Nurcan Şanlı: ‘Biz kadınları evlere hapsedemezler’
Milletvekili Aday Adayları bir bir halkın huzuruna çıkmaya başladılar. Önseçim yapılacağına kesin gözüyle bakılan CHP’de aday adaylarının niyeti üyenin gönlünü almakla başlıyor. CHP’de yaklaşık birkaç haftadır aday adaylığını açıklayanlara 3. Bölgenin tanınan simalarından Nurcan Şanlı’da katıldı. Daha önceleri Belediye meclis üyeliği ve Kadın Kolları MYK üyeliği yapan Şanlı ‘Bende varım’ dedi.
Şanlı bugün Avcılarda bir restoran da üyenin karşısına çıkarak destek istedi. İşte Şanlının konuşmasından satır başları:
Sevgili dostlarım, yoldaşlarım,
Bu güzel Pazar sabahında bizleri kırmayarak buraya gelen tüm canları sevgiyle selamlıyorum.
Ailenize, ayırabileceğiniz çok değerli bir zamanı sizden aldığımın farkındayım. Ancak sizler de, benim gibi biliyorsunuz ki, bu ülkede çocuklarımızın geleceğini çalanlar, satanlar olduğu sürece, bizlerin bu değerli ve güzel zamanlardan başka, daha çok kaybedecek şeyimiz var.
Sizler bu ülkenin sessiz çoğunluğu; çalışkan, onurlu, aydınlık kafalara sahip yurttaşlarısınız. Ülkemin ve insanımın derdi derdimiz, tasası tasamız, neşesi neşemiz diyenlersiniz. Burada bu mekânda bir araya gelen bizler, hepimiz; bu ülkenin, Türkiye toplumunun daha mutlu bir geleceğini, dert edinenleriz. Yani başımızda savaşların yaşandığı, ülkemin borç batağına sürüklendiği, bu yetmezmiş gibi bir polis devletine dönüştürüldüğü, çocuklarımızın geleceğinin çalınarak ayakkabı kutularında, kendi çocuklarının geleceğini kurtarmaya dönüştüğü bir dönemde, bizlerin tüm olanlara gözümüzü, kulağımızı tıkayarak, kendi evlerimizde oturmak hiç birimizin içine sinmez. Elimiz, çocuğumuzun yanağına her değdiğinde, birilerinin savaş oyunu yüzünden ülkelerinden sürülüp gelen ve sokaklarda yatan çocuklar içimizi acıtır. Onun için bizler, “o güzel, o mutlu günü” birlikte yaşayacağımız bir mücadeleyi de birlikte öreceğimize inanıyorum.
Benim gibi, aynı duyguları paylaştığınıza inandığım, siz değerli dostlarla, bu ülkenin namuslu insanları ile bir arada olmaktan mutluyum. Bir kez daha, hoş geldiniz sevgili dostlar.
Sabahattin Ali’nin, bir tren yolculuğu sırasında okuduğu (Aptın Sinkıleyır’ın) Upton Sinclair’in ‘Oil’ romanını bitirdikten sonra, Rasih Nuri İleri’ye “Bu romanda olanların, onda biri doğruysa, namuslu bir insan mutlaka solcu olmalıdır” dediği söylenir.
Sabahattin Ali okuduğu romandaki “olayların onda biri doğruysa” demiş! Oysa bugün Türkiye’ye baktığımızda onlarca romanı dolduracak yolsuzluğu, zorbalığı, hırsızlığı, ahlaksızlığı görüyoruz. Ve bizde Sabahattin Ali’den el alarak diyoruz ki, namuslu insan bu ülkede solcu olur! Namussuzların ne yaptığını hep birlikte görüyoruz.
Cumhuriyet Türkiye’sinin aydınlık yüzleri olan ve karanlık güçler tarafından Ocak ayında öldürülen, gazeteci ve aydınları anarak devam etmek istiyorum.
30 Aralık 1994 yılında Taksim’de gerçekleşen bir bombalı saldırı sonucu ağır yaralanıp 11 Ocak’ta kaybettiğimiz değerli yazar Onat Kutlar’ı, arkadan vurularak kaldırıma düşen gazeteci Hrant Dink’i, 24 Ocak sabahı evinin önünde bombalı saldırı sonucu ölen duayen gazeteci Uğur Mumcu’yu, 31 Ocak günü evinin önünde silahlı saldırı sonucu ölen Muammer Aksoy’u ve şu an rahatça gezebilen katil Mehmet Ali Ağca tarafından arabasında öldürülen sevgili Abdi İpekçi’yi büyük bir saygı ve minnetle anıyorum…
Onların aydınlattığı yolda, bizler de azimle ve kararlılıkla yürüyeceğiz.
Hani demiş ya Büyük şair Nazım Hikmet,
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!
Evet, söylemeye de dilim varmıyor ama kabahatin çoğu bizde yoldaşlarım. Yol verdik bu yapılanlara. Ahmet’i, Medeni’yi, Hasan Ferit’i öldürdüler. Katilleri ceza dahi almadı. Uğur Kurt’un cenazesi Cemevi avlusunda yatıyor hala. Katili belli ama emri verenler, yargılanmasına izin vermiyor.
O çocukların ölülerine dahi saygısı olmayanlar, 90’lı yaşlarında, onlarca karısı, yüzlerce cariyesi olan, ülkesinde kadınların kırbaçlandığı, recm edildiği, tuvaleti bile altından olan, kendi gibi diktatör bir kral için yas ilan ettiler.
16. yüzyıldan Pir Sultan Abdal’ı, 17. yüzyıldan Karacoğlan’ı, 18 yüzyıldan Dadaloğlu’nu çok iyi anlıyorum, hatta 13. yüzyıldan Nasrettin Hoca’yı da çok iyi anlıyorum ama 21. yüzyıldaki, 23 Nisan Başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nu anlayamıyorum. Size sormak istiyorum. Sorun geçmiş yüzyıllarda yaşayan ozanlarımızda mı yoksa günümüzde yaşayan Davutoğlu’nda mı? Osmanlıcayı gerçekten önemsediklerini mi sanıyorsunuz? Yolsuzluklarını, hırsızlıklarını gündemden düşürmek için, bu boşuna çabalarıyla ülkemizin enerjisini ve zamanını da çalıyorlar.
‘ONLARIN ÇOCUKLARI ÇALDI, BİZİM ÇOCUKLARIMIZ ÖLDÜ’
Yoksullaştık dostlarım. Hem ülke yoksullaştı hem biz yoksullaştık. Üretim neredeyse yok. Köylerde yaşayanlar bile ekmeğini satın alıyor artık. Şehirlerde yaşayanlar daha yoksul. Tek kişi maaşla yaşamak mümkün değil. Öyle bir baba maaşıyla 3 çocuk okuması devri bitti. Hayvancılığın en fazla olması gereken ülkemizde etin kilosu 40 lira. 900 liralık asgari ücretle nasıl yaşanır? Çoğu ilaçlar SGK kapsamından çıkarıldı. Devlet dairesine gidecek minibüs parası bulamayan insanlar var. Yoksulsan hasta olmayacaksın, et yemeyeceksin. Sana biçilen tek rol köle olmak…
AKP sadece bu ülkeyi çalmadı, Ortadoğu halklarının da yaşamlarını çaldı. Tırlarla silah gönderdiği, sınırlarda rahatça girip çıkmasına izin verdiği caniler, Irak’ta, Suriye’de yaşayan kadim halkları yok ettiler.
Ortadoğu’da kadim halkları yok ederken kendi ülkesindeki farklı renkleri de yok ediyor. Diyanete biat etmeyen inançlara şekil vermeye çalışıyor. Alevi açılımı yapacağım diye Alevilerin inancına, ibadet yerlerine, ibadet şekillerine haddi olmayarak yön vermeye çalışıyor. Siyasi şovlar yapmak için gittikleri Cemevlerini ibadethane olarak dahi görmüyorlar, utanmadan “cemevine cümbüşevi” diyorlar. Aleviler “ibadetimiz Cem, ibadethanemiz Cemevidir” diyorsa hiç kimsenin, hele hele devletin buna karışması haddi değildir.
Alevilerin bu ülkedeki talepleri, demokrasi mücadelesi veren yapılardan farklı değil ki. Eşit yurttaşlık, çağdaş ve bilimsel eğitim talep ediyorlar. Çocuklarının, imam hatiplerde, kendi inancına düşman kindar nesil olmak yerine; çağdaş, bilimsel eğitim almış, özgür bireyler olmasını istiyorlar. Bu ülkedeki bütün özgür ve çağdaş bireylerin de talebi bu zaten. Alevilerden aldıkları vergilerle sadece Camilere hizmet verip, Cemevilerine elektrik parası nedeniyle haciz gönderiyorlar. Bu haksızlık değil de nedir, sevgili canlar?
Çaldıkları sadece insana dair şeyler değil. Toprak ananın bütün varlıklarını da çaldılar. İstanbul’da “3. Köprü yapacağım” diye kuzey ormanlarını yok ettiler.
‘BU AHLAKİ YOZLAŞMAYA KARŞI DA SAVAŞACAĞIM’
Ben öncelikle bir insanım,
Bir kadınım da,
Parlamentoda olursam, verilecek her türlü siyasi mücadelenin yanında, toplum değerlerindeki bu ahlaki yozlaşmaya karşı da savaşacağım. Kaç çocuk doğuracağımıza bile karışmaya kalkan AKP zihniyeti, aynı zamanda satın aldığı din adamlarını kullanarak, sözde fetvalar verdiriyor.
Kendi kızı İngiltere’de doktora yapmış bir ilahiyatçıya “kadınların en büyük kariyeri anneliktir” dedirtebiliyor. Aynı kişi “hamilelerin insan içinde göbeğini göstere göstere dolaşması ahlaksızlıktır” diyebiliyor. Yani istiyorlar ki evlerimizden çıkmayalım, gözlerine görünmeyelim, bol bol çocuk yapalım.
‘BİZ KADINLARI EVLERE HAPSEDEMEZLER’
Nasıl bir arabaya doluşup, tarlaya gidiyorsak ve hatta yollarda ölüyorsak; Pamuk toplamak, fındık toplamak için evimizden yurdumuzdan oluyorsak. Başkaları sırça saraylarda yaşarken, biz bir çadıra 15 kişi doluşuyorsak, evlere temizliğe gittiğimizde camlardan düşüp sakat kalıyorsak, ayrılmak istediğimizde babalarımız, kocalarımız tarafından öldürülüyorsak, en hafif haliyle dayak yiyorsak, biz aydınlık insanlar olarak bu düzeni değiştirmeliyiz yoldaşlarım.
Sevgili Yoldaşlarım,
Bu karanlığı hepimiz biliyoruz, birlikte yaşıyoruz. Ben sizin karşınızda tüm bu karanlıkların farkında olduğumu bilmenizi isteyerek ve yapmamız gereken şeyin hep birlikte el ele, omuz omuza direnmek olduğunun farkında olarak, bu yolda mücadeleyi mecliste sürdürmek için sizden destek ve rızalık istiyorum. O büyük gün geldiğinde, onları yargı önüne çıkardığımızda, şartlar ne olursa olsun, iki elim kanda bile olsa, yüce divan oylamasında o mecliste olacağıma size onurum üzerine söz veriyorum.
Yeni Soluk
Yorum Yap