Şafak Can Hınıslı yazdı: “Umutsuz durumlar yoktur”

1919 yazı…

Bir imparatorluk çökmüş.
Ordular dağılmış.
Memleket işgal altında.

Ve Mustafa Kemal artık resmî olarak görevde bile değil.

İstanbul Hükümeti onu görevden almış.
Ardından askerlikten istifa etmek zorunda kalmış.
Ne düzenli bir ordusu var yanında, ne garantili bir siyasi gücü.

Bugünden geriye bakınca her şey kaçınılmaz zafer gibi anlatılıyor ama o günlerde durum hiç öyle değildi.

Erzurum ile Sivas arasındaki o günlerde Anadolu’nun içinde bile kararsızlık vardı.
Manda isteyenler vardı.
Bu iş olmaz” diyenler vardı.
Amerikan himayesi belki kurtarır” diyenler vardı.
Yorgunluk vardı.
Bıkkınlık vardı.
İnsanlar bir kez daha hayal kırıklığı yaşamaktan korkuyordu.

Millet yıllardır savaşmaktan yorgundu, belirsizlikten yorgundu…

Mustafa Kemal’in etrafındaki insanların önemli kısmı bile tam olarak ne olacağını bilmiyordu. Bir devlet çökerken insan önce geleceğe olan güvenini kaybeder. En büyük çöküş bazen toprakta değil, zihinde başlar.

Bugün toplumun önemli bir kısmında dolaşan duygu da buna benziyor.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan “mutlak butlan” yalnızca hukuki bir mesele şeklinde okunmuyor artık. Çünkü insanlar son yıllarda siyaseti sadece siyaset olarak yaşamadı.

Geçim sıkıntısıyla yaşadı.
Yorgunlukla yaşadı.
Hayal kırıklığıyla yaşadı.

Ve tam da böyle bir dönemde, 47 yıl sonra CHP’yi birinci parti yapan bir genel başkanın, milyonlarca insanda yeniden “değişim olabilir” hissi oluşturan bir siyasi atmosferin birkaç yıl içinde böylesine büyük bir krizle karşı karşıya kalması toplumda ağır bir kırılma yarattı.

İnsanların öfkesi sadece bir mahkeme kararına değil.

Yıllardır biriken duygulara.

2010’da..
2011’de…
2014’te…
2015’te…
2017’de…
2018’de…
2023’te…

Hep aynı hissi yaşayan insanlar…

Yine mi?

Bugün de sokakta dolaşan duygu tam olarak bu.

Kandırılmışlık.
Yorgunluk.
Bıkkınlık.

Ve karar vericilerin önemli bir kısmı hâlâ aynı şeye güveniyor:

Toplumun unutmasına.
Kabullenmesine.
Dağılmasına.

Malesef ülkemizde uzun yıllardır seçmenin refleksi buydu. Öfkelenmek ama kısa süre sonra geri çekilmek. Sitem etmek ama sonra “yapacak bir şey yok” deyip hayatına dönmek. Bunu değiştiren 2019’da Ekrem İmamoğlu oldu. 2024’de İmamoğlu - Özgür Özel yol ve kader arkadaşlığı ise toplumdaki umudu perçinledi.

Ama hâlâ bazı siyasetçiler eski seçmenin kaldığını sanıyor.

“Tıpış tıpış gelirler…”
“Parti ismi yeter…”
“Nasıl olsa muhtaçlar…”

Oysa toplum değişti.

Özellikle 2023 sonrası büyük bir kırılma yaşandı.
İnsanlar artık yalnızca seçim kaybetmiş gibi hissetmedi. Kandırılmış hissetti!

Ve bu duygu bir kez yerleşti mi kolay kolay silinmiyor.

Bugün sanayi sitelerinde de bunu duyuyorsunuz, üniversite kantinlerinde de.
Kahvehanelerde de, plazalarda da.

İnsanlar artık yalnızca muhalefet görmek istemiyor. Gerçek mücadele görmek istiyor.

Çünkü herkesin içinde aynı korku dolaşıyor:

“Yine elimizden alınacak mı?”

İşte tarih tam burada sertleşiyor. Erzurum ile Sivas arasında Mustafa Kemal’in elinde büyük bir güç yoktu. Ama toplumun tamamen sönmemiş iradesine güveniyordu.

Böyle kritik dönemlerde bir milletin kaderini belirleyen şey sayı üstünlüğü değil, vazgeçmeme iradesidir.

Bugün de mesele burada düğümleniyor.

İnsanlar ya yeniden kabullenecek…
Ya da gerçekten iradesinin arkasında duracak.

Demokrasi sadece seçim günü sandığa gitmek değildir. Yorulduğun halde geri çekilmemektir.
Korktuğun halde susmamaktır. “Nasıl olsa değişmez” cümlesine teslim olmamaktır.

Milli Mücadele’nin en karanlık günlerinde bile Anadolu’da hâlâ küçük bir umut vardı.
Anadolu vazgeçmedi. Türk milleti vazgeçmedi.

Tarih belirli aralıklarla toplumların sinir uçlarını sınar. İşte bugün de öyle bir dönemin içinden geçiyoruz.

Ve belki de tam böyle bir zamanda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü bize ışık oluyor:

“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.”