Yaşananlara yüreği dayanmadı: Özgür Özel’in amcası kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti
Teknokratik Yeniden Yapılanma Zorunludur
Bilindiği üzere “Tarihsel fetret” kavramı yalnızca otorite boşluğunu değil; eski siyasal düzenin çözülmeye başladığı, ancak yeni yönün ve yeni aklın henüz ortaya çıkamadığı kırılma dönemlerini ifade eder. Osmanlı Fetret Devri’nde yaşanan temel sorun da buydu: merkezî yapının zayıflamasıyla birlikte ortaya çıkan güç mücadeleleri, devletin enerjisini dış tehditlere ve toplumsal dönüşüme değil, iç hesaplaşmalara yöneltmişti. Ancak tarih aynı zamanda şunu da göstermiştir: Böylesi dönemlerden çıkış, yalnızca bir tarafın diğerini tasfiyesiyle değil; yeni bir ortak akıl, yeni bir denge ve geleceğe dönük yeni bir devlet perspektifiyle mümkün olabilmiştir.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşanan “mutlak butlan” sonrası tartışmalar da birçok yönüyle modern bir siyasal fetret görüntüsü vermektedir. Çünkü mesele artık yalnızca kurultay meşruiyeti ya da liderlik yarışı değildir. Parti uzun süredir yönünü, zihinsel eksenini ve toplumsal karşılığını yeniden tanımlamakta zorlanmaktadır.
Bir tarafta butlan sonrası yeniden genel başkanlık ekseninde etkili hale gelen Kemal Kılıçdaroğlu ve onu destekleyen geleneksel kurumsal yapı; diğer tarafta ise toplumsal dinamizmi sürükleme kapasitesine sahip görünen Özgür Özel – Ekrem İmamoğlu ekseni bulunmaktadır. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, henüz üretken bir siyasal rekabetten çok, karşılıklı pozisyon koruma ve güç tahkim mücadelesi görüntüsü vermektedir.
Oysa Türkiye’nin ve dünyanın içinde bulunduğu konjonktür, artık hiçbir siyasal hareketin enerjisini yalnızca iç mücadelelere harcayabileceği bir dönem değildir. Dünya yeni bir jeopolitik kırılma çağından geçmektedir. Enerji savaşları, yapay zekâ rekabeti, kritik mineraller, savunma teknolojileri, küresel tedarik zinciri krizleri, göç hareketleri, iklim baskıları, ekonomik kırılganlıklar ve bölgesel güvenlik tehditleri; ülkeleri klasik ideolojik tartışmaların ötesinde yeni devlet aklı arayışına zorlamaktadır.
Türkiye de bu büyük dönüşümün tam merkezinde bulunmaktadır. Bu nedenle bugün ülkenin ihtiyacı yalnızca iktidar-muhalefet çatışması değil; ulusal kalkınma, uluslararası denge, ekonomik rekabet, toplumsal barış, güvenlik ve beka sorunlarına çözüm üretebilecek güçlü bir ortak akıldır.
Tam da bu nedenle CHP’nin bugün yaşadığı kriz, yalnızca parti içi bir mesele değildir. Çünkü Türkiye’nin güçlü demokrasiye, üretim eksenli sosyal demokrat politikalara, kurumsal dengeye, teknoloji ve kalkınma odaklı yeni bir muhalefet anlayışına ihtiyacı vardır. Ancak böyle bir dönemde CHP’nin kendi içine kapanması ve enerjisini iç hesaplaşmalara yöneltmesi, yalnızca partiye değil, Türkiye’nin demokratik sistemine de zarar verme riski taşımaktadır.
Aslında CHP’nin bugün yaşadığı temel sorun; değişen Türkiye’yi ve değişen dünyayı yeterince okuyamayan eski siyasal reflekslerle, toplumsal dönüşümü daha doğru okuyan yeni siyasal dinamizm arasında yaşanan yön arayışıdır. Çünkü Türkiye artık eski Türkiye değildir. Anadolu şehirleri büyümüş, üretim merkezleri çeşitlenmiş, genç kuşakların beklentileri değişmiş, teknoloji toplumun her alanını dönüştürmüş ve toplum artık ideolojik sloganlardan çok çözüm, güvenlik, istikrar ve gelecek görmek istemektedir.
Bu nedenle CHP’nin geleceği açısından en büyük risk; taraflardan birinin diğerini tasfiye etmeye çalıştığı uzun süreli bir iç savaş psikolojisine sürüklenmesidir. Çünkü böylesi süreçler yalnızca tarafları değil, kurumsal hafızayı, toplumsal güveni ve parti tabanını da yorar. Oysa bugün ihtiyaç duyulan şey, rövanş değil yeniden yapılanmadır.
Bu noktada CHP’nin önünde tarihi bir fırsat da bulunmaktadır. Eğer parti mevcut krizi kişisel liderlik savaşına dönüştürmek yerine yeni bir ortak akıl üretme fırsatı olarak değerlendirebilirse, yalnızca kendi iç krizini aşmakla kalmayıp Türkiye’nin yeni dönem siyasal merkezlerinden biri haline de gelebilir.
Bunun için öncelikle tarafların birbirinin toplumsal ve siyasal meşruiyetini kabul etmesi gerekmektedir. Kılıçdaroğlu çizgisinin kurumsal hafıza ve örgüt deneyimi; Özgür Özel–İmamoğlu ekseninin ise toplumsal dinamizm ve yeni kuşaklarla iletişim kapasitesi küçümsenmeden, bunları çatıştırmak yerine sentezleyebilecek yeni bir model geliştirilmelidir.
Ancak mevcut kutuplaşma ortamında bunun klasik liderlik rekabetiyle sağlanması zor görünmektedir. Bu nedenle CHP’nin belirli bir geçiş dönemi için taraflara eşit mesafede duran, ideolojik kamplaşmaların üzerinde görülebilecek, devlet tecrübesi olan, kalkınma, ekonomi, teknoloji, güvenlik ve kurumsal reform alanlarında güçlü kapasiteye sahip bir “teknokratik ortak liderlik modeli” etrafında yeniden yapılanması daha rasyonel bir seçenek olabilir.
Böyle bir modelde parti; kişisel aidiyetler yerine proje eksenli siyaset üretmeye yönelmelidir. Enerji bağımsızlığı, savunma sanayisi, yapay zekâ yatırımları, eğitim reformu, afet dirençli şehirleşme, tarım güvenliği, gelir dağılımı, sanayi dönüşümü ve teknoloji üretimi gibi alanlarda toplumun önüne somut vizyon koyabilen yeni bir siyasal merkez oluşturulmalıdır.
Özellikle “terörsüz Türkiye”, toplumsal barış, ulusal güvenlik ve bölgesel istikrar gibi konularda refleksif karşıtlık yerine yapıcı çözüm dili geliştirebilen bir yaklaşım, CHP’nin yeniden geniş toplum kesimleriyle bağ kurmasını sağlayabilir. Çünkü artık toplum çatışma değil; güven, üretim, istikrar ve gelecek görmek istemektedir.
Bugün CHP için asıl mesele yalnızca kimin genel başkan olacağı değildir. Asıl mesele; partinin fetret psikolojisini aşarak yeniden Türkiye’nin geleceğine dair güçlü bir hikâye yazıp yazamayacağıdır.
Gerçek siyasal başarı artık rakibi yıpratmakta değil; toplumu geleceğe hazırlayabilmektedir. Ve bugün Türkiye’nin ihtiyacı; geçmişin rövanşlarını büyüten değil, ortak akıl ile geleceğin büyük Türkiye’sini kurmaya çalışan yeni bir siyasal anlayıştır.
Yeni Soluk
Yorum Yap