Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/13 Ekim 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 13 Ekim 2024 tarihli raporu şöyle:

13 EKİM 2024

SICAK GÜNDEM         

Ülkeyi en az terör kadar hatta daha ileri boyutta bir organize suç, mafya-çete belasıyla karşı karşıya bırakan iktidar, hâlâ ciddi bir aymazlık içinde ulusal güvenliği tehdit eden bu tehlikeyi görmezden gelmeyi tercih ediyor!

Yeni vergi, ek vergi, vergi artışı olmayacağı vaadinin hemen ardından getirilen ek vergi ve katkı payı kesintileri akşamdan sabaha değişen kararların, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar sözcüleri arasındaki koordinasyonsuzluğun somut örneğidir!

İÇ POLİTİKA    

Çözüm sürecini rafa kaldırıp çatışma siyasetine geçiş yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şimdi tekrar aynı yaklaşıma yönelmesi Kürt seçmenden oy devşirme amaçlıdır!

Ekim, kasım ve aralık ayında elektrik ve doğalgaza zam yapmama kararının arkasındaki amaç; 2024 yılsonu enflasyonuna ince ayar yapılması ve 1 Ocak 2025’teki memur, emekli, asgari ücretli maaş zamlarının düşük tutulmasıdır!

EKONOMİ      

2023 Yılı Gelir Dağılımı verileri; rant, faiz ve kamu kaynaklarının usulsüz aktarımı ve kara para ve kayıt dışı servetlere göz yumulmasıyla bir avuç iktidar zengini yaratıldığını, gelir ve refah paylaşımındaki adaletsizliği gözler önüne seriyor!

Türkiye’nin otomobil ihracatı gerilerken 9 ayda ithal otomobil yüzde 127, ithal gıda yüzde 95 arttı. Uygulanan politikalar, yerli üretim ve ihracat yerine ithalatı cazip kılıyor!

Kredi kartı ve bireysel kredi borçlarının 60 ay yapılandırılması kararına rağmen borcunu ödeyemeyip yasal takibe girenlerin sayısı 1 milyon kişiyi aştı!

TARIM

Gıda ürünlerindeki sahtecilikte etli gıdalara yapılan at, eşek, domuz eti katkılarını teşhir ederek ağır cezalar kesildiğini ilan eden Tarım ve Orman Bakanlığı, Sudan’dan 500 ton at, eşek ve domuz eti ithalatı için anlaşma imzaladı!

DIŞ POLİTİKA  

7 Ekim 2023’te Hamas tarafindan başlatılan ‘Aksa Tufanı’ saldırılarına İsrail’in yanıt vermesiyle başlayan Gazze Savaşı birinci yılını doldururken, ortadaki tablo bölgede daha uzun süre kan akacağını gösteriyor!

Seçmenin yüzde 70’inden fazlasının sandığa gitmediği bir seçimi yüzde 90 oyla kazandığı açıklanan Kays Said’in meşruiyet ve temsiliyet tartışmaları başladı. Tunus’ta yeni bir Arap Baharı fitilinin ateşlenmesi ihtimali güçlü görünüyor!

Küresel Organize Suç Endeksi 2023 Raporu’na göre Avrupa’da birinci, dünyada 14’üncü sıradaki Türkiye’de çeteleşme-mafyalaşma ulusal güvenliğe tehdit boyutuna ulaştı. Türkiye, 100 milyar doları aşan suç gelirlerinin paylaşım savaşlarıyla ‘Meksikalaşma-Kolombiyalaşma’ sürecine ilerliyor!

Kamuoyunu dehşete düşüren kadın ve çocuk katliamları, İstanbul’da artık gündüz saatlerinde caddelere, AVM’lere taşan çete hesaplaşmaları, ulusal güvenlik tehdidi boyutuna geldi. Emniyet-istihbarat birimlerinin değerlendirmelerine göre sadece İstanbul’da sanal kumar rantının 400 milyar liraya ulaştığı belirtilirken, bir yılda dönen kara para, uyuşturucu, insan ve silah kaçakçılığı, haraç vb. yasa dışı kazançların 100 milyar doları (3 trilyon 400 milyar TL) aştığı yönündeki tespitler ürkütücü. Böylesine büyük yasa dışı kazançları kontrol eden, paylaşan bu yapıların emniyet, yargı, bürokrasi, siyaset, iş dünyası içine sızdıkları, uluslararası bağlantılarla küresel düzeyde güçlerini tahkim ettikleri görülüyor. Geçen hafta Türkiye limanlarından hareket eden bir gemiye uluslararası sularda yapılan operasyonda milyar dolar değerinde 4 ton kokainin ele geçirilmesi, bebek ticareti yapan bir çeteyi açığa çıkartan savcının çete tarafindan gönderilen aracılarla makamında tehdit ve şantaja maruz kalması bu organizasyonların yasa-kural-polis-yargı tanımayan pervasızlığını gösteriyor.

Emniyette uzun yıllar üst düzey sorumluluklar üstlenmiş emniyet mensuplarının yer aldığı Türkiye Emekli Emniyet Müdürleri Derneği (TEMÜD-DER) yaptığı kapsamlı açıklamada gelinen endişe verici noktalara dikkat çekerken ‘Meksikalaşma-Kolombiyalaşma’ tehdidinin ciddi boyuta ulaştığı uyarısında bulundu. Türkiye’nin Küresel Organize Suç Endeksi 2023 Raporu’nda Avrupa’da birinci, dünyada 14’üncü sıraya yükseldiğine işaret edilen değerlendirmede; ‘Örgütlü suçlar açısından ülkemizin gittiği nokta, 1970-1990 arası dönemdeki terör suçları açısından gittiği nokta ile aynıdır. Her iki olguda da organize suç ya da terör grupları belli bir toplumsal ve coğrafi kesit üzerinde tahakküm kurmakta, kendi kontrolünde alanlar oluşturmakta, devlet iktidarına ve yasa hâkimiyetine meydan okumakta, devlet organlarını küçük düşürme ve sindirme amacını gütmektedir’ deniliyor. Meksika ve Kolombiya’daki kartel savaşlarından daha ileri bir süreç yaşandığını vurgulayan TEMÜD-DER, çetelerin yakalanan mensuplarının avukatlık ve cezaevi masraflarını üstleneceklerini, gerekirse AİHM’ye gideceklerin basın açıklamasıyla kamuoyuna ilan etmelerinin kamu otoritesini yok sayan bir cüretkârlık olduğuna işaret ediyor.

İktidar, infaz yasasında bilinçli siyasi tercihlerle defalarca yaptığı değişikliklerle mafya-çete liderlerini salarak ülkeyi bir uçurumun kenarına getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tablo kendiliğinden ortaya çıkmışçasına hiçbir sorumluluk üstlenmeden ‘infaz yasasını yakında tekrar değiştireceklerini, yasalardaki boşlukların doldurulacağını’ söylüyor.

Yeni vergi ve vergi artışı olmayacağını söyleyen iktidar, TBMM’ye sunduğu yasa teklifinde vatandaşın kol saatine, kredi kartına, gayrimenkul, otomobil, motosiklet alımına ek vergiler getiriyor. Kredi kartından 750 TL vergi kesmek, vergide adalet ilkesine aykırı bir çaresizlik ve fırsatçılıktır!

Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafindan yapılan ekonomik durum değerlendirmesinde iktidara vergilerde artış ve verginin daha geniş tabana yayılması telkininde bulunulması üzerine, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek kesinlikle yeni vergi getirmeyi ya da mevcut veri oranlarında artışa gitmeyi düşünmediklerini açıklamıştı. Bu açıklamaların üzerinden 10 gün geçmeden Bakan Şimşek’in ‘yeni vergi yok’ sözleri açığa düşürüldü.

TBMM Başkanlığına sunulan ‘Savunma Sanayii ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ uyarınca limiti 100 bin TL ve üzerindeki kredi kartlarından 750 TL Savunma Sanayii Fonuna (SSF) katkı payı kesilecek. Ayrıca ev ve diğer gayrimenkul alımlarına ilişkin tapu işlemlerinde tapu harcı dışında hem alıcı hem satıcı tarafindan 750’şer TL SSF katkısı ödenecek. Yeni otomobil, motosiklet alımlarında da tescil işlemleri için ödenen vergi ve harçlar dışında satın alandan 3 bin TL SSF katkısı kesilecek. Bunun yanı sıra silindir hacmi 100 cm3 altında olan motosikletlerle, motor gücü 6 kW ve altında olan motosikletler MTV kapsamına, askeri amaç dışındaki insansız hava taşıtları ile fiyatı 5 bin TL ve üzerindeki kol saatleri ÖTV kapsamına alınıyor. Ülke güvenliği ve savunma sanayiine destek kılıfiyla getirilen bu teklifin vergilendirme mantığıyla ilgisi yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘İsrail her an saldırabilir, Lübnan’dan sonraki hedef Türkiye’ söylemlerinin ardından Savunma Fonuna ek vergiye kimsenin itiraz edemeyeceği hesabıyla birilerine milyarlar aktarmak için hazırlanmış bir teklif.

Öncelikle 1 milyonluk ya da 20 milyonluk otomobil alandan aynı tutarda SSF katkısı kesmek vergi hukukuna, vergi adaletine aykırı. Benzer durum gayrimenkul alımı için de geçerli. 10 milyona daire alan da 100 bin liraya tarla alan da SSF’ye aynı tutarda katkı ödeyecek. Son yıllarda yaygınlaşan motorlu kurye hizmetleri, pek çok işsiz gencin ekmek kapısı. İnsanların üç kuruş kazanç için motosiklet sahibi olmasını firsata dönüştüren iktidar hem motosiklet alana 3 bin TL SSF kesintisi getiriyor hem de motosikleti MTV kapsamına alarak yılda iki kez vergi geliri hedefliyor. Enflasyonla anlamsız hale gelen 5 bin liralık kol saatinin ÖTV kapsamına alınması ise vergi komedisi olmanın ötesinde teklifi hazırlayanların firsatçılığını yansıtıyor. Limiti 100 bin TL ve üzeri kredi kartlarından 750 TL SSF kesintisi kamuoyunda ve sosyal medyada büyük tepkiye yol açtı. Olmayan bir paranın bankadan borç olarak kullanılmasına olanak sağlayan kredi kartından vergi kesilmesi, vergi hukukuna ve vergilendirme mantığına aykırı. Karttaki limit borç ve borçtan vergi kesilemez. Kesilecekse bu borcu kişiye ya da şirkete veren bankadan kesilmesi gerekir.

Yeni bir çözüm süreci ve Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarını uygulamak için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3. kez adaylığıyla, yeni anayasaya destek koşulunun öne sürülmesi siyasi rehine pazarlığıdır!

TBMM’de DEM Partililerle tokalaşan MHP Lideri bu tavrını ‘dünyada barış talep ederken, önce kendi ülkemizde barışı tesis etme adımı’ diye nitelendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ittifak ortağının tokalaşmasını ’85 milyonun kardeşliği adına çok kıymetli bulduğunu’ belirterek ‘siyasette normal iklime dönüş için muhalefetten özeleştiri beklediklerini’ ifade etti. Yıllardır HDP ve DEM Parti’nin kapatılmasını, milletvekillerinin TBMM’den çıkarılmasını, maaşlarının ve hazine yardımının kesilmesini talep eden MHP Liderinin siyasi bir manevra ile tam tersi bir yaklaşıma yönelmesi ve Türkiye partisi çağrısı yapması iktidar ittifakının yeni bir taktik-stratejiye geçiş yaptığını gösteriyor. Bu ani söylem değişikliği, siyasi kavga sürecinden uzaklaşma adına olumlu olmakla birlikte gerisindeki amacın ne olduğuna ilişkin ipuçları samimiyet testini gerektiriyor. AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu’nun tokalaşmaya destek verirken dile getirdiği; ‘AİHM ve AYM kararlarının uygulanmasının yerine gelmesi, siyasi iklimin nereye evrileceğine bağlıdır’ sözleri, iktidar ittifakının beklentisinin sinyalini veriyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması anayasanın 90’ıncı maddesinin bağlayıcı hükmü olmasına rağmen bu kararların uygulanması için ‘siyasi iklimin evrileceği yön’ koşulu öne sürülüyor. Dolayısıyla iktidarın siyasi iklim değişikliği söylemleri bu çerçevede değerlendirilmelidir. Cumhurbaşkanının muhalefetten özeleştiri talebi, ittifak ortağının ‘terör ve bölücülüğün sıfirlandığını’ dile getirmesi, DEM Partiye el uzatılıp AYM-AİHM kararlarını uygulama koşullarının sıralanması yeni bir çözüm süreci ihtimalini düşündürmektedir. 7 Haziran 2015 seçiminde iktidarı kaybedince çözüm sürecini ve Dolmabahçe Mutabakatını sonlandırıp ‘hendek çatışmalarına’ geçiş yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkeyi 1 Kasım erken seçimlerine götürdü. Çözüm sürecinin 8 yıldır rafa kalkmasına paralel olarak HDP eski eş başkanları da dahil çok sayıda siyasetçi tutuklandı. AYM ve AİHM’nin ihlal ve tahliye kararları uygulanmadı.

İktidar ittifakı Cumhurbaşkanının üçüncü kez adaylığında anayasa engelini aşmak, kendi tasarladığı yeni anayasaya destek sağlamak için Kürt siyasetiyle iş birliği arayışında. Yeni bir çözüm süreci başlatmayı vaat ediyor. TBMM’de ve sandıkta Kürt siyaseti ve seçmenin desteğini sağlayacak ‘siyasi iklim değişikliği’ söylemiyle AYM ve AİHM kararlarını uygulama karşılığında siyasi rehine pazarlığı hedefliyor.

İktidarın ‘müjde’ diye açıkladığı elektrik ve doğalgaza yılsonuna kadar 3 ay zam yapmama kararı, IMF önerisiyle yılsonu enflasyonuna ‘ince ayar’ ve milyonlarca memur, emekli, asgari ücretlinin yılbaşı maaş zamlarını düşük tutma amaçlıdır. Geçen yıl doğalgaz tarifesini 1 yıl sabitleyen iktidar, sefalet ücretleri için zemin hazırlıyor!

1 Temmuz’da elektrik fiyatlarına yapılan yüzde 38 zam sonrası ağustos ve eylülde aylık enflasyon artışının yükselişe geçmesi yılsonu enflasyon hedefinin aşılması ve maaşlara daha yüksek oranda zam yapılması ihtimalini gündeme getirince, iktidar ve ekonomi yönetimi farklı bir senaryoya yöneldi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alpaslan Bayraktar, elektrik ve doğalgaz fiyatlarına yılsonuna kadar 3 ay zam yapılmayacağını duyurdu.

Geçen yıl seçim öncesinde doğalgaza 2024 Mayıs ayına kadar zam yapılmayacağı açıklanarak doğalgaz tarifesi sabitlenmiş, gerekçesi ise Karadeniz’de bulunan doğalgaz rezervi olarak açıklanmıştı. Gerçekte Rusya’nın Botaş’tan milyarlarca dolarlık doğalgaz bedeli alacağını bu yıla erteleyerek iktidara verdiği seçim desteği sayesinde gerçekleşen bu zamsız dönemin bir ayında ise evlere bedava doğalgaz verilerek sıfir tutarlı fatura gönderilmişti. Bu sayede enflasyon sepetindeki doğalgaz etkisi sıfirlandı. Bu yılın mayıs ayında uygulamanın devreden çıkmasıyla yıllık enflasyon yüzde 75 seviyesine yükseldi.

Şimdi de eylülde aylık enflasyon yüzde 3’e yaklaşınca yılsonu için öngörülen yüzde 41,5 oranındaki hedefin tutturulamayacağı ortaya çıktı. Bunun üzerine 3 ay süreyle elektrik ve doğalgaza yapılacak zamlar ertelenirken hem aylık hem de yılsonu enflasyonunun düşük çıkarılması için TÜİK’e bir anlamda talimat verildi.

2023 seçimlerinde oy uğ˘runa doğ˘alğazdaki zamsız dö nemi bir yıl olarak uyğulayan iktidarın şimdi 3 ay zam yapmama vaadini müjde olarak sunması, düşük çıkartılacak enflasyon nedeniyle dü şük tutulacak 2025 maaş zamlarına olası tepkiyi frenleme amaçlıdır.

Maaş zamlarının düşük tutulması, gerçekleşen değil hedeflenen enflasyona göre yapılması yönündeki IMF talebini yerine getirmek yanında, kredi derecelendirme kuruluşlarının da not artışı için düşük maaş zammı, düşük asgari ücret ve yılda tek seferlik zam uyarısının iktidar ve ekonomi yönetimi üzerinde yarattığı baskı nedeniyle doğalgaz zamlarının 3 ay ertelenerek enflasyonun düşük çıkması çözümünün bulunduğu anlaşılıyor.

Muhtemelen 3 aylık zamsız dö nemin sonunda ocakta yürürlüğ˘e ğirecek düşü k oranlı maaş zamları daha ele ğeçmeden elektrik, doğ˘alğaz başta olmak ü zere tüm mal ve hizmetlere yü klü zamlar yapılacak.

Rant, faiz ve kamudan servet aktarma politikalarıyla nüfusun yüzde 80’ini oluşturan 68 milyon kişi yoksullaşırken yüzde 20’yi oluşturan 17 milyon kişi, 26,5 trilyon TL’lik milli gelirin 13 trilyonuna el koyuyor. Türkiye, gelir adaletsizliğinde Avrupa birincisi!

2023 Yılı Gelir Dağılımı verileri, toplumun yüzde 80’inin yoksullaştığını, yüzde 20’lik kesimin daha da zenginleştiğini ortaya koydu. Açıklanan resmi rakamlar ulusal gelir ve refahın paylaşımındaki adaletsizliğin derin bir uçuruma dönüştüğünü, Türkiye’nin gelir dağılımı adaletsizliğinde Avrupa birincisi olduğunu gösterdi. 2023 itibarıyla 85 milyon 373 bin kişi olan Türkiye nüfusunun en yüksek gelire sahip ilk yüzde 20’lik dilimini oluşturan 17 milyon kişinin toplam gelirdeki payı 0,7 puan artarak yüzde 48,7’ye yükseldi. En düşük gelire sahip en alttaki yüzde 20’nin payı ise sadece 0,1 puan artışla yüzde 6,1 oldu.

Gelir dağılımı eşitsizliğini ölçen Gini katsayısı 2023 için 0,420 olarak hesaplanırken bu rakam 18 yılda gelinen en dip nokta. Gini katsayısı sosyal yardımlar hariç tutulduğunda 0,488’e yükseliyor. 2023’te 0,5’e yaklaşan katsayı gelir dağılımındaki bozulma ve adaletsizliğin yaygınlaştığını, nüfusun yüzde 80’inin yoksullaştığını sergiliyor. İktidarın yıllardır bedava kömür, makarna vb. sosyal ödemelerle artan yoksulluğu gizlediği, iktidarını sürdürmek adına bu yardımları siyasi bir oy devşirme aracına dönüştürdüğünü açığa çıkartan en önemli gösterge 0,420 olarak açıklanan Gini katsayısının, sosyal yardımlar hariç tutulduğunda 62 puan birden artarak 0,488’e yükselmesi.

2023’te hane halkı kullanılabilir ortalama gelirinin yüzde 84,1 artarak 181 bin 200 TL olmasına karşılık, geçen yılsonunda enflasyonun yüzde 65 olarak gerçekleştiği dikkate alındığında hane halkı ortalama gelirindeki reel artış sadece yüzde 20 düzeyinde. TÜİK şubat ayında 2023 yılı Milli Gelirini 26,5 trilyon TL olarak açıklamıştı. Buna göre toplam gelirin yüzde 48,7’sini oluşturan 12,9 trilyon TL’yi ilk yüzde 20’lik nüfus dilimini oluşturan 17 milyon kişi alırken, kalan 13,6 trilyon lirayı ise nüfusun yüzde 80’ini oluşturan 68 milyon kişi paylaşıyor. En alttaki yüzde 20’de yer alan 17 milyon kişinin payına yalnızca 1,6 trilyon TL düşüyor. Emekli, dul ve yetim aylıklarından oluşan sosyal transfer gelirlerinin payının yüzde 88,4 olması, toplumun geniş kesimlerinin sosyal destek ve transferlerle hayatta kalabildiğini, yaşamını sürdürmesinin iktidarın insafina kaldığını gösteriyor.

Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri çok daha vahim bir gidişi işaret ediyor. Eurostat verilerine göre en zengin yüzde 1’lik kesimin milli gelirden aldığı yüzde 14,6 payla Türkiye birinci sırada.

Diğer deyişle 850 bin kişi, Türkiye milli gelirinin yaklaşık 4 trilyon TL’sine el koyuyor!

 

Nüfusun yüzde 20’sinin toplam ğelirin yaklaşık yü zde 50’sine, yü zde 1’lik nüfusun milli ğelirin yaklaşık yü zde 15’ine el koyduğ˘u ğelir dağ˘ılımındaki bu korkunç tablo, şeffaflıktan uzak, denetimsiz otokrat yönetimlerin ülkeleri sürü klediğ˘i ekonomik ve sosyal felaketlerin dünyada ve Avrupa’daki en somut örneğ˘idir!

Türkiye’nin otomobil ihracatı gerilerken 9 ayda ithal otomobil yüzde 127, ithal gıda yüzde 95 arttı. Uygulanan politikalar, yerli üretim ve ihracat yerine ithalatı cazip kılıyor. İç talepteki daralma, binlerce şirketin kapanmasına yol açtı. Sanayi üretim endeksi, aylık yüzde 1,6 yıllık yüzde 5,3 düşüşle en dip noktaya indi!

İç talep ve tüketimi kısmaya yönelen ekonomi yönetimi, yüksek faiz politikasıyla finansa ve krediye erişimi zorlaştırarak yatırım ve üretimi yavaşlatma yoluna giderken, bu politikaların yıkıcı etkileri ortaya çıktı. İkinci çeyrek büyüme hızında görülen sert düşüş, sanayi üretimi, kapasite kullanımı, ihracatı ve istihdamında da kendisini gösteriyor. Özellikle ihracata dönük üretim yapan imalat sanayiinin hammadde ve yatırım malı ithalatı, iç ve dış talepteki düşüş sonrası sert şekilde azaldı. Son iki ayda otomotiv ve dayanıklı tüketim malı-beyaz eşya sektörünün gerek iç piyasa satışlarında gerekse ihracatında yaşanan gerileme ve diğer olumsuzluklar önümüzdeki sürecin küçülme dönemi olacağını gösteriyor. Uygulanan dezenflasyon programının içerideki talep ve tüketimde ortaya çıkan yansımalarıyla işletmelerin darboğaza sürüklenmesine karşılık, tüketim malı ithalatını kısma hedefinin başarılı olamadığı görülüyor. Sanayi üretimi ve ihracatındaki daralmanın yatırım malı ve hammadde ithalatında düşüşe neden olarak dış ticaret açığını aşağı çekmesiyle övünen ekonomi yönetiminin kararları, tüketim malı ithalatının yatırım malı ithalatının önüne geçmesine zemin hazırladı. Kurları baskılama politikasıyla aylardır sabit durumdaki dolar ve euro kurları, başta otomobil olmak üzere dayanıklı ve yarı dayanıklı tüketim malları, gıda ürünleri, mücevherat vb. kalemlerde ithal fiyatların cazip hale gelmesine yol açarak tüketim malı ithalatında artışı tetikledi.

Ocak-Eylül döneminde tüketim malı ithalatı yüzde 13,5 artışla 38 milyar 805 milyon dolara ulaşırken, ihracata dönük sanayinin ana girdisi olan yatırım malı ithalatı yüzde 1,2 azalarak 37 milyar 825 milyon dolar oldu. Uzun yıllar sonra ilk kez tüketim malları ithalatının yatırım malı ithalatının üzerine çıkması, Türkiye ekonomisi, ihracatı, dış ticareti ve iç pazarda benzer malları üreten sanayinin rekabeti açısından tehlikeli bir gidişi gösteriyor. Geçen yılın ocak-eylül döneminde yatırım malı ithalatı tüketim mallarının 4,1 milyar dolar üzerinde idi. Yıllık bazda ise 2022’de yatırım malı ithalatı tüketim malı ithalatının 10,1 milyar dolar, 2023’ün tamamında ise 5,1 milyar dolar üzerindeydi. Bu yıl uygulanan dezenflasyon politikalarının etkisiyle tablo tersine döndü, alınan ekonomik kararların yanlışlığını ortaya çıkardı. Türkiye’nin otomobil ihracatı gerilerken tüketim malı ithalatında başı yabancı otomobil ithalatı çekiyor. Lüks binek otomobil ithalatı 2023’e göre yüzde 127 artarak 7 milyar 977 milyon dolardan 18 milyar 183 milyon dolara yükseldi. İçeride gıda fiyatlarındaki fahiş artışlar ve tarımsal üretimdeki düşüş devam ederken işlenmemiş gıda ürünleri ithalatında yüzde 95,08, işlenmiş gıdada yüzde 84,17 artış söz konusu.

 

İktidar ve ekonomi yönetiminin politikaları ithal tüketimi, ithal otomobili, ithal gıdayı teşvik ediyor. Yerli imalat sanayii adeta kan ağ˘larken, rakip ithal ürünlerinde yüzde 100’e varan ya da aşan artışlar yaşanması, uygulanan modelin üretime ve yatırıma değil ithalatçıya yaradığını gösteriyor!

 

Kredi kartı ve bireysel kredi borçlarının 60 ay yapılandırılması kararına rağmen borcunu ödeyemeyip yasal takibe girenlerin sayısı 1 milyon kişiyi aştı. Bankaların tahsil edemediği alacakları, yüzde 126 artışla 96 milyar liraya yükseldi!

İktidarın yüksek faiz ve sıkı para politikalarıyla borç ve faiz batağına sürüklenerek bankaların yasal takibi altına girenlerin sayısında her geçen gün yaşanan artışlar, Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) Risk Merkez verilerine de yansıdı. TBB Risk Takip Merkezi (RTM) bu yılın ilk 6 ayında bireysel kredi ve kredi kartı borcu nedeniyle yasal takip süreci başlatılanların sayısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 artış yaşandığı, yasal takibe alınanların 1 milyon kişiyi aştığı açıklandı. RTM verileri, borç ve faiz yükü altında ezilen ve yaşamını sürdüremez hale gelenlerin hızla arttığını gösteriyor.

İktidarın kendi yarattığı ekonomik krize çözüm olarak uygulamaya koyduğu yüksek faiz ve sıkı para politikalarının sosyal ve ekonomik yansımalarıyla giderek daha ileri boyutta borçluluk ve borcunu ödeyememe tablosu ortaya çıktı. Alacaklarının peşine düşen bankaların milyonlarca kişinin maaş ve banka hesaplarını bloke ettiği, yasal takip süreci başlattığı RTM verilerine yansıdı. TBB-RTM tarafindan yayınlanan verilere göre 2024 yılının ilk 6 aylık döneminde bireysel kredi kartı borcu nedeniyle bankaların yasal takibe aldığı kişi sayısı 899 bin oldu. Yine ilk altı ayda bankalardan kullandıkları bireysel ihtiyaç kredilerinden dolayı yasal takibe alınanların sayısı ise 737 bin kişi. Bu yılın ilk yarısında bireysel kredi kartı ve bireysel kredi borcu nedeniyle yasal takip altında olanların toplamı 1 milyon 636 bin kişiye yükseldi. Buna karşılık bankalara olan kart ve bireysel kredi borçluluğunda da olağanüstü artış söz konusu. RTM tarafindan yayınlanan rakamlara bakıldığında mevcut geliriyle yaşamını sürdürmekte zorlandığı için bireysel kredi kartı harcamasına yüklenen bu da yetmeyince bankadan ihtiyaç kredisi çeken ancak her iki kalemdeki borçlarını da ödeyemeyenlerin bankalara olan kart ve kredi borçları toplamı geçen yıla kıyasla yüzde 126 artarak 96 milyar liraya ulaştı.

Bankalar tahsil edemedikleri alacaklarını tasfiye için başlattıkları yasal takip süreciyle 1,6 milyon kişi ile davalı. Ekim itibarıyla tablonun çok daha kötüleşmesi yüksek ihtimal. Bankaların alacak tutarının daha da arttığını, yasal takibe alınanların sayısının 2 milyon kişinin de üzerine çıktığını öngörmek olanaklı. Muhtemelen ekonomi yönetimi, Merkez Bankası ve BDDK henüz açıklanmayan güncel tabloyu bildikleri için kredi kartı ve bireysel ihtiyaç kredi borçlarında 60 ay (5 yıl) yapılandırma tebliğini yürürlüğe koymak zorunda kaldı. 1 Kasım’da yürürlüğe girecek yapılandırma başlangıcına kadar borcunu ödeyemeyenlerin sayısında ve ödenemeyen borçlarda çok daha büyük artış yaşanması kaçınılmaz görünüyor. Kaldı ki tebliğdeki yapılandırma faizleri olağanüstü yüksek.

 

En düşük 25 bin TL borç için aylık yüzde 3,5’tan başlayan faizler yüzde 4,70’e kadar çıkıyor. 5 yıllık yapılandırmanın faizi şu anda bile borcunu ödemekte zorlanan bir kişi için daha ağ˘ır bir borç ve faiz batağ˘ına sürü klenmek anlamına ğeliyor. Yüksek faizlerle 60 aylık yapılandırma yerine faizin silinip ana para borcunun 36 ay yapılandırılması en akılcı ve tüm kesimleri rahatlatacak çözüm olacaktır.

Hileli gıda ürünlerinde, taklit ve tağşiş listeleri yayınlayan ve gıda maddelerine karıştırılan tek tırnaklı hayvan etlerini teşhir eden Tarım ve Orman Bakanlığı, Sudan ile

500 tonluk at-eşek-domuz eti ithal anlaşması imzaladı. Yaşam ve geçinme araştırmasında sofrasına haftada 2 gün et, tavuk koyabilen aile sayısı dibe vurdu!

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2023 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları Araştırmasının sonuçları, gıda maddesi fiyatlarındaki fahiş artışların aileleri gıdadan tasarrufa yönelttiğini, çocuklarına et veya tavuk ya da balık yedirebilen aile sayısının önceki yıllara kıyasla dibe vurduğunu gösterdi. Araştırmaya göre alt ve orta gelir grubunda her 10 evden 7’si haftada 2 gün et, tavuk, balık yiyemiyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı halka ucuz et amacıyla yeni Besicilik ve Hayvancılık Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) kurulacağını, mevcutların sayısının artırılacağını açıklarken, yeni Hayvancılık OSB’lerin ikisi Iğdır ve Şanlıurfa’da kurulacak. Buralarda faaliyet gösterecek besicilere devlet tarafindan ithal edilecek besilik ve damızlık canlı hayvanlar uygun koşullarda temin edilip kırmızı et üretiminin artması, halkın ucuz et yiyebilmesi sağlanacak. 22 yıl gecikmeli de olsa et ve canlı hayvan ithali yerine yurt içinde soruna daha ciddi ve somut bir çözümle yaklaşılması olumlu bir adımdır.

Ancak bugüne kadar milyarlarca dolarlık kırmızı et ve milyonlarca baş canlı hayvan ithaline neden öncelik verildiği kamuoyuna açıklanmalıdır. Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) yurt dışından et ve canlı hayvan ithali için lisans verdiği, kırmızı et ve canlı hayvan piyasasını tekeline almalarına olanak sağladığı iktidara yakın birkaç ithalatçının, etteki fahiş fiyatlar üzerinden olağanüstü kazançlar elde etmelerine nasıl zemin yaratıldığı soruları yanıtlanmalıdır. Bakanlığın sahte ve hileli gıda üreten, et ürünlerinde ‘taklit ve tağşiş’ yapan firma ve markaları açıklamaya başlaması, elde edilen haksız kazançların boyutlarını gündeme taşıdı. İktidara yakın bir gıda zincirinin ürünlerindeki tağşişte domuz eti katkısı saptandığı halde tahlil raporlarının 7-8 aydır kamuoyundan gizlenmesi, tüketilmesine göz yumulması ve bu gıda ürünlerine ‘helal sertifikası’ verilmesinin sorumluları halka hesap vermelidir. Asıl çarpıcı çelişki; gıda ürünlerindeki sahtecilikte etli gıdalara yapılan at, eşek, domuz eti katkılarını teşhir ederek ağır cezalar kesildiğini ilan eden Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Sudan’dan 500 ton at, eşek ve domuz eti ithalatı için anlaşma imzalaması!

Resmi ğazetede yayınlanarak yü rürlüğ˘e ğiren anlaşma uyarınca Sudan’dan yapılacak tek tırnaklı hayvan eti ithalatına yüzde 100 ğümrük verğisi muafiyeti uyğulanacak.

 

 

Kırmızı et ve canlı hayvan ithaliyle ilğili uyğulamaların yanı sıra çıkarttığ˘ı yasayla domuzu kasaplık hayvanlar listesine dahil eden, canlı domuz ve domuz eti ithalatını yasalaştıran AKP iktidarının sıfır gümrükle 500 ton at, eşek, domuz eti ithaline kapı açma gerekçesi nedir? Daha önce Sudan’dan tarım ürünleri ithalatına ğümrük verğisi muafiyeti ğetiren iktidarın şimdi ğıdalara katılan tek tırnaklı hayvan etlerine hem ceza kesip hem de bu etlerin ithaline olanak sağ˘ laması derin bir çelişkidir!

 

Geçen yıl 7 Ekim’de Hamas tarafından başlatılan ‘Aksa Tufanı’ saldırılarına İsrail’in yanıt vermesiyle başlayan Gazze Savaşı birinci yılını doldururken, ortadaki tablo bölgede daha uzun süre kan akacağını gösteriyor. İsrail’in Lübnan üzerinden Suriye, İran ve Irak’ı savaşa çekme hedefi tam tersi sonuçlar yaratabilir!

Gazze’yi açık hava hapishanesine çeviren İsrail kuşatmasını yarmayı, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki Filistin davasını ayağa kaldırmayı, İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki Abraham Anlaşmalarıyla yürürlüğe giren normalleşme sürecinin Filistin davasını yok saymasını engellemeyi amaçlayan Hamas’ın bu hamlesi, İsrail ordusunun başlattığı saldırı ve bombardımanlarla Filistinliler için soykırım ve yıkıma dönüştü. Hamas’ın saldırısını kendisi için firsata çeviren İsrail, tüm dünyanın gözleri önünde büyük bölümü sivil, kadın ve çocuk olmak üzere bugüne kadar yaklaşık 50 bin Filistinliyi katlederken, Gazze ve Batı Şeria’yı harabeye çevirdi. Hamas ve Hizbullah’ın yanı sıra İran Devrim Muhafizları ordusunun çok sayıda üst yöneticisini, siyasi ve askeri liderlerini de farklı zamanlarda düzenlediği nokta suikastlarla öldüren İsrail 8 Ekim’den itibaren Lübnan’a saldırı başlattı.

Aksa Tufanı ile ilk kez savaşı İsrail’in içine taşıyan Hamas, 1200 İsraillinin ölümü ve 300’den fazla rehine ile İsrail’e adeta şok yaşatırken, İsrail ordusu da bugüne kadarki en ağır kayıplarını verdi. Hâlâ rehinelerin önemli kısmını kurtarmayı başaramayan İsrail’in gerçekleştirdiği soykırım boyutuna varan katliamlar ilk kez uluslararası alanda da bu ülkeye yönelik tepkileri çok üst seviyelere taşıdı. Birleşmiş Milletler Lahey Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) İsrail Devleti ve İsrail Başbakanı Netanyahu aleyhine açılan soykırım ve savaş suçlusu davaları sürüyor.

İsrail, planladığı sonuçlara ulaşamadı. ‘Direniş Cephesi’ olarak nitelendirilen, Hamas, Hizbullah gibi örgütler hâlâ varlığını sürdürüyor ve lider kadrolarını kaybetmelerine rağmen İsrail’e karşı savaşmaya devam ediyor. İsrail, Gazze saldırılarının yanı sıra Suriye, Irak ve İran’a da aralıklarla saldırılar gerçekleştirerek savaşı bölgesel boyuta taşımayı hedefledi. ABD ve batılı ülkelerin İsrail’in yanında askeri müdahalede bulunmalarına zemin yaratmaya çabaladı, bugüne kadar sonuç alamadı. İsrail’in Filistin’i bölme ve Hamas’ı yok etme planı tersine sonuç verdi ve Filistinli 13 direniş örgütü birlikte hareket etmeye başladı. İsrail’in saldırıları arzu ettiğinin aksine Filistin davasının güncellenerek uluslararası kamuoyu gündeminde yer almasına olanak sağladı. İki devletli çözüm planı yeniden tartışılmaya başlandı. Özellikle Avrupa’daki hükümetlerin İsrail’e mali, askeri, siyasi ve soykırıma tam destek politikası kendi toplumlarında büyük protestolara neden oldu. Pek çok Avrupa hükümeti İsrail politikası yüzünden sallanırken; ABD ve Batılı ülkelerin demokrasi, insan hakları, soykırım vb. söylemleri ve politikaları, İsrail’in soykırımına verdikleri destek sonrası sarsıldı, ciddiye alınmaz hale geldi.

 

Aksa Tufanı’nın birinci yılında görünen tablo; bölğede daha uzun süre kan akmaya devam edeceğ˘ini ğösteriyor. İ˙srail’in Lübnan saldırısı ve kara harekatında ağ˘ır kayıplarla karşılaşması, Lübnan’ın İsrail’in Vietnamına dönüşmesi ihtimalini güçlendiriyor!

 

2010’da demokrasi ve özgürlük talepleriyle dikta yönetimlerine karşı başlatılan ‘Arap Baharı’ hareketlerinin fitilini ateşleyen Tunus’ta geçen hafta yapılan seçimler 14 yıl sonra yeniden dikta ve otokrasiye dönüşün yolunu açtı. Mevcut Cumhurbaşkanı Kays Said, kullanılan oyların yüzde 90’ı ile tekrar seçildi!

Demokrasi ve özgürlük talepleriyle Tunus, Libya, Mısır’da başlayan ayaklanmalar sonucunda Tunus’u 24 yıldır dikta ile yöneten Zeynel Abidin Bin Ali, ülkeyi terk ederek Suudi Arabistan’a kaçtı. Mısır’da Devlet Başkanı Hüsnü Mubarek’in, Libya’da Muammer Kaddafi’nin 30 yılı aşan tek adam yönetimleri devrildi. Arap Baharı ayaklanmalarının yaşandığı ülkelerde demokrasi ve özgürlük talepleri karşılanamadığı gibi, İhvan- Müslüman Kardeşler çizgisinde Siyasal İslamcı yönetimler ya da askeri darbe yönetimleri iş başına geldi. Libya’da Trablus ve Bingazi olmak üzere iki başlı yönetim ortaya çıkarken, Mısır’da seçimle göreve gelen ilk Cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi 2012’de Genelkurmay Başkanı ve Mursi kabinesindeki Savunma Bakanı Abdulfettah el Sisi tarafindan askeri darbeyle devrildi. Zeynel Abidin bin Ali’nin Arap Baharı ile devrilmesinden sonra yapılan seçimlerde Raşid el Gannuşi liderliğindeki İhvancı En Nahda hareketi iktidara geldi. Siyasal İslamcı bu parti, parlamentodan laiklik karşıtı yasalar çıkartıp kadın haklarını kısıtlayan düzenlemelere yönelince yeniden ayaklanmalar başladı. İhvancı En Nahda erken seçime gitmek zorunda kaldı.

2019’daki Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde hiçbir siyasi partiden aday olmayan Anayasa Hukuku Profesörü Kays Said, yeni demokratik anayasa, geniş özgürlükler, çalışanlara ekonomik haklar vb. vaatlerle tek başına yürüttüğü kampanya ile oyların yüzde 70’ini alarak göreve geldi. Göreve geldikten sonra kendi yazdığı anayasayı yürürlüğe koydu. Kendisine tek adam otokrasisi inşa etme yönünde olağanüstü yetkiler tanıyan Kays Said, Anayasa Mahkemesi’ni lağvetti. Parlamentonun yasama yetkisini askıya aldı. Muhalif siyasetçilere tutuklamalar başlattı. Tunus, 2019’dan bu yana ağır bir baskı ve hukuksuzluğa sürüklendi. Cumhurbaşkanı Kays Said’in seçim yasasını değiştirip kendisine sınırsız dönem seçilme hakkı sağladığı, rakip adayları tutuklattığı 6 Ekim seçimini sağ ve sol partiler boykot etti. Muhalefetin çatı oluşumu Ulusal Kurtuluş Cephesi ve En Nahda Hareketi ‘uygun bir demokratik iklim olmadığı’ için boykot kararı aldı. Tunus İşçi Partisi, Sosyalist Parti, Kutup Partisi ve Sosyal Demokrat Parti seçimi boykot ettiler. Tunus Yüksek Seçim Kurulu toplam 9 milyon 753 bin 217 seçmenden 2 milyon 808 bin 548’inin oy kullandığı seçime katılımın yüzde 28 olduğunu, Kays Said’in kullanılan oyların yüzde 90,69’unu alarak Cumhurbaşkanı seçildiğini açıkladı.

Seçmenin yü zde 70’inden fazlasının sandığ˘a ğitmediğ˘i bir seçimi yü zde 90 oyla kazandığ˘ı açıklanan Kays Said’in meşruiyet ve temsiliyet tartışmaları başladı. Demokrasi ve ö zğürlü k vaadiyle seçilip, anayasayı, yarğıyı ve parlamentoyu askıya alarak tek kişilik otokrasiye yönelen Kays Said’in de Zeynel Abidin bin Ali’nin akıbetine uğ˘raması, Tunus’ta yeni bir Arap Baharı fitilinin ateşlenmesi ihtimali güçlü görünüyor!

 

 

Kredi kartı ve bireysel kredi borçlarının 60 ay yapılandırılması kararına rağmen borcunu ödeyemeyip yasal takibe girenlerin sayısı 1 milyon kişiyi aştı. Bankaların tahsil edemediği alacakları, yüzde 126 artışla 96 milyar liraya yükseldi!

İktidarın yüksek faiz ve sıkı para politikalarıyla borç ve faiz batağına sürüklenerek bankaların yasal takibi altına girenlerin sayısında her geçen gün yaşanan artışlar, Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) Risk Merkez verilerine de yansıdı. TBB Risk Takip Merkezi (RTM) bu yılın ilk 6 ayında bireysel kredi ve kredi kartı borcu nedeniyle yasal takip süreci başlatılanların sayısında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 artış yaşandığı, yasal takibe alınanların 1 milyon kişiyi aştığı açıklandı. RTM verileri, borç ve faiz yükü altında ezilen ve yaşamını sürdüremez hale gelenlerin hızla arttığını gösteriyor.

İktidarın kendi yarattığı ekonomik krize çözüm olarak uygulamaya koyduğu yüksek faiz ve sıkı para politikalarının sosyal ve ekonomik yansımalarıyla giderek daha ileri boyutta borçluluk ve borcunu ödeyememe tablosu ortaya çıktı. Alacaklarının peşine düşen bankaların milyonlarca kişinin maaş ve banka hesaplarını bloke ettiği, yasal takip süreci başlattığı RTM verilerine yansıdı. TBB-RTM tarafindan yayınlanan verilere göre 2024 yılının ilk 6 aylık döneminde bireysel kredi kartı borcu nedeniyle bankaların yasal takibe aldığı kişi sayısı 899 bin oldu. Yine ilk altı ayda bankalardan kullandıkları bireysel ihtiyaç kredilerinden dolayı yasal takibe alınanların sayısı ise 737 bin kişi. Bu yılın ilk yarısında bireysel kredi kartı ve bireysel kredi borcu nedeniyle yasal takip altında olanların toplamı 1 milyon 636 bin kişiye yükseldi. Buna karşılık bankalara olan kart ve bireysel kredi borçluluğunda da olağanüstü artış söz konusu. RTM tarafindan yayınlanan rakamlara bakıldığında mevcut geliriyle yaşamını sürdürmekte zorlandığı için bireysel kredi kartı harcamasına yüklenen bu da yetmeyince bankadan ihtiyaç kredisi çeken ancak her iki kalemdeki borçlarını da ödeyemeyenlerin bankalara olan kart ve kredi borçları toplamı geçen yıla kıyasla yüzde 126 artarak 96 milyar liraya ulaştı.

Bankalar tahsil edemedikleri alacaklarını tasfiye için başlattıkları yasal takip süreciyle 1,6 milyon kişi ile davalı. Ekim itibarıyla tablonun çok daha kötüleşmesi yüksek ihtimal. Bankaların alacak tutarının daha da arttığını, yasal takibe alınanların sayısının 2 milyon kişinin de üzerine çıktığını öngörmek olanaklı. Muhtemelen ekonomi yönetimi, Merkez Bankası ve BDDK henüz açıklanmayan güncel tabloyu bildikleri için kredi kartı ve bireysel ihtiyaç kredi borçlarında 60 ay (5 yıl) yapılandırma tebliğini yürürlüğe koymak zorunda kaldı. 1 Kasım’da yürürlüğe girecek yapılandırma başlangıcına kadar borcunu ödeyemeyenlerin sayısında ve ödenemeyen borçlarda çok daha büyük artış yaşanması kaçınılmaz görünüyor. Kaldı ki tebliğdeki yapılandırma faizleri olağanüstü yüksek

 

Hileli gıda ürünlerinde, taklit ve tağşiş listeleri yayınlayan ve gıda maddelerine karıştırılan tek tırnaklı hayvan etlerini teşhir eden Tarım ve Orman Bakanlığı, Sudan ile

500 tonluk at-eşek-domuz eti ithal anlaşması imzaladı. Yaşam ve geçinme araştırmasında sofrasına haftada 2 gün et, tavuk koyabilen aile sayısı dibe vurdu!

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2023 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları Araştırmasının sonuçları, gıda maddesi fiyatlarındaki fahiş artışların aileleri gıdadan tasarrufa yönelttiğini, çocuklarına et veya tavuk ya da balık yedirebilen aile sayısının önceki yıllara kıyasla dibe vurduğunu gösterdi. Araştırmaya göre alt ve orta gelir grubunda her 10 evden 7’si haftada 2 gün et, tavuk, balık yiyemiyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı halka ucuz et amacıyla yeni Besicilik ve Hayvancılık Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) kurulacağını, mevcutların sayısının artırılacağını açıklarken, yeni Hayvancılık OSB’lerin ikisi Iğdır ve Şanlıurfa’da kurulacak. Buralarda faaliyet gösterecek besicilere devlet tarafindan ithal edilecek besilik ve damızlık canlı hayvanlar uygun koşullarda temin edilip kırmızı et üretiminin artması, halkın ucuz et yiyebilmesi sağlanacak. 22 yıl gecikmeli de olsa et ve canlı hayvan ithali yerine yurt içinde soruna daha ciddi ve somut bir çözümle yaklaşılması olumlu bir adımdır.

Ancak bugüne kadar milyarlarca dolarlık kırmızı et ve milyonlarca baş canlı hayvan ithaline neden öncelik verildiği kamuoyuna açıklanmalıdır. Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) yurt dışından et ve canlı hayvan ithali için lisans verdiği, kırmızı et ve canlı hayvan piyasasını tekeline almalarına olanak sağladığı iktidara yakın birkaç ithalatçının, etteki fahiş fiyatlar üzerinden olağanüstü kazançlar elde etmelerine nasıl zemin yaratıldığı soruları yanıtlanmalıdır. Bakanlığın sahte ve hileli gıda üreten, et ürünlerinde ‘taklit ve tağşiş’ yapan firma ve markaları açıklamaya başlaması, elde edilen haksız kazançların boyutlarını gündeme taşıdı. İktidara yakın bir gıda zincirinin ürünlerindeki tağşişte domuz eti katkısı saptandığı halde tahlil raporlarının 7-8 aydır kamuoyundan gizlenmesi, tüketilmesine göz yumulması ve bu gıda ürünlerine ‘helal sertifikası’ verilmesinin sorumluları halka hesap vermelidir. Asıl çarpıcı çelişki; gıda ürünlerindeki sahtecilikte etli gıdalara yapılan at, eşek, domuz eti katkılarını teşhir ederek ağır cezalar kesildiğini ilan eden Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Sudan’dan 500 ton at, eşek ve domuz eti ithalatı için anlaşma imzalaması!

Resmi ğazetede yayınlanarak yü rürlüğ˘e ğiren anlaşma uyarınca Sudan’dan yapılacak tek tırnaklı hayvan eti ithalatına yüzde 100 ğümrük verğisi muafiyeti uyğulanacak.

Geçen yıl 7 Ekim’de Hamas tarafından başlatılan ‘Aksa Tufanı’ saldırılarına İsrail’in yanıt vermesiyle başlayan Gazze Savaşı birinci yılını doldururken, ortadaki tablo bölgede daha uzun süre kan akacağını gösteriyor. İsrail’in Lübnan üzerinden Suriye, İran ve Irak’ı savaşa çekme hedefi tam tersi sonuçlar yaratabilir!

Gazze’yi açık hava hapishanesine çeviren İsrail kuşatmasını yarmayı, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki Filistin davasını ayağa kaldırmayı, İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki Abraham Anlaşmalarıyla yürürlüğe giren normalleşme sürecinin Filistin davasını yok saymasını engellemeyi amaçlayan Hamas’ın bu hamlesi, İsrail ordusunun başlattığı saldırı ve bombardımanlarla Filistinliler için soykırım ve yıkıma dönüştü. Hamas’ın saldırısını kendisi için firsata çeviren İsrail, tüm dünyanın gözleri önünde büyük bölümü sivil, kadın ve çocuk olmak üzere bugüne kadar yaklaşık 50 bin Filistinliyi katlederken, Gazze ve Batı Şeria’yı harabeye çevirdi. Hamas ve Hizbullah’ın yanı sıra İran Devrim Muhafizları ordusunun çok sayıda üst yöneticisini, siyasi ve askeri liderlerini de farklı zamanlarda düzenlediği nokta suikastlarla öldüren İsrail 8 Ekim’den itibaren Lübnan’a saldırı başlattı.

Aksa Tufanı ile ilk kez savaşı İsrail’in içine taşıyan Hamas, 1200 İsraillinin ölümü ve 300’den fazla rehine ile İsrail’e adeta şok yaşatırken, İsrail ordusu da bugüne kadarki en ağır kayıplarını verdi. Hâlâ rehinelerin önemli kısmını kurtarmayı başaramayan İsrail’in gerçekleştirdiği soykırım boyutuna varan katliamlar ilk kez uluslararası alanda da bu ülkeye yönelik tepkileri çok üst seviyelere taşıdı. Birleşmiş Milletler Lahey Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) İsrail Devleti ve İsrail Başbakanı Netanyahu aleyhine açılan soykırım ve savaş suçlusu davaları sürüyor.

İsrail, planladığı sonuçlara ulaşamadı. ‘Direniş Cephesi’ olarak nitelendirilen, Hamas, Hizbullah gibi örgütler hâlâ varlığını sürdürüyor ve lider kadrolarını kaybetmelerine rağmen İsrail’e karşı savaşmaya devam ediyor. İsrail, Gazze saldırılarının yanı sıra Suriye, Irak ve İran’a da aralıklarla saldırılar gerçekleştirerek savaşı bölgesel boyuta taşımayı hedefledi. ABD ve batılı ülkelerin İsrail’in yanında askeri müdahalede bulunmalarına zemin yaratmaya çabaladı, bugüne kadar sonuç alamadı. İsrail’in Filistin’i bölme ve Hamas’ı yok etme planı tersine sonuç verdi ve Filistinli 13 direniş örgütü birlikte hareket etmeye başladı. İsrail’in saldırıları arzu ettiğinin aksine Filistin davasının güncellenerek uluslararası kamuoyu gündeminde yer almasına olanak sağladı. İki devletli çözüm planı yeniden tartışılmaya başlandı. Özellikle Avrupa’daki hükümetlerin İsrail’e mali, askeri, siyasi ve soykırıma tam destek politikası kendi toplumlarında büyük protestolara neden oldu. Pek çok Avrupa hükümeti İsrail politikası yüzünden sallanırken; ABD ve Batılı ülkelerin demokrasi, insan hakları, soykırım vb. söylemleri ve politikaları, İsrail’in soykırımına verdikleri destek sonrası sarsıldı, ciddiye alınmaz hale geldi.

 
   

 

 

2010’da demokrasi ve özgürlük talepleriyle dikta yönetimlerine karşı başlatılan ‘Arap Baharı’ hareketlerinin fitilini ateşleyen Tunus’ta geçen hafta yapılan seçimler 14 yıl sonra yeniden dikta ve otokrasiye dönüşün yolunu açtı. Mevcut Cumhurbaşkanı Kays Said, kullanılan oyların yüzde 90’ı ile tekrar seçildi!

Demokrasi ve özgürlük talepleriyle Tunus, Libya, Mısır’da başlayan ayaklanmalar sonucunda Tunus’u 24 yıldır dikta ile yöneten Zeynel Abidin Bin Ali, ülkeyi terk ederek Suudi Arabistan’a kaçtı. Mısır’da Devlet Başkanı Hüsnü Mubarek’in, Libya’da Muammer Kaddafi’nin 30 yılı aşan tek adam yönetimleri devrildi. Arap Baharı ayaklanmalarının yaşandığı ülkelerde demokrasi ve özgürlük talepleri karşılanamadığı gibi, İhvan- Müslüman Kardeşler çizgisinde Siyasal İslamcı yönetimler ya da askeri darbe yönetimleri iş başına geldi. Libya’da Trablus ve Bingazi olmak üzere iki başlı yönetim ortaya çıkarken, Mısır’da seçimle göreve gelen ilk Cumhurbaşkanı olan Muhammed Mursi 2012’de Genelkurmay Başkanı ve Mursi kabinesindeki Savunma Bakanı Abdulfettah el Sisi tarafindan askeri darbeyle devrildi. Zeynel Abidin bin Ali’nin Arap Baharı ile devrilmesinden sonra yapılan seçimlerde Raşid el Gannuşi liderliğindeki İhvancı En Nahda hareketi iktidara geldi. Siyasal İslamcı bu parti, parlamentodan laiklik karşıtı yasalar çıkartıp kadın haklarını kısıtlayan düzenlemelere yönelince yeniden ayaklanmalar başladı. İhvancı En Nahda erken seçime gitmek zorunda kaldı.

2019’daki Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde hiçbir siyasi partiden aday olmayan Anayasa Hukuku Profesörü Kays Said, yeni demokratik anayasa, geniş özgürlükler, çalışanlara ekonomik haklar vb. vaatlerle tek başına yürüttüğü kampanya ile oyların yüzde 70’ini alarak göreve geldi. Göreve geldikten sonra kendi yazdığı anayasayı yürürlüğe koydu. Kendisine tek adam otokrasisi inşa etme yönünde olağanüstü yetkiler tanıyan Kays Said, Anayasa Mahkemesi’ni lağvetti. Parlamentonun yasama yetkisini askıya aldı. Muhalif siyasetçilere tutuklamalar başlattı. Tunus, 2019’dan bu yana ağır bir baskı ve hukuksuzluğa sürüklendi. Cumhurbaşkanı Kays Said’in seçim yasasını değiştirip kendisine sınırsız dönem seçilme hakkı sağladığı, rakip adayları tutuklattığı 6 Ekim seçimini sağ ve sol partiler boykot etti. Muhalefetin çatı oluşumu Ulusal Kurtuluş Cephesi ve En Nahda Hareketi ‘uygun bir demokratik iklim olmadığı’ için boykot kararı aldı. Tunus İşçi Partisi, Sosyalist Parti, Kutup Partisi ve Sosyal Demokrat Parti seçimi boykot ettiler. Tunus Yüksek Seçim Kurulu toplam 9 milyon 753 bin 217 seçmenden 2 milyon 808 bin 548’inin oy kullandığı seçime katılımın yüzde 28 olduğunu, Kays Said’in kullanılan oyların yüzde 90,69’unu alarak Cumhurbaşkanı seçildiğini açıkladı.

Seçmenin yü zde 70’inden fazlasının sandığ˘a ğitmediğ˘i bir seçimi yü zde 90 oyla kazandığ˘ı açıklanan Kays Said’in meşruiyet ve temsiliyet tartışmaları başladı. Demokrasi ve ö zğürlü k vaadiyle seçilip, anayasayı, yarğıyı ve parlamentoyu askıya alarak tek kişilik otokrasiye yönelen Kays Said’in de Zeynel Abidin bin Ali’nin akıbetine uğ˘raması, Tunus’ta yeni bir Arap Baharı fitilinin ateşlenmesi ihtimali güçlü görünüyor!