23 Nisan Hediyesi Meclis’ten geldi: Sosyal medyaya 15 yaş sınırı, anneye dev izin!
Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/01 Aralık 2024
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 01 ARALIK 2024 tarihli raporu şöyle:
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ 01 ARALIK 2024
SICAK GÜNDEM
- İsrail-Lübnan ateşkes anlaşmasından sonra ortaya çıkan gelişmeler, İsrail’in Suriye ve Irak’ta yeni cephe açması, savaşın Türkiye sınırlarına taşınması ihtimalini öne çıkartıyor!
- Üçüncü çeyrek büyüme verileri Türkiye ekonomisinin küçülmeye devam ettiğini ve ekonomik durgunluğun kalıcı hale geldiğini gösteriyor. Gelir dağılımındaki bozulma derinleşirken, ücretlilerden faizcilere aktarılan servet artıyor!
İÇ POLİTİKA
- İktidarın 2007’deki Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı gerekçesiyle belediye kreşlerini kapatma girişimi halka kötülüğün siyaset eliyle sıradanlaştırılmasıdır. AYM kararlarını tanımayan iktidarın, 17 yıl sonra AYM kararına sarılması iki yüzlü siyasi çıkarcılıktır!
- Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, 25 Kasım’da dünya genelinde milyonlarca kadının gösteri, yürüyüş, hak talepleri ve protestolarıyla kutlanırken, Türkiye’de iktidar valileri ve kaymakamlarının kararlarıyla yasaklandı!
EKONOMİ
- Türkiye’den yerli sermaye çıkışı 2019’dan bu yana hızlanırken, Türk şirketlerinin yurt dışı yatırımları 60 milyar dolara, istihdam 200 bin kişiye yaklaştı. Başta AB ülkeleri olmak üzere yurt dışında kurulan şirket sayısı 2146’ya yükseldi.
- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), kasım-aralık enflasyonunu düşük hesaplayıp asgari ücretli, işçi, memur, emeklinin daha düşük zamlara mahkum edilmesini planlayan IMF ve iktidarın taşeronluğunu üstlenirse, milyonlarca kişi TÜİK mağduru olacak!
- Yeniden Değerleme Oranı 2024 yılı için yüzde 43,93 olarak açıklandı. 2025’ten itibaren kamu alacakları, vergi, ceza ve harçlar, resmi belge ve evrak harçları bu oranda zamlanacak!
TARIM
- Gıdada taklit ve tağşiş ürün listesinin hızla kabarması yanında ihraç ürünlerde tarım ilacı, zehir kalıntısı vb. nedenlerle iadelerin artması halkın sağlıklı gıdaya erişimde tehdit altında olduğunu gösteriyor!
DIŞ POLİTİKA
- Milli Savunma Bakanı Güler’in ‘S-400 pürüzü kalmadı, ABD F-35’leri veriyor’ sözleri ABD tarafindan tekzip edildi. Başkan Joe Biden’ın Rusya’ya yönelik Gazprombank yaptırım kararı, Türkiye’yi çok ciddi doğalgaz sıkıntısıyla karşı karşıya bırakabilir!
- Rusya-Ukrayna savaşının başlamasında en önemli etkenlerden birisi olan Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği yeniden gündeme gelince, NATO üyesi ülkeler arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı.
Lübnan ateşkesinden sonra ortaya çıkan gelişmeler, İsrail’in Suriye ve Irak’ta yeni cephe açması ve savaşın Türkiye sınırlarına taşınması ihtimalini öne çıkartıyor. Soçi, Astana, Moskova mutabakatları artık geçersiz. Türkiye kontrolündeki İdlib’te cihatçıların 4 yılda daha fazla silahlanıp saldırıya hazırlandıkları anlaşılıyor!
İsrail-Lübnan ateşkes anlaşmasından hemen sonra Suriye ve Irak’ta askeri hareketlilik başladı. Ateşkes anlaşması uyarınca İsrail-Lübnan sınırında Litani Nehri’nin güneyi Hizbullah ve diğer silahlı gruplardan arındırılarak Lübnan ordusunun kontrolüne devredilecek. ABD ve Fransa, bölgenin Hizbullah ve diğer silahlı milislerden arındırılmasının garantörlüğünü yürütecek. Ateşkes anlaşması, İran destekli Hizbullah’ın Lübnan’daki etkinliğini azaltırken, Hizbullah’ın Suriye’deki Esad rejimine verdiği askeri desteği de bitme noktasına getirerek İran’ın Suriye’deki silahlı varlığını zayıflattı.
Ukrayna savaşına yoğunlaşan Rusya’nın ardından İran desteği de zayıflama sürecine giren Şam yönetimine karşı başlatılan büyük çaplı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve cihatçı saldırısının zamanlamasının bu çerçevede planlandığını söylemek mümkün. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ‘terör örgütü’ ilan ettiği HTŞ, İdlib’e sınır vilayet olan ve 2016’dan bu yana Şam rejim güçlerinin denetimindeki Halep’e saldırdı. Fazla direnişle karşılaşmadan Halep’e girdi. Türkiye’ye 30 kilometre mesafedeki İdlib ve Halep’teki yoğun çatışmalar 4 yıldan bu yana Suriye’nin kuzeyinde oluşan dengeleri sarsacak gibi görünüyor. 2016’da Halep’ten çıkartılıp Türkiye’nin gözetiminde İdlib’e geçişlerine izin verilen HTŞ öncülüğündeki cihatçı gruplar, Suriye’de Sünni İslam Devleti kurmayı hedefliyor. Bu devlet modeli 2017’den bu yana HTŞ tarafindan yönetilen İdlib’te hayata geçirildi.
Hatay’a komşu yaklaşık 5 milyon nüfuslu İdlib’te El Kaide kökenli HTŞ Lideri Ebu Muhammed El Culani’nin kurduğu Ulusal Kurtuluş Hükümeti, bir devlet organizasyonu oluşturdu. TL’nin kullanıldığı İdlib’in nefes borusu Cilvegözü sınır kapısı. Her türlü insani yardım, gıda, ticaret buradan yürütülüyor. Türkiye’nin kapıyı kapatması İdlib’teki HTŞ yönetimini zora sokabilir. Ancak böyle bir adımın muhtemel sonucu İdlib’ten Türkiye’ye milyonlarca sivilin ve aralarına karışmış binlerce cihatçının göçü olacaktır. El Culani ABD ile yakınlaştı. HTŞ’yi BM terör listesinden çıkartmayı hedefliyor.
İktidar, 2017-2020 arasında Rusya ve İran’la Soçi, Astana, Moskova mutabakatlarına imza attı. TSK sorumluluğuna devredilen İdlib Güvenlikli Çatışmasızlık Bölgesinde cihatçıların tasfiyesi ve silahsızlandırılmasını üstlendi. Türkiye’nin İdlib’i silahsızlandırma ve cihatçıların tasfiyesi taahhüdünün aksine cihatçıların ileri düzeyde silahlandığı açığa çıktı.
3.Çeyrek Büyüme Verileri Türkiye ekonomisinin iki çeyrek üst üste küçüldüğünü, ekonominin resesyona girdiğini ortaya koydu. Uygulanan ücretlere düşük zam politikasıyla milyonlarca ücretlinin milli gelirden aldığı pay azalırken, rant ve faiz kazancı olanların payı artmaya devam ediyor!
Üçüncü çeyreğe ilişkin büyüme verileri Türkiye ekonomisinin üst üste iki çeyrektir küçülmeye devam ettiğini, uygulanan para-faiz-döviz politikalarıyla ekonomik durgunluğun kalıcı hale geldiğini gösterdi. Toplumsal kesimlerin milli gelirden aldıkları payda gözlenen tablo, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve adaletsizliğin ağır şekilde bozularak derinleştiğini, sanayi ve tarımsal üretim gerilerken inşaat ve beton ekonomisinin öne çıktığını işaret ediyor.
TÜİK verilerine göre; Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte yüzde 0,2 küçülürken yıllık büyüme hızı yüzde 2,1’e geriledi. İkinci ve üçüncü çeyreklerde üst üste gerçekleşen yüzde 0,2 oranındaki küçülme aynı zamanda ekonominin genel olarak daralma ve durgunluk sürecine girdiğini, küçülmenin kalıcı hale geldiğini ortaya koyuyor. Yatırımlar açısından bakıldığında üçüncü çeyrekte inşaat yatırımlarında yüzde 9,4 büyüme gerçekleşirken, sanayi, makine-teçhizat yatırımlarında yüzde 8,6’ya varan sert küçülme yaşandı. İktisadi faaliyet kolları açısından sektörlerdeki duruma bakıldığında; inşaat sektörü yüzde 9,2, banka finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 6,2 ile GSYH büyürken sanayi sektöründe yüzde 2,2 küçülme yaşandı. Üçüncü çeyrekte inşaat sektöründe gözlenen yüksek büyüme hızının gerisinde 6 Şubat depreminin yaşandığı 11 ili kapsayan bölgede Dünya Bankası’ndan alınan kredilerle yürütülen inşaat ve altyapı yatırımlarının büyük etken olduğu görülüyor. İnşaatın hemen ardından banka, finans, sigorta sektöründe yüzde 6,2 ile GSYH’nin üç katına çıkan büyüme uygulanan yüksek faiz politikasıyla artan milyoner hesapları ve vergisiz faiz kazançlarındaki artışın işareti. Kur Korumalı Mevduat (KKM) ile sağlanan kur garantisi ve faiz gelirlerinin, mevduat faizlerindeki artışın yanı sıra ticari ve bireysel kredilerle kredi kartlarına yansıtılan yüksek faiz artışlarının banka-finans sektörünün kârlarının katlanmasına olanak sağlaması bu sektördeki yüksek büyümenin bir başka boyutu. İthalatın yüzde 9,6 düşmesi, ihracata dönük üretim yapan sanayideki küçülmenin yanında ara malı, hammadde, yatırım malı ithalatının gerilemesinden kaynaklanan bir başka olumsuzluk. Üçüncü çeyrek GSYH büyümesindeki düşüşün diğer negatif göstergesi GSYH içinde ücret ödemelerinin payının iki çeyrektir azalmaya devam etmesi. Verilere göre işgücü ödemelerinin (ücretlerin) GSYH payı 1. Çeyrekte yüzde 41,7 iken 2. çeyrekte yüzde 40,4’e, 3. çeyrekte yüzde 36,4’e geriledi. Rant, kâr, faiz gelirlerinden oluşan net işletme artığı karma gelirlerin payı ise 1. çeyrekte yüzde 36,4 iken, 2. çeyrekte yüzde 38’e, 3. çeyrekte yüzde 45,1’e yükseldi.
İktidarın 2007’deki Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı gerekçesiyle belediye kreşlerini kapatma girişimi, halka kötülüğün siyaset eliyle sıradanlaştırılmasıdır. 22 yıldır iktidarda olan, AYM kararlarını tanımadığını haykıran ve seçilmiş vekili hâlâ hapiste tutanların AYM kararına sarılması, iki yüzlü siyasi çıkarcılıktır!
31 Mart yerel seçiminde iktidarın İBB adayı olan Çevre ve Şehircilik Bakanı ve ‘şahsa özel’ Cumhurbaşkanı Kararnamesiyle profesörlükteki süresini doldurmadan 48 saatte rektör yapılan Millî Eğitim Bakanının muhalefet belediyelerinin açtığı kreşleri kapatma, yenilerinin açılmasını yasaklama siyasi hırsın kötülükte sınır tanımadığının son örneğidir. Yerel yönetimlerde çeyrek asra varan iktidarları boyunca çalışan kadınların kreş ve çocuk bakımevi, gençlerin yurt, dar gelirlilerin ucuz ulaşım, ekmek, aş, çocukların gıda, süt vb. taleplerine çözüm yerine belediye kaynaklarını, olanaklarını rant için kullandılar. Kentleri betona boğarken, sahilleri, deprem toplanma alanlarını rezidanslara, gökdelenlere, AVM’lere açarak kendi ifadeleriyle ‘mezarlıklar dışında yeşil alan’ bırakmadılar.
2019’da bu yağmaya dur diyen halkın aynı zarfta kullandığı 4 oydan 3’ünü geçerli 1’ini geçersiz saymak gibi akıl dışı bir siyasi entrikayla seçimleri tekrarlatıp daha ağır bir hezimetle kaybettikleri belediyelerin acısını anlaşılan bir türlü hazmedemediler. Seçmen 2019’da AKP’den aldığı belediyelerin kaynaklarının kent halkına hizmet için kullanılmasını ödüllendirerek 31 Mart yerel seçiminde daha yüksek bir oyla belediye yönetimlerini yine CHP’ye teslim etti. Siyasi yasak davaları, belediye kaynaklarına el koymalar vb. engelleme girişimine rağmen istediği sonucu alamayan iktidar, şimdi yine en iyi bildiği işi yapmaya soyundu. Valilere talimatla uygulattığı idari kararlar, savcıları devreye sokarak aldırdığı yargı kararlarıyla halkı, kendisine oy vermeyen seçmeni cezalandırma, belediyeleri iş göremez hale getirme hamlelerini yeni boyuta taşıdı. Bugüne kadar işine gelmeyen AYM kararlarını tanımadığını ilan ederek uygulamayan iktidar şimdi AYM’nin 17 yıl önceki kararına sarılıp AYM kararının herkesi bağladığını hatırladı. Oysa belediyelerin ana okulu ve okul öncesi eğitim merkezi açmalarını aykırı bulan AYM kararı kreşleri, çocuk yuvalarını kapsamıyor. Ancak iktidarın bakanları, valileri kreşlerin kapatılmasını, yenilerinin açılmasının önlenmesini istiyor.
İktidar, pandemide işyeri kapanan, işsiz kalan, sokağa çıkamayanlara destek olan belediyelerin aşevlerini kapattı. Toplanan yardım paralarına el koydu. Halk bu kötülüklere cevabını 31 Mart’ta sandıkta verdi. Şimdi dar gelirli ailelerin çocuklarını ortada, çalışan anneleri çaresiz bırakarak CHP’li belediyeleri cezalandırmak isterken yaptıkları kötülük gerçekte halkı cezalandırmaktır.
Türkiye, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde Avrupa ve Dünyada ilk sıralara yerleşti. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde iktidar valileri haklarını arayan kadınlara şiddet ve yasak uyguladı. Kadınlara karşı adeta OHAL ilan edildi, caddeler, metrolar, yollar kapandı!
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, 25 Kasım’da dünya genelinde milyonlarca kadının gösteri, yürüyüş, hak talepleri ve protestolarıyla kutlanırken, Türkiye’de ise kadınların sesini duyurması, haklarına sahip çıkması iktidar valileri ve kaymakamlarının kararlarıyla yasaklandı. İstanbul Valisi, İstanbul’u kapalı ve yasaklı şehir ilan ederken Olağanüstü Hal (OHAL) dönemini anımsatan uygulamalarla otobüs, metro, dolmuş seferleri durduruldu. Başta Taksim meydanı olmak üzere kentin önemli meydanları, caddeleri, bulvarları güvenlik güçleri tarafindan bariyerlerle kapatıldı. Yaya geçişine izin verilmedi. Anayasa uyarınca önceden izin alınmaksızın gösteri, yürüyüş, toplantı hakkı anayasa güvencesindedir. Bu hakkın kullanımı idari kararlarla engellendi.
Türkiye 15-49 yaş arası Kadınlara yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde yüzde 32 ile yüzde 18’lik AB ortalamasının ve yüzde 23 olan OECD ülkeleri ortalamasının çok üzerinde ve birinci durumda. Kadına yönelik şiddete karşı mücadele ve dayanışmanın güvenlik sorunu diyerek yasaklanması demokratik bir hukuk devletinde söz konusu olamayacağı gibi anayasa ve yasaların güvencesi altındaki hak ve özgürlüklerin yok sayılmasıdır. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) hak ihlali kararlarına rağmen aynı yasakçı tavrın sergilenmesi, otokrat yönetim anlayışının demokrasiden, hak ve özgürlüklerin kullanımından ne kadar korktuğunu göstermektedir.
Valiliğin, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü için düzenlenecek gösteri yürüyüşü de dahil olmak üzere tüm etkinlikleri iptal etmesi, vatandaşlarının temel haklarını kullanmalarının hiçbir hukuki dayanak ve yargı kararı olmaksızın bir kişinin idari kararıyla yasaklanması anlamına geliyor. Anayasa ve yasalara göre idari makamların görevi yurttaşların bu haklarını rahat ve özgür şekilde kullanmalarını sağlamak için gerekli önlemleri almak, gösteri ve yürüyüş yapanların güvenliğini sağlamak. Binlerce polis ve jandarmanın görev yaptığı İstanbul ve diğer şehirlerde kadınların şiddete karşı gösterilerinin güvenlik gerekçesiyle yasaklanması zafiyet göstergesidir.
Kurtuluş savaşında İstanbul işgal altında iken bile işgale karşı sokağa çıkılması, miting yapılması, gösteri yürüyüşleri düzenlenmesi, Halide Edip Adıvar’ın Sultanahmet Meydanı’nda binlerce kişiye konuşup işgale karşı direnişe çağırması İngiliz İşgal Komutanı ve yönetim tarafindan yasaklanmadı.
Türkiye’den yerli sermaye çıkışı 2019’dan bu yana hızlanırken, Türk şirketlerinin yurt dışı yatırımları 60 milyar dolara, istihdam 200 bin kişiye yaklaştı. Yurt dışında kurulan şirket sayısı 2146’ya yükseldi. İktidarın keyfi uygulamaları, hukuk devletinden kopuş ve yargının siyasallaşmasıyla yerli yatırım sermayesi yurt dışına kaçıyor!
Merkez Bankası’nın (MB) Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYAP) verilerine belirgin şekilde yansıyan yurt dışına sermaye akışı, son dönemde ödemeler dengesi bilançolarında da öne çıkıyor. Türkiye’ye gelen doğrudan yatırım sermayesi girişleri durma noktasına gelirken, yerli sermayenin yurt dışına doğrudan yatırımları artıyor. Giderek başa baş noktaya gelen yabancı sermaye girişleriyle yerli sermaye çıkışları arasındaki makas kapanırken, kara para, mafya ve suç örgütlerinin suç gelirlerini ve organizasyonlarını Türkiye’ye taşıma girişimleri dikkat çekiyor. Kamu ihaleleri ve harcamalarında şeffaflığın ortadan kalkması, denetimsizlik, keyfilik ve siyasi tercihlerin öne çıkması yabancı yatırımcı yanında yerli sermayeyi de tedirgin ediyor. Resmi verilere de yansıyan rakamlar üretimi, istihdamı, hukuka uygunluğu, yasa ve kuralların işleyişini, öngörülebilir bir yatırım ortamının adil ve rekabete açık olmasını önceleyen yerli yatırımcı ve sermayenin başta AB ülkeleri olmak üzere yurt dışına yöneldiğini gösteriyor.
Yurt içi yerleşik sermayenin yurt dışına yaptığı doğrudan yatırımlar 2022’de 4,9 milyar dolar seviyesindeyken, 2023’te 5,7 milyar dolara yükseldi. Bu yatırımların yüzde 60’ı aşan kısmı başta Hollanda olmak üzere AB ülkelerine yönelirken, ABD’ye yerli sermaye göçünde dikkat çekici gelişme söz konusu. Hollanda ve ABD’deki yatırımlar toplam yatırımların yüzde 40’ını aşıyor. 2019’dan itibaren yurtdışına giden yerli sermayenin özellikle sanayi yatırımlarına ağırlık verdiğini gösteren rakamlara bakıldığında 2019’da 5 milyar dolar olan yurt dışı sanayi yatırımları 2023 sonunda ikiye katlanarak 10,3 milyar dolara ulaşmış. Ticaret Bakanlığı’nın ‘Yurt Dışı Yatırım Anketi-2024’ verilerine göre, 2023 sonu itibarıyla Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin yurtdışında kurdukları şirketlerle gerçekleştirdikleri 2 bin 146 yatırıma harcanan tutar 57,9 milyar dolar. Bu yatırımların yurt dışında yarattığı istihdam 5 yılda yüzde 5,9 artışla 187 bin 256 kişiye ulaşmış. Yurt dışındaki yatırımların 828’i AB ülkelerinde. İngiltere, Rusya, Balkan ülkelerindeki yatırım sayısı ise
- Yerli sermayenin Asya ülkelerindeki yatırım sayısı 233 olurken, Kuzey Amerika’da 223.
Yurt dışına sermaye çıkışında iktidarın bazı yanlış ekonomik kararları da önemli etken. Örneğin altın ithalatına getirilen kota sonrası altın işleme ve mücevher sektörü yatırımlarını Mısır ve Dubai’ye kaydırmış. Tekstil ve Hazır Giyim’de, beyaz eşyada ABD’ye sıfir gümrükle ihracat olanağı nedeniyle Mısır öne çıkarken, makine imalat, oto yan sanayiinde Romanya’ya yatırımlar hızlanıyor. Macaristan, Polonya, Çekya, Slovakya yerli yatırım sermayesinin, sanayi yatırımlarının aktığı AB üyesi Doğu Avrupa ülkeleri.
Asgari Ücret ve 2025 maaş zamları için kritik önemdeki kasım ve aralık enflasyonunun TÜİK’in hazirandaki rakam operasyonuna benzer şekilde düşük hesaplanması, milyonlarca kişinin gelirine el koyma planıdır!
Temmuzda zam yapılmayan asgari ücrette 2025’te uygulanacak tutar, 10 Aralık’ta toplanacak Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda (AÜTK) bir ay sürecek pazarlıklarla belirlenecek. Devlet, işçi ve işveren kesiminin 5’er kişilik heyetlerle temsil edildiği 15 kişilik komisyonda bugüne kadar devlet ve işveren kesimi birlikte hareket etti. İki tarafin oy çokluğuyla karara bağlanan asgari ücret tutarları kabul edildi. İşçi temsilcileri ya karara muhalefet şerhi koymak ya da komisyonu terk etmek zorunda kaldı. İşverenleri Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu TESK’in, çalışanları ise işçi konfederasyonu olarak Türk-İş’in temsil ettiği AÜTK’daki 5 kişilik işçi heyetinde Türk-İş yöneticisi dışındaki 4 işçi asgari ücretli çalışanlar arasından belirlendi. AÜTK’nın ilk toplantısında taraflar kendi taleplerini gündeme getirecek. Türk-İş, asgari ücretin 4 kişilik bir işçi ailesinin en temel insani ihtiyaçları dikkate alınarak belirlenmesi çağrısını yinelese de iktidar ve işveren yine bu talebi duymazdan geldi. TİSK, masaya yüzde 44’lük yılsonu enflasyon hedefi ile yüzde 21’lik 2025 enflasyon hedefinin ortalaması olan yüzde 32,5 zam önerisiyle geleceğini açıkladı. Asgari ücretin belirlenmesinde en hayati unsur TÜİK’in masaya getireceği enflasyon hesabı. Türk-İş’in açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı, işveren kesiminin İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve farklı kurumlarının enflasyon hesapları TÜİK’in çok üzerinde. Buna karşılık yasa ve yönetmelik müzakerelerde TÜİK verisinin esas alınmasını hükmediyor.
Yılbaşındaki artışın yeterli olduğunu öne sürüp temmuzda AÜTK’yı toplantıya çağırmayan iktidar, milyonlarca memur ve emekliye ikinci altı ayda düşük zam verilmesi için TÜİK’i devreye soktu. Mayısa kadar aylık yüzde 3-4 enflasyon açıklayan TÜİK, temmuz zammı öncesi haziranda enflasyonun yüzde 1,64’e düştüğünü açıkladı. Böylece memur ve emeklilerin temmuz zammı yüzde 19,31’de kaldı. Zam kesinleştikten sonra TÜİK’in açıkladığı temmuz enflasyonu yüzde 3,23 oldu. Asgari ücret pazarlığında TÜİK’in 3 Aralık’ta açıklayacağı kasım enflasyonu, memur ve emeklilerin 2025 zammında 3 Ocak’ta açıklanacak aralık enflasyonu belirleyici olacak. TÜİK, kasım-aralık enflasyonunu düşük hesaplayıp asgari ücretli işçi, memur, emeklinin daha düşük zamlara mahkum edilmesini planlayan IMF ve iktidarın bu planının taşeronluğunu üstlenirse, milyonlarca kişi TÜİK mağduru olacak. Orta Vadeli Program’daki (OVP) yüzde 41 ve Merkez Bankası’nın (MB) yüzde 44’e yükselttiği yılsonu enflasyon hedefleri arasındaki fark resmi rakamlara bile yansıyor. Buna karşılık Türkiye Hane Halkı Enflasyon Beklentisi Anketi (TEBA)-Kasım 2024 sonuçlarında halkın yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 92 oranıyla OVP, MB ve TÜİK’in 2 katından yüksek. Halkın 2023 kasımından bu yılın kasım ayına 12 aylık enflasyon hesabı yüzde 104 olurken, 2025 Kasıma kadar gelecek bir yılda beklediği enflasyon ise yüzde 99!
2024 Yeniden Değerleme Oranının (YDO) yüzde 43,93 olarak belirlenmesiyle, 2025’ten itibaren vergi, ceza ve harçlarda, pasaport, ehliyet, kimlik vb. resmi belgelerin temininde, yurt dışı seyahatlerde alınacak ücretler de artacak. Trafik cezalarının iktidarın yeni gelir kapısı olacağı anlaşılıyor!
Vergi Usul Kanunu (VUK) uyarınca her yıl ekim ayı itibarıyla TÜİK’in açıkladığı Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ortalamasına göre belirlenen Yeniden Değerleme Oranı (YDO) 2024 yılı için yüzde 43,93 olarak açıklandı.
Başta maaş ödemelerinde yapılacak artışlar olmak üzere kamunun ödemelerindeki artış oranlarını düşük tutma, gerçekleşen enflasyonun altında ya da hedeflenen enflasyona göre artırma yöntemlerini geniş kesimlere dayatan iktidarın YDO’yu yüzde 44 artırması verdiğinin iki katını halktan talep etme yaklaşımını gösteriyor. Maaş zamlarında yüzde 20- 25 oranlarını öne süren iktidar ve ekonomi yönetimi kendi alacaklarına gelince iki kata varan zamlar yapmakta sakınca görmüyor. Her ne kadar VUK, YDO’nun Yİ-ÜFE’deki ortalama artışa endekslenmesini öngörse de Cumhurbaşkanının bu artışı sıfirlama, yarı yarıya düşürme ya da bir kata kadar artırma yetkisi mevcut ancak YDO’daki artışı düşük tutma ya da sıfirlama yetkisini kullanmıyor. Milyonlarca çalışanı ilgilendiren Gelir Vergisi dilimlerindeki YDO’ya endeksli artışı Cumhurbaşkanının bir kat daha artırma yetkisi var. Bu yetki kullanıldığı takdirde aldıkları maaş birkaç ay içinde yüzde 15’lik en düşük vergi diliminden bir üst vergi dilimine yükseldiği için daha fazla kesinti yapılan, aldığı maaş azalan çok geniş bir kesimin rahatlatılması mümkün olacak. Aynı şekilde başta Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) olmak üzere pek çok mal ve hizmette uygulanan YDO’ya endeksli ÖTV artışlarını yarıya düşürme ya da sıfirlama yetkisi olan Cumhurbaşkanı, bu yetkisini kullanmadı. Vatandaşlar yılbaşından itibaren yüklü bedeller ödemek zorunda kalacak.
Temmuzda çıkartılan torba yasada yüzde 250 artışla 150 liradan 500 liraya yükseltilen yurt dışı seyahat harcı, yüzde 44’e varan YDO artışıyla 6 ayda ikinci kez zamlanacak ve yılbaşından itibaren 720 lira olacak. Irak vatandaşlarına Türkiye’ye vizesiz seyahat, ülkeye bedelsiz giriş ve 90 gün ikamet olanağı sağlayan, pek çok ülke vatandaşına nüfus cüzdanıyla Türkiye’ye seyahat imkanı sunan iktidarın kendi seyahat harcına 6 ayda iki kez zam yapması kendi vatandaşını cezalandırmak, seyahat özgürlüğünü engellemekten öte bir şey değildir. Altı aylık pasaport harcının 2358 TL’ye 4 yıl ve üzeri pasaportta 11 bin 274 TL’ye yükselmesi anayasanın seyahat özgürlüğü önündeki bir başka engel olmanın yanında dar ve orta gelirli yurttaşları mağdur etmektir. Yurt dışından getirilen cep telefonlarında IMEI kayıt harcının YDO artışıyla 45 bin 614 TL’ye çıkarılması hızla büyüyen ve milyonlarca adete ulaşan kaçak cep telefonu pazarını daha da özendirecektir.
Gıdada taklit ve tağşiş ürün listesinin hızla kabarması yanında ihraç ürünlerde tarım ilacı, zehir kalıntısı vb. nedenlerle iadelerin artması halkın sağlıklı gıdaya erişimde tehdit altında olduğunu gösteriyor!
Gıda maddelerinde hijyen ve sağlıklı beslenme standartlarına uyulmadığını, kimyasal ve hayvansal katkılarla adeta insanlarımızın sağlığının hiçe sayıldığını gösteren bulgular, taklit ve tağşiş listelerinin her gün genişlemesiyle açığa çıkan risk ve tehditlere şimdi de başta sebze ve meyvelerde saptanan zehirli kalıntılar eklendi. Ülkemizin önde gelen market zincirlerinden bazılarında satılan meyve ve sebzelerde pestisit (zehir kalıntısı) tespit edilmesiyle kamuoyuna yansıyan bulgular, Tarım ve Orman Bakanlığının ağır ihmal ve sorumsuzluğunu gözler önüne serdi.
Sadece son birkaç haftada Rusya, Almanya, Hollanda, İtalya vb. birçok ülkeye ihraç edilen tonlarca sebze ve meyve, limon, portakal ve mandalina gibi narenciye ürünleri ile katı ve kurutulmuş gıdalar tarım ilacı, pestisit, böcek, aflatoksin (küf) vb. insan sağlığı için tehlikeli kalıntıların saptandığı gerekçesiyle iade edildi. İade edilen binlerce ton sebze-meyvenin akıbeti konusunda açıklama yapılmıyor. Bu ürünlerin imha mı edildiği yoksa marketlerde, pazarlarda tüketime mi sunulduğu bilinmiyor. Önde gelen bir market zincirinin manav reyonunda elma ve mandalinada pestisit saptanması, zehir kalıntısı nedeniyle iade edilen ihraç sebze ve meyvelerin içeride halka satılması ihtimalini akla getiriyor. Yasa uyarınca gıda güvenliği ve denetimi Tarım ve Orman Bakanlığının sorumluluğunda. Bu çerçevede hem ihraç edilen hem de iç piyasada tüketilen gıda ürünlerinin halk sağlığına uygunluk denetimini yapmakla yükümlü. Taklit ve tağşiş gıda maddesi listelerinin açıklanmasına karşılık zehirli kalıntı denetimlerinin sonuçları kamuoyuna açıklanmıyor.
AB’de gıda denetimi yapan ‘Kuru Meyve, Yenilebilir Sert Kabuklu Meyveler, İşlenmiş Gıdalar, Baharatlar, Bal ve Benzeri Gıdalar Ticareti Avrupa Federasyonu’nun (FRUCOM) zehirli-zararlı gıda denetim sonuçlarına ilişkin haftalık bültenlerinde ve AB Zararlı Gıda Hızlı Alarm Kurumu (RASFF) bildirimlerinde Türkiye sürekli ilk sırada yer alıyor. Gıda denetimi konusunda büyük ölçüde AB mevzuatına uyum düzenlemeleri yapılmasına rağmen ortaya çıkan bu sonuçlar halk sağlığına duyarsızlığı gösteriyor. AB’de yasaklanan zararlı pek çok tarım ilacı Türkiye’de yasak değil. Yasa uyarınca Tarım ve Orman Bakanlığı her yıl Çiftçi Kayıt Defterine Tabii Ürünler ve bu ürünlerde kullanılmasına izin verilen bitki koruma ürünlerini ilan etmesine rağmen bu sonuçlar yaşanıyorsa, Çiftçi Kayıt Defterlerinin denetiminde de başıboşluk söz konusu demektir.
Milli Savunma Bakanı, ABD ile S-400 krizinin kalmadığını, Türkiye’nin F-35 projesine dönüş ve 40 adet F-35 alımı için başvurduğunu açıklarken, ABD sorunun devam ettiğini duyurdu. Biden yönetiminin Rusya’ya yeni doğalgaz yaptırımı başlatması, Türkiye açısından kış ortasında doğalgaz sıkıntısını gündeme getirebilir!
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, bakanlık bütçesinin TBMM’deki görüşmelerinde ‘ABD’nin Türkiye’nin elindeki Rus yapımı S-400 füzelerine bir itirazının kalmadığını, F-35 savaş uçaklarını verebileceklerini’ ifade ederek projeye katılım için Türkiye’ye verilen 6 adet F-35 savaş uçağı yanında 40 adet yeni F-35’in ABD’den yazılı olarak talep edildiğini açıkladı. Bakanın bu ifadelerine karşılık ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarından yapılan açıklamalarda böyle bir durumun söz konusu olmadığı belirtilerek; ‘Türkiye'nin F-35 programına geri dönüşü ve F-35 tedariki için gerekli şartlar biliniyor ve bu politikamız değişmedi. Türkiye'nin NATO ile çalışabilirliğini sürdürmesi ABD'nin kritik önceliği olmaya devam ediyor’ denildi. Özetle Bakan Güler’in sözleri ABD tarafindan tekzip edilirken, CAATSA yaptırımlarında bir değişiklik olmadığı vurgulanıyor.
20 Ocak’ta görevi Trump’a devretmeye hazırlanan Başkan Joe Biden, Rusya’ya yönelik Gazprombank yaptırımı kararıyla Türkiye’yi kış ortasında çok ciddi doğalgaz sıkıntısıyla karşı karşıya bırakacak bir adım attı. Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını yürüten Gazprom’a ödemelerin yapıldığı tek kanal olan Gazprombank’a yaptırım doğrudan ve dolaylı şekilde Türkiye’yi olumsuz etkileyecek. Mavi Akım ve Türk Akım boru hatlarıyla Rus doğalgazının en büyük ithalat ve uluslararası pazarlama güzergahlarından birisi Türkiye. Aynı zamanda Rus doğalgazının dünya enerji pazarlarına ulaştırılması konusunda da iki ülke mutabakat zaptı imzaladı. Enerji Bakanı Bayraktar ABD’deki 6 Kasım seçimlerinin öncesinde İstanbul Finans Merkez çatısı altında İstanbul Enerji ve Doğalgaz Ticaret Merkezi kurulması için Gazprom şirketine mutabakat zaptı gönderdiklerini açıkladı. Bu açıklamadan 3 hafta sonra Gazprombank’a yaptırım gelmesi dikkat çekici. Hedef Rusya ve Gazprombank olsa da diğer hedef Türkiye ve İstanbul Doğalgaz Enerji, Ticaret Merkezi Mutabakatı. Geçen hafta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Rus mevkidaşı Lavrov ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin arasındaki telefon trafiğinin gündeminin Gazprombank yaptırımları olduğu çok açık. Rusya’nın Türkiye’ye boru hatlarından doğalgaz sevkini sürdürmesinde sıkıntı yok ama ABD’nin Gazprombank’a yaptırım kararı Botaş’ın gaz bedeli ödemelerini yapamamasına yol açacak. Bu durumda Rusya parası ödenmeyen doğalgazın sevkini durdurabilir. ABD daha önce İran’a yönelik doğalgaz ve petrol yaptırımlarında Türkiye’ye istisna sağlamıştı. ABD hazinesi bu istisnanın Halkbank üzerinden istismar edilip delindiğini, milyarlarca dolarlık yolsuzluk-usulsüzlük yapıldığını saptayınca, Halkbank’ı dava etti. Sarraf’ı tutukladı. Sarraf itirafçı olup serbest kalsa da Halkbank davası sürüyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, NATO ülkelerine mektup göndererek 3-4 Aralık’taki NATO Dışişleri Bakanları Toplantısına davet edilmek istediğini bildirdi. Bu konuda güvence verilmesi durumunda sıcak savaşın sona ereceğini duyurması, NATO ülkeleri arasında görüş ayrılıklarına yol açtı!
Rusya-Ukrayna savaşının başlamasında en önemli etkenlerden birisi olan Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği yeniden gündeme gelince, NATO üyesi ülkeler arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, NATO’nun doğu sınırlarının Ukrayna’dan başlamasını önerdi. Ülkesine NATO üyeliği sürecinin başlatılması durumunda ateşkes müzakerelerinin başlayabileceğini dile getirdi. Zelenskiy bu açık çağrının yanı sıra Almanya Başbakanı Scholz ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile telefon görüşmeleri yaparak aynı önerisini NATO’nun ve AB’nin önde gelen iki ülkesine doğrudan iletti. Ukrayna’nın bu hamlesini, ABD, İngiltere ve Fransa’nın Ukrayna’ya verdikleri uzun menzilli füzeleri Rusya topraklarındaki hedeflere karşı kullanma onayı vermelerinin hemen ertesinde gündeme getirmesi, batılı ülkelerden bu yönde bir adım atılacağı beklentisini yansıtıyor. Rusya, ABD- İngiltere ve Fransa’nın Rusya’ya saldırı onayı vermeleri üzerine bu ülkelerdeki askeri tesislerin meşru savunma çerçevesinde hedef alınabileceğini açıklamıştı. Rusya ayrıca ABD’nin son olarak Polonya’da kurduğu üsse uzun menzilli füzeler yerleştirmesini gündeme getirerek Polonya’daki bu üssü vurabileceğini ilan etmişti.
Aynı zamanda İngiltere ve Fransa savunma bakanları tarafindan yapılan açıklamalarda olası ateşkese hazırlık için Ukrayna’ya asker göndermeyi gündeme aldıklarının vurgulanması, Ukrayna’yı NATO üyeliği konusunda ümitlendirmiş görünüyor. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy geçen ay açıkladığı Zafer Planı’nda Ukrayna’ya yapılacak NATO üyeliğine davetin Rusya’yı savaşı sona erdirmeye zorlayacağını savunuyor. Zelenskiy ve Ukrayna Dışişleri Bakanı Sybhia’nın açıklamaları, mektup ve telefon diplomasisi, Ukrayna’nın NATO’ya katılma davetini güvenceye alma girişiminin bir parçası. Ancak Rusya Devlet Başkanı Putin en baştan itibaren Ukrayna’nın NATO üyeliğinin ülkesi açısından kırmızı çizgi olduğunu, bunu engellemenin ana hedeflerinin başında geldiğini sıkça dillendiriyor. NATO daha önce yaptığı açıklamalarda Ukrayna'nın ilerleyen bir süreçte ittifaka katılacağını, üyelik yolunda ‘geri dönülmez’ bir yolda olduğunu vurgulamasına karşın, bugüne kadar resmi bir üyelik davetinde bulunmadı. NATO Dışişleri Bakanları toplantısı öncesindeki bu gelişmeler ittifak üyeleri arasında görüş ayrılıklarına neden olurken Ukrayna’ya çağrı veya davet için fikir birliği oluşması güç görünüyor. Ukrayna’ya üyelik davet ve tam üyelik için 32 NATO üyesinin tamamının oy birliği gerekiyor.
Yeni Soluk
Yorum Yap