CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/1 Eylül 2024

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 01 EYLÜL 2024 tarihli raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

01 EYLÜL 2024

SICAK GÜNDEM

  1. İktidarın Türkiye’yi enerji üssü yapma planlarına karşılık Aliyev-Putin ittifakının Bakü Anlaşmaları, bu planları ciddi ölçüde zayıflattı. Türkiye, Güney Kafkasya’daki enerji, ticaret ve ulaşım yollarından dolaylı şekilde dışlandı!
  2. Siyaseti vesayet gölgesinden kurtarma iddiasıyla iktidara gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti iktidarı, kendi vesayet mekanizmasını inşa edip toplumu ve siyaseti dizayn etmeye çalışıyor!

İÇ POLİTİKA

  1. Gelir vergisi kesilen ücretliler ülke ekonomisini ve bütçesini ayakta tutarken, ismini gizleyen servet sahibi rekortmenler ve kazancının vergisini ödemeyenler iktidarın gölgesinde yıllardır korunuyor!
  2. Ülkenin ve gelecek nesillerin refahını bir avuç iktidar müteahhidine ipotek eden zihniyetin son adımı olan Çukurova Havaalanı, yandaş bir müteahhidin serveti için sadece Adana’nın değil 86 milyonun omuzlarına bindirilmiş ağır bir yüktür!

EKONOMİ

  1. IMF iktidardan daha ağır yeni taleplerde bulunup, şartlar koşmaktan çekinmiyor. İktidarın tepkisizliği, IMF ve Dünya Bankası’nı kızdırmamak için bu şartlara boyun eğmek dışında çarelerinin kalmadığını gösteriyor!
  2. 2023 cirosu 50 milyon liranın altında olan yaklaşık 1,5 milyon gelir ve kurumlar vergisi mükellefi, 2024 ek geçici vergi döneminde enflasyon muhasebesi uygulaması kapsamından çıkartıldı!
  3. Hizmet Üretici Fiyat Endeksi’ndeki pek çok hizmet alanında aylık fiyat artışları TÜFE’deki aylık artışın 3-4 katına ulaşırken, bu eğilim önümüzdeki aylarda her alandaki hizmet bedellerinin daha yüksek düzeyde artacağını gösteriyor!

TARIM

  1. Her Tarım Bakanının kendi politikalarını çiftçiye dayatması, iktidar değişmişçesine tarımsal üretim ve destek programlarının sil baştan değiştirilmesi, üreticiye ve ülke tarımına katkı sağlamaktan, sorunları çözmekten uzak bir yaklaşımdır!

DIŞ POLİTİKA

  1. Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme müzakerelerinde bir süredir devam eden suskunluk, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın açıklamalarıyla yeniden hareketlendi!
  2. Türkiye’nin beş yıl sonra ilk kez AB Gayriresmî Dışişleri Bakanları Toplantısı’na (Gymnich) davet edilmesi, ikili ilişkilerde yeni bir diyalog arayışını işaret ediyor.

 

BAKÜ BULUŞMASI, Aliyev-Putin ittifakının en somut stratejik hamlesi. Rusya Devlet Başkanı Putin’in Bakü ziyaretinde Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile imzaladığı anlaşmalar Türkiye’nin Kafkasya ve Avrupa’ya yönelik enerji ve ticaret yollarında devre dışı kalmasına zemin yaratabilir! 

Rusya Lideri Putin, beklenmedik bir şekilde Azerbaycan’ı ziyaret ederek Devlet Başkanı

İlham Aliyev’in evinde 2 gün konuk oldu. Putin, bu ziyarette Azerbaycan ile Rusya arasında Avrupa, Kafkasya, Güneydoğu Asya ve Hindistan’a kadar uzanan kritik önemde enerji ve ticaret koridoru anlaşmalarına imza attı.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize’de yaptığı konuşmada ifade ettiği ‘Libya’ya, Karabağ’a nasıl girdiysek, İsrail’e de ansızın girebiliriz’ sözleri Azerbaycan Savunma Bakanlığı tarafından sert tepkiyle karşılanmıştı. Türkiye-Azerbaycan arasında soğukluk yaratan bu söylem iktidar tarafından dolaylı diplomasiyle giderilmeye çalışıldı. Azerbaycan Savunma Bakanı Türkiye’ye davet edildi. Ancak son dönemde ABD ve AB ile taze kaynak bulma amacıyla yakınlaşan, Ukrayna ile İHA-SİHA, silah ticaretine hız veren iktidar Putin’in kırgınlığına neden olurken, Erdoğan’ın Karabağ ifadesi de Aliyev’i kırmış görünüyor. Rusya’nın Ankara Büyükelçiliğinden yapılan yazılı açıklamada, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ne batılı ülkelerin yıkıcı politikalarına katılmaması çağrısında bulunuyoruz’ denildi. İşte tam bu ortamda Bakü’ye giden Putin, Aliyev’le önemli anlaşmalara imza attı. Azerbaycan’ı, ‘Rusya’nın en değerli stratejik müttefiki’ ilan eden Putin’e Azerbaycan devlet medyası övgü yağdırdı. Yapılan anlaşmayla Rus doğalgazı, ABD ve AB yaptırımları delinmeksizin Azerbaycan ve Güney Kafkasya üzerinden Avrupa, Güneydoğu Asya ve dünya pazarlarına ulaştırılacak. Rusya yaptırımlara karşı benzer yöntemi Rus petrolünü Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden tankerlerle Avrupa ve dünya pazarlarına ihraç ederek uyguluyor.     

İmzalanan diğer kritik anlaşma ‘Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru’ oldu. Bu yeni hatla Rus petrolü ve doğalgazı Güney Kafkasya’da Azerbaycan-İran üzerinden Hindistan’a, Hindistan limanlarından da dünya pazarlarına ulaştırılacak. Rusya ve Azerbaycan bu kapsamda ortak tanker üretim tesisleri kurmak için de anlaşma imzaladı. İsrail ile yakın ilişkilerinden dolayı İran’la gerilim yaşayan Azerbaycan, Rusya ile imzaladığı bu mutabakatlarla İran’la ilişkilerini dengeleme olanağına kavuştu. Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru, Türkiye’nin Güney Kafkasya’da hayata geçirmeyi hedeflediği, İran’ı devre dışı bırakarak Nahçıvan’ı Azerbaycan’a bağlayacak yeni ticaret yolu Zengezur Koridorunu boşa çıkartıyor.  

✓ Bu gelişme, Tu rkiye’nin Gu ney Kafkasya’daki enerji, ticaret, ulaşım yollarından dolaylı şekilde dışlandıg ını işaret ediyor. 

İ ktidarın Tu rkiye’yi enerji u ssu  yapma planlarına karşılık Aliyev-Putin ittifakının Baku  Anlaşmaları, bu planları ciddi o lçu de zayıflattı. Diplomatik gaflar ve içe do nu k siyasi hamaset so ylemleriyle aynı anda Aliyev ve Putin’le sog ukluk yaratmayı başaran iktidarın Gu ney Kafkasya politikası, kısa su rede ciddi hasar aldı. Muhtemelen Putin’in Türkiye ziyareti bir başka bahara kaldı! 

Siyaseti vesayet gölgesinden kurtarma iddiasıyla iktidara gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP, kendi vesayet mekanizmasını inşa edip, toplumu ve siyaseti dizayn etmeye çalışıyor. İnanç, düşünce, ifade ve iletişim özgürlüklerini vesayet altına alma amaçlı örneklerin çoğalması, planlı ve koordineli bir senaryonun aşamalarıdır!

Toplumların birlik, beraberlik ve dayanışma, geçmişten geleceğe korkusuzca var olmalarının temelini oluşturan Ulusal Bayramlar, 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarında da görüldüğü gibi iktidarın yeni toplumsal ayrıştırma aracına dönüştürülmek isteniyor. Anayasa ve yasalarımızda tanımlanan Ulusal Bayramlar, resmi ve dini günler ile bayramların dışında milletin barış ve kardeşliğini, egemenlik ve özgürlüklerini simgelemektedir. 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim gibi ulusal kurtuluşun dönüm noktalarını temsil eden tarihsel dönüm noktaları dışında, askeri darbe yönetimlerince dayatılan Ulusal günler toplum iradesinde ve vicdanında karşılık bulamadığı için unutulup gitmiştir. Buna en somut örneklerden birisi 27 Mayıs’tır.

Oysa yüzyıldır kutlanan, Ulusun kendiyle özdeşleştirdiği ve varlık nedeninin hayat bulduğu günleri temsil eden tarihi dönüm noktalarını unutturma çabaları boşunadır. Nitekim son yıllarda özellikle iktidarın inançlar üzerindeki vesayet zihniyetinin kurumsal yapısına dönüştürülen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) Ulusal günlerdeki hutbelerde Ulusal bayramları yok sayan, kimi zaman hakarete maruz bırakan yaklaşımları, iktidarın inanç vesayetinin aracı haline getirildi. Toplumda yükselen tepkilere rağmen hutbe ve fetvalarıyla inanç vesayetine yol açan DİB başkanının Cumhurbaşkanı tarafından korunması, bu politikanın bilinçli ve planlanarak yürütüldüğünü gösteriyor.  

✓ Beş yılda 5 Merkez Bankası Başkanı, 6 TÜ İ K Başkanı, 4 Hazine ve Maliye Bakanı, 8 Milli Eg itim, 8 Tarım ve Orman Bakanı deg iştiren Cumhurbaşkanının 7 yıldır Dİ B Başkanını go revde tutup, do nemini uzatması vesayet politikasının bir parçasıdır.

Aynı şekilde Radyo-Televizyon Üst Kurulu’nda (RTÜK) iktidar ittifakı ağırlıklı üye yapısı medya üzerinde vesayetin ana unsurlarından birisidir. İktidarı eleştiren radyo ve TV kanallarına verilen para, yayın durdurma, ekran karartma cezalarının vesayet yaptırımından öte açıklaması yoktur. Vesayet siyasetinin diğer iki ayağını İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) oluşturuyor. DİB, DMM, RTÜK, BTK gibi kurumlar aracılığıyla inanç, düşünce, ifade, medya özgürlüğü üzerindeki yasakçı ve vesayetçi anlayışı hakim kılma çabasındaki iktidar, yargıya kurduğu siyasi vesayetle hukuki kılıf uydurmaya yöneliyor.  

Tek hakimin go rev yaptıg ı Sulh Hukuk Mahkemeleri, iktidar ve çevresinden gelen erişim yasag ı, haber kaldırma, yayın durdurma, vb. talepleri anında yerine getirirken, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç 900’den fazla yeni mahkeme kurulacag ını, yargının iş yu ku ne yetişemedig ini ifade ediyor. Siyasi vesayetin gölgesi toplumu korkutma, sindirme ve susturmanın aracına dönüştürülüyor! 

2023 yılı Gelir ve Kurumlar Vergisi rekortmenlerinden ‘ismini açıklamak istemeyenlerin’ sayısındaki artış, AKP döneminde servetini katlayanların mahcubiyetini yansıtıyor. Milyar dolarlık iktidar müteahhitleri vergi sıralamasında görünmüyor. Vergi yüzsüzleri listesi 2019’dan bu yana yayınlanmıyor!

Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) 2023 Mali Yılı Vergi Döneminde en yüksek gelir ve kurumlar vergisi tahakkuk ederek ilk 100’e giren ‘Vergi Rekortmenleri’ listesini geçtiğimiz hafta kamuoyuna açıkladı. GİB’in verilerine göre 2023 yılında 4 milyon 541 bin mükellef Gelir Vergisi Beyannamesi verirken, bu beyannamelerde tahakkuk eden vergi tutarı toplamı 205,5 milyar TL. Dolayısıyla mükellef başına beyan edilen ortalama matrah 150 bin TL olurken beyan edilen aylık kazanç ortalaması 12 bin 500 TL. Milyonlarca gelir vergisi mükellefinin beyan ettikleri aylık kazanç, halen 17 bin 2 TL tutarındaki asgari ücretin altında. Bütçenin vergi gelirlerinin yükünü maaşlı-ücretli çalışanlar sırtlıyor.

İlk 100’e giren gelir vergisi rekortmenlerinden isminin açıklanmasını istemeyenlerin sayısı AKP iktidarı öncesi 2000 yılında sadece 14 kişi iken, 2023 yılında 100 kişiden 73’ü isminin gizli kalmasını istemiş. İsmini gizlemek isteyen rekortmen sayısı her yıl katlanarak artıyor.  

Benzer tablo Kurumlar Vergisi rekortmenleri için de söz konusu. Ağırlıkla bankalardan oluşan rekortmenlerin ismi açıklanırken, AKP iktidarında servetlerini katlayanların hiç birisi ne şahıs olarak ne de şirket ve holding olarak gelir vergisi ve kurumlar vergisi rekortmenleri listesinde yoklar. Kurumlar Vergisi rekortmenlerini içeren ilk 100 listesinde de 34 şirket veya holding isminin açıklanmasını istemedi. Kurumlar vergisinde 1 milyon 111 bin mükellef beyanname verirken, beyan edilen kazanç matrahı 3 trilyon 429 milyar TL, tahakkuk eden vergi tutarı ise 833 milyar 246 milyon TL. Kurumlar vergisi rekortmenlerinin ilk sekiz sırasında bankalar yer alırken, Ziraat Bankası 22 milyar 747 milyon lirayla birinci konumda. Her yıl kurumlar vergisi rekortmenlerinin başında yer alan Merkez Bankası (MB), hem rekortmenler listesinde yok hem de hazineye aktarabileceği bir kârı yok. Asıl dikkat çekici olan kurumlar vergisi rekortmeni Ziraat Bankası’nın durumu. Kamu bankası olan Ziraat Bankası’na beyan ettiği kazanç üzerinden 22,7 milyar TL kurumlar vergisi tahakkuk ederken, bütçe kaynaklarından ve hazineden Ziraat Bankası’na aktarılan görev zararı bu yılın 7 aylık döneminde 35,5 milyar TL’ye ulaşmış. Geçen yılın tamamında görev zararı olarak Ziraat Bankası’na bütçe ve hazineden transfer edilen tutar

8,5 milyar TL idi. Bu yıl görev zararı karşılığında 7 ayda geçen yılın 4 katından fazla kaynak Ziraat Bankası’na aktarılmış.  

Gelir İ daresi Başkanlıg ı, bu yu k bo lu mu  ismini gizleyen vergi rekortmenlerinin neredeyse boş listesini kamuoyuna açıklarken, kazancının vergisini o demeyen ‘Vergi Yu zsu zleri’ listesini ise 2019’dan beri açıklamıyor. Vergi kaçıranlar, vergi o demeyenler beş yıldır kamuoyundan gizleniyor. Maaşı daha eline geçmeden gelir vergisi kesilen ücretliler ülke ekonomisini ve bütçesini ayakta tutarken, ismini gizleyen servet sahibi rekortmenler ve kazancının vergisini o demeyenler iktidarın go lgesinde yıllardır korunuyor!

Kamu-Özel İş Birliği (KÖİ) kapsamında AKP’li müteahhide yaptırılan Çukurova Havalimanı’nda taahhüt edilen hazine garantileri için 87 yıllık Adana Şakirpaşa Hava Alanı kapatıldı. Şehir hastaneleri, İstanbul Havaalanı vb. KÖİ projeleri ile ülkeye ve topluma verilen hasarın faturası giderek ağırlaşıyor!

İktidarın sırf kendisine yakın bazı şirketlere ve müteahhitlere çıkar sağlamak amacıyla uygulamaya koyduğu KÖİ projelerinin son örneği Adana-Mersin arasında inşa edilerek açılışı yapılan Çukurova Havaalanı oldu. 1937 yılından bu yana 87 yıldır hizmet veren Adana-Şakirpaşa Havaalanı’nın kapatılması, Adana’nın ekonomi, ticaret ve sosyal yapısına büyük bir hasar vermenin ötesinde havaalanı bölgesindeki yüzlerce iş yeri, otel, restoran, taksi durakları ve daha birçok alanda zincirleme yok oluşlara neden olacaktır. Adana’ya uzaklığının ötesinde havaalanına ulaşımda gelecek ek maliyetlerle faturası daha da kabaracak olan Çukurova Havaalanı inşaatı ve işletmesi 2019 seçimlerinde AKP’den Belediye Başkan Adayı olan bir müteahhide verildi. Verilen garantilere bakıldığında 25 yıllık işletme süresinin sonunda ülke ekonomisine, bütçeye ve halkın sırtına binecek bedeller katlanarak artacaktır.  

Havaalanının işletme ve kira bedeli olarak AKP’li üstlenici şirket tarafından Devlet Hava Meydanları İşletmesi’ne (DHMİ) 25 yıl için 297 milyon euro ödenecek. Şirkete verilen gelir garantisi ise 126 milyon 421 bin euro. Ayrıca yılda 9 milyon yolcu garantisi verilirken, yıllık yolcu sayısının bu garantinin altında kalması durumunda, hazine tarafından işletmeci şirkete yolcu başına euro bazında garanti ücreti ödenecek. Ulaştırma Bakanlığı’nın açıklamasına göre faaliyetine son verilen Adana-Şakirpaşa havaalanının hizmet verdiği yıllık yolcu sayısı 5,5 milyon kişi. Dolayısıyla Şakirpaşa havaalanı kapatılarak Çukurova Havaalanının yolcu garantisinin yüzde 50’sinden fazlası sağlanacak.  

Şehir hastanelerinde verilen garantilerin tutturulması için Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana ve diğer illerde yıllardır hizmet veren onlarca devlet hastanesi kapatıldı. Aynı şekilde İstanbul Havaalanı garantileri için ülkenin en stratejik havaalanlarından Atatürk Havaalanı kapatılıp, pisti kırılarak Millet Bahçesi yapıldı. Ayrıca, İstanbul’un Avrupa yakasında başka bir havaalanı yapılmayacağı taahhüt edildi.  

✓ Bir şirketi ya da mu teahhidi zengin etmek için devletin ve milletin bu tçe olanaklarıyla yapılmış tesisleri yıkmak, kapatmak, ortadan kaldırmak, ekonomik ve bilimsel aklın kabul edebileceg i bir şey deg ildir. 

KO İ  modelli projeleri u stlenen 44 mu teahhide verilen hasta, yolcu, araç sayısı, geçiş vb. garantilerin hemen hiç birisi tutturulamadıg ı için hazineden her yıl bu projeleri u stlenen mu teahhitlere milyarlarca TL o denmektedir. Bu ödemeler halkın refahından kısılarak, maaşından vergiler kesilerek yapılmaktadır.

Mu teahhitlere o denecek garantilere ayrılan tutar 2024 bu tçesinde 162,3 milyar TL’dir. Şimdi Çukurova Havaalanı için verilen 9 milyon yolcu garantisiyle 2025 bu tçesindeki garanti o demesi tutarı en az 8-10 milyar TL daha artacak ve her yıl katlanacak!

Maliye, bütçe, vergi politikalarını başarısız bulan ve yeni vergiler isteyen Uluslararası Para Fonu (IMF), faiz indirimine karşı çıktı. Gerekirse politika faizinin daha da artırılmasını önererek memur, emekli, asgari ücret zammının da yılda bir kez ve hedef enflasyona göre yapılmasını istiyor!

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) rutin ekonomik konsültasyonlar çerçevesinde hazırladığı Türkiye Raporu açıklandı. Uygulanan ekonomik programın parasal sıkılaştırma, yüksek faiz, harcamaların kısılması vb. alanlarda olumlu sonuçlarının görüldüğü, güven ortamının oluşmaya başladığı vurgulanırken, maliye politikaları, bütçe, vergi vb. alanlarda ise başarılı olunamadığı dile getirildi. IMF maaş, kira, tarımsal ürün taban fiyatları vb. artışların ‘gerçekleşen enflasyona göre değil, hedeflenen enflasyona göre yapılmasını’ istedi. Ayrıca programın başarısı için emekliler, kamu çalışanları ve asgari ücretlilere daha düşük zam verilmesini savunan IMF, maaşlara ve asgari ücrete yılda bir kez zam yapılması görüşünde. IMF’nin bu koşulu memur ve emeklilere 6 ayda bir gerçekleşen enflasyona göre verilen maaş zammı ve enflasyon farkından vazgeçilmesi anlamına geliyor.  

8 Ağustos’ta açıklanan son Enflasyon Raporu’nda 2025 yılı için şu anda öngörülen enflasyon hedefi yüzde 14. IMF’nin talebi kabul edilirse ocakta memur, emekli, asgari ücretliye yüzde 14’lük hedef enflasyon oranında zamdan sonra temmuzda yeni bir zam yapılması söz konusu olmayacak. IMF enflasyonda katılığın sürmesi halinde MB’nin yüzde 50 politika faizini daha da yükseltmesi gerektiği görüşünde. Dolayısıyla ekim-kasımda faiz indirimi yönündeki beklentilere karşı çıkan IMF, Cumhurbaşkanının olası bir faiz indirimi talimatını da uygun bulmadığını gösteriyor.

IMF Türkiye Raporu’nda; geçen yıldan beri uygulanan ekonomik programın bazı pozitif sonuçlarına karşılık ‘çok yavaş ilerlediği’, bütçe açıklarının artmaya devam ettiği, tasarruf ve harcamaların kısılmasında başarılı olunamadığı dile getiriliyor. Ekonomideki ciddi risklerin bir kısmının geride kaldığı, ancak küresel enerji fiyatlarının yükselmesi, Orta Doğu’daki çatışmalar, Ukrayna’daki savaştan kaynaklanan jeopolitik gerginlikler, sermaye akışlarının tersine dönmesi gibi enflasyonun kontrolden çıkmasına yol açabilecek risklerin halen mevcut olduğu uyarısı yapılıyor. Programın ‘mali, parasal ve gelir politikalarının birlikte çalıştırılmasını’ isteyen IMF, sıkı para-yüksek faiz politikasının büyümeye ciddi bir maliyeti olsa da enflasyonla mücadelede ısrarcı olunması, sıkı para ve maliye politikalarının sürdürülmesini şart koşuyor. Bu ay açıklanacak Orta Vadeli Program (OVP) için de taleplerde bulunan IMF, yeni vergilerle vergi tabanının genişletilmesini, acil ve temel olmayan projelere harcamaların sınırlandırılmasını, enerji sübvansiyonlarının azaltılmasını, KDV oranlarında değişikliğe gidilmesini istiyor.  

İMF raporundaki talepler ve koşullara Cumhurbaşkanı Erdog an ve ekonomi yo netiminin suskunlug u dikkat çekici! Anlaşılan dış kaynak ihtiyacı had safhada olan iktidar, ku resel piyasaları ve sıcak para sermayedarlarını karşısına almamak için İMF’nin taleplerine karşı çıkmak, şartlarına tepki go stermek istemiyor. Kaldı ki bir yılı aşkın süreden bu yana zaten örtülü bir IMF programı uygulanıyor!

Ekonomide milyonlarca vergi mükellefini mağdur eden enflasyon muhasebesinde ısrarcı olan ekonomi yönetimi, iş dünyasının tepkileri yükselince geri adım atmak zorunda kaldı. Hazine ve Maliye Bakanlığı, 1,5 milyon mükellefi enflasyon muhasebesi ve ek vergi kapsamından çıkarttı!

İktidarın yanlış ekonomi politikalarıyla iki yıldan bu yana yüksek enflasyon krizine yakalanan reel sektör kuruluşları, KOBİ’ler, küçük esnaf getirilen enflasyon muhasebesi uygulamasıyla çok ciddi mağduriyetlerle karşı karşıya bırakıldı. Binlerce küçük işletmenin yanı sıra büyük mükellefler, holdingler, sanayi kuruluşları da enflasyonla kabaran ancak TL’deki aşırı değer kaybıyla sadece kâğıt üstünde kalan yüksek kârlardan dolayı katlanarak artan vergi yüküyle karşı karşıya kaldı.

Mehmet Şimşek’in başında bulunduğu ekonomi yönetimi ise geçici vergi adı altında adeta tüm kuruluşlara ‘enflasyon vergisi’ salarak bu mağduriyetleri daha artıran adımlarda ısrarcı oldu. Beyannamelerin verilmesi sonrasında altından kalkamayacakları ek vergilerle karşı karşıya kalan milyonlarca mükellef vergi kaçakçısı konumuna düşmek olasılığıyla yüzleşince tepkiler daha da yükseldi. Son birkaç haftadan bu yana önde gelen işveren örgütleri, işveren sendikaları, dernekler ve oda başkanları bu yanlıştan dönülmesi, darboğazdaki ekonominin daha da ağır sorunlarla karşı karşıya bırakılmaması yönünde iktidara çağrı yaptılar. İktidar, bu çağrılara kulak tıkamayı tercih etti.

Ancak geçtiğimiz hafta aylardır ısrarlı çağrıları duymazlıktan gelen iktidar, bu yanlıştan geri adım atmaya mecbur kaldı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, küçük işletmelere kolaylık sağlamak için yaklaşık 1,5 milyon mükellefi geçici vergi dönemlerinde enflasyon düzeltmesi kapsamından çıkardıklarını açıkladı.  

✓ Sadece bu gelişme bile gerek iktidarın gerekse ekonomi yo netiminin u lkenin ve ekonominin içinde bulundug u durumdan ve gerçeklerden ne kadar habersiz olduklarını go steriyor. Masa başında birkaç kişinin aldıg ı keyfi kararlarla o ngo ru su z uygulamalara imza atılıyor! 

Bu gelişmenin gösterdiği bir başka gerçek; Cumhurbaşkanlığı bürokrasisi, danışmanları ve politika kurulları ile bakanlıkların bürokratik işlem ve uygulamalarda kopukluk ve diyalogsuzluk içinde oldukları. Karşılıklı güç ve yetki mücadelesi yüzünden sanayici, iş insanları, KOBİ’ler, küçük esnaf, milyonlarca vergi mükellefi mağduru ediliyor. Sonradan çıkılıp yeni bir açıklamayla uygulamadan vazgeçildiği duyuruluyor. Bu süre içinde maddimanevi kayba uğrayan mükelleflerin ve işletmelerin mağduriyetleri dikkate alınmıyor.   

2023 cirosu 50 milyon liranın altında olan yaklaşık 1,5 milyon gelir ve kurumlar vergisi mu kellefi 2024 ek geçici vergi do neminde enflasyon muhasebesi uygulaması kapsamından çıkartılırken, bu kişi ve kurumlar gecikme faizi ve cezası o dememek için şimdi 6 Eylu l’e kadar yeniden du zeltme beyannamesi vermek zorundalar. Oysa uygulamayı yürürlüğe koymadan önce TOBB, TÜ RMOB, MÜ Sİ AD vb. kuruluşlarla istişare edilseydi milyonlarca mükellef bu yanlışlarla mağdur edilmeyecekti!

Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) temmuzda aylık yüzde 4, 12 aylık ortalamada yüzde 79 arttı. Hizmet sektöründe fiyatlar hızla yükseliyor. İstihdamın yüzde 50’den fazlasını kapsayan bu sektörde, ulaşımdan yeme-içmeye kadar sert bir enflasyon dalgası hızla yaklaşıyor!

Tarımda üretici fiyat endeksindeki artışların (Tarım-ÜFE) gıda fiyatlarında yarattığı enflasyonla dünyada ilk sıralara yükselen Türkiye, hizmet sektöründeki üretici fiyat endeksi artışında da zirveye tırmanıyor. Başta ulaşım olmak üzere, konaklama, yemeiçme-restoran, gayrimenkul ve kiralama, kültür-sanat, posta-kurye hizmetleri vb. hayatın her alanındaki hizmet sektörü işletmeleri, aynı zamanda toplam istihdamın yüzde 50’sinden fazlasını sağlıyor.  

Temmuz ayı Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) artışı, TÜFE’nin çok üzerinde genel ve yaygın bir enflasyon dalgasının hizmetler alanındaki tüm işletmeleri etkisi altına aldığını gösteriyor. H-ÜFE 2024 Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 4 artarken, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 61,77 ve 12 aylık ortalamalara göre de yüzde 79,05 artış gösterdi.  

12 aylık ortalamalarda yüzde 80’e yaklaşan H-ÜFE artışı, aynı zamanda hayatın her alanındaki hizmetlerin giderek çok daha pahalı ve sürdürülemez bir noktaya ilerlediğini, hizmet sektörünün kapsadığı büyük istihdam potansiyeli nedeniyle de bu alanda çok yakında ciddi bir işsizlik ve işten çıkarma dalgasının yaşanacağını ortaya koyuyor.  

Posta ve kurye hizmetlerindeki yıllık H-ÜFE artışı yüzde 77,60 olurken, bilgi hizmetlerinde yüzde 100,08, bilimsel araştırma ve geliştirmede yüzde 125,10 oranında fiyat artışları gerçekleşti. Bazı hizmetlerdeki fiyat artışları resmi TÜFE artışının iki katına ulaşıyor. 

Telekomünikasyon hizmetlerinde yüzde 81’e varan yıllık fiyat artışı internet vb. hizmetlerde geniş kesimlerin bütçelerini zorluyor.  

  • Evlerde, eg itimdeki gençler, çocuklar için elzem olan internet hizmet bedeli hanelerin ekonomik gu cu nu aşan boyutta pahalanırken, restoranda ailece ayda bir gu n dışarıda yemek, otobu s veya trenle şehirler arası seyahat, en temel sosyal ve insani ihtiyaçlar lu kse do nu şu yor. 
  • Toplum evlere kapanmaya mecbur ediliyor.

Son dönemde Yunan adalarına seyahat ve tatilin, yeme-içmenin euro karşılığı tutarının Türkiye’den daha ucuz olmasına karşılık, içeride her türlü hizmete hemen her ay zam yapılması ve ödeme gücünü aşan fiyat tarifelerinin gündeme gelmesi tehlikeli bir enflasyonist sürecin işaretlerini gösteriyor.  

Her alandaki gereksinimlere yanıt veren hizmet sekto ru , elektrikten dog al gaza, akaryakıttan gıda fiyatları ve iş yeri kiralarına kadar yapılan yu ksek oranlı zamlarla artan maliyetleri hizmet bedeline yansıtılıyor. Bu do ngu de zincirleme şekilde birbirinden etkilenen ve kimi zaman keyfilig e varan bir fiyat artışı dalgası yaşanıyor. Gıdadan sonra en sorunlu ve kontrolsu z alanın hizmet sekto ru  olması, enflasyonla mu cadelede başarıyı olumsuz etkileyecek en bu yu k risklerden birini oluşturuyor!

Bitkisel üretimde 2025-2027 dönemini kapsayan üç yıllık desteklerle ilgili olarak 5 günde iki ayrı Cumhurbaşkanı kararı yayınlandı. Planlı üretime geçiş görüntüsü altında tarım desteklerinin çok daha karmaşık hale getirilip yap-boza dönüşmesi, üreticiyi olumsuz etkileyecek ve üretimden koparacaktır!

Çiftçinin mülkiyet hakkı yok sayılıp iki yıl ekilmeyen tarım arazilerine el konularak başkalarına kiralanmasını öngören kararın ardından geçen hafta 24 ve 29 Ağustos’ta iki ayrı Cumhurbaşkanı kararı daha yayınlandı. Özellikle ekili tarlasındaki ürünü yüksek maliyetler nedeniyle toplayamadığı için tarlada bırakmaya mecbur kalan üreticiye, ekemediği tarlası için yaptırım gibi kiralama uygulamasına karşı tepkiler artıyor. Üreticiler uygulamaya karşı çıkarken, arazilerinin ellerinden alınacağı endişesini gündeme getiriyorlar. Bakanlık, tepkiler üzerine kiralanacak arazilerde mülkiyetinde değişikliği olmayacağı güvencesi vermesine rağmen üreticileri ikna edebilmiş değil. Kaldı ki fahiş kiralar karşısında, evini boş tutan mal sahiplerinin evine el konulup, zoraki kiraya verilmesi söz konusu olmadığı gibi arazisini ekemeyip boş tutan çiftçinin tarlasını alıp, kiraya vermek de anayasa ve yasa güvencesindeki mülkiyet hakkına müdahaledir. Afrika ülkelerinde 99 yıllığına tarım arazileri kiralayan iktidarın projeleri fiyaskoyla sonuçlanırken şimdi yurt içinde araziye el koyup kiralamak hukuki temelden yoksun bir uygulamadır.

1 Eylül’de planlı üretime geçileceğini ilan eden iktidar, iki ayrı Cumhurbaşkanı kararıyla önümüzdeki üç yılda uygulanacak tarımsal destekleri duyurdu. Pek çok tarımsal destek 2025’te kaldırılırken, üreticilerin yeni desteklerden yararlanması içinse karmaşık bürokratik süreçler öngörülüyor. Tarımda mazot ve gübre destekleri 2025’te kalkıyor. Ziraat odaları ve üretici örgütlerinin tepkisi üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı mazot ve gübre desteğinin bundan böyle ‘Temel Destek’ adı altında verileceğini duyurdu. Ancak temel desteğin içinde mazota ve gübreye ne kadar bütçe ayrılacağı ve hangi koşullarda verileceği belirsiz. Bugüne kadar üreticiye verilen mazot ve gübre desteğinin kat kat fazlası mazot ve gübreden alınan ÖTV, KDV ve ATV ile geri alındı. Yeni kararlarla fındıktaki alan desteği de 2025’ten itibaren kalkıyor. Fındıktaki alan desteği zaten 2010’dan bu yana artırılmaksızın 170 TL’de kalmıştı. Kaldırılan desteklerin yerine ‘Temel Destek, Planlı Üretim Desteği, Üretimi Geliştirme Desteği’ adıyla üç yeni destek uygulanacak. Bu destekler her yıl dekar başına belirlenen desteğin ürün bazında ilan edilecek kat sayı ile çarpılması yoluyla ödenecek. 2025 için belirlenen dekar başı destek tutarı 244 TL. Halen 18 üründe uygulanan ‘fark desteği’ ise Tarım ve Orman Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından bütçe imkanlarına göre ortaklaşa belirlenecek.

Tarımsal u retime yo nelik yeni destekleme politikalarını içeren Cumhurbaşkanı kararları, u ç yıl yu ru rlu kte olacak. Ü reticinin gelecek u ç yıldaki destekleri bugu nden go ru p ne u reteceg ine karar vermesi açısından olumlu bir adım sayılabilir. Buna karşılık desteklerin ürün hasadından bir yıl sonra ödenmesi, yeni desteklerden yararlanma koşullarının karmaşık bürokratik işlemlere bağlanması beklentileri karşılamadıg ı gibi u retimden kopuşu hızlandıracaktır!

Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme müzakerelerinde bir süredir devam eden suskunluk, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın açıklamalarıyla yeniden hareketlendi. İktidar, Türkiye ile müzakereler için koşullarını yineleyen Esad’a karşılık öncelikle PYD-YPG terör örgütlerinin tasfiyesiyle ilgili ön koşulları gündeme getirdi!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte olduğu gibi Suriye Devlet Başkanı Esad ile her an bir araya gelebileceklerini açıklamasının üzerinden yaklaşık 2 ay geçmesine karşılık, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinde somut bir gelişme olmadı. Uzun bir sessizlik döneminin ardından Suriye Devlet Başkanı Esad’ın açıklamaları sürecin tekrar canlanması ihtimalini gündeme getirdi. Suriye Parlamentosu'nda konuşan Devlet Başkanı ve Baas Partisi Genel Başkanı Esad, Rusya, İran ve Irak'ın uzlaştırma çabalarına atıfta bulunarak bu ülkelere teşekkür etti. Olası görüşme zemini için somut bir sonucun gözlenmediğini belirten Esad; ‘Türkiye ile Suriye arasındaki arabulucuların ciddiyetine ve gerçek istekliliğine rağmen, girişimlerden kayda değer bir sonuç çıkmadığını’ söyledi. Türkiye ile müzakere masasına oturmak için Türk askerlerinin Suriye topraklarından çekilmesi, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygı gösterilmesi, Suriye’deki terör örgütlerine desteğin kesilmesi vb. koşulları yineleyen Esad’ın bu açıklamalarına karşılık Türkiye’den resmi bir açıklama gelmedi. Ancak iktidar medyasına sızdırıldığı anlaşılan bazı açıklamalara göre; iktidar, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğine saygılı olunduğunu vurgularken olumlu gelişmeler için öncelikle PKK-PYD-YPG terör örgütlerinin tasfiye edilmesini gündeme getiriyor. Şam yönetimi ile iktidar arasındaki temel ayrışma noktalarının başında ‘terör örgütü’ tanımına giren örgütler ve kontrol ettikleri bölgeler geliyor. İktidar PKK’nın Suriye kolu PYD ve silahlı yapılanması YPG’yi terör örgütü olarak nitelendirirken, Esad yönetiminin terör listesinde bu örgütler yer almıyor. Rusya ve İran için de bu örgütler terör örgütü sayılmıyor. Kuzey Suriye’de PYD ve YPG ile yakın iş birliği içinde olan ABD hem bu örgütlere her türlü mali, askeri ve silah desteğini verirken hem de siyasi yapılanmalarına, kontrol ettikleri yerleşimlerdeki özerklik girişimlerini destekliyor. Rusya ve Şam yönetimi gibi ABD de PYD-YPG’yi terör örgütü saymadığı gibi, omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adı altında bir askeri milis gücünü eğitiyor. SDG’nin başındaki Mazlum Abdi’yi siyasi ve askeri muhatap kabul eden ABD bu kişiyi SDG Başkomutanı olarak nitelendiriyor. Dolayısıyla terör örgütü konusunda Türkiye ile Şam yönetimi arasında derin görüş ayrılıkları söz konusu. Bunun ötesinde pek çok operasyonda TSK ile ortak harekata katılan Suriye Milli Ordusu (SMO) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) iktidar tarafından demokratik muhalefet güçleri olarak nitelendirilirken, Şam yönetimine göre ‘isyancı-terörist’ örgütler.  

Esad’ın son açıklamalarının hemen ertesinde TSK’nın Suriye’den çekilmesinin mu zakereler için bir o n koşul olmadıg ını dile getirip so ylemlerini yumuşatması, yeni bir diyalog ve normalleşme su recine olanak sag layabilir. Bunun için karşılıklı olarak tero r, tero r o rgu tu , egemenlik ve toprak bu tu nlu g u  başlıklarındaki go ru ş ayrılıkları ve anlaşmazlıkların giderilmesi gerekir. Rusya’nın hız verdiği arabuluculuk girişimleri yakın dönemde sonuç verirse ikili görüşme süreci başlayabilir.

 Türkiye’nin beş yıl sonra ilk kez AB Gayriresmî Dışişleri Bakanları Toplantısı’na davet edilmesi, ikili ilişkilerde yeni bir diyalog arayışını işaret ediyor. AB’nin tavrı, bazı bölgesel ve küresel sorunlarda Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu gösterirken, iş birliğinin tam üyelik süreci dışında ve stratejik düzeyde sürdürülmesinin amaçlandığı anlaşılıyor.

2016’daki darbe teşebbüsünden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL), kitlesel tutuklama ve ihraçlar, yargı kararlarının uygulanmaması, temel hak ve özgürlüklere yönelik baskı, kısıtlama ve yasaklar gerekçesiyle donmuş haldeki Türkiye-AB ilişkilerinde geçen hafta kritik bir gelişme yaşandı. Türkiye, ilk kez 1974’te Almanya’daki Gymnich Sarayı’nda gerçekleştirildiği için bu isimle anılan AB Dışişleri Bakanları Gayriresmî Toplantısına davet edildi. Resmi olmadığı için bağlayıcı kararlar alınması söz konusu olmayan Gymnich toplantıları 6 ayda bir yapılıyor. AB Dışişleri Bakanları bir araya gelip güncel sorunları değerlendirerek, karşılıklı diyaloglarda bulunuyor. Türkiye, Gymnich toplantısına en son 2019’da katıldı. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Türkiye’nin beş yıl sonra toplantıya davet edilmesinin memnuniyetle karşılandığı vurgulandı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan toplantı sonrası AB’li mevkidaşlarıyla dış politika, güvenlik ve savunma politikalarını ele aldıklarını, tüm alanlarda AB ile diyalog mekanizmalarını yeniden canlandırmayı amaçladıklarını belirterek düzenli istişarelerin sürdürülmesi gerektiğini ifade etti. Toplantıda Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze’deki Hamasİsrail savaşı, Suriye, Irak, Ortadoğu, Güney Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Afrika’daki sorunlarda önemli rol oynadığının dile getirildiğini vurgulayan Bakan Fidan, AB’nin Türkiye ile daha yakın istişarelerde bulunmak, ortak politikalar oluşturmak istediğini söyledi. Toplantıda Türk vatandaşlarına yönelik Schengen vize kısıtlamalarının yanı sıra, Kıbrıs sorunu, Gümrük Birliği Anlaşmasının revizyonu, Vize Serbestisi Anlaşması ile Türkiye-AB arasındaki Mülteci ve Geri kabul Anlaşmasının da ele alındığı kaydedildi.  

Gerek toplantıda gündeme gelen başlıklardan gerekse toplantı sonrası yapılan açıklamalardan Türkiye’nin AB’ye tam üyelik müzakerelerine ilişkin olarak 2016’da dondurulan sürecin açılarak işlerlik kazanmasının gündeme gelmediği anlaşılıyor. İktidar, Türkiye için AB üyeliğinin vazgeçilmez stratejik hedef olduğunu dile getirse de AB’nin bu konuda ciddi bir yaklaşım göstermediği görülüyor. AİHM kararlarının uygulanmaması, Kopenhag Demokratik Kriterlerinden uzaklaşılması konusunda AB’den Türkiye’ye sert eleştiriler yöneltiliyor. Ayrıca Türkiye, Avrupa Konseyi’nde (AK) ihraç ya da üyeliğin askıya alınmasıyla sonuçlanabilecek ‘ihlal ve yakın izleme’ sürecinde. Başta Osman Kavala davası olmak üzere çok sayıda davaya ilişkin AİHM kararlarının uygulanmaması nedeniyle başlatılan ihlal sürecinde Türkiye’ye nihai savunma için bir ay ek süre verildi.

Beş yıl sonra Türkiye’nin Gymnich’e davet edilmesi o nemli olmakla birlikte, gu ndemdeki konulara ve AB’nin Tu rkiye’ye tavrına bakıldıg ında yakın do nemde somut bir gelişme zor go ru nu yor. AB, bu davet ile bazı kritik ku resel ve bo lgesel konularda Tu rkiye ile stratejik iş birlig ine giderek konumunu gu çlendirmeyi amaçlıyor.