, faizin düşürülmesi, tüketim ve harcamaların artırılması halinde enflasyonun hızlanması, tek haneli enflasyon hedefinin 2030’a ertelenmesi gündeme gelebilir.
Ocak ayında ihracat yüzde 5,8 artarken ithalattaki artış yüzde 9,6, dış ticaret açığındaki artış yüzde 21,9 oldu. Dış ticaret açığı ve cari açığı aşağı çekmek için uygulanan para-faiz ve döviz politikalarının etkisini yitirdiği, baskılanmış düşük kur politikasının ithalatın cazibesini artırdığı rakamlara yansıdı!
Ocak 2025 Dış Ticaret verileri, dış ticaret açığını aşağı çekerek cari açığı dizginleme politikalarının etkisini yitirmeye başladığını gösterdi. Baskılanan kur politikasıyla artış hızı yavaşlayan ihracata karşılık tüm kısıtlama ve kota uygulamalarına rağmen ithalat yeniden yükselişe geçti. Dış ticaret açığında makas yeniden açılmaya başladı. Ocak ayında; ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,8 artarak 21,2 milyar dolar olurken ithalattaki artış yüzde 9,6 ile ihracat artışının iki katına yaklaştı. Geçen yılın ocak ayında 26,2 milyar dolar olan ithalat bu yıl 28,7 milyar dolara yükseldi. Dış ticaret açığı geçen yıla göre yüzde 21,9 artarak 7,5 milyar dolar tutarında gerçekleşti. Yıllık verilerde geçen yıl ocak itibarıyla yüzde 256,3 milyar dolar olan ihracat bu yıl yüzde 2,6 artışla 263 milyar dolar. Geçen yılın ocak ayında 354,5 milyar dolar olan yıllık ithalat ise bu yıl yüzde 2,3 azalarak 346,5 milyar dolar oldu. Yıllık veriler açısından bakıldığında ihracat artarken ithalatın gerilemeye devam ettiği söylenebilir. İhracat artış hızının yavaşlaması yanında bu yılın daha ilk ayında ithalattaki oransal artışın ihracatın iki katına yaklaşması tablonun her an tersine dönebileceğinin sinyallerini veriyor.
Kurlar üzerine baskıdan vazgeçilmesini, kur artışlarının serbest bırakılmasını ya da ihracatçılar için ayrı bir döviz kuru belirlenmesi taleplerini gündeme getiren ihracatçılar bu çağrılarına olumlu bir yanıt alamadılar. Enflasyonu düşürmek için baskılanan kur politikasının ihracatçıyı zorlamaya başladığı, rekabet edebilmek ve mevcut pazarlarını kaybetmemek için kâr marjlarından feragat ederek ihracatı sürdürmeye çalıştıkları anlaşılıyor. Söz konusu baskıcı kur politikasının ithalatı ucuzlaştırıp cazip kıldığı açık şekilde görülüyor. İhracata dönük üretim yapan sanayinin hammadde ve ara malı ithalatı gerilerken tüketim malı ithalatı artıyor. Ocak itibarıyla ihracata dönük sanayinin geçen yıl 253,5 milyar dolar olan yıllık hammadde ithalatı bu yıl yüzde 5,3 azalarak 240 milyar dolara gerilemiş. 48 milyar dolar olan yıllık tüketim malı ithalatı ise yüzde 14,8 artışla bu yıl 55,2 milyar dolara yükselmiş. Üretime dönük ithalat azalırken tüketim amaçlı ithalatın artması olumlu bir tablo değil. Ocak ayında ihracat yüzde 5,8, ithalatın yüzde 9,6 artması önümüzdeki aylarda dış ticaret tablosundaki değişimin ne yönde olacağının işareti. Ocakta ithalattaki aylık artış yüzde 9,6 olurken hammadde ithalatı yüzde 9,2’de kalmış. Tüketim malı ithalatı ise geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 20,6 artış göstermiş.
Ekonomik Güven Endeksi, 10 ay sonra yeniden gerileyerek ‘güvensizlik’ sınırının altına indi. Merkez Bankası’nın Sektörel Enflasyon Beklentileri Anketi’nde hanelerin 12 ay sonrasına dönük yıllık enflasyon beklentisi yüzde 59’a yükseldi. Enflasyonun düşeceğine inananlar önceki aya göre 2,5 puan azaldı!
Şubat ayı Ekonomik Güven Endeksi (EGE) ve Sektörel Enflasyon Beklentileri Anketleri iktidarın ekonomik politikalarının toplum genelinde güvenilir bulunmadığını ilan edilen hedeflere inanılmadığını gösterdi. EGE sonuçlarına göre ocakta 99,7 olan güven endeksi puanı, şubatta yüzde 0,5 oranında azalarak 99,2 puana geriledi. EGE’yi oluşturan alt güven endekslerinde de şubat ayı sonuçları ağırlıkla güven sınırı olan 100 puanın altında kaldı. EGE’nin 10 ay sonra yeniden ekonomiye ve uygulanan politikalara güven açısından ‘kırmızı çizgi’ olan 100 puanın altına inmesi ve şubat ayında da gerilemenin devam etmesi ve karamsarlığın yaygınlaştığının göstergesi. Diğer yandan Merkez Bankası’nın (MB) şubat ayı Sektörel Enflasyon Beklentileri Anketinin sonuçları da EGE’deki güvensizlik alanına geçişi doğruluyor. 12 ay sonrasında dönük yıllık enflasyon beklentilerini araştıran ankete göre;
- Piyasa uzmanlarının 12 ay sonrası için yıllık enflasyon beklentisi yüzde 25,3
- Reel sektörün 12 ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi yüzde 41,9
- Hanehalklarının 12 ay sonrasına yönelik yıllık enflasyon beklentisi yüzde 59,2
MB anketindeki en çarpıcı sonuç 12 ay sonrasına dönük olarak enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalklarının oranının 2,5 puan gerileyerek yüzde 28,3’e inmesi. Dolayısıyla enflasyonu pazarda, markette, bakkalda, kasapta en yakıcı şekilde yaşayan hanehalkları içinde enflasyonun düşeceğine inananlar azalıyor. MB’nin son Enflasyon Raporunda yüzde 21’den 24’e yükselttiği yılsonu enflasyon hedefine karşılık reel sektörün enflasyon beklentisi bu hedefin yaklaşık iki kat, hanehalklarının beklentisi yaklaşık üç kat üzerinde. MB hedefine en yakın beklenti yüzde 25,3 oranıyla piyasa katılımcılarından geliyor. Buna rağmen piyasa katılımcılarının yıllık enflasyon beklentisi MB hedefinin 1,3 puan üzerinde.
İktidar ve ekonomi yönetimi enflasyonu düşük gösterebilmek için her yol ve yöntemi deniyor. Son olarak şubat enflasyonunun düşük çıkması ve Temmuzda memur-emekli aylıklarındaki enflasyon farkı artışının düşük kalması için 15 Ocak’ta yürürlüğe konulan Sağlık Hizmetlerine yapılan katkı payı zammı 23 Şubat’ta yayınlanan yeni uygulama tebliğiyle kısmen geri alındı. Sağlıktaki katkı payları yüzde 233-542 oranında artırılmıştı. MB Başkanı bu zamdan dolayı ocakta yüzde 5,03 olan aylık enflasyonun yaklaşık 1 puan yükseldiğini, şubatta da bu zamların enflasyona etkisinin süreceğini ifade etti.
Avrupa Komisyonu tarafından onaylanan ‘AB Tarım ve Gıda Vizyonu Belgesi’ tarım, hayvancılık ve gıdayı hayati stratejik önemde bir sektör olarak tanımlarken, çiftçilerin sorunun değil çözümün parçası olduklarını kabul etti.
Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde artan çiftçi eylemleri, tarım desteklerinin ve sübvansiyonların artırılması talepleri, Avrupa şehirlerinde yaşamı felç eden protestolar çiftçiler lehine oldukça kapsamlı yeni bir sürecin kabulüyle sonuçlandı. AB’nin yürütme organı konumundaki Avrupa Komisyonu tarafindan kabul edilerek onaylanan AB Tarım ve Gıda Vizyonu Belgesi tarımın en hayati stratejik sektör olarak öne çıkarılmasını, AB bütçesinden aktarılacak mali kaynakların artırılmasını, bilim ve teknoloji katkısıyla toprak ve su politikalarının tamamıyla üreticiler lehine düzenlenmesini öngörüyor.
Tarım kesiminde adil gelir dağılımının yanı sıra Avrupalı gençleri tarım sektörüne ve üretime yönlendirmeyi hedefleyen belgeye göre çiftçilerin ürünlerini üretim maliyetlerinin altında satmaya zorlanmaları engellenecek. Gıda güvenliği ve gıda yeterliliğini öncelikli çözüm alanları olarak kabul eden vizyon belgesinde Avrupalı üreticilerin çıkarlarının korunması ve ithal gıda ürünlerine karşı daha radikal, rekabetçi önlemlerin uygulamaya konulması hedefleniyor. AB’nin ‘gıda egemenliğinin’ öncelikli ve vazgeçilmez olduğu vurgulanan kapsamlı yeni stratejilerin başında; ‘Gıda güvenliği standartlarının sıkı bir şekilde uygulanması, denetlenmesi ve kontrolünün tavizsiz bir öncelik olması’ geliyor. Doğa dostu ve iklim koruma öncelikli tarımsal üretime her türlü desteğin artırılmasını, bu yönde üretime geçen çiftçilerin ödüllendirilerek teşvik edilmesini kabul eden yeni politikalar uyarınca pestisit kullanımına ilişkin denetimler ve yaptırımlar daha da sertleştirilecek. Su kaynaklarının korunması ve verimli kullanımı için ‘Su Dayanıklılık Stratejisi’ uygulamaya konulacak. Kırsal yerleşimlerin kültürel ve doğal mirasıyla korunması, kırsal yaşamın canlandırılarak işlevsel kılınması vizyon belgesinin hedefleri arasında. Onaylanan belge ile tarım ve gıda AB için ‘stratejik sektör’ olarak kabul edilirken, ‘Avrupa’nın gıda güvenliği ve egemenliğinin pazarlık konusu olamayacağı’ ilan ediliyor. AB’nin dünyanın en büyük gıda ve tarım ihracatçısı olduğu ve bu avantajın AB ekonomisinin rekabet gücünün temel unsurlarının başında geldiği kabul ediliyor.
AB’nin kabul ettiği yeni Tarım ve Gıda Vizyonu uyarınca uygulanacak politikalar ve alınacak önlemler Türkiye’nin tarım ve gıda ihracatını doğrudan etkileyecek. Son dönemde özellikle pestisit kalıntısı, aflatoksin, tarımsal ilaç kalıntısı, kanserojen etki analizleri vb. nedenlerle ihraç gıdalarda hızla artan iadeler göz önünde tutulduğunda yeni vizyon belgesinde denetimlerin daha da sertleşmesi ve yaptırımların ağırlaştırılmasıyla iade edilen ürünlerde ciddi artışlar yaşanması ihtimali yükselmiştir.
İsrail’in güneyde işgali genişletip yeni askeri üsler kurması ve yeni kurulan Suriye Ordusunun güneye girmesine izin verilmeyeceğini ilan etmesi Suriye’de İsrail ağırlığını artırdı. Şam’daki Ulusal Diyalog Konferansı’na Kürtlerin, Şiilerin, Türkmenlerin çağrılmaması etnik ve mezhepsel ayrışmayı derinleştiriyor!
Suriye’de Esad rejiminin devrilmesiyle Golan Tepelerini ve ülkenin güneyini işgale girişen İsrail ordusu geçen hafta işgali genişleterek başkent Şam’ın 20 kilometre yakınına geldi. İsrail savaş uçakları Şam çevresini bombaladı. Bölgedeki silah ve mühimmat depolarının imha edildiği duyuruldu. İsrail, 8 Aralık’ta Esad’ın ülkeyi terk etmesinin ardından askeri üsleri, silah depolarını, araştırma merkezlerini, Lazkiye ve Tartus limanlarında Suriye donanmasına ait savaş gemilerini, Şam’daki Tapu ve Nüfus idarelerinin de aralarında olduğu kamu binalarını imha etmişti. İsrail ordusu Golan Tepelerinin ardından Suriye ve Ürdün’e su sağlayan kaynakların ve barajların bulunduğu bölgeyi de kontrole aldı. İsrail, Dürzi nüfusun yaşadığı bölgeyi kontrole ve korumaya alma girişimiyle şu ana kadar 7 kalıcı üs kurup askerlerini yerleştirdi. İsrail Başbakanı Netanyahu üslerin açılışında güneydeki Kuneytra, Dara ve Süveyda'nın HTŞ’den ve yeni kurulmakta olan Suriye ordusundan temizleneceğini, Şam yönetimine bağlı silahlı güçlerin bölgeye girmesine izin verilmeyeceğini açıkladı.
Dürzi nüfusun yoğun olduğu bölge fiilen İsrail kontrolüne geçerken Dürzi liderler silah bırakmayacaklarını HTŞ öncülüğünde kurulan yeni Suriye ordusuna katılmayacaklarını ilan ettiler. Yeni yönetimden özerklik ilan eden Dürziler, kendi sivil ve askeri meclislerini oluşturdu. Kuneytra, Dara ve Süveyda’ya kendi belirledikleri kişiler dışında atanacak vali ve kamu yöneticilerini kabul etmeyeceklerini Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara’ya bildirdiler. Suriye’nin güneyinde tampon bölge bahanesiyle işgal başlatan İsrail, 8 Aralık’tan bu yana kontrolüne aldığı toprakları ve yerleşim birimlerini genişletti. İsrail’in bölgeyi ilhak etme ihtimali artarken Şam’daki yeni yönetimin İsrail işgaline, askeri operasyonlarına, kurulan üslere ve bombardımanlara tepkisiz kalması dikkat çekiyor. Suriye’nin yeni yönetim süreci, yeni anayasa çalışmaları vb. konuları ele almak üzere Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara’nın çağrısıyla geçen hafta Şam’da toplanan Ulusal Diyalog Konferansı’na Şiilerin, Türkmenlerin ve Kürtlerin temsilcileri davet edilmedi. Dürziler ise toplantıya katılmayacaklarını açıkladılar. Suriye Türkmen Meclisi, Şam yönetiminin tavrını protesto etti. PYD-YPG-SDG de konferansa çağrılmadı ancak Şam yönetimi ile SDG arasında petrol anlaşması yapıldığı açıklandı. SDG, kontrolündeki petrol sahalarından günde 5 bin varil ham petrolü Humus rafinerisine gönderecek. Bu anlaşma Şam yönetiminin Kürtlerin Kuzey Suriye’de özerkliğini tanıyabileceğinin bir işareti olarak görülebilir.
Üçüncü yılını dolduran Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırma girişimlerinde ABD- Rusya resmi müzakereleri sürerken, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy Beyaz Saray’da ABD Başkanı Trump ile bir araya geldi. Yaşanan Ukrayna-ABD gerilimi süreci kesintiye uğrattı ve ateşkes sıkıntıya girdi!
ABD Başkanı Trump önceki Başkan Joe Biden döneminde Ukrayna’ya sağlanan 350 milyar dolarlık askeri ve mali destek karşılığında Ukrayna topraklarında bulunan zengin ‘nadir mineral’ rezervlerinin ABD’ye devredilmesini istiyor. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, geçen hafta anlaşmayı imzalamak üzere Beyaz Saray’da Trump ile bir araya gelmeyi kabul etti. Zelenskiy, anlaşma karşılığında ABD’nin Ukrayna’nın Rusya’ya karşı güvenliğini sağlamayı garanti etmesini ya da ülkesinin NATO üyeliğine alınmasını talep ediyor. NATO üyeliği talebi daha baştan ABD tarafindan reddedilen Zelenskiy’in nadir mineraller anlaşması karşılığında ABD’nin ülkesine güvenlik güvencesi vermesi talebi de anlaşma metninde yer almıyor. Trump yönetimi Nadir Mineraller Anlaşması’nı savaşı sona erdirecek adımlardan birisi olarak görüyor.
Ateşkes ve barış koşullarının gündeme gelmesi beklenirken, Zelenskiy Beyaz Saray’daki görüşmede Trump ile medya önünde sert tartışmalara girdi. Rusya Devlet Başkanı Putin’in verdiği sözleri tutmadığını öne süren Zelenskiy’e karşılık Trump, Putin’in kendisiyle yaptığı tüm anlaşmalarda verdiği sözleri yerine getirdiğini ifade etti. Trump, Ukrayna Devlet Başkanının anlaşma ve ateşkes için teşekkür etmesi gerekirken bunu yapmadığını belirterek ‘Bu hiç de hoş bir tavır değil. Ülkenin geleceğiyle ve üçüncü dünya savaşıyla kumar oynuyorsun’ diye seslendi. Zelenskiy, anlaşmayı imzalamadan Beyaz Saray’dan ayrıldı. Trump, sosyal medya paylaşımında Zelenskiy’i saygısızlıkla itham ederek ABD halkından özür dilemesini isterken, Ukrayna’da barışın başka bir liderle sağlanabileceğini dile getirdi. ABD’nin Ukrayna’ya silah ve mali desteği tümüyle kesmesi gündemde.
ABD, Ukrayna’nın 1 trilyon dolar olarak tahmin edilen nadir mineral rezervlerini işletmek istiyor. Söz konusu anlaşma petrol, doğalgaz ve diğer doğal kaynakların yanı sıra akıllı cep telefonları, tıbbi cihazlar, elektrikli otomobil, yapay zeka, bilgisayar, savunma sanayii, yüksek teknoloji vb. alanlarda kullanılan 17 nadir elementi kapsıyor. Çin, nadir toprak minerallerinin çıkarılması ve işlenmesinde dünyada lider konumda. Küresel üretim kapasitesinin yüzde 70’i, işleme kapasitesinin yüzde 90’ı Çin’in kontrolünde. Trump yönetimi, ABD teknoloji şirketlerinin nadir minerallerde Çin’e bağımlı olmasının ulusal güvenlik ve ekonomik açıdan endişe yarattığını savunuyor.
Yeni Soluk
Yorum Yap