414 sanıklı dev davanın 26. celsesi bugün Silivri’de başladı...
Antakya Sizi Çağırıyor! 6 Şubat’ta Antakya’da ve Her Yerde Hep Birlikte!
İki yıl önce büyük yıkımın ortasında, birbirimize tutunduk ve ayağa kalktık. Yeryüzü dayanışma tarihine benzersiz çabalarla yeni boyutlar kattık. Dayanışmanın, amansız koşullar altında dahi, umudu nasıl çoğalttığını gördük. O zor ve taşınması güç günlerde deprem bölgesini hiç yalnız bırakmadık
Şehirlerimizi hep birlikte, bir kez daha yıkılmayacak şekilde ayağa kaldıracağımızdan kuşku duymaz olduk. Doğayla uyumlu olmayan, ona rağmen yapılan her şeyin yıkım getirdiğinin bilincinde, nasıl bir ekolojik restorasyon yapılabileceğini önemsiyor ve ortaklaşıyorduk.
Hatay, Adıyaman, Maraş gibi yıkımın en çok olduğu bu illerde tarihsel ve kültürel sürekliliğin sağlanmasının bizi biz yapan olmazsa olmazımız olduğunun, biyolojik çeşitliliğin, dağıyla toprağıyla doğanın korunmasının öneminin farkındaydık. Bu aynı zamanda çığlıkları hiçbir zaman kulağımızdan eksilmeyen canlara borcumuzdu.
Dayanışma geleneğimizle, sosyal yapımızla, asırlara dayanan katmanlı, zengin kültürümüzün geleceği kurmakta en önemli kaynak ve birikim olduğunu biliyorduk. Bunları herkes biliyordu. Süreci iyi yönetmek isteyen herkesin ilk görmesi ve dayanması gereken olanak; bu birikimden beslenen halkın birlikte yapma ve onarma gücünün varlığıydı.
Geçen iki yılda tam tersi yapıldı. Yüzde 85’i yıkılmış olan Antakya-Defne'de, Samandağ’da, Kırıkhan’da, Hassa’da hiçbir şey olması gerektiği gibi yapılmadı.
Kurtarmadan, hasar tespitine, enkaz kaldırmadan, enkazın taşınmasına, depolanmasına, ayrıştırılmasına, yapıların boşaltılmasına, yıkımına, çadır alanlarından, konteyner alanlarına, okulundan, sağlık tesisine, taş ocağından, beton santraline, gıdadan, tarımsal üretime hangi konuyu ele alsak sorun olmaktan öte tam bir kriz alanına dönüştü.
Antakyalıları bir anlamda zorunlu göçe zorlayan olumsuz yaşam koşullarına rağmen iki yıldır deprem bölgesinde dertleri katmerleyen rezerv alan meselesine, tarım alanlarının ve zeytinliklerin imara açılması, molozlardan sonra beton santralleri ve taş ocaklarıyla kirletilen hava gibi sorunlara rağmen, yalnız doğup büyüdüğü yerleri bırakmak istemeyen Hataylıların geleceğini değil, tüm ekosistemin geleceğini belirsizleştiren yeni sorunlara rağmen umudumuzu koruma çabasındayız. Bütün iyiliğimizle, iyileşme umudumuzla yaptığımız çağrılara devam edeceğiz.
Temel ihtiyaçların karşılandığı sağlıklı bir çevrede yaşamaya dair yapılacakların bir lütuf değil Anayasal hak olarak ele alınması için, Antakya’nın kimliğini, doğasını tehdit eden uygulamaların önlenmesi için çabalıyoruz, bu çabaların görünür hale gelmesi için dayanışma grupları arasında bağları güçlendirmeye çalışıyoruz. Bu nedenle depremin ilk günlerindeki gibi dayanışmaya ihtiyacımız çok büyük.
Yüzlerce sorun/konu içerisinde aşağıdaki öncelikli onbir talebi ortak talebimiz haline getirerek Hataylılara, Antakya’ya destek vermeniz; hak arayışlarının duyulmasına yardımcı olmak yanı sıra İstanbul depremi gibi beklenilen büyük depremlere karşı dirençli ve afetlere hazırlıklı bir toplum olmamıza önemli bir katkı sağlayacak.
Yeni Soluk
Yorum Yap