CHP’li Çeviköz: Suriye ile diyalog artık kaçınılmaz
Suriye ve Rusya İdlib operasyonuna hazırlanırken, CHP’nin Dış İlişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’den, ‘İdlib faciasının önlenmesi için her şeyden evvel; bizim başından beri savunduğumuz, Suriye rejimiyle diyalog ihtiyacının artık kaçınılmaz hale geldiğidir. Başından beri bu diyaloğun kopmaması ve diplomasiden mutlaka istifade edilmeye devam edilmesi gerektiği görüşündeydik’ açıklaması geldi.
Suriye’de cihatçıların kontrolündeki İdlib’e yönelik operasyon hazırlıkları hız kazanırken, CHP’nin Dış İlişkiler’den sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“İdlib faciasınıın önlenmesi için her şeyden evvel; bizim başından beri savunduğumuz, Suriye rejimiyle diyalog ihtiyacının artık kaçınılmaz hale geldiğidir. Başından beri bu diyaloğun kopmaması ve diplomasiden mutlaka istifade edilmeye devam edilmesi gerektiği görüşündeydik. Ama AKP iktidarının hedefi Suriye’de rejimi değiştirmek olduğu için hiçbir zaman oraya gelemediler” diyen Çeviköz, Rejimin şu an önündeki tek hedef İdlib. Eğer İdlib’i de aynı şekilde çözebilirse o zaman en azından yüzde 90’ın üzerinde Suriye toprakları üzerinde egemenlik kurmuş olacak, muhalefet unsurlarından da kurtulmuş olacak. Geriye Türkiye’nin kontrol altında bulundurduğu bölge ile Fırat’ın doğusunda ABD’nin ve Kürtlerin kontrol ettikleri bölge kalacak” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet’ten Duygu Güvenç’in sorularını yanıtlayan Çeviköz’ün açıklamalarının bir bölümü şöyle:
CHP bu vizyon için, Suriye ile Türkiye’yi aynı masada buluşturmak için ne yapabilir?
CHP bunun yerine getirilebilmesi için çeşitli temaslar başlatır. Bunun altyapısını hazırlayacak diplomatik girişimlerde bulunur. Suriye’deki Esad rejimiyle Ankara’nın mutlaka devlet başkanı düzeyinde buluşması gerekmez.
Ama iki ülke İdlib nedeniyle her an karşı karşıya da kalabilir?
İdlib faciasının önlenmesi için her şeyden evvel; bizim başından beri savunduğumuz, Suriye rejimiyle diyalog ihtiyacının artık kaçınılmaz hale geldiğidir. Başından beri bu diyaloğun kopmaması ve diplomasiden mutlaka istifade edilmeye devam edilmesi gerektiği görüşündeydik. Ama AKP iktidarının hedefi Suriye’de rejimi değiştirmek olduğu için hiçbir zaman oraya gelemediler.
Sizce şu an rejimle alttan temaslar başladı mı? Özellikle İdlib ve Rusya ile girilen diyaloğu gördüğünüzde?
Rusya’nın sürekli olarak Türkiye’ye Şam’la görüşmesi gerektiğini telkin ettiğini biliyorum. Ama bu noktaya geldi mi, bir şekilde dolaylı olarak da olsa bazı görüşmeler yapılıyor mu, bunu bilemiyorum. Dolaylı olarak, Astana sürecine girdiğimiz andan itibaren böyle bir görüşme olduğunu esasen varsaymak gerekir; rejimin beklentileri Rusya-İran tarafından dile getirildikçe Türkiye bunları dolaylı olarak öğreniyor. Yalnız Rusya ‘nın yaklaşımı, ‘Beni aracı olarak kullanmayın, Şam’la Ankara arasında ben laf taşıyamam sizin aranızda kendiniz görüşmeniz gerekir’ şeklinde. Bunu defalarca Türkiye’ye söyledi, Lavrov da dile getirdi.
Gelinen bu aşamada Astana süreci sizce başarılı mı, İdlib’te başarılı olabilecek mi?
Astana, Cenevre’deki barış süreci Suriye rejimiyle muhalifleri aynı masada bir araya getiremediği için başlatıldı. Burada iki tane önemli aktör var; Rusya ve Türkiye. İran, Astana sürecinin başından itibaren esas kurucu değildir; sonradan katılan bir aktördür. Ama bugün üçlüler. Bütün bunlar dört tane çatışmasızlık bölgesi kurulması kararına yol açtı. Bu çatışmasızlık bölgelerinden bir tanesi doğrudan doğruya İdlib bölgesi; Türkiye ve Rusya’nın ortak sorumluluğunda. İdlib en karışık olan bölge. Buradaki çatışmasızlık misyonu hepsinden sonra başladı ve gecikmeli olarak ilerledi. Ama bu çatışmasızlık bölgesinin sorunlu olmasının sebebi İdlib’de birbirinden farklı grupların bir arada bulunuyor olması. Çünkü İdlib’de eli silahlı grupların homojen olmaması ve birbiriyle kavgalı olması tam manasıyla bir düzen oturtulabilmesini ve kalıcı bir ateşkes sağlanmasını zorlaştırıyor. Onun için Türkiye’nin gözlemci misyonlarını kurması da zaman aldı, o arada da zaten diğer çatışmasızlık bölgelerinde Rusya’nın da desteğiyle Suriye rejimi çatışmasızlık alanlarını kendi avantajına kullandı ve onları tamamen ortadan kaldırdı. Rejimin şu an önündeki tek hedef İdlib. Eğer İdlib’i de aynı şekilde çözebilirse o zaman en azından yüzde 90’ın üzerinde Suriye toprakları üzerinde egemenlik kurmuş olacak, muhalefet unsurlarından da kurtulmuş olacak. Geriye Türkiye’nin kontrol altında bulundurduğu bölge ile Fırat’ın doğusunda ABD’nin ve Kürtlerin kontrol ettikleri bölge kalacak. İdlib denklemin en önemli kısmı ve Suriye yönetiminin bunu bir an önce çözmesi gerekiyor. Buna Rusya ile İran destek veriyor. Rusya şu açıdan destek veriyor: İdlib’deki cihadçı ve çatışmaya müsait olan muhalif unsurların arasında Kuzey Kafkasyalı unsurlar var. Bu Kuzey Kafkasyalı grupların herhangi bir şekilde işleri bittikten sonra Rusya’ya dönmelerini Rusya istemiyor. Dolayısıyla eğer imha edileceklerse onların yerinde imha edilmesini istiyor. Ama İdlib’deki sıkıntı Türkiye’nin ÖSO ile birlikte hareket ettiği; kendisine yakın gördüğü bazı unsurlar da var ve bunların herhangi bir şekilde rejim tarafından bir saldırı halinde ortadan kaldırılmasını Türkiye istemiyor. Onlara bir şekilde himaye imkanı sağlıyor.
Rusya diyor ki rejimin operasyon yapma hakkı var; Türkiye ise daha çok çalışmamız lazım; istihbarat işbirliği ile teker teker silahlı grupların arasından ayıklamamız lazım.
Rusya, Türkiye’nin Heyet-üt Tahrir’üş Şam üzerinde tam bir kontrol sahibi olduğuna inanmıyor. HTŞ içerisinde ılımlılar, daha şiddet yanlısı olanlar, rejime karşı başkaldırıyı sürdürmek isteyenler, ÖSO’ya yakın olanlar, ÖSO ile birlikte olmak istemeyenler var. Onun için HTŞ’nin bir şekilde silah bırakmasını sağlamak ÖSO’ya katılmasını sağlamak veya siyasi sürece dönmelerini sağlamak Türkiye’nin kolay başarabileceği bir şey değil.
Yeni Soluk
Yorum Yap