Erdoğan Toprak'tan haftalık değerlendirme raporu/19 Ocak 2025

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

19 OCAK 2025

SICAK GÜNDEM

  1. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 23 ilde gerçekleştirilen operasyonla sahte diploma ve resmi belge temin eden organize suç örgütünü açığa çıkarttı!
  2. ABD Başkanı Joe Biden, görevi bırakmasına sayılı saatler kala yayınladığı başkanlık kararlarıyla Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hedef alan bir dizi değişikliği yürürlüğe koydu!

İÇ POLİTİKA

  1. Yüksek ÖTV-KDV-Maktu Vergi artışlarıyla yaygınlaşan sahte içki üretimi ve satışıyla, sigara, makaron, sarma tütün kaçakçılığından devletin yıllık vergi kaybı 10 milyar dolara (350 milyar TL) yaklaşıyor!
  2. Bu hafta yapılması beklenen ikinci İmralı ziyaretinde Öcalan’dan ‘PKK’ya silah bırakıp kendisini lağvederek terörü sonlandırması çağrısı gelmezse, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘süreci bitirme ihtimali göz ardı edilmemelidir!

EKONOMİ

  1. Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanının Londra’da yabancı bankalara yaptığı sunumlar; iktidarın dış kredi ve borç için yabancı finans lobilerine teslim olduğunu gösteriyor. Verilen taahhütlerle milyonları yoksullaştıran politikaların süreceği anlaşılıyor!
  2. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı 2024 Aralık ve Yıllık bütçe gerçekleşme rakamları aylık ve yıllık bütçe açığında rekor kırıldığını, kamuda israfın artarak sürdüğünü, tasarruf tedbirlerinin kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor.
  3. Türkiye Varlık Fonu, vadesi gelen 790 milyon euro tutarındaki borcu ödemek için yeni bir borçlanmaya gitmek üzere yabancı bankalara sendikasyon kredisi yetkisi verdi.

TARIM

  1. Bu yıl yatırımlara harcanacak toplam tutar 1 trilyon 44 milyar TL olurken, toplam yatırımlar içinde tarımın payı yüzde 11,4 ile üçüncü sırada yer aldı.

DIŞ POLİTİKA

  1. Hamas’ın Aksa Tufanı saldırısıyla başlayan 16 aylık savaşın sonunda ateşkes sağlandı. Gazze’deki insani dram ve yıkıma karşılık İsrail, askeri ve siyasi hedeflerine büyük ölçüde ulaştı. İsrail Başbakanı Netanyahu, ulusal kahraman konumuna geldi!
  2. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan tarafından imzalanan ‘Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması’ petrol, doğalgaz, nükleer enerji, yüksek teknoloji vb. pek çok alanda önemli atılımları hedefliyor.

 

 

Ulusal ve uluslararası düzeydeki farklı kurumların anket, araştırma ve küresel düzeydeki yargı sistemi kriterlerine göre Türkiye’de yargıya güven, adalet sisteminin tarafsızlığı ve bağımsızlığı konusundaki toplumsal algı en alt sıralara geriledi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 23 ilde gerçekleştirilen operasyonla sahte diploma ve resmi belge temin eden organize suç örgütünü açığa çıkarttı!

Türkiye Uluslararası Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde her yıl birkaç basamak birden gerilerken son olarak açıklanan 2024 endeksinde 142 ülke arasındaki sıralamada 117’nciliğe indi. Yargı kararlarının hukuka uygunluğu, mahkemelerin bağımsızlığı, hakim teminatı, yargı kararlarına müdahale algısı vb. kriterlerde ise son sıralarda.

Ülkenin en tepedeki yöneticisinin Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hak ihlali kararlarını kabul etmediğini, bu kararlara saygı duymadığını alenen dile getirmesi, iktidar ortağının doğrudan AYM’nin ‘lağvedilmesi ve kapatılması’ çağrıları yapması, siyasetin yargı üstündeki gölgesinin ve baskısının ilk ağızdan ilanıdır. Bunun da ötesinde yüksek yargı kurumlarının üye seçiminde siyasi gruplaşmalar, siyasi partilere ya da cemaatlere yakınlık, mensupluk bağının öne çıkması, anayasaya göre tüm idari ve yargı kurumlarını bağlayan AYM kararlarının yerel mahkemeler ve Yargıtay gibi yüksek yargı kurumları tarafından tanınmaması, uygulanmaması hukuk devletinin temellerinin çürüdüğünün göstergesidir. Ülkeyi yöneten iktidar sahiplerinin bile güvenmediklerini açık açık söyledikleri bir yargı sistemine ve kararların adil olduğuna sade ve sıradan yurttaşların güvenmesi, bu kararlardan endişe duymaması beklenebilir mi?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 5 Ocak’ta başlattığı, 23 ilde gerçekleştirilen ve halen devam eden operasyonda hukuk fakültelerinden sahte mezuniyet diplomalarının aslından ayırt edilemeyecek şekilde düzenlendiği, kamu görevlilerinin diplomalardaki elektronik imzalarının ele geçirildiği, Milli Eğitim Bakanlığı ve ÖSYM’nin sistemlerine girildiğinin açığa çıkması ciddi anlamda endişe verici.

  • Savcılık ilk aşamada sahte diplomalı 161 kişi belirleyerek soruşturmayı derinleştirirken yargıda ve barolarda, diğer kamu kurumlarındaki ‘sahte hukuk diplomalıları’ açığa çıkartmaya çalışıyor.

Asılsız ihbarlar, sosyal medya mesajları ya da iftiralarıyla açılan soruşturmalar, gizli tanık iddiaları ve ihbarlarıyla gerçekleştirilen yasal dayanağı olmayan gözaltı ve tutuklamalardaki artış dikkat çekiyor!

Organize suç örgütünden ‘sahte hukuk fakültesi diploması’ alanların şu anda yargıda görevli olup olmadıkları, hakim ya da savcı olarak sistemde yer alıp almadıkları endişesi gereksiz değildir. Bir dönem sınav soruları çalınıp KPSS’de derece yaparak kamuda üst görevlere gelenler anımsandığında, sahte hukuk diplomasıyla adliyelerde iddianame düzenleyip hüküm veren, masum insanların geleceğiyle oynayanların var olup olmadığı şüphesinin yargıda çürüme ve çöküş kaygılarını büyütmesi haklı bir endişe kaynağıdır.

ABD Başkanı Joe Biden görevi bırakmasına sayılı saatler kala yayınladığı başkanlık kararlarıyla Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hedef alan bir dizi değişikliği yürürlüğe koydu. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ABD’den silah ve savunma malzemeleri satın almasına onay veren Biden, Türkiye’ye Rusya yaptırımlarını arttırdı!

ABD Başkanı Biden, Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir dizi başkanlık kararına imza atarak yürürlüğe koydu. Kıbrıs adasında son dönemde artan siyasi ve askeri yoğunluğu daha ileri boyuta taşıyacak son kararla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) ABD’den silah ve savunma malzemeleri satın almasına onay verildi. Biden’ın yürürlüğe koyduğu karara göre ABD’nin 1961 tarihli Dış Yardım Yasası uyarınca GKRY ordusuna ABD tarafından son teknoloji, gelişmiş silah ve savunma malzemeleri ‘hibe’ edilecek.

Adadaki barış ve huzuru istikrarsızlaştıracak, silahlanma yarışını hızlandıracak, savaş ihtimalini ve gerginlikleri attıracak bu adımın ABD’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki yeni askeri stratejisinin önemli bir adımı olduğu çok açık. Başkanlık kararnamesinin yürürlüğe girmesinin ardından Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada ‘GKRY'ye silah ve savunma malzemeleriyle hizmetlerin sağlanmasının ABD’nin bölgedeki güvenliğini ve varlığını güçlendireceği, dünya barışının sağlanmasına destek vereceği vurgulandı.

1974’ten bu yana 51 yıldır adada devam eden barış ve iki toplumun bir arada yaşadığı güvenli ortamın bir tarafı silahlandırarak barışı güçlendireceğini öne sürmek gerçek amacı gizlemenin ötesinde GKRY’yi adanın tamamına hakim olmak üzere bir vekalet savaşına hazırlamaktan başka bir şey değildir. Adadaki iki İngiliz üssündeki askeri hareketlilik ve yapılan silah yığınakları yanında, ABD, Fransa, İngiltere, İsrail ve Almanya’nın farklı zamanlarda peş peşe GKRY silahlı güçleriyle ortak kara ve deniz tatbikatları yapması, İsrail’in Rum ordusunu eğitmek üzere GKRY yönetimiyle askeri iş birliği mutabakatı imzalaması adadaki barış ve huzur ortamına hizmet etmeyecek adımlardır.

KKTC Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Rumların bu kararı bir savaş hazırlığına girecek şekilde uygulayacağı dile getirilerek; ‘ABD Başkanlığı tarafından alınan bu karar sonrasında, GKRY’nin silahlanma yarışını hızlandıracağı, adeta bir savaş hazırlığına girecekmiş gibi sürdüreceği açıktır.’ denildi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı da aynı konudaki açıklamasında ‘ABD tarafından yayımlanan, GKRY'nin silah satışı ve askeri eğitim için uygun ülke olarak tayin edildiği kararı kınıyoruz’ denilirken ABD’de göreve başlayacak yeni yönetimin bu hatalı adımdan geri dönmesinin beklendiği vurgulandı.

Biden yönetimi, Rusya çerçevesinde Türkiye’ye bazı yeni yaptırımlar getirirken Suriye’de de Türkiye’ye uygulanan bazı yaptırımları kaldırdı. Türkiye’den Suriye’ye mal satışı, ihracat, ticaret vb. alanlardaki kısıtlamalar kaldırıldı. Özellikle Suriye ile ilgili yaptırımların gevşetilmesi, Kuzey Suriye’de SDG-YPG’ye yönelik olası askeri harekatın ertelenmesi ya da gündemden çıkarılmasına dönük pazarlıkların sonucu olabilir.

Yüksek oranlı ÖTV ve KDV artışları yanında üretici şirketlerin yaptıkları zamlarla yasal fiyatlar üzerinden erişilmesi ve tüketilmesi gittikçe zorlaşan alkollü içkide sahteciliğin ulaştığı boyutlar olağanüstü düzeye gelirken, sahte içkiden yaşamını kaybedenlerin sayısı adeta katliam boyutuna yükseldi!

Geçtiğimiz yıllarda da dönem dönem Türkiye’nin farklı bölgelerinde sahte içki üretimi ve tüketiminden kaynaklı ölümler görülmesine karşılık, yılbaşından bu yana sadece İstanbul’da son bir haftada 40 kişinin sahte içki nedeniyle yaşamını yitirmesi, yaklaşık 100 kişinin yoğun bakım servislerinde entübe edilmesi sorunun vahim hale geldiğini göstermektedir. İstanbul Valiliği neredeyse günlük trafik bülteni gibi her gün sahte içkiden yaşamını kaybedenlerin sayısının arttığını içeren basın açıklamaları yaparak vatandaşları uyarmaya çalışmaktadır.

Bu açıklamalara bakıldığında son 24 saat, son 48 saat, son 72 saatte sahte içkiden yaşamını kaybedenler katlanarak artmaktadır. Anayasamıza göre demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye’de bireylerin yaşam tarzlarına ve tercihlerine saygı durulması, müdahale edilmemesi anayasanın emredici hükmüdür. Buna karşılık iktidar bu alandaki ÖTV artışlarını sürekli en üst düzeyden uygulayarak, alkollü içki ve tütün mamullerini kazanç kapısı olarak görmenin yanında bu mamulleri tüketen yurttaşlara da örtülü şekilde ayrımcılık yapmakta ve yüksek vergi artışlarıyla, ekonomik dayatmalarla yaşam tarzına dolaylı müdahalede bulunmaktadır.

Nitekim bu yılbaşından itibaren Yeniden Değerleme Oranının (YDO) yüzde 43,93 olmasına paralel şekilde alkollü içki ve tütün mamullerinde ÖTV bu oranda artırılırken akaryakıtta ise yüzde 6’ya düşürüldü. ÖTV’li fiyat üzerinden uygulanan KDV ile alkollü içki satış fiyatında vergi yükü yüzde 200 arttı. Satış fiyatının yüzde 89’u vergi haline geldi. Sahte içki üretiminin ve satışının temelinde bu ekonomik tablo yatarken, sahtecilikteki artıştan dolayı devletin kaybettiği vergi geliri de katlanarak artıyor. Yüksek ÖTV-KDV-Maktu Vergi artışlarıyla yaygınlaşan sahte içki üretimi ve satışıyla, sigara, makaron, sarma tütün kaçakçılığından devletin yıllık vergi kaybı 10 milyar dolara (350 milyar TL) yaklaşıyor. Organize suç örgütleri ve kaçakçılık şebekelerine giden devasa kaynak her köşe başında kaçak sahte içki ve kaçak sigara satışını yaygınlaştırıyor. Tütün mamulleri ve alkol piyasasının denetimi ve düzenlenmesi, sahteciliğin ve kaçağın önlenmesi amacıyla 2001’de kurulan özerk kurullardan birisi olan Tütün ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurulu (TAPDK) 2017’de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile lağvedilip kapatıldı. TAPDK’nın kurumsal yapısı Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında daire başkanlığı düzeyinde paylaştırıldı. TAPDK’nın kapatılması bu alandaki denetimsizliğin önünü daha da açtı.

Asıl yapılması gereken Avrupa ve OECD sıralamasında alkollü içki ve tütün mamullerinden alınan vergide ilk iki ve üçte yer alan Türkiye’de bu ürünlerdeki vergi yükünün makul düzeye çekilmesi, bandrollü ürünlerin onda birinden düşük fiyata satılan sahte içkiye yönelişin önlenmesidir.

İktidar ittifakının başlattığı yeni çözüm sürecinde DEM Heyeti’nin İmralı’ya ikinci ziyareti bu hafta yapılacak. TBMM’deki siyasi partiler turunun olumlu geçtiği belirtilirken, Cumhurbaşkanının sürecin PKK’nın silah bırakıp lağvedilmesiyle sınırlı olduğunu, ev hapsinin gündemde olmadığını ilan etmesi iktidar ittifakındaki çatlağın ve sürecin her an sonlandırılabileceğinin sinyalidir!

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ekim ayında yaptığı çağrıyla iktidar ittifakı tarafından başlatılan ‘yeni barış ve çözüm’ sürecinde İmralı cezaevindeki Abdullah Öcalan’a ikinci ziyaretin bu hafta yapılması planlanıyor. İlk ziyareti gerçekleştiren DEM Parti heyeti bu ziyaret sonrası TBMM Başkanı ve siyasi parti liderlerinden randevu alarak bilgilendirme görüşmeleri gerçekleştirdi. Bu görüşmelere ilişkin yapılan açıklamada görüşülen tüm siyasi parti liderlerinin yapıcı bir tutum sergilediği ve umudun arttığı vurgulandı. Diğer siyasi parti liderleriyle bir araya gelinmesine karşılık AKP ile yapılan görüşmenin Genel Başkan Erdoğan yerine ‘Grup Başkanvekilleri’ ile gerçekleştirilmesi Erdoğan’ın gerek Cumhurbaşkanı ve iktidarın başı olarak gerekse AKP Genel Başkanı olarak her iki unvanıyla sürece mesafeli durmaya devam ettiğini gösteriyor. AKP yöneticileri her ne kadar siyasi partiler turunun parti genel merkezlerinde değil TBMM’de gerçekleştirilmesini Erdoğan’ın turda yer almamasının gerekçesi olarak savunsalar da her hafta AKP Grup Toplantılarına ‘Genel Başkan’ sıfatıyla katılan Erdoğan açısından öne sürülen bu gerekçe inandırıcı değil.

Nitekim süreci başlatan ve Öcalan’a TBMM’de konuşma çağrısı yanında, ev hapsi, umut hakkı vb. çağrılar yapan MHP Liderinin DEM Parti heyetiyle sıcak bir buluşma gerçekleştirmesine karşılık Erdoğan, grup konuşmasında ‘Öcalan’a ev hapsi, umut hakkı, af’ konularında ittifak ortağına kapıları kapattı. Yürütülen sürecin Kürt kökenli yurttaşlarla bir ilgisinin olmadığını ‘PKK’nın silah bırakıp kendisini lağvetmesini’ hedeflediğini söyledi. Bu açıklamalar MHP Lideri ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni süreç konusunda ayrıştıklarını ve ittifak içinde yeni süreçle ilgili bir çatlağın varlığını işaret ediyor. Özellikle kamuoyu yoklamalarında ev hapsi, af, umut hakkı vb. konulardaki karşıtlığın yüzde 60-80 arasında olması, AKP ve Erdoğan’ı sürecin kapsamını sınırlamaya yönlendirdiği anlaşılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu tavrının İmralı’ya yapılacak ikinci DEM Parti ziyareti sonrası daha da değişmesi, 2015’teki gibi sürecin tümüyle sonlandırılmasına dönüşmesi ihtimal dahilinde görünüyor. Erdoğan baştan itibaren önce uzun süre sessiz kalarak, sonrasında mesafeli durarak, sadece Bahçeli’ye övgüler düzerek süreci yönetti. Gelişmelerin yalnızca TBMM’de gerçekleşmesi yaklaşımıyla DEM Parti Heyetine Beştepe’de randevu seçeneğini dışladı. İzlenen bu politika ve yürütülen strateji, olası bir başarısızlıkta sorumluluğu ve suçu tümüyle TBMM’ye ve özellikle de muhalefet partilerine yükleme planının parçasıdır.

Şayet bu hafta yapılması beklenen ikinci İmralı ziyaretinde Öcalan’dan ‘PKK’ya silah bırakıp kendisini lağvederek terörü sonlandırması, Kuzey Suriye’de benzer tutumun SDG-YPG tarafından da uygulanarak silah bırakmaları’ çağrısı gelmezse, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın ‘süreç bitti, her şey buraya kadar’ deme ihtimali göz ardı edilmemelidir!      

Londra’da küresel finans yöneticilerine sunum yapan Hazine ve Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı; ocakta enflasyon yüksek gelse de dezenflasyon programının süreceği, maaşlara yüksek zam yapılmayacağı, gıda fiyatları ve kiralarda enflasyonun arz artışıyla dizginleneceği güvencesi verdi.

Asgari ücrete yüzde 25 ya da biraz üzerinde zam yapılacağını, memur ve emekli aylıklarının hedef enflasyona göre artırılacağını geçen yıl ABD’de yapılan toplantıda ilk önce yabancı sermaye temsilcileri öğrendi. MB Başkanı Fatih Karahan New York’taki ‘kapalı’ toplantılarda küresel finans ve reyting şirketlerinin temsilcilerine bu güvenceyi vermişti. Bu kurumlardan Standard & Poor’s Türkiye’nin kredi notunu artırırken asgari ücret zammının yüzde 30-32’yi aşmamasını istedi. Moody’s ve Fitch, Türkiye’nin kredi notunu artırırken 2028’e kadar seçim olmadığına dikkat çekip ‘faiz ve para politikalarının sürmesi, çalışan ve emeklilere düşük zamla tüketim ve harcamaların frenlenmesi, vergi ve zamlarla mali imkanları artırılması için iktidarın önünde rahat bir dönem olduğunu’ vurguladı. IMF Türkiye Masası Şefi James P. Walsh ise iktidara; ‘maaşları artırmak yerine düşük gelirli hanelere nakit transferiyle destek sağlayacak sosyal programlar geliştirmesini önerdiklerini’ açıkladı. İktidarın ‘Aile Yılı’ ilanı IMF önerisiyle örtüşüyor.

Yabancılar geçen yıl iktidarın yapacaklarını önceden öğrenip şartlar koşarak asgari ücrete, memur ve emekli aylıklarına düşük zam taleplerinin hayata geçirilmesini sağladılar. Buna rağmen yüksek kazanç peşindeki sıcak para dışında, beklenen uzun vadeli taze kaynak gelmedi. 24 Ocak’ta Moody’s ile başlayacak kredi notu süreci öncesi MB Başkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı Londra’da Bank of America (BofA) organizasyonuyla yabancı sermaye-finans yöneticileriyle buluştu. Sunumlarda dezenflasyon programının sürdürüleceği taahhüt edildi. 1 Ocak’tan itibaren yapılan yüksek oranlı kamu zamları nedeniyle ocak enflasyonunun yüzde 4-5 arasında yüksek geleceği, bunun şubata da yansıyacağı ve geçici olduğu vurgulandı.

  • Enflasyonda düşüş devam edeceği için faizde indirim sinyali verildi.

Hazine ve Maliye Bakanı kamunun yönetip-yönlendirdiği fiyatlarda ‘enflasyon sepetinde ağırlığı olmayan’ kalemlere (otoyol, köprü, tünel geçiş ücretleri) Yeniden Değerleme Oranında (YDO yüzde 43,93) zam yaptıklarını, akaryakıt gibi ağırlığı olan kalemlerde ise ÖTV’yi düşük tuttuklarını belirterek bu yöntemle enflasyonu kontrol etme güvencesi verdi. Kâğıt üzerinde enflasyonun düşük çıkması için TÜİK’in enflasyon sepetinde ağırlığı olmayan kalemlere yüksek zam yapılarak vatandaşa yük bindirilirken, diğer yandan ‘enflasyon düşüyor’ diye maaşlara düşük zam yapmayı sürdürecekler.

Londra’daki sunumlar, iktidarın dış kredi ve borç için yabancı finans lobilerine teslim olduğunu, tüm talep ve koşulları kabul ettiğini gösteriyor. Verilen taahhütlerle milyonları yoksullaştıran politikaların süreceği anlaşılıyor. Refah ve alım gücünün artırılması yerine IMF tavsiyesi doğrultusunda sosyal yardımlarla kitlelerin iktidara daha da bağımlı hale getirilmesi planlanıyor.

Aralıkta 829,2 milyar, 2024 sonunda 2,1 trilyon TL bütçe açığı tüm zamanların rekorudur. Başta deprem harcaması olmak üzere 11 ay kullanılmayan ödenekler bir ayda kullanılarak el altında kaynak biriktiriliyor. Yüzde 63 artan kamu harcamaları tasarrufun değil israfın göstergesidir!

İktidar, yüzde 44’lük resmi enflasyona karşılık enflasyonun 20 puan üzerinde yüzde 63,6 artan kamu harcamalarıyla enflasyonla mücadeleye en büyük zararı kendisi verdi. Enflasyonun 44 puan üzerinde yüzde 88,3 artan faiz giderleri 1 trilyon 270 milyar liraya ulaşırken, uygulanan yüksek faiz politikasının hazineyi ne kadar ağır bir yük altına sürüklediği rakamlara da yansıyor. Hazinenin 2025’te sadece ana para ödemeleri için değil faiz ödemeleri için de borçlanması kaçınılmaz görünüyor.

Aylık bütçe açığını rekor düzeyde artıran unsurların başında bir ayda 568,6 milyar lira tutarında sermaye transferi yapılması geliyor. Aralık gerçekleşme rakamlarında öne çıkan kritik harcamalardan birisi de deprem giderleri. 2024 bütçesinde ‘Şehircilik ve Risk Odaklı Bütünleşik Afet Yönetimi’ programı adı altında 906,5 milyar TL deprem ödeneği ayrılmıştı. Kasıma kadar 212,5 milyar TL kullanılan bu kalemden aralıkta 605,4 milyar TL harcama yapılmış görünüyor.  Deprem bölgesine 11 aydaki harcamanın üç katı harcamanın sadece aralıkta ve bir ayda gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. 11 ay kullanılmayan deprem ödeneklerinin son bir ayda kullanılması dikkat çekiyor. Sermaye transferleri için aralıkta aktarılan 568,6 milyar liralık ödenek gibi deprem ödeneğinden bir ayda kullanılan tutarın gerçekte harcanmadığı, ileride kullanılmak üzere emanete alınıp el altında kaynak biriktirildiği anlaşılıyor.

2 trilyon 666 milyar liraya ulaşan personel harcamalarındaki artış yüzde 101,3 olurken Sosyal Güvenlik Kurumu’na ödenen Devlet Primi tutarı yüzde 78,8 artışla 332,2 milyar liraya yükselmiş. Ocak ve temmuzda memur ve kamuda çalışan sözleşmeli personele 6 aylık sürelerde yapılan zam oranları belli. Dolayısıyla personel giderlerinde yüzde 101 artış kamuya çok sayıda yeni memur, sözleşmeli personel alındığını gösteriyor.

2024’te bütçe giderleri önceki yıla göre yüzde 63,6 artışla 10 trilyon 777 milyar TL, bütçe gelirleri yüzde 66,5 artışla 8 trilyon 670,9 milyar liraya ulaşırken bütçe açığı yüzde 52,6 büyüyerek 2 trilyon 106 milyar liraya yükseldi. 2024’te yüzde 62,3 artışla 7 trilyon 304 milyar TL olan vergi gelirlerinde KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin payı yüzde 66 olurken gelir ve kurumlar vergisi gibi doğrudan vergilerin payı yüzde 34’te kaldı. Bütçenin ikinci büyük gelir kalemi olan vergi dışı gelirlerin yüzde 93,6 arttığı görülüyor. Kamu mallarının satışı, bedelli askerlik, para cezaları, kamu mallarından elde edilen kira gelirleri vb. kalemlerden oluşan gelirlerdeki bu artış bütçe gerçekleşmelerinde dikkat çeken bir başka gösterge.   

Kamu tasarruf etmeden, kayıt dışı kazançlar vergilendirilmeden, bütçe şeffaf ve denetlenebilir olmadan kamu maliyesinin düzelmesi, enflasyonun temel nedeni olan bütçe açıklarının azalması mümkün değildir. 2024 bütçe gerçekleşmesi 2025’te de israfın, açıkların ve enflasyonun milleti ezmeye devam edeceğini göstermektedir.

Türkiye Varlık Fonu, vadesi gelen 790 milyon euro tutarındaki borcu ödemek için yeni bir borçlanmaya gitmek üzere yabancı bankalara sendikasyon kredisi yetkisi verdi. 2023’te Çin piyasalarından sağlanan borç kapatılarak, daha yüksek tutarda yeni euro ve dolar cinsi borçlanmaya gidilecek!

Türkiye Varlık Fonu (TVF) dünyadaki benzerlerinin aksine kurulduğundan bu yana çatısı altındaki kamu kurumlarının uğratıldığı ağır zararları, açıkları kapatmak için sürekli yüksek faizle borçlanıyor. TVF portföyündeki değerli ulusal varlıkların, köklü kamu işletmeleri ve Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT)  her biri milyarlarca dolar değerinde olduğu halde TVF, bugüne kadar yaptığı borçlanmalarda Türkiye Hazinesi’nin ya da Maliye Bakanlığı’nın garantörlüğü ile borç bulabildi. Bu da TVF yönetiminin portföyündeki kamu varlıklarının iyi yönetilmemesi, zararlarının hazine tarafından karşılanarak ek maliyetlerin ortaya çıkmasından kaynaklanan güvensizlikten kaynaklanıyor. Dolayısıyla sendikasyona katılan yabancı banka ve finans kurumları, kreditörler alacaklarının güvenceye almak için devlet hazinesi ya da maliyesinin teminatını talep ediyor.  TVF’nin süresi dolan iki yıl vadeli sendikasyonu yenilemek üzere yapacağı yeni borçlanmada Hazine ve Maliye’nin garantör olmayacağı vurgulanırken, ne teminat gösterileceği ‘ticari sır’ gerekçesiyle açıklanmıyor.

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından 2016’da el konulan Koza Altın İşletmeleri ve Koza Holding bünyesindeki altın madeni, maden işletmeciliği, turizm, altın rafinerisi ve altın işleme, matbaacılık vb. alanlarda faaliyet gösteren 12 şirketin tüm hisseleri Cumhurbaşkanı kararnamesiyle TVF’ye devredilmişti. Bunun öncesinde Turkcell ve Türk Telekom da TVF portföyüne alındı. TPAO, BOTAŞ, Eti Maden, Çaykur, Eti Gümüş ve özelleştirmeler sonrası elde kalan stratejik konumdaki KİT’lerin yanı sıra Ziraat, Ziraat Katılım, Vakıfbank, Vakıf Katılım, Emlak Katılım, Halkbank gibi kamu bankalarının da tamamı TVF’nin yönetimi ve kontrolünde. Kısa süre önce İslami bankacılık yapmak üzere Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’na lisans başvurusu yapan Halk Katılım Bankası da izin aldığında TVF portföyünde yer alacak.  

TVF’nin martta vadesi dolacak 790 milyon euroluk sendikasyonu kapatarak aynı tutarda yeni sendikasyon kredisi için başlattığı sürece yine ilk sendikasyona liderlik yapan Çin bankası, Industrial and Commercial Bank of China LTD (ICBC) talep toplamada öncülük ediyor. Önceki sendikasyon konsorsiyumunda koordinatör olarak yer alan yer alan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bankaları Emirates NBD ve First Abu Dhabi Bank da yeni sendikasyonda aynı konumda yer alıyor. TVF, CDS’deki (Kredi Risk Primi) gerilemeyle borçlanma maliyetinde düşüşü dikkate alarak 790 milyon euro borcu yeni borçla kapatıp ilave olarak dolar cinsinden ek borçlanma planlıyor.

Türkiye Varlık Fonu (TVF) yönetimine geçirilen KİT’ler, kamu işletmeleri ve şirketleri liyakatsiz ve partizan yönetimler elinde sürekli zarar ediyor. Hazine ‘görev gideri’ adı altında bu zararları üstlenirken diğer yandan da bu kuruluşların zararı büyüdükçe TVF yeni borçlanmaya gidiyor. TVF, yeni borçlanmalarla dış borç stokunun artmasına zemin yaratıyor!

2025 Yılı Yatırım Programı’nda tarım ve hayvancılık alandaki yatırımlar için ayrılan tutarın 147 milyar lirası geçmiş yıllardan devam eden projelere harcanmak üzere toplam 164 milyar TL olması, iktidarın bu alana bakış açısını ortaya koymaktadır. Tarımsal üretim, kırsal kalkınma ve çiftçi refahı yine göz ardı ediliyor!

Bu yıl yatırımlara harcanacak toplam tutar 1 trilyon 44 milyar TL olurken, toplam yatırımlar içinde tarımın payı yüzde 11,4 ile üçüncü sırada yer aldı. Tarım ve hayvancılık alanındaki yatırımlara harcanmak üzere ayrılan 164 milyar 102 milyon TL’nin 147 milyar 202 milyon liralık kısmı geçmiş yıllardan devam eden yatırım projeleri için kullanılacak. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payı ve büyümeye katkısı sürekli gerileyen, istihdam sayısı hızla azalan, pek çok bitkisel üründe üretim miktarı düşen, canlı hayvan nüfusu gerileyen tarım ve hayvancılığı ayağa kaldırmak için daha fazla kaynak ayrılması hayati önemdedir. Bu alanda çok sayıda yeni projenin eş zamanlı olarak başlatılması gerekirken, 2025 Yatırım Programı’nda tarım sektöründeki yeni yatırım projelerine tahsis edilen tutar sadece 15,3 milyar TL.

Tarım ve hayvancılığa ayrılan yatırım ödeneği 164 milyar TL, kaynak ayrılan projelerin sayısı 356 olurken, bunların yüzde 90’a varan kısmı geçmiş yıllarda başlanıp bitirilemeyen projeler. 2025’te tarıma ayrılan yatırım ödeneğinin 97 milyar 720 milyon lirası Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan ve halen devam eden 207 sulama, depolama, dere ıslahı amaçlı yatırım projesinde kullanılacak. Tarım alanındaki yatırımlarda ikinci sırayı yine DSİ tarafından yürütülen ve geçmiş yıllardan devam eden 27 taşkın koruma projesi alıyor. Bu projelere de 32 milyar 525 milyon TL harcanacak. Deprem bölgesi ve daha önce deprem yaşayan diğer bölgelerdeki onarım projelerine 2025 yatırım programında ayrılan tutar ise 2,4 milyar TL.

Resmi verilerle her geçen yıl azalan bitkisel üretim için bu yılki programda ayrılan yatırım ödeneği 14 milyar 100 milyon TL olurken bu alandaki 54 projenin büyük bölümü program destekleri, etüt hazırlıkları, arazi toplulaştırma amaçlı yatırımlar. Arazi toplulaştırması amaçlı projelere ayrılan yatırım ödeneği 6,2 milyar TL. Bitkisel üretim amaçlı yatırım projelerinde tablo böyle iken her yıl milyarlarca dolarlık kırmızı et ve on binlerce baş canlı hayvan ithal edilerek kaynakların yurt dışına akıtıldığı hayvancılıkta ise 2025 yatırım programındaki proje sayısı sadece 19. Bunların da yine büyük kısmı önceki yıllardan devam eden projeler. Yatırım programında tarıma ayrılan 164 milyar liranın içinde 19 hayvancılık projesine ayrılan pay 2 milyar 736 milyon TL. Su ürünleri ve balıkçılık alanındaki proje sayısı 17 olurken, ayrılan yatırım ödeneği 1,2 milyar TL. 

Gıda, beslenme, sağlıklı toplum ve sağlıklı nesiller için elzem olan, tüm dünyanın yaşamsal stratejik sektörlerin ilk sırasına yerleştirdiği Tarım ve Hayvancılığa iktidarın 23 yıllık bakışının değişmediği, Cumhurbaşkanlığının 2025 Yatırım Programında net biçimde görülüyor. Yüzde 11 payla toplam yatırımlar içinde üçüncü sırada yer alan tarım ve hayvancılık alanında, 2025’in üreticiler ve besiciler için parlak geçmeyeceği anlaşılıyor!

İsrail-Hamas arasındaki ateşkes anlaşması Gazze’de İsrail soykırımının durdurulması adına önemli bir aşamadır. Hamas’ın Aksa Tufanı saldırısıyla başlayan sürecin sonunda Gazze’deki insani dram ve yıkıma karşılık İsrail, askeri ve siyasi hedeflerine büyük ölçüde ulaştı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’te başlattığı Aksa Tufanı harekâtı, İsrail’in karşı askeri operasyonu ve işgaliyle kanlı bir soykırıma dönüşürken uzun pazarlıklar sonunda ateşkes anlaşması sağlanarak 19 Ocak’ta yürürlüğe girdi. 42 gün süreli ateşkes uyarınca Hamas elindeki İsrailli rehinelerin 33’ünü serbest bırakacak. İsrail, Hamas’ın ileteceği isim listesi doğrultusunda cezaevlerindeki 10 bin Filistinliden 1977’sini salacak. Katar ve ABD’nin yanı sıra Mısır’ın arabuluculuğundaki müzakerelerle varılan ateşkes anlaşmasında ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Hamas’ı son anda masaya oturmaya ikna ettiği için Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etti.

16’ncı aya giren savaşın bilançosunu değerlendirdiğimizde Hamas’ın çok ciddi bir siyasi-askeri-stratejik taktik hesap hatası yaptığı görülüyor. Hamas yönetimi Aksa Tufanı sonrası ortaya çıkan insani ve askeri yıkıma yönelik eleştirilere karşılık, bu harekatın Gazze’de yıllardır süren İsrail ablukası ve ağır tecride karşı doğal bir çıkış olduğunu savunuyor. İlk günkü saldırıda asker ve sivil 1200 İsraillinin öldürülüp, 300 İsraillinin rehin alınması dışında tüm sürecin Gazze halkı ve Filistinliler aleyhine ilerlediği, Gazzelilerin telafisi yıllar sürecek bir yıkımın mağduru olduğu söylenebilir. İsrail ordusunun karadan ve havadan başlattığı harekatta 2 milyondan fazla Gazzeli yerlerini, evlerini terk etmek zorunda kaldı. Gazze’nin tüm altyapısı, hastaneler, okullar, sanayisi, ticareti, ekonomisi çöktü. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 50 bini aşkın Gazzeli-Filistinli yaşamını yitirdi. Binlercesi sakat kaldı. Hamas, milis gücü ve silah varlığının büyük bölümünü kaybetti, üst düzey lider kadrolarının hepsi Mossad tarafından öldürüldü. Arap ülkeleri soykırıma tepkisiz ve tavırsız kaldı. Hamas’a destek veren Hizbullah, İsrail’in Lübnan’a saldırısı ve düzenlediği suikastlarla siyasi ve askeri liderlerini kaybetti. İran’ın destek yolları kesildi. Gazze’nin tamamına yakını, Batı Şeria’nın büyük kısmı ve sahil şeridi, Lübnan’ın güneyi İsrail işgal ve kontrolüne girdi. İran, bölgedeki siyasi-askeri etkinliğini yitirdi. Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra bölgede İsrail’e en büyük tehdit olan Suriye’deki 61 yıllık Baas ve Esad rejimi çöktü. İsrail, Suriye ile sınır oluşturan güneydeki stratejik Golan Tepelerini, su kaynaklarını kontrolüne alıp güvenli tampon bölge oluşturdu ve işgali Şam’ın 20 kilometre yakınına kadar genişletti. HTŞ’den hiçbir direnişle karşılaşmadan Güney Suriye’ye yerleşti. Şam’daki HTŞ yönetimiyle gerilim yaşayan Dürzilerin İsrail destekli özerk federasyon talebi Güney Suriye’nin bölünmesi ve İsrail’e ilhakını gündeme getirdi.

Hamas’ın 7 Ekim saldırısı öncesi İsraillilerin kitlesel demokrasi ve adalet talepleri, yolsuzluk ve rüşvet protestolarıyla koltuğu sallanan Başbakan Netanyahu, konumunu güçlendirdi. Ateşkes çağrılarına kulak asmaksızın saldırıları ve soykırımı 16 aydır sürdüren Netanyahu, askeri ve istihbarat gücünü, devletteki kontrolünü sağlamlaştırdı. Ulusal kahraman konumuna geldi.

Bölgemizdeki yeni konjonktürü ciddi ölçüde etkileyecek adımlardan birisi geçen hafta Rusya ile İran tarafından atıldı. Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan tarafından imzalanan ‘Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması’ petrol, doğalgaz, nükleer enerji, ulaşım, altyapı, uluslararası ticaret, savunma sanayii, yüksek teknoloji vb. pek çok alanda önemli atılımları hedefliyor.

ABD’nin seçilmiş 47. Devlet Başkanı Donald Trump’ın yemin ederek göreve başlamasına (20 Ocak 2025) sayılı günler kala, Rusya ve İran bölgedeki gelişmeleri doğrudan etkileyebilecek bir iş birliği anlaşmasına imza attı.

Trump göreve başlamadan yaptığı açıklamalarda; İran’a yeni yaptırımları ve gerekirse askeri müdahaleyi gündeme alacağını vurgularken, Rusya-Ukrayna arasında üçüncü yıla yaklaşan savaşı da hemen bitireceğini ifade ediyordu. Suriye ve Lübnan’daki gelişmeler sonrası bölgede ciddi güç ve etkinlik kaybına uğrayan İran’ın Rusya ile imzaladığı bu anlaşma Trump’ın olası yeni hamlelerine karşı bir korunma ve müttefik arayışının göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Ukrayna-Rusya savaşını göreve başlar başlamaz bitireceğini, ABD’nin Ukrayna’ya mali ve askeri desteğini sona erdireceğini dile getiren Trump, aynı zamanda Kiev yönetiminin şu ana kadar Rusya’nın kontrolüne geçen topraklardan da vazgeçmesini istiyor.

  • Ukrayna’nın ABD desteği kesilirse masaya oturmak zorunda kalması yüksek ihtimal.

Hatırlanacağı gibi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya ile ateşkes ve müzakere sürecine olumlu baktıklarını dile getirmişti. Slovakya’nın Rusya-Ukrayna müzakerelerine arabuluculuk girişimi de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından olumlu karşılanmıştı.

  • Ancak Trump’ın Ukrayna’yı ateşkese ve Rusya’nın ele geçirdiği toprakları vermeye ikna karşılığında Putin’den ne talep edeceği önemli bir handikap olarak ortada duruyor.
  • Trump yönetimi, Ukrayna’yı masaya oturtma karşılığında Putin’den İran’la araya mesafe koymasını, ekonomik ve askeri bağlantıları sonlandırmasını isteyebilir.

Yüksek görünen bu ihtimal karşısında üç yıldır Ukrayna’daki savaşta askeri ve ekonomik açıdan nispeten zayıflayan Rusya, Suriye’de Esad’ı bir gecede terk ettiği gibi Trump’ın Ukrayna için gündeme getireceği koşullara ve taleplere göre İran için de benzer bir tavrı sergileyebilir.

  • Suriye’de son ana kadar Esad’a desteği sürdüren askeri takviye göndermeyi gündemine alan İran, Rusya’nın buna yanaşmaması üzerine vazgeçmek zorunda kalmıştı.

Dolayısıyla İran’ın da bu ihtimalleri göz önünde bulundurarak 2022’den beri görüşmeleri süren Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması’nı bir an evvel imzalamak istediğini, yeni ABD Başkanı Donald Trump göreve başlamadan Rusya ile kapsamlı iş birliğini somutlaştırmayı hedeflediği öngörülebilir.

Rusya açısından da İran’la böyle kapsamlı bir anlaşma imzalamak hem bölgedeki konumu ve bölge ülkeleriyle ilişkiler hem de Trump’ın Ukrayna’da öne süreceği ateşkes koşullarına karşı elini güçlendirmesine olanak sağlayacaktır.

  • Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un ‘Ortadoğu’dan ayrılmayacağız’ açıklaması Rusya-İran anlaşmasının temel gerekçesini ortaya koyuyor.

Moskova’da Putin ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın imzaladığı Kapsamlı Stratejik Ortaklık anlaşması, Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından ‘Çığır açan bir belge’ olarak nitelendirildi.

  • Anlaşmanın Rusya ve İran’ın yanı sıra Avrasya bölgesinin, Güneydoğu Asya’nın istikrarlı ve sürdürülebilir kalkınması için gerekli koşulları yaratacağı vurgulandı.  

Anlaşma, iki ülkenin petrol, doğalgaz, nükleer enerji alanında ortak yatırımlara yönelmesini, Rusya Nükleer Enerji Şirketi Rosatom’un İran’da Buşehr Nükleer Santralı inşasını ve Rus doğalgazını İran üzerinden Hindistan ve Güneydoğu Asya’ya taşıyacak Kuzey-Güney Doğalgaz Boru hattının yapımını kapsıyor.

  • Siyasi ve askeri iş birliğini de öngören anlaşma uyarınca, Rusya ve İran Hazar Denizi’nde iş birliği yapacak.
  • Üçüncü ülkelerin taraflardan birine uyguladığı ambargo ve yaptırımlara katılmayacak.
  • İki ülke iç işlerine ve olası dış müdahalelere birlikte karşı koyacak.
  • Rusya ve İran arasındaki ikili ticarette ulusal paralarla ortak ödeme sistemine geçilecek.

Suriye’de 10 yıl birlikte devrik Lider Beşar Esad’a destek veren Rusya ve İran’ın Suriye’deki son gelişmeler ardından yeniden yakınlaşması, oldukça kapsamlı bir stratejik ortaklığın adımlarını atması, bölgede yeni dengelerin ve süreçlerin oluşmasına zemin hazırlayabilir.