23 Nisan Hediyesi Meclis’ten geldi: Sosyal medyaya 15 yaş sınırı, anneye dev izin!
Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/17 Kasım 2024
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 17 KASIM 2024 tarihli raporu şöyle:
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
17 KASIM 2024
SICAK GÜNDEM
- Belediyelerde AKP dönemine ait milyarlarca liralık yolsuzluk-usulsüzlük dosyası 6 yıldır bekletilirken Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerine yönelik konser ve kültürel etkinlik soruşturmaları, iktidarın yargı aracılığıyla siyaseti dizayn etme planıdır!
- Türkiye, 142 ülkeyi kapsayan 2024 Dünya Hukukun Üstünlüğü Endeksindeki kriterlerde alt sıralara indi. Yolsuzluk endeksinde 78’inciliğe yükseldi!
İÇ POLİTİKA
- İktidarın, yıllardır sanal bahis ve kumar sitelerine sessiz kalması bu organizasyonların siyasi bağlantılara sahip olduklarını akla getirmektedir!
- İktidarın ekonomi politikalarıyla yayılan kitlesel yoksullaşmanın en büyük mağduru okuldan, eğitimden kopmak zorunda kalan ve sokaklarda yaşam mücadelesine mecbur edilen çocuklar oluyor!
EKONOMİ
- Orta Vadeli Program ve Merkez Bankası’nın son enflasyon raporunda yukarı çekilerek yenilenen enflasyon hedefleri, kimse tarafından inandırıcı bulunmuyor.
- Net Hata ve Noksan kaleminden 9 ayda 21 milyar dolar kaynağı belirsiz döviz çıkışı; tonlarca kaçak altının yurda getirilmesiyle yasa dışı kazançlar elde edildiğini, yastık altına altın ve döviz stoklandığını işaret ediyor!
- TÜİK’in yüzde 25,6’ya yükselen geniş tanımlı işsizlik oranı dikkate alındığında gerçek işsiz sayısı 10 milyonu aştı!
TARIM
- Tarım Ürünleri Üretici Fiyatları Endeksi’nin (Tarım-ÜFE) ekimde aylık yüzde 5,03 artması, önümüzdeki aylarda gıda fiyatlarının yükseleceğini gösteriyor!
DIŞ POLİTİKA
- Yeni seçilen ABD Başkanı Trump’ın İsrail ve Suriye politikaları çerçevesinde Suriye Demokratik Güçleri’ne açık destek ve silahlı Kürt örgütlerinin ABD-İsrail tarafından Kürt devleti vaadiyle sahaya sürülmesi, bölgemizde yeni çatışmalara zemin hazırlayabilir!
- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hamas’ı temsilciliği Türkiye’ye taşımaya davet etmesi, liderlerine Türkiye’de ikamet ve faaliyet olanağı sunması, Türkiye-ABD arasında Hamas Krizi yaşanmasına neden olabilir.
ABB ve İBB’de AKP dönemine ait milyarlarca liralık yolsuzluk-usulsüzlük dosyası 6 yıldır İçişleri Bakanlığı ve savcılıklarda tutulurken, savcıların Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerine yönelik konser ve kültürel etkinlik soruşturmaları iktidarın yargı aracılığıyla siyaseti dizayn etme planıdır!
Esenyurt, Mardin, Halfeti, Batman belediyelerine İçişleri Bakanının idari kararlarıyla kendi memurlarını kayyum tayin edip el koyan iktidar, şimdi de kendi tayin ettiği savcıları ‘resen’ harekete geçirdi. Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) konser, festival vb. kültürel etkinliklerine ilişkin iktidar medyasında ortaya atılan iddiaları ‘ihbar’ kabul eden Ankara ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcıları aynı günde soruşturma başlattı.
Türkiye’nin dört bir yanında her gün Interpol’ün kırmızı bültenle aradığı yeni bir organize suç örgütü lideri yakalanırken, sokakları, kurumları, çeteler, mafyalar kuşatmışken, iktidarın usulsüzlükleri, yolsuzlukları Sayıştay raporları ve medyada ortalığa saçılırken ‘resen’ harekete geçmeyen Cumhuriyet savcılarının birden aynı anda farklı illerde ve ilçelerde tüm mesailerini muhalefet belediyelerinin etkinliklerine ayırmalarının nedeni nedir? Tabii ki savcıların, yargının her türlü adaletsizlik, hukuksuzluk, yasa dışılık iddiasının üzerine gitmeleri, kamu vicdanında adalete, bağımsız yargıya güveni, saygıyı kazandırmaları görev ve sorumluluklarının gereğidir. Bugüne kadar iktidarın belgeleriyle ortada olan pek çok yasa dışı uygulamasında, kamu kaynaklarının ele geçirilmesinde, kamunun zarara uğratılmasında muhalefet partileri, sözcüleri, milletvekilleri tarafından savcılara çağrıda bulunuldu. Şikayet dilekçeleri, belgeleri verildi. Davalar açıldığı halde harekete geçilmediği gibi dosyalar kapatıldı, takipsizlik kararlarıyla üstleri örtüldü.
2019’da ABB, İBB ve daha birçok iktidar belediyesi muhalefete geçtikten sonra yürütülen incelemelerde onlarca olayda, milyarlarca liralık yolsuzluk, usulsüzlük, kamunun zarara uğratılması, kamu kaynaklarıyla iktidara yakın kişilerin, şirketlerin ihya edilmesi ortaya çıkarıldı. Belediyelere ait değerli taşınmazların bedelsiz veya çok cüzi bedellerle satışı, devri, 40-50 yıllık kira sözleşmeleriyle tahsisi, şu anda iktidar vekili olan isimlere İBB üzerinden sağlanan yüzbinlerce dolarlık, euroluk yurt dışı burslar vb. açığa çıkartıldı. Tüm bu dosyalar belgeleriyle savcılıklara iletildiği halde İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri ‘iddiaları biz inceleyeceğiz’ bahanesiyle dosyalara el koyup rafa kaldırdılar. Altı yıldan bu yana yüz milyarlarca liralık bu yolsuzluklara, kamu kaynaklarının buharlaştırılmasına, kamu zararına karşı nedense hiçbir Cumhuriyet Savcısı ‘resen’ harekete geçmedi, soruşturma başlatmadı. Dosyaları İçişleri Bakanlığından, Mülkiye Müfettişlerinden isteme gereği bile duymadılar. Şimdi 1,5 ay önce İstanbul ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılan atamalarla göreve getirilen savcılar, haberleri ihbar kabul edip 6 yıldır görevde olan başkanlara, muhalefet belediyelerine resen soruşturma açıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçilmiş belediye başkanlarına 10-15 yıl öncesine giderek soruşturma açan, görevden alan ve yerlerine kayyum atayan savcıları tebrik etmesi, övgüler düzmesi yargıya siyasi talimat değil mi?
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yargının bağımsız olduğu ve kimseden talimat almayacağı iddiasının aksine Türkiye, 142 ülkeyi kapsayan 2024 Dünya Hukukun Üstünlüğü Endeksindeki kriterlerde alt sıralara indi. Yolsuzluk endeksinde 78’inciliğe yükseldi!
Dünyada hukukun üstünlüğünü, hukuk devletini güçlendirmeyi görev edinen World Justice Project (WJP-Dünya Adalet Projesi) kurumu tarafından her yıl yayınlanan Uluslararası Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nin 2024 sonuçları geçen hafta açıklandı. Türkiye birkaç basamak daha düşerek 117’nciliğe geriledi. Angola, Nijer, Madagaskar, Rusya, Honduras gibi ülkeler hukukun üstünlüğü sıralamasında Türkiye’nin üzerinde. Bu yıl hukukun üstünlüğü yanında yolsuzluk endeksi de yayınlamaya başlayan WJP’nin yolsuzluk sıralamasında ise Türkiye 78’inciliğe yükseldi. Hukuk devleti gerilerken yasadışılığın, hukuksuzluğun, devlette yolsuzluk ve usulsüzlüklerin arttığını gösteren bu durum 22 yıllık AKP iktidarının Türkiye’yi hangi noktaya getirdiğinin yüz kızartıcı bir resmidir. WJP Türkiye’nin de aralarında yer aldığı 142 ülkede bağımsız yargı, hukuk devleti, adil yargı sistemi, yargı üzerinde siyasi güç etkisi gibi süreçleri ölçerken temel ilkeleri esas alıyor. Bu ilkeler;
- Yasaların herkese eşit uygulanmasını temel alan Adil Hukuk İlkesi,
- Devleti yönetenlerin, özel kişi ve kurumların hukuk ve yargı karşısında hesap verebilir konumda olmasını öngören Hesap Verebilirlik İlkesi,
- Yasaların kabul ettiği hukuk süreçlerin herkese açık, şeffaf ve tarafsız olmasını esas alan Açık Hükümet İlkesi olarak sıralanıyor.
WJP’nin 2024 değerlendirmesinde yer verdiği ‘Yolsuzluk Yokluğu Endeksi’ ise iktidarı elinde bulunduranların, hükümet görevlilerinin, milletvekilleri ve siyasilerin, polis ve askerlerin makam-unvan ve yetkilerini kendi amaç ve çıkarları için kullanıp kullanmadıklarını ölçmek için kullanılıyor. Türkiye gerek hukukun üstünlüğü endeksinin ölçüldüğü temel ilkelerde gerekse yolsuzluk yokluğu endeksinin ölçümlerindeki tüm kriterlerde çok düşük puanlara sahip. Bu yüzden her yıl sıralamada biraz daha aşağıya iniyor. Yargı bağımsızlığı, hukuk devleti, siyasi gücün yargıya etkisi vb. kriterlerin tamamında en yüksek puana sahip Danimarka ilk sırada. İlk 10 ülke arasında diğer Kuzey Avrupa ve İskandinav ülkeleri Norveç, Finlandiya, İsveç’in yanı sıra Almanya, Yeni Zelanda, Lüksemburg, Hollanda, İrlanda, Estonya bulunuyor. WJP’nin 2024 endeks sonuçlarında dünya genelinde pek çok ülkede otoriter eğilimlerin arttığı, hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı, yargı, parlamento, medya vb. kurumların iktidarlar üzerindeki denetim, olanaklarının azaldığı vurgulanırken, ifade ve düşünce özgürlüğünün yanı sıra kişisel tercihlerin ve özel hayatın korunmasında gerileme yaşandığına dikkat çekiliyor.
İktidarın yargı kararlarını tanımama, yasalara ve anayasaya uymama, hakim ve savcı tayinlerinde siyasi tercihleri ve partizan yaklaşımı sürdürme anlayışı; Türkiye’nin endeks sıralamasındaki yerini her yıl daha altlara düşürürken, demokratik ülkelerle aradaki fark giderek büyüyor!
Depremde interneti yavaşlatan, Cumhurbaşkanına hakaret davalarında sosyal medyayı kapatan iktidarın, yıllardır sanal bahis ve kumar sitelerine sessiz kalması bu organizasyonların siyasi bağlantılara sahip olduklarını akla getirmektedir!
Türkiye’nin kara para ve yasa dışı suç gelirlerinin aklanmasına engel olmama gerekçesiyle yıllarca Uluslararası mali Eylem Gücü’nün Gri Listesinde yer almasının nedenlerinden birisi de sanal kumar ve bahis sitelerine göz yumulması, bu yolla elde edilen kazançların aklanmasına olanak sağlanmasıydı. Geçen hafta kamuoyunda tanınan bazı şöhretli isimlerin de yer aldığı sanal bahis ve kumar operasyonu bir kez daha iktidarın yıllarca bu tür organizasyonlara göz yumduğunu açığa çıkarttı. İnternet siteleri üzerinden sanal kumar ve bahis oynatan organizatörlerin başta İngiltere, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Gürcistan vb. ülkelerde kurdukları internet siteleriyle işlettikleri sistemde para tahsilatlarını, ikramiye ödemelerini, yoksul, genç, işsiz üçüncü kişilere cüzi bedellerle açtırdıkları banka hesapları üzerinden gerçekleştirerek, toplanan paraları kripto varlıklara dönüştürüp suç gelirlerini akladıkları anlaşılıyor. Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) hazırladığı raporlarla sanal bahis organizasyonları, dönen kara para gelirlerinin tahmini tutarı ve aklama yöntemleri konusunda iktidarı uyardığı ortaya çıktı. MASAK’ın raporunda sadece İstanbul’daki sanal bahis ve kumarda dönen yasa dışı kara para tutarının 400 milyar TL olduğu, Türkiye genelinde bu organizasyonların toplam kazancının çok daha büyük olduğu dile getiriliyor.
Kamuya ait Milli Piyango, Spor Toto, İddaa ve Şans Oyunlarını özelleştirerek iktidara yakın bir medya grubuna satan iktidar, yasa dışı bahis, kumar, şans oyunlarında ise yıllardır denetimsizlik ve duyarsızlık sergiliyor. Yüzlerce bahis sitesi her gün internet üzerinden faaliyetini sürdürürken birkaç şöhretli ismin de katıldığı operasyonlarla kamuoyunun gözü boyanmaya çalışılıyor. Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) dilediğinde tüm interneti yavaşlatma veya kapatma olanağını elinde bulunduruyor. 6 Şubat depreminde saatlerce felaket bölgesinden haber alınması internet yavaşlatılarak engellendi. TUSAŞ saldırısında sosyal medya paylaşımı yapılamadı. Instagram bir gecede kapatıldı. Cumhurbaşkanına hakaret davalarında anında internet sitesine ve habere erişim yasağı getiriliyor. Böyle bir tablo söz konusu iken iktidarın ve kendisine bağlı BTK’nın, internet bahis sitelerini engellememesi, sosyal medya fenomenlerinin gençlere sanal bahis sitelerinin reklamını yaparak kazançlarını katlamasını görmezden gelmesi, MASAK raporlarına rağmen yıllardır bu kara para organizasyonlarına göz yummasının gerekçesi nedir? Operasyonda yakalananlar bu yapıların en kolay feda edecekleri elemanları. Gerçek baronlar ortada yok. Dönen paranın büyüklüğü göz önünde tutulduğunda bu organizasyonların siyaset ve bürokraside, emniyet ve yargıda bağlantılarının olması ihtimali akla gelmektedir.
İktidar isterse BTK’ya talimatla sanal bahis ve kumar organizasyonlarını bir gecede bitirebilir. Yıllardır bu yapılmadıysa kara paranın aklanması ve paylaşımında başka bağlantı ve çıkarlar söz konusu demektir. Türkiye’nin yeniden Gri Liste ihtimaliyle karşılaşmasının engellenmesi iktidarın görevi ve sorumluluğudur.
Ailelere 3 çocuk tavsiyesinde bulunan iktidarın uyguladığı politikalar Türkiye’yi çocuk cinayetleri ve istismarların sıradanlaştığı bir ülkeye dönüştürdü. 2025 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre zorla çalıştırılan, istismar edilen, dilencilik yaptırıldığı için müdahale edilen çocuk sayısı 50 bini aştı!
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2023-2024 Örgün Eğitim İstatistiklerine göre okul çağında olduğu halde zorunlu eğitim dışında kalan, okula gidemeyen çocukların sayısı bir önceki döneme kıyasla yüzde 38,4 oranında ve 200 bin kişi artarak 612 bine yükseldi. Eğitimi bırakmanın en çok yaşandığı kesim 14-17 yaş grubu orta öğretim (lise) kurumları. Bu grupta okulu bırakan çocuk sayısı bir yılda 168 bin artarak 452 bine yükseldi. Gerek zorunlu eğitimde gerekse orta öğretimde okulu terk eden çocukların toplamı 1 milyon 64 bine ulaştı. Bu çocuklar tarikatların, cemaatlerin, çetelerin, organize suç ve terör örgütlerin hedefi, eleman devşirme kaynağı.
Türkiye Ekonomi Politikaları Vakfı’nın (TEPAV) Çocuk Yoksulluğu raporuna göre, Türkiye’de 7,3 milyon çocuk yoksulluk içinde yaşıyor. 2 milyon çocuk ise ‘derin yoksulluk’ çekiyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın resmi rakamlarıyla sosyal yardım ve devlet desteğiyle yaşamını idame ettiren hane sayısı 4,8 milyona ulaştı. Bu hanelerde ortalama 20 milyon nüfus yoksulluk çekiyor, milyonlarca çocuk okula gidemiyor, beslenemiyor. Küçük yaştaki sahipsiz çocuklar tetikçiliğe, hırsızlığa, suça, cinsel istismara zorlanıyor. Dilencilik yapan 6 yaşındaki Şirin gibi, istismar edildikten sonra öldürülüp bir mezarlığa atılıyor. Her gün yeni bir çocuk vahşeti ile güne başlayan Türkiye’de hayallerine, umutlarına değer verilmeyen çocukların içinde bulunduğu endişe verici tablo artık gizlenemiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 22 yıldır uyguladıkları yanlış, temelsiz ve çocukları görmezden gelen politikaların vahim sonuçlarını kabul etmek, yıllık programda yer vermek zorunda kaldı. 2025 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’ndaki verilere göre; sokakta zorla çalıştırıldığı, para karşılığı istismar edildiği, dilencilik yaptırıldığı için mobil ekiplerce müdahale edilen çocuk sayısı 2023 yılında 50 bin 293'e ulaştı. Bu çocukların 19 bin 500’ünün Suriyeli olduğu, sığınmacı aileler tarafından sokağa terk edildikleri saptandı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı Çocuklar Güvende Ekiplerinin bu yılın ilk 6 ayında müdahalede bulunduğu ‘risk altındaki’ çocuk sayısının 337 bin olduğu Cumhurbaşkanlığı Programında yer aldı. Türkiye’de yaklaşık 1,6 milyon geçici koruma statüsünde sığınmacı-göçmen çocuk bulunuyor. Sokaklarda dilenen, zorla çalıştırılan, parayla fuhuşa zorlanan çocukların neredeyse yarısını Suriyeli göçmen çocukları oluşturuyor. Sahipsiz, eğitimsiz çocuklar sokaklarda çeteleşiyor.
Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesine imza atmasına rağmen çocuklara yönelik suçlarda uygulanacak ağır yaptırımları göz ardı eden iktidarın yaklaşımıyla çocuk cinayetleri, istismarlar, tacizler cezasız kalıyor. Suçlular cesaretleniyor. İktidarın ekonomi politikalarıyla yayılan kitlesel yoksullaşmanın en büyük mağduru okuldan, eğitimden kopmak zorunda kalan, sokaklarda yaşam mücadelesine mecbur edilen çocuklar oluyor!
Merkez Bankası (MB) son Enflasyon Raporunda, 2024 yılsonu ve 2025-2026 enflasyon hedeflerini yukarı çekti. MB’nin Kasım ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’nde enflasyon beklentisi yılsonunda yüzde 45’i gösterirken, 2026’da tek haneli enflasyon iddiası rafa kalktı!
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın açıkladığı 2024 yılı 4’üncü Enflasyon Raporu’nda yılsonu enflasyon hedefi yüzde 38’den yüzde 44’e yükseltildi. Orta Vadeli Program’da (OVP) ise 2024 için yılbaşında yüzde 33 olarak ilan edilen yılsonu enflasyon beklentisi eylülde açıklanan 2025-2027 OVP’de yüzde 41,5’a yükseltildi. MB’nin son enflasyon raporunda yüzde 44’e çıkarılan yeni yılsonu hedefi yüzde 36’lık önceki hedefin 6 puan, yeni OVP’deki yüzde 41,5 hedefinin ise 2,5 puan üzerinde. Bunun yanında daha önce tek haneli enflasyon için 2026 yılını işaret ederek yüzde 9 hedefini açıklayan MB, son Enflasyon raporunda 2025 için enflasyon hedefini 7 puan yükselterek yüzde 14’ten yüzde 21’e, 2026 içinse 3 puan artışla yüzde 9’dan yüzde 12’ye yükseltti. Böylece toplumdan istenen fedakârlıklar sonrası 2026’da enflasyonun tek haneye düşeceği vaadi rafa kaldırıldı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz artık tek haneli enflasyondan söz etmiyor.
Kasım ayı Piyasa Katılımcıları Anketi (PİKA) sonuçları, ekonomi yönetimi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın enflasyonun ve faizin düşeceği söyleminin inandırıcı bulunmadığını gösteriyor. Ekimde yüzde 44,11 olan yılsonu enflasyon beklentisi kasımda yaklaşık bir puan artarak yüzde 44,81’e yükseldi. Uygulanan dezenflasyon programına rağmen PİKA katılımcılarının ekim anketine kıyasla 12 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi yüzde 27,20, 24 ay sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 18,33 oldu. Bu sonuçlar reel sektör, finans sektörü ve bilim insanlarının MB’ye ve OVP’ye göre 2025 ve 2026 için öngördükleri enflasyonun yukarı yönlü yenilenen yeni hedeflerin 6’şar puan üstünde olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta bir kez daha ekonomist olduğunu vurgulayarak enflasyon ve faizin birlikte düşeceğini öne sürmüştü. 2021 sonunda aynı tezle MB başkanını görevden alıp talimatla faiz indirimi başlatan Cumhurbaşkanının bu ısrarının sonucu rekor kur artışı, rekor enflasyon, yüzde 8,5’tan yüzde 50’ye yükseltilen faiz ve 1 trilyon TL’yi aşan Kur Korumalı Mevduat faturası oldu. Aynı yanlışın tekrarlanması endişesinin yansıdığı PİKA’da faiz beklentisinin yüzde 50 düzeyinde oluştuğu görülüyor.
MB’nin para, kur ve faiz politikalarını belirlerken esas aldığı PİKA anket sonuçlarında 2024 yıllık büyüme hızı beklentisi yüzde 3,1 olurken, 2025 içinse ekim anketinde yüzde 3,3 olan büyüme beklentisi yüzde 3,2’ye geriledi. Aynı ankette dolar kuruyla ilgili beklentiler bu yılsonu için 35,72 TL, 12 ay sonrası için 42,75 TL oldu.
Hem Orta Vadeli Programda hem de Merkez Bankası’nın (MB) son enflasyon raporunda yukarı çekilerek yenilenen enflasyon hedeflerinin kimse tarafından inandırıcı bulunmadığı, beklentilerin daha yüksek enflasyon yönünde olduğu MB’nin Kasım 2024 Piyasa Katılımcıları Anketi (PİKA) sonuçlarıyla doğrulandı.
Cari işlemler dengesinde 9 aylık açık, 5,3 milyar dolara indi. Olumlu görünen bu gelişmenin temelinde dış ticaret açığındaki azalma yatıyor. Cari açıktaki düşüşün Merkez Bankası rezervine yansıması sınırlı kalırken Net Hata Noksan kalemindeki 21 milyar dolarlık döviz çıkışı dikkat çekiyor!
Dört aydır üst üste fazla veren cari işlemler dengesinde ocak-eylül dönemi 9 aylık cari açık tutarı 5,3 milyar dolara indi. Geçen yılın aynı döneminde 36,1 milyar dolar olan cari açığın bu yıl 5,3 milyar dolara gerilemesi yaklaşık 31 milyar dolarlık bir iyileşmeyi gösteriyor. Uygulanan ekonomik programın tüketimi, harcamaları kısma, ithalatı azaltma, altın ithalatını kısıtlama yönündeki hedeflerinin sonucunda cari açığın düşürülmesi, Merkez Bankası (MB) rezervlerinin artırılması, dövize olan talebin sınırlandırılarak kur artışlarının frenlenmesi öngörülüyordu. Türkiye ekonomisinin temel döviz gelirlerinin başında ihracat geliyor. İhracata dönük üretimin yüzde 70’inden fazlası ithal ara malı ve hammadde ithalatıyla gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla uygulanan ekonomik programın ithalatı kısarak dış ticaret açığını ve buna bağlı olarak cari açığı azaltma amacı doğrultusunda ithalatta geçen yıla göre ciddi düşüş yaşandı. Ocak-eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre cari açıktaki iyileşme 30 milyar 850 milyon dolar. İthalattaki düşüşün etkisiyle 9 aylık dönemde dış ticaret açığındaki azalma geçen yıla kıyasla 30 milyar 860 milyon dolar. Cari açıktaki iyileşmenin neredeyse tamamı dış ticaret açığındaki düşüşten kaynaklanmış. Dış ticaret açığındaki azalmanın; 25,6 milyar doları ithalatın azalmasından, 5,3 milyar doları ihracat artışından, sağlanmış. İthalattaki gerilemede en büyük düşüş hammadde ve ara malı ithalatında görülüyor. Hammadde ithalatındaki sert düşüş yanında altın ithalatına kota kararıyla geçen yıla göre altın ithalatı da 13,3 milyar dolar azalmış. İktidarın cari açıktaki düşüşü ekonomik programın başarısı olarak sunmasına karşılık bu sonucu sağlayan ana unsur ithalattaki azalma. Bunun içinse ihracata dönük sanayinin darboğaza sürüklenmesine, kapasite kullanımı ve üretimin düşmesine göz yumuluyor. Bu durum TÜİK’in Sanayi Üretim Endeksi (SÜE) verilerinde somut şekilde gözleniyor. SÜE verileri kesintisiz üretim düşüşünü işaret ediyor. Aynı durum sanayinin Kapasite Kullanım Oranları (KKO) için de söz konusu.
Tüm bunların yanında asıl dikkat çeken, 9 ayda Net Hata Noksan (NHN) kaleminden 20,7 milyar dolar kaynağı belirsiz döviz çıkışı! Bu çıkışın 10,5 milyar doları ağustos ve eylülde gerçekleşmiş. Altın ithalatına kota nedeniyle son aylarda altın kaçakçılığı haberleri sıkça medyaya yansıyor. Havaalanlarında, karayollarında yakalanan tonlarca altının yanında VIP salonlarından denetimsiz geçebilen iktidarın eski bakan yardımcısı, milletvekili, özel kalem müdürü vb. unvanlı kişilerin Dubai’den kaçak getirdiği kilolarca altının ele geçirilmesi NHN’den milyarlarca dolar döviz çıkışıyla çakışıyor.
Net Hata ve Noksan kaleminden 9 ayda 21 milyar dolar kaynağı belirsiz döviz çıkışı; tonlarca kaçak altının yurda getirilmesiyle milyarlarca doların kayıt dışına çıkartıldığını, yasa dışı kazançlar elde edildiğini, yastık altına altın ve döviz stoklandığını işaret ediyor!
TÜİK, eylül ayı işsizlik oranının yüzde 8,6 işsiz sayısının ise 3 milyon 100 bin kişi olduğunu açıkladı. TÜİK’in yüzde 25,6’ya yükselen geniş tanımlı işsizlik oranı dikkate alındığında gerçek işsiz sayısı 10 milyon 270 bin kişi. Milyonlarca işsiz, rakam oyunlarıyla gizlenirken işsizlik sigortasına başvuranların yüzde 87’si bu imkandan yararlanamıyor!
TÜİK’in yayınladığı Eylül 2024 Hane Halkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı bir önceki aya göre 35 bin kişi artarak 3 milyon 100 bin kişi olurken, işsizlik oranı değişmeksizin yüzde 8,6’da kaldı. Çalışma çağındaki erkeklerde yüzde 6,7 olan işsizlik oranı kadınlarda yüzde 12,3 oranıyla neredeyse erkeklerin iki katı. Kadın nüfusun üretim, istihdam ve çalışma yaşamının dışında kalması, Türkiye’nin ilerlemesi adına ciddi bir sorundur.
Türkiye’de 15 yaş ve üstü işgücü eylül ayı itibarıyla 35 milyon 923 bin kişiye yükseldi. Çalışma çağındaki nüfusun işgücüne katılma oranı yüzde 54,4 oranında gerçekleşti. Erkek-kadın işsizliğindeki yarı yarıya oluşan farkın benzer işgücüne katılma oranında da gözleniyor. Çalışma çağındaki erkeklerde işgücüne katılma oranı yüzde 72,1 olurken kadınlarda yüzde 37 seviyesinde kaldı. 15-24 yaş arasını kapsayan genç nüfustaki işsizlik oranı önceki aya göre 0,3 puan artarak yüzde 17,1’e yükseldi. Bu oran TÜİK’in yüzde 8,6’lık resmi işsizlik oranının yaklaşık 2 katı. 15-24 yaş arası genç işsizlerin yüzde 13,5’unu erkekler oluştururken, genç kadın işsizlerin oranı yüzde 24 olarak açıklandı.
TÜİK’in geniş tanımlı işsizlik oranı eylül ayında yüzde 25,6’ya yükseldi. Eylül 2023’te yüzde 9,2 olan dar tanımlı işsizlik oranı bu yılın aynı ayında yüzde 8,6’ya, işsiz sayısı ise 3 milyon 157 binden 3 milyon 100 bine gerilemiş. Oysa yine TÜİK’in rakamlarıyla geçen yılın eylülünde yüzde 21,8 olan geniş tanımlı işsizlik oranı bu yılın eylülünde yüzde 25,6’ya, geçen yıl 8 milyon 285 bin kişi olan işsiz sayısı 10 milyon 271 bin kişiye yükselmiş. İktidar, işsizlik oranının düştüğünü ve işsiz sayısının azaldığını öne sürerken asıl gerçek işsizleri kapsayan geniş tanımlı işsizlerin sayısı 1 milyon 986 bin kişi artmış.
İş ve İşçi Bulma Kurumu (İŞKUR) ve İşsizlik Sigortası Fonu’nun (İSF) resmi işsizlik, iş arama ve işsizlik maaşı başvuru rakamlarıyla, TÜİK’in verileri arasında da çelişkiler söz konusu. İŞKUR’un Eylül 2024 rakamlarına göre Ocak-Eylül döneminde işsizlik maaşı başvuruları 1 milyon 200 bine yükselirken, sadece eylülde bu sayı 138 bin 479 kişi oldu. İSF’de kaynaklarının işsizler için kullanımındaki çarpıklığı gösteren verilere göre eylülde başvuranların sadece 68 binine işsizlik maaşı bağlandı. Yılbaşından bu yana İSF’ye başvuranların yüzde 87’sinin talebi ‘koşullara uymadığı’ gerekçesiyle reddedilerek maaş bağlanmadı. İŞKUR verilerinde son dönemde dikkat çeken bir başka gelişme 55 yaş ve üzeri iş arayanlar ile işsizlik maaşına başvuranların sayısındaki hızlı artış.
İŞKUR ve İSF’ye başvuruların büyük bölümünü 25-29 yaş arası işsizler oluştururken son dönemde ileri yaşlardakilerin iş ve işsizlik maaşı başvurularının artması işsizlik, gelecek güvencesinden yoksunluğun, fakirleşmenin daha geniş kesimlere yayıldığını gösteriyor. Bu tablo, iktidarın tüm örtme çabalarına rağmen artık gizlenemiyor!
Tarım Ürünleri Üretici Fiyatları Endeksi’nin (Tarım-ÜFE) ekimde aylık yüzde 5,03 artması, önümüzdeki aylarda gıda fiyatlarının yükseleceğini gösteriyor. Tarım-ÜFE’de 12 aylık ortalama artışın yüzde 50’ye yaklaşmasına karşılık, mevsim ürünü turunçgillerdeki fiyat artışı aylık yüzde 85, yıllık yüzde 185 düzeyinde gerçekleşti.
Tarım-ÜFE ekim ayı verileri kış mevsimiyle birlikte gıda fiyatlarında olağanüstü artışların yaşanacağını, özellikle kış sebze ve meyvelerinde fahiş fiyat artışları yanında üretim yetersizliğinden kaynaklı ciddi erişim güçlükleri yaşanacağını gösterdi. Ekim 2024 rakamlarına göre Tarım-ÜFE’de bir önceki aya kıyasla yüzde 5,03 artış gerçekleşti. Ekimde TÜFE’deki artışın yüzde 2,88 olmasına karşılık Tarım-ÜFE’deki aylık artışın TÜFE’nin neredeyse iki katı düzeyinde gerçekleşmesi üreticiden pazara, markete gelen ürün fiyatlarında yüksek artışların söz konusu olması yanında, bu artışların önümüzdeki aylarda hızlanarak devam edeceğinin habercisi.
Tarım-ÜFE’deki aylık artış yüzde 5,03 olurken, geçen yılın aralık ayına göre 10 aylık artış yüzde 26,32, geçen yılın ekim ayına göre yıllık artış yüzde 35,46 ve on iki aylık ortalamalara göre yıllık artış yüzde 49,55 oldu. Öncelikle TÜFE’deki yıllık artışın ekim ayı itibarıyla yüzde 48,58 oranında olmasına karşılık, Tarım-ÜFE’deki yıllık artışın TÜFE’nin 14 puan altında ve yüzde 35,46 düzeyinde olması üreticinin ürün fiyatlarının enflasyon altında kaldığının göstergesi. Buna rağmen pek çok gıda maddesi, sebze ve meyvedeki fiyat artışları yıllık resmi TÜFE enflasyonunun çok üzerinde. Dolayısıyla pek çok üretici mağdur olduğu gibi ürününün fiyatının enflasyon karşısında geride kalması nedeniyle, ürünü tarlada, bahçede, ağaçta bırakmaya mecbur kaldı. Buna karşılık, 12 aylık ortalama Tarım-ÜFE’nin, TÜFE’den 1,5 puan yüksek olması, ekimdeki aylık artışın TÜFE’deki aylık artışın iki katına yaklaşması üreticilerin yeni sezon ürün fiyatlarında büyük artışlara gittiklerini işaret ediyor. Tarım-ÜFE’de farklı ürün ve gıdalardaki aylık artışlara bakıldığında tarım ve avcılık ürünleri ve bu ürünlerle ilgili hizmetlerde aylık artışın yüzde 5,34 olduğu görülüyor. Balık ve diğer balıkçılık ürünleri, su ürünleri, balıkçılık için destekleyici hizmetlerde aylık Tarım-ÜFE artışı ise yüzde 2,23 oranında gerçekleşmiş. Ürün grupları itibarıyla aylık fiyat artışının en yüksek olduğu grup yüzde 85,17 oranıyla turunçgillerde ortaya çıkmış. Portakal, mandalina, greyfurt, limon vb. ürünleri kapsayan turunçgillerde yıllık Tarım-ÜFE artışı ise TÜİK’in verisine göre yüzde 185,25 düzeyinde gerçekleşmiş. Turunçgillerdeki aylık yüzde 100’e yıllık yüzde 200’e yaklaşan bu fiyat artışı kış mevsimine girilmesine rağmen, mevsim ürünü olan bu grupta fahiş fiyat artışlarının söz konusu olacağını ortaya koyuyor. Yaz aylarında kilosu 100 liraya kadar yükselen limonun hasat mevsimine girilmesine rağmen toptan fiyatının kiloda 25 TL olması bunun en somut işareti.
Tarım-ÜFE’de aylık ve yıllık artış oranları, önümüzdeki dönemde mevsim sebze ve meyvelerinde fahiş fiyat artışları yaşanacağını ve ücretli, dar gelirli, emekli, asgari ücretli milyonlarca kişinin sebze-meyveye erişiminin iyice zorlaşacağını gösteriyor. Mevsimi olmayan domates, biber, salatalık vb. turfanda ürünlerin fiyatının üç haneli rakamlara yükselmesi kaçınılmaz görünüyor!
İsrail, Kürtlerin bağımsız devlet kurmalarına destek vereceğini açıkladı. Aynı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ve Irak’ın kuzeyine yeni harekâtı gündeme getirdi. Türkiye-Rusya ve İran’ın yer aldığı Astana Grubu’nun İsrail’in Suriye’ye saldırılarını kınaması, Esad rejimine destek vermesi yeni gelişmelerin habercisi!
Gazze ve Lübnan’a saldırılarını sürdüren İsrail’de Başbakan Netanyahu kabinesindeki Savunma ve Dışişleri Bakanlarını değiştirdi. Savunma Bakanlığına İsrael Katz getirildi. Radikal yaklaşımı yanında sosyal medya paylaşımlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sıkça tehdit ve hakaretlerde bulunan Katz’ın Savunma Bakanı olması, İsrail ordusunun Gazze ve Lübnan’daki saldırılarının şiddetleneceğini gösteriyor.
Başbakan Netanyahu Dışişleri Bakanlığı görevine ise Gideon Saar’ı getirdi. Yeni Dışişleri Bakanı ilk açıklamasında Kürtlerin kendi devletlerini kurmasına tam destek vereceklerini duyurdu. Kürtleri İsrail’in ve Yahudilerin ‘doğal müttefiki’ diye tanımlayan Saar, Türkiye ve İran’ı ise Kürtlerin ve Yahudilerin ortak düşmanı ilan etti. İsrail’in yeni Dışişleri Bakanı, Kürtlerle bağları güçlendireceklerini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 Kasım’daki kabine toplantısının ardından Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de sınır güvenliği ve terör tehdidine karşı kapsamlı askeri operasyonların başlayabileceğini açıklamasıyla aynı gün, İsrail’in yeni Dışişleri Bakanının Kürtlerle iş birliğini güçlendirme ve devlet kurmalarına destek vaadi dikkat çekici! İsrail’den gelen mesajın, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’deki PKK bağlantılı terör örgütleriyle PKK’nın İran’daki oluşumu PJAK’a destek anlamına geldiği çok açık. İsrail, Kuzey Irak’ta Barzani yönetimiyle yakın ilişkilerinin yanında Erbil yönetimine askeri, siyasi ve ticari destek sağlıyor. İsrail dış istihbarat örgütü Mossad’ın yoğun faaliyette bulunduğu Kuzey Irak’ta istihbarat birimlerinin olduğu biliniyor.
Bölgedeki hareketlenmeyi artıran diğer gelişme Türkiye, Rusya, İran arasında Suriye’de çözüm için kurulan Astana Grubu’nun uzun bir aradan sonra toplanması. Astana’daki toplantıdan sonra yayınlanan ortak bildiride Gazze savaşını sürdüren İsrail’in Lübnan ve Suriye’ye de saldırması kınandı. Terör örgütlerini destekleyen devletlerin Suriye’nin birlik ve bütünlüğünü hedef alan eylemlerinin kınandığı bildiride yer aldı. İktidarın desteklediği ÖSO ve SMO Şam, Tahran ve Moskova yönetimlerince ‘terör örgütü’ olarak nitelendiriliyor. Bu kınamaya iktidarın imza atması, Suriye ile normalleşme çerçevesinde Esad’ı devirme amacından vazgeçiş işareti olarak görülebilir. Bildiride Türkiye ve Suriye’ye iki ülkenin birliği ve toprak bütünlüğü için temaslara yeniden başlama çağrısı yapıldı. ABD destekli PYD-SDG kontrolündeki bölgede IŞİD ve diğer cihatçı terör örgütleriyle mücadele görüntüsüyle yerleşim birimlerinin ele geçirilmesi, özerk yönetimler kurulması, yerel seçim girişimiyle yeni sınırlar çizilmesinin kabul edilmeyeceği vurgulandı. Türkiye, İran ve Rusya, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye’nin petrol kaynaklarını işletip gelire el koymasına ve Suriye’ye ekonomik yaptırımlara karşı çıktıklarını duyurdular.
Yeni seçilen ABD Başkanı Trump’ın İsrail ve Suriye politikaları çerçevesinde SDG’ye açık destek ve silahlı Kürt örgütlerinin ABD-İsrail tarafından Kürt devleti vaadiyle sahaya sürülmesi, bölgemizde yeni çatışmalara zemin hazırlayabilir.
ABD’deki ‘Başkan’ değişikliğinin Ortadoğu’daki yansımasının ilk belirtileri, Katar’a kurulan baskı ile Hamas’ın bu ülkeden çıkarılması girişimlerinde görülüyor. Katar’ın Hamas temsilciliğini kapatması durumunda örgütün Türkiye’ye yerleşmesi ihtimalinin tartışılmaya başlanması, iktidarın Hamas’a verdiği destek dikkate alındığında Trump yönetimiyle Türkiye arasında ilk krizi ateşleyebilir!
ABD’de 20 Ocak 2025’te görevi devralmaya hazırlanan Donald Trump’ın Ortadoğu’da izleyeceği politikaların ilk yansımaları ortaya çıkmaya başladı. Trump’ın Dışişleri Bakanlığına Türkiye karşıtı Senatör Marco Rubio’yu aday göstermesi ikili ilişkilerde krizler yaşanabileceğini gösteriyor. İsrail’e tam desteğini peşinen ilan eden Trump’ın yönetimde görev vereceği isimlerin İsrail’in Gazze’ye saldırıları ve soykırım politikaları yanında Batı Şeria’nın İsrail tarafından ilhakına olumlu bakıldığını gösteren açıklamaları, bu açıdan dikkat çekici. Hamas’ı terör örgütü olarak nitelendiren Trump’ın Katar üzerinde baskı kurarak bu ülkedeki Hamas temsilciliğinin kapatılmasını, Hamas liderlerinin Katar’dan çıkarılmasını gündeme getirmesi Ortadoğu’da sıcak gelişmelerin fitilini ateşleyebilir.
Hamas’ı Türkiye’nin ulusal kurtuluş savaşını veren ‘Kuvay-ı Milliye’ ile özdeşleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne kadar içeride ve uluslararası toplantılarda yaptığı konuşmalarda Hamas’a desteğini açıkça dile getirdi. İsrail istihbarat servisi Mossad’ın düzenlediği suikastla Tahran’da öldürülen Hamas lideri İsmail Haniye için yas ilan eden iktidar, Haniye’nin Türkiye ziyaretlerinde de devlet başkanı protokolü uygulamıştı. ABD’nin yoğun baskı uygulamaya başladığı Katar’ın Hamas temsilciliğini kapatması, Hamas liderlerini Katar’dan çıkartması durumunda örgütün yeni adresinin Türkiye olacağına dönük iddialar ABD, Avrupa ve Arap medyasında dile getirilmeye başlandı. Katar yönetimi her ne kadar Hamas temsilciğinin kapatılacağı haberlerini ‘şimdilik gündemimizde böyle bir konu bulunmuyor’ diyerek reddetse de resmi açıklamada vurgulanan ‘şimdilik’ ifadesi böyle bir ihtimalin var olduğunu gösteriyor.
Gazze savaşı öncesi İsrail ile normalleşme sürecinde, İsrail’in taleplerinden birisi Hamas liderlerinin Türkiye’deki faaliyetlerine izin verilmemesi idi. İktidar o dönemde tıpkı Mısır’la normalleşmede İhvan liderlerinin Türkiye’den çıkarılması, Mısır aleyhine faaliyetlerin durdurulması gibi, Hamas için de İsrail’in talebiyle benzer adımlar atılmıştı. Ancak Gazze savaşının başlamasıyla Hamas’a koşulsuz destek ilan eden iktidar, İsrail ile diplomatik ilişkileri kesti. Mayıs ayında ekonomik ilişkileri ve ticareti durdurma kararı aldı. Katar’daki Hamas temsilciliğinden yapılan açıklamada Katar’dan ayrılmaları yönünde resmi bir uyarı ya da bildirim yapılmadığı vurgulandı. Ancak son ateşkes müzakerelerinde arabuluculuktan çekilen Katar’ın Hamas temsilciliğini kapatma ihtimali yükseldi. Hamas temsilciliğinin Suriye, İran, Cezayir’e taşınma ihtimalleri de söz konusu.
Hamas’a desteğini beyan eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hamas’ı temsilciliği Türkiye’ye taşımaya davet etmesi, liderlerine Türkiye’de ikamet ve faaliyet olanağı sunması Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ‘dostum’ diyerek kutladığı Trump’ın arasının açılmasına, Türkiye-ABD arasında Hamas Krizi yaşanmasına neden olacaktır.
Yeni Soluk
Yorum Yap