414 sanıklı dev davanın 26. celsesi bugün Silivri’de başladı...
Erdoğan Toprak'tan haftalık değerlendirme raporu/16 Şubat 2025
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı
HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 16 ŞUBAT 2025
SICAK GÜNDEM
- Neredeyse tüm yabancı ülke yurttaşlarına Türkiye’ye vizesiz-vergisiz seyahat olanağı sunan iktidar, eylem ve icraatlarıyla Türkiye’nin yurt dışındaki imajına ve algısına büyük zarar veriyor!
- İktidar, ‘konuşan’ Türkiye’den rahatsız. TÜSİAD Genel Kurulu’ndaki konuşmalara ve eleştirilere soruşturma açılması iktidarın artık sadece siyasileri, medyayı, muhalifleri değil iş dünyasını ve sivil toplumu da susturmak istediğini gösteriyor!
İÇ POLİTİKA
- İktidar sözcüleri yeni anayasa tartışmalarını tekrar açarak, ekonomik ve sosyal çöküşü, mutfaktaki yangını, işsizlik-yoksulluk vb. halkın yakıcı gündemini perdelemeyi amaçlıyor!
- 2024 Küresel Yolsuzluk Algı Endeksi, Türkiye’de yolsuzluk ve rüşvetin son 12 yılda katlanarak arttığını gösteriyor.
EKONOMİ
- 2024’te tahsil edilen 1 trilyon 527 milyar liralık gelir vergisinin 1 trilyon 426 milyar lirası işçi, memur, ücretlilerden kesildi. Ücretlilerden kesilen gelir vergisi tutarı 2023’e göre yüzde 123 artarken, kurumlar vergisindeki artış yüzde sadece 10 oldu!
- Cumhurbaşkanı Erdoğan kararıyla yürürlüğe konulan 2025-2028 Ulusal İstihdam Stratejisi, çözüm üretmekten ve ülke gerçeklerinden uzak bir belge niteliği taşıyor. Belirtilen hedeflere ulaşılması güç görünüyor!
- 2023’te yaklaşık 40 milyar dolar olan cari açığın bir yılda 30 milyar dolar düşüş göstermesi altın ithalatına kota getirilmesi ve enerji ithalatındaki fiyat düşüşlerinden kaynaklanıyor.
TARIM
- Bakliyatta bir dönem dünya lideri olan, üretim ve ihracatta küresel pazarlara hükmeden Türkiye, uygulanan yanlış politikalarla ithalatçı konumuna geldi!
DIŞ POLİTİKA
- ABD Başkanı Trump, üçüncü yılına giren Rusya-Ukrayna savaşının sonlandırılması girişimlerini hızlandırdı. Putin ve Zelenskiy ile yaptığı telefon görüşmeleri ardından Rusya-Ukrayna savaşını bitirmek için müzakereleri başlatacağını duyurdu!
- İngiltere’nin Irak’ta, Fransa’nın Suriye’de ve ABD’nin Ürdün ve Mısır’da başlattığı yeni girişimler, siyasi ve askeri açıdan batılı ülkelerin eski sömürgelerine dönüş planını gösteriyor!
Başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere pek çok ülkenin Türkiye’ye seyahat edecek vatandaşlarına yaptığı uyarılar ülkemiz adına yüz kızartıcıdır. Türkiye’de sahte içkiden hayatını kaybetme, otelde yanarak ölme, sosyal medya paylaşımlarından ötürü tutuklanma ve terör bağlantısıyla suçlanma, vb. yapılan uyarılar arasında yer alıyor!
2024 yılında Türkiye’nin turizmden elde ettiği gelirin 60 milyar 497 milyon 18 bin dolara ulaştığı, bu tutarın tüm zamanların turizm geliri rekoru olduğu açıklandı. Ülke ekonomileri açısından ihracat, turizm, yüksek teknoloji ihracı vb. alanlardan elde edilen döviz gelirleri dış kaynağa bağımlılığı azaltan istikrarlı döviz kazancıdır. İrlanda son dönemde bilişim teknolojileri, yazılım mühendisliği alanındaki hamleleri, dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerine olağanüstü teşvikler vergi avantajları vererek merkezlerini İrlanda’ya taşımalarını sağladı. Bu sayede çok yüksek dış ticaret fazlası veren, kişi başına milli gelirini 105 bin dolara çıkartan İrlanda, dış kaynak fazlasını yurttaşlarına dağıtmak üzere devletin kişi başına 20 bin euro karşılıksız hibe dağıtması için çalışmalar yapıyor.
Döviz kazancıyla dış fazla veren birçok ülkenin yurttaşları refah ve bolluk, yaşlıları ve emeklileri huzur içinde yaşıyor. Bu açıdan 2024’teki 60 milyar dolarlık turizm geliri önemli bir kazançtır. Kültür ve Turizm Bakanlığı 60 milyon turist, 60 milyar dolar turizm geliri hedefi açıklamıştı. 2024 yılsonu verilerinde gelen turist sayısı 62 milyon 232 bin kişi olurken, turizm geliri 60,5 milyar dolar. Hedeflerin tutması turist sayısının 1 milyon aşılması olumlu bir gösterge. Buna karşılık turist başı harcama açısından pek çok ülkenin gerisindeyiz. Açıklanan rakamlara göre turist başı gecelik harcama 97 dolar. Haftalık ya da 10 günlük paket turda kişi başı harcama 650-900 dolar. Oysa Yunanistan, İspanya’da turist başı gecelik harcama 200-300, haftalık harcama 2500 dolar.
Turist sayısının, turist başı harcamanın ve elde edilen turizm gelirinin artırılması öncelikli hedef olmalı. Ancak iktidarın ekonomik, sosyal alanlardaki baskı politikaları ve uygulamaları en büyük engellerden birisi. Vali ve kaymakamlarının aldığı konser-festival yasağı, içki yasağı, müzik yasağı kararları yanında son dönemde hızla artan sahte içki ölümleri, fahiş vergi ve fiyat artışları, geriye dönük sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle gözaltı ve tutuklamalar pek çok ülkenin gündeminde. Türkiye’ye seyahat edecek vatandaşlarını uyarı ve alarm seviyesini yükseltmelerine neden oluyor. AB ülkeleri Türkiye’ye seyahat etmeyi planlayan yurttaşlarını sahte içki ölümleri, alkol ve gıdada fahiş fiyatlar, restoranlarda-kafelerde fahiş fiyatlarla aldatılıp dolandırılma vb. konularında uyarıyor. ABD benzer uyarılar yanında ‘güvenlik’ konusunda Türkiye için ‘çok dikkatli olun’ anlamındaki ikinci kategori güvenlik uyarısı yapıyor. İngiltere, sahte içki, terör yanında vatandaşlarına Türk siyasetçilerle ilgili varsa geçmişte yaptıkları paylaşımlar nedeniyle gözaltına alınma, tutuklanma uyarısında bulunuyor.
İktidar, ‘konuşan’ Türkiye’den rahatsız. TÜSİAD Genel Kurulu’ndaki konuşmalara ve eleştirilere soruşturma açılması iktidarın artık sadece siyasileri, medyayı, muhalifleri değil iş dünyasını ve sivil toplumu da susturmak istediğini gösteriyor!
Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ve Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Ömer Aras’ın yaptığı konuşmalarda iktidara, ekonomiye, yargı sistemine yönelik eleştirilerde bulunmaları üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un TÜSİAD’ın eleştirilerine tepki göstermesinin savcılık tarafindan ‘soruşturma talimatı’ olarak kabul edildiği anlaşılıyor. Savcılık, TÜSİAD YİK Başkanı Aras’a ‘yargıya telkin ve yönlendirme, kamu barışını bozma, gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayma’ suçlamalarıyla ‘resen’ soruşturma başlatıldığını duyurdu.
TÜSİAD, kurulduğu 1971’den bu yana 54 yıldır pek çok hükümet döneminde benzer eleştirileri dile getirdi. Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarını, sanayicilerini, holding ve bankalarını çatısı altında toplayan TÜSİAD işçi sendikaları, meslek örgütleri, barolar, tabip odaları vb. aynı zamanda toplumsal muhalefetin sermaye kesiminin önde gelen temsilcilerinden, sözcülerinden birisidir. Geçmişte en sert açıklamalarını eski Başbakan Ecevit’in Başbakanlığı döneminde CHP iktidarına karşı yaptı. Ülkenin ağır ekonomik sorunlarla, anarşiyle boğuştuğu 1979’da TÜSİAD yöneticileri ekonomi politikaları ve siyasi kararlara karşı en sert eleştiriler ve açıklamalarla, gazetelere verilen tam sayfa ilanlarla Ecevit’i Başbakanlıktan istifaya ve iktidardan ayrılmaya zorlarken bile ne yargı ne iktidar tarafindan tehdit edildi. Başbakan Ecevit bu eleştiri ve ilan kampanyalarını demokratik tepki, ifade ve eleştiri özgürlüğü olarak değerlendirdiği gibi ne dönemin Adalet Bakanı TÜSİAD’ı tehdit etti ne Cumhuriyet savcıları ne de o dönemde görevde olan sıkıyönetim savcıları TÜSİAD’a soruşturma açtı. Kaldı ki TÜSİAD Başkanı Turan ve YİK Başkanı Aras’ın dile getirdiği organize suç örgütleri, yolsuzluklar, hukukun üstünlüğünün yok edilmesi, belediye başkanlarına açılan soruşturmalar, kayyum atamaları, denetimsizlik ve ihmallerin yol açtığı ölümler vb. hepsi güncel ve herkesin bildiği gerçekler.
Adalet Bakanı Tunç; ‘Türkiye eski Türkiye değil. Hiçbir kuruluş, kendisini milletin iradesinin ve hukukun üstünde göremez’ dedikten 24 saat sonra Van Büyükşehir Belediye Başkanı Abdullah Zeydan, görevden alınıp yerine kayyum atandı. Adalet Bakanı ve diğer iktidar sözcüleri, TÜSİAD’ı ‘darbe, yargı bağımsızlığına müdahale, halkı kin ve nefrete sürükleme vs.’ ile suçluyor. TÜSİAD’a başlatılan soruşturmaya TOBB, MÜSİAD, TİSK gibi iş dünyasının diğer örgütlerinin, iş insanı derneklerinin ve sendikalarının suskunluğu, dayanışma göstermemesi, iş insanlarının sinmesi dikkat çekici!
İktidar sözcüleri yeni anayasa tartışmalarını tekrar açarak, ekonomik ve sosyal çöküşü, mutfaktaki yangını, işsizlik- yoksulluk vb. halkın yakıcı gündemini perdelemeyi amaçlıyor. Siyasi yasak girişimlerini umursamadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu planın asıl tasarımcısı!
Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan Uzakdoğu seyahatinden dönüşte yine uçaktaki medya heyetinden sorulmasını istediği soruları yanıtladı. Tek sesliliğe dayalı bu iletişim yöntemiyle ülke gündemini tasarlayıp, dilediği konuları tartışmayı amaçlıyor. Anayasa tartışmalarını tekrar öne çıkartırken, halkın asıl gündemi olan ekonomik kriz, mutfaktaki yangın, yoksulluk ve işsizliğe neden olan iktidar politikalarına hiç değinmedi.
Mevcut anayasa uyarınca zamanında yapılacak seçimde dördüncü kez adaylığı mümkün olmayan CB Erdoğan için tek seçenek TBMM’nin erken seçim kararı alması. Böyle bir durumda bir kez daha aday olması imkan dahilinde. AKP-MHP ittifakı Erdoğan’ın da aday olabileceği olası erken seçimi kendisi en için en avantajlı tarihte yapmak istiyor. Milletvekili sayısı TBMM’den erken seçim kararı çıkartmaya yetmediği için vekil transferleriyle sayı yakalamaya çalışıyor. Olası seçimde karşısına çıkacak rakipleri kendisi belirlemek istediği için yargı üzerinden siyaseti tasarlama ve rakiplerinin önünü ‘hakaret ve siyasi yasak’ davalarıyla kesme peşinde.
Ancak asıl önemlisi halkın yakıcı gündemini perdelemeyi amaçlayan siyasi tartışmaların ağırlıkla Cumhurbaşkanı seçimine ve olası adaylara odaklanması. Adaylar ve isimler üzerinden yürütülen tartışmalar bir anlamda çöken tek adam sisteminin ‘normal ve kalıcı şekilde süreceğini kabul’ anlamına geliyor.
Oysa devleti, kurumları, toplumu, yargıyı, ekonomiyi çökerten tek adam rejiminin bertaraf edilmesi, parlamenter demokrasiye, temelleri sağlam hukuk devletine, temel hak ve özgürlüklerin en geniş anlamda hayata geçirilmesine odaklanmak hayati önemdedir. Erken seçim, Cumhurbaşkanı adayı olabilecek kişiler ve isimler yanında sistem değişikliği ve bunu sağlayacak meclis çoğunluğunu sağlama stratejisi öncelikli ve önemli gündem olmalıdır. Erken veya zamanında seçimin iki ayağının olduğu unutulmamalıdır; Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimi. Mevcut tek adam rejimi 2018’den bu yana ülkeyi çökertme pahasına dilediğini rahatlıkla yapabiliyorsa bunun temel nedeni, iktidarı elinde tutan tek adamın TBMM’de de sayısal çoğunluğa sahip olması, dilediği yasaları torba halinde bir gecede çıkartabilmesidir.
2024 Küresel Yolsuzluk Algı Endeksi, yolsuzluk ve rüşvetin son 12 yılda katlanarak arttığını gösteriyor. 2024’te ülke puanı değişmeyen Türkiye’nin buna rağmen sıralamada 115’ten 107’nciliğe yükselmesinde, yolsuzlukla mücadele değil üstteki 8 ülkenin puan kaybetmesi etkili oldu.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü (UŞÖ-Transparency International) 2024 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçlarını ve ülke sıralamasını açıkladı. Yolsuzluk, rüşvet, kamu harcamaları ve ihalelerde şeffaflık, kamu harcamalarına yargısal denetim, yolsuzlukla mücadele vb. 13 kriterde belirlenen ülke puanına göre yapılan sıralamada Türkiye, 180 ülke arasında 115’ten 107’ye yükseldi. Ülke puanı 2023’teki gibi 34 olan Türkiye’nin 8 sıra yükselmesinde, yolsuzlukla daha fazla mücadele etmesi değil daha önce Türkiye’nin önündeki Mısır, Belarus, Cezayir, Tayland, Nepal, Sierra Leone, Panama, Bosna Hersek’in puan kaybı etkili oldu. Raporda; ‘Türkiye’nin sekiz basamak yükselişi, diğer ülkelerin puanlarındaki değişimden kaynaklanıyor. Asıl önemli olan sıralamanın değil, puanın yükselmesiydi. Bu gerçekleşmedi.’ görüşüne yer verildi. İktidarın yolsuzluk ve rüşvetle mücadeleyi umursamamasının yanında bu konuda imzalanan uluslararası sözleşmelerde taahhüt edilen yasal düzenlemelerin yapılmaması, yargının yolsuzluk iddialarını görmezlikten gelmesi, Türkiye’nin yolsuzlukla mücadele performansının iki yıldır aynı puanda kalmasında en önemli etkenler. Türkiye’nin yolsuzluk ve rüşvetle mücadelede ülke puanı 2012’den bu yana 12 yılda 16 puan gerileyerek 50’den 34’e düştü.
İktidar, Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün tüm ülkelerde kurulmasını istediği siyasi otoriteden bağımsız ve özerk ‘Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nu hayata geçirmek için yıllardır adım atmadı. Ayrıca 20 yıl önce imzaladığı Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi, Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi’nin öngördüğü yasal düzenlemeleri hayata geçirmedi. Her yıl Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO), OECD, Uluslararası Mali Eylem Gücü (FATF) raporlarında Türkiye’ye bu konularda uyarılara yer veriliyor. Kara para, vb. gerekçelerle 2019’da FATF’ın Gri Listesine alınan Türkiye, geçen yıl son anda yapılan bazı yasa değişiklikleriyle listeden çıkarılsa da hâlâ taahhüt edilen adımlar atılmadı. Tekrar Gri Listeye alınma ihtimali var. İktidar sözcülerinin övünme amaçlı dile getirdiği ‘Türkiye artık eski Türkiye değil’ söylemi, yolsuzluk ve rüşvet açısından doğru bir ifade ve AKP döneminde yolsuzluk ve rüşvet katlanarak artmış! Raporda demokratik ülkeler ile baskıcı otoriter rejimler arasında yolsuzlukla mücadele konusunda büyük mesafe olduğuna dikkat çekildi. Demokratik ülkelerin endeksteki puan ortalaması 73 olurken, demokratik sistemin tam işlemediği ülkelerin ortalama puanı 47 ve yargıya müdahalelerin olduğu baskıcı otoriter rejimlere sahip ülkelerin ortalama puanı ise 33’te kaldı.
Hazine ve Maliye Bakanı vergi kaçağına karşı sahaya indiklerini ilan ederken, yasaya rağmen vergi cennetleri listesi 19 yıldır yayınlanmıyor. Sadece bir yılda 9 trilyon TL vergi kaçağı ve kaybına göz yumuluyor. Oysa 2024’te toplanan 1,5 trilyon TL gelir vergisinin yüzde 94’ü işçi-memur-ücretlilerden kesildi!
Geçen yıl gelir ve kazanç üzerinden alınan dolaysız vergiler 2 trilyon 417 milyar TL oldu. Bu tutarın 1 trilyon 527 milyar lirası gelir vergisi, 890 milyar lirası şirket ve holdinglerden, bankalardan tahsil edilen kurumlar vergisi. Gelir ve kazanç üzerinden alınan vergi gelirlerinin yüzde 65,4’ünü çalışan, ücretlilerden kesilen gelir vergisi oluştururken, kurumlar vergisinin payı yüzde 35,4 oldu. Doktor, avukat, diş hekimi vb. meslek gruplarının ödediği beyanname, geçici gelir vergisi, basit usulde tahsil edilen gelir vergisi dışında ücretlerden doğrudan maaş bordroları üzerinden yapılan gelir vergisi tevkifatının toplam gelir vergisi tahsilatındaki payı yüzde 93,4’e ulaşıyor. Geçen yıl tahsil edilen 1 trilyon 527 milyar liralık gelir vergisinin 1 trilyon 426 milyar lirası işçi, memur, ücretlilerden kesildi. 2024’te ücretlilerden kesilen gelir vergisi tutarı 2023’e göre yüzde 123 artarken, şirket, holding, bankalardan alınan kurumlar vergisindeki artış yüzde sadece 10 oldu. Ücretlilerin gelir vergisi her ay daha maaşını almadan bordroda kesilirken, beyana tabi diğer gelir vergisi mükellefleri ile kurumlar vergisi mükellefleri elde ettikleri kazancın vergisini bir yıl sonra düzenledikleri beyannameyle ve taksitle ödüyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek vergilendirilmemiş alan bırakmayacaklarını, vergi kayıp ve kaçaklarını önleyeceklerini beyan ederek denetim elemanlarının sahaya indiğini açıkladı. Restoranlarda kasaya geçen maliyeciler hasılat denetimi yaparken, kuyumcular, doktorlar, sanatçılar denetime alınıyor. Beyan edilen gelir ile yapılan harcamalar arasındaki tutarsızlıklar takibe alınarak mükellefler vergi dairelerine ‘izaha’ davet ediliyor. Buna karşın her yıl bütçeye trilyonlarca lira gelir sağlayacak bir verginin kaçırılmasına göz yumuluyor. AKP iktidarının 2006’da Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 30’uncu maddesinde yaptığı düzenlemeyle ‘Vergi Cenneti’ olarak adlandırılan ülkelerde kurulan şirketler, off shore bankalar ve şirketlerdeki kayıt dışı kazançlar, buralara yapılan para transferleri yüzde 30 KVK stopajına tabi tutuldu. Bunun uygulanabilmesi için söz konusu kanun maddesinin 7’nci fikrası uyarınca Cumhurbaşkanı kararıyla Vergi Cenneti ülkeler listesinin resmi gazetede ilanı gerekiyor. Yasaya rağmen 19 yıldır söz konusu liste yayınlanmıyor. Yurt dışında tutulan servetlerden, transfer edilen beyan edilmemiş kazançlardan yüzde 30 stopaj kesilmesini gerektiren madde uygulanamıyor.
2024 Aralık ayında işsizlik oranının yüzde 8,5’a gerilediği ve işsiz sayısının bir önceki aya göre 92 bin kişi azaldığının açıklanmasına karşılık ‘Atıl İşgücü’ olarak adlandırılan geniş tanımlı işsizliğin yüzde 28,2’ye yükselmesi, gerçek işsiz sayısının 11 milyon 476 bin kişi olduğunu gösteriyor.
2023 Aralık ayında Atıl İşgücü-Geniş Tanımlı İşsizlik yüzde 24,7, gerçek işsiz sayısı 9 milyon 676 bin kişiydi. Atıl işgücü oranının bir yılda 4 puan artması, işsizliğin azaldığı söyleminin aksine bir yılda işsiz sayısının 1 milyon 800 bin kişi arttığı anlamına geliyor. İşsizlik sorunu yakıcılığını sürdürürken özellikle kadın ve genç işsizliğindeki yükseliş gençlerin geleceğe dönük umutlarının ve kaygılarının tükenmesi açısından en büyük risk olmaya devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan kararıyla yürürlüğe konulan 2025-2028 Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) de çözüm üretmekten ve ülke gerçeklerinden uzak bir belge niteliğinde. UİS’e göre 2028 sonunda; işsizlik oranı yüzde 7,5, genç işsizlik oranı yüzde 16,6, istihdam oranı yüzde 52,5, işgücüne katılma oranı yüzde 56,7, kadınlarda işgücüne katılma oranı yüzde 40,1 olacak.
Şu anda bile genç işsizlik yüzde 16’yı aşarken UİS’te dönem sonu genç işsizliğin yüzde 16,6 olarak hedeflenmesi dört yıl boyunca gençlerin işsizlik sorununa bir çözüm öngörülmediğinin ya da stratejinin baştan savma hazırlandığının somut kanıtıdır. UİS’te yer verilen eylem planları, çözüm modelleri ve uygulanması öngörülen politikalara bakıldığında bu hedeflere de ulaşılması güç görünüyor.
Yeşil ve dijital becerilere uyumun geliştirilmesi, kapsayıcı istihdamın geliştirilmesi, sosyal koruma ve istihdam ilişkisinin güçlendirilmesi, kırsal bölgelerde sürdürülebilir istihdamın geliştirilmesi başlıkları altında yer verilen çözümler somut gerçeklikten yoksun, karşılığı olmayan, mali ve finansal boyutuna hiç değinilmeyen plan ve programlar.
UİS’te asgari ücretin ortalama ücret olmaktan nasıl çıkarılacağı, ülke genelinde ortalama ücret düzeyinin açlık ve yoksulluk sınırının altında kalmaması için neler yapılacağı, kayıt dışı istihdamın önlenmesi, istihdam üzerindeki vergi, sosyal güvenlik vb. yüklerin çalışanlara ve işverene maliyetinin nasıl azaltılacağı, yeni istihdam alanları için hangi yatırımların yapılacağı ve bu yatırımlara nasıl kaynak bulunacağına yönelik bir plan ve programdan ya da kaynak paketinden de söz edilmiyor. Çalışma hayatının en temel başlıklarından birisi olan sendikal örgütlenme, toplu sözleşme, sosyal güvenlik sistemi vb. reforma tabi tutulması gereken alanların hiçbirisi UİS’te yer almıyor.
Cari açık 2024 sonunda 9,9 milyar dolar tutarında gerçekleşti. 2023 yılına göre 30 milyar dolar azalan cari açıktaki bu iyileşme altın ithalatına getirilen kotanın yanında ihracata dönük sanayideki üretim düşüşü, hammadde ve yatırım malı ithalatındaki gerilemeyle sağlandı.
2024-2027 Orta Vadeli Program’da (OVP) 2024 yılsonu için 22 milyar dolar olarak öngörülen cari açık, hedefin yarısının da altına inerek 9 milyar 973 milyon dolar tutarında gerçekleşti. OVP’deki cari açık hedefinin yüzde 50’yi aşan düzeyde sapma göstermesi bir yanıyla olumlu olarak değerlendirilse de bunun altında yatan nedenlere bakıldığında bu sonucun sağlanmasında ciddi bir ekonomik maliyet olduğu görülüyor. 2023 sonunda yaklaşık 40 milyar dolar olan cari açığın bir yılda 30 milyar dolar düşüş göstermesi büyük ölçüde altın ithalatına kota getirilmesi ve enerji ithalatındaki fiyat düşüşlerinden kaynaklandı. Bunun yanında dış ticaret açığındaki azalma, ithalattaki düşüş, özellikle hammadde, ara malı ve yatırım malı ithalatının sert şekilde gerilemesi geçen yıl cari açığı aşağı çekti. Cari açıktaki bu düşüş Türkiye’nin döviz gelirlerinin olağanüstü düzeyde artmasından, milyarlarca dolarlık doğrudan yatırım sermayesi girişinden, ekonomik büyümenin hızlanmasından kaynaklanmadı. Tam aksine ithalat kısıtlamaları, bunun yol açtığı ekonomik yavaşlama ve durgunluk, üretim ve kapasite kullanımındaki azalma, büyüme hızının aşağı inmesine paralel olarak gelişen ekonomik daralma cari açığı OVP’de öngörülen tutarın da altına indirdi.
Aralık 2024 Ödemeler Dengesi Bilançosunun detaylarına bakıldığında cari açıkta bir önceki yıla kıyasla 30 milyar dolarlık azalmanın 12,1 milyar doları altın ithalatındaki düşüşten, 3,7 milyar dolarlık kısmı da enerji ithalatına ödenen tutarın azalmasından kaynaklanmış. Dolayısıyla cari açıktaki 30 milyar dolarlık gerilemenin yaklaşık 16 milyar doları altın ve enerji ithalatındaki azalmayla sağlanmış. Bunun dışında kalan 14 milyar dolar ise dış ticaret açığının azalmasından kaynaklanıyor. Dış Ticaret açığındaki daralmanın gerisinde yatan ana etken ithalatın düşmesi. Burada da en büyük gerileme ihracata dönük sanayinin üretimde kullandığı ara malı, hammadde, yatırım malı ithalatının azalmasıyla elde edilmiş.
2023 Haziranından bu yana uygulanan sıkılaştırılmış para ve baskılanmış kur politikası, yükseltilen faizler, tüketim ve talebin kısılmasına dönük önlemler ekonomide yavaşlama ve durgunluğu artırırken, dış ticaret açığını da aşağı çekti. İthalattaki düşüşün yanında baskılanmış kur politikasından dolayı Türk ihraç malları rakiplerine göre daha pahalı hale gelince dış talep ve ihracat artış hızı da geriledi.
Bakliyatta bir dönem dünya lideri olan, üretim ve ihracatta küresel pazarlara hükmeden Türkiye, uygulanan yanlış politikalarla ithalatçı konumuna geldi. 2 milyon tonu aşan üretim ve 1,5 milyon tonluk ihracattan, 1,3 milyon üretim 1,3 milyon ton ithalat noktasına gelindi!
İktidarın tarım ve hayvancılıkta ithalatı önceleyen politikaları, 1990’lara kadar bakliyat ürünlerinde 2 milyon tonu aşan üretim ve 1,5 milyon tona ulaşan ihracatla dünyanın en büyük üretici ve ihracatçılarının başında gelen Türkiye’yi yetersiz üretim ve ithalata mecbur hale getirdi. AKP hükümetleri iktidara gelmeden 5-6 yıl öncesine kadar bakliyatta dünya lideri olan Türkiye, yanlış destek ve teşvik politikalarıyla bu ürünlerdeki iddiasını kaybetti. 2024 yılında 1 milyon 345 bin tona gerileyen toplam bakliyat üretiminin yanında 1 milyon 350 bin ton ithalat yapmak zorunda kaldı. Geçen yıl bakliyat ürünleri ithalatına ödenen döviz 993 milyon dolar.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafindan 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü nedeniyle açıklanan bakliyat fiyatlarına göre dünyada bakliyat ürünlerini en pahalı tüketen ülkelerin başında Türkiye geliyor. 1,3 milyar nüfuslu Hindistan, bakliyat üretimi ve ihracatında ilk sıraya yerleşirken, bakliyat ürünlerinin en ucuz ve en yaygın tüketildiği ülkelerin de başında geliyor. Bakliyat ürünlerinin beslenmedeki hayati önemi nedeniyle planlı üretimi destekleyen, üreticiye tüm olanakları seferber eden Çin, Hindistan’la birlikte en ucuz ve en yaygın bakliyat üretimi ve tüketiminin yapıldığı ülkelerin başında geliyor. FAO verilerine göre 1,4 milyar nüfuslu Çin’de üretime sağlanan desteklerle bakliyat fiyatları kuru fasulye, nohut, barbunyada 35-55 TL arasında değişirken Türkiye’de aynı ürünlerin fiyatı en ucuz 65 TL’den başlayıp 150-170 TL’ye kadar çıkıyor. Et, süt, yumurtada olduğu gibi insan sağlığı ve beslenmesi açısından hayati önemdeki bakliyat ürünlerine erişmek Türkiye’de geniş kesimler için giderek zorlaşıyor.
Gen merkezi Mezopotamya ve Harran ovası olan, dünyaya bu bölgelerden yayılan bakliyat ürünlerinde 1990’ların başına kadar en büyük üretici ve küresel pazarlarda belirleyici olan Türkiye, şimdi ithalatçı konumuyla bu üstünlüğünü, Hindistan, Rusya, Arjantin, Brezilya, Nijerya gibi ülkelere kaptırdı. TÜİK 2024 Tarımsal Üretim istatistiklerine göre geçen yıl 1 milyon 345 bin tonluk bakliyat üretiminin 405 bin tonu kırmızı mercimek, 279 bin tonu kuru fasulye, 575 bin tonu nohut, kalanı ise yeşil mercimek, barbunya ve diğer bakliyat ürünleri. Yerli üretimin yetersiz kalması nedeniyle 1 milyon 350 bin tonluk bakliyat ithalatı yapıldı. Dünya lideri olduğumuz 1990’ların ortalarından bu yana ülke nüfusu yüzde 60 artarken, başta bakliyat ve diğer tarımsal ürünlerin üretimi sürekli geriliyor. Ürün arzı azaldığı için fiyatlar yükseliyor. Yüksek fiyat gerekçesiyle her yıl ithalat artıyor. Kurlar yükseldikçe ithal fiyatlardaki artış enflasyonu körüklüyor.
ABD Başkanı Trump, Putin ve Zelenskiy ile yaptığı telefon görüşmeleri ardından Rusya-Ukrayna savaşını bitirmek için müzakereleri başlatacağını duyurdu. ABD yönetimi, Ukrayna’nın NATO üyeliği ve toprak talebini ‘gerçekçi’ bulmadığını açıkladı. Ukrayna’nın geldiği nokta batılıların ipiyle kuyuya inilemeyeceğini gösterdi!
ABD Başkanı Donald Trump, üçüncü yılına giren Rusya-Ukrayna savaşının sonlandırılması girişimlerini hızlandırdı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile art arda telefonda görüşen Trump, yaptığı sosyal medya paylaşımında savaşı bitirmek için müzakereleri başlatacağını duyurdu. Başkan Trump, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, CIA Başkanı John Ratcliffe, Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Waltz ve Özel Temsilci Büyükelçi Steve Witkoff'tan, oluşan bir heyeti Rusya- Ukrayna müzakerelerini yürütmekle görevlendirdiğini, bu isimlerin müzakerelere liderlik edeceğini ve başarılı olacaklarına inandığını açıkladı. Kremlin Sarayı’ndan yapılan açıklamada Putin’in ABD Başkanını Moskova’ya davet ettiği kaydedildi.
ABD Başkanının ABD’nin bugüne kadar savaş sürecinde Ukrayna’ya sağladığı mali ve askeri destekler karşılığında Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’den 500 milyar dolar tutarında ‘nadir maden’ kaynaklarını ABD’ye tahsis etmesini istediği belirtiliyor. Trump’ın diğer talebi Ukrayna’nın savaş sonrası imar ve inşasının ABD şirketlerine verilmesi.
ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarından yapılan açıklamalarda Ukrayna’nın müzakerelerde Rusya’dan toprak talep etmesinin söz konusu olamayacağının gündeme getirilmesi, Rusya’nın şu ana kadar Kırım da dahil kontrolüne aldığı Ukrayna topraklarını ilhak etmesine ABD’nin onay verdiğini gösteriyor. Rusya’ya ait olduğu gerekçesiyle Kırım’ı 2014 yılında ilhak eden Rusya, üçüncü yılına giren Ukrayna savaşında da ülkenin Rusya’ya yakın doğu bölgesindeki toprakları ve şehirleri ele geçirdi. Rusya’nın kontrolüne geçen bölgeler Ukrayna yüzölçümünün üçte birini oluşturuyor. Kiev yönetiminin toprakların Rusya’ya geçmesine sessiz kalacağı, itiraz etmeyeceği anlaşılıyor.
Trump yönetiminin yeni Savunma Bakanı Pete Hegseth Münih Güvenlik Konferansı’nda Ukrayna heyeti ile yaptığı görüşmede Ukrayna’nın NATO üyeliği talebinin gerçekçi olmadığını, ABD’nin böyle bir ihtimali dışladığını ifade etti. Savunma Bakanı Hegseth, ‘ABD, Ukrayna'nın NATO üyeliğinin müzakere edilmiş bir çözümün gerçekçi bir sonucu olduğuna inanmıyor. Rusya tarafindan ilhak edilen Ukrayna topraklarının tamamının geri alınması da gerçekçi bir talep olamaz. Böyle bir hayali sürdürmek savaşın uzaması ve acıların daha fazla artması demek’ dedi. Rusya, kontrollerine aldıkları toprakların kalıcı şekilde ‘tarafsız’ olarak tanınmasını istiyor.
İngiltere’nin Irak’ta, Fransa’nın Suriye’de ve ABD’nin Ürdün ve Mısır’da başlattığı yeni girişimler, siyasi ve askeri açıdan batılı ülkelerin eski sömürgelerine dönüş planını gösteriyor. Bölgede, kartların yeniden karılacağı anlaşılıyor.
ABD Başkanı Trump’ın Gazze’de etnik temizlik ve gayrimenkul yatırımlarıyla bölgeyi Ortadoğu’nun Rivierasına dönüştürme planının damadı Jared Kushner’in emlak şirketi tarafindan hazırlandığı ortaya çıktı. Trump ve damadının emlak şirketlerinin Dubai, Katar, Suudi Arabistan’daki milyar dolarlık rezidans ve plaza yatırımları yanında devasa golf sahaları inşa ederek işlettikleri projelerin benzerini Gazze’yi tümüyle devralarak hayata geçirmek istemeleri İsrail dışında tüm dünyadan tepki çekti. Ürdün Kralı II. Abdullah el Hüseyin’i Beyaz Saray’da ağırlayan Trump, projeyi Ürdün kralına da anlatırken, Kral Abdullah suskun kaldı. Planın kabul edilemeyeceğini Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safedi açıkladı. Safedi, plana destek vermelerinin söz konusu olamayacağını duyurdu. Diğer yandan Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah el Sisi’yi de Gazze’yi Filistinlilerden arındırma planını görüşmek üzere Washington’a davet eden Trump’ın bu davetine önce olumlu yanıt veren Sisi daha sonra ABD ziyaretini iptal ettiğini açıkladı. Trump’ın planına Arap Birliği’nin sert bir açıklamayla tepki göstermesiyle eş zamanlı olarak bölgede Trump’la en yakın ilişki içindeki Suudi Arabistan da böyle bir girişime onay vermeyeceklerini duyurdu. ABD Başkanı, Mısır ve Ürdün’ün tavrına tepkisini ‘ekonomik yaptırım’ tehditleriyle gösterdi. Bu ülkelere ek vergiler getireceğini ilan etti.
ABD Başkanının Gazze Planı AB tarafindan da sert eleştirilere neden oldu. Trump’ın çelik ve alüminyum ithaline getirdiği yüzde 25 ek gümrük vergisine, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen sert bir açıklamayla tepki gösterdi. ABD Başkanı Ortadoğu’yu ekonomik yaptırım tehditleriyle yeniden şekillendirme girişimlerine hız verirken İngiltere ve Fransa da bölgede yeniden aktif hamlelere girişiyor. İngiltere eski sömürgesi olan Irak’a oldukça kapsamlı ekonomik ve askeri yatırım paketleriyle dönüş girişimi başlattı. Irak’ta dev bir İngiliz askeri üssü için Bağdat yönetimiyle mutabakata vardığını açıklayan İngiltere ayrıca bu ülkede başta petrol, doğalgaz, enerji tesisleri, telekomünikasyon vb. yatırımlar için milyarlarca sterlin tutarında yeni bir finansman paketini duyurdu. ABD’nin aşamalı şekilde çekilmeye başlayacağını daha önce duyurduğu Irak’ta oluşacak boşluğu İngiltere’nin dolduracağı anlaşılıyor. İngiltere’nin Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi için de bir askeri üs ve petrol arama, üretim, işleme rafineri tesis kurmayı planladığı duyuruldu. Fransa’nın eski sömürgesi Suriye’de HTŞ ve Ahmed el Şara yönetimiyle yakın ilişkileri artırma çabasına giriştiği gözleniyor. El Şara’yı Paris’e davet eden Macron, görüşmede Suriye limanlarının işletmesinin Fransız CMA şirketine verilmesi talebine de olumlu yanıt aldı. Lazkiye ve Tartus limanlarının işletmesi 49 yıllığına Fransız CMA’ya verildi.
Yeni Soluk
Yorum Yap