Albayrak: ‘Kaçımızın sırtında iz var, kaçımızın kolu,onuru yaralı’

Cumhuriyet Halk Partisi Başakşehir İlçe kadın kolları 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nü unutmadı.
CHP Başakşehir İlçe kadın Koları Başkanı Mehtap Albayrak günün önemini anlatan bir açıklama yaptı. Albayrak’ın açıklaması şöyle:
Sevgili arkadaşlar, öncelikle belirtmeliyim ki kadına yönelik şiddetin tarihi ailenin ve devletlerin ortaya çıkışı kadar eskidir ve evrensel bir sorundur. Bu kadar eski ve köklü bir sorunu bir gün içinde yapılacak bir etkinlikle anlatmanın olanağı yoktur. Kadına yönelik şiddet denilince akla ilk gelen, aile içinde kadının kocasından gördüğü fiziksel ve ruhsal şiddettir.
Kaçımızın yüreği yandı, kaçımızın sırtında iz var, kaçımızın göğsü, bacağı, kolu,kaçımızın onuru yaralı sevgili arkadaşlar. Bu şiddet günümüzde öyle bir hal aldı ki, gün geçmiyor ki beş on kadın sokak ortasında, evde, işyerinde eşi tarafından şiddet görmesin, canından olmasın.
Pek tabi kadına yönelik şiddet sadece kadının kocası tarafından gördüğü şiddetle sınırlı değil.
Kadın hayatın her alanında iletişim içinde olduğu erkeklerin şiddetine maruz kalıyor. Kadın başta devlet kurumlarında, mensubu bulunduğu siyasi partide, hatta üyesi olduğu sivil toplum kuruluşunda, iş yerinde, sokakta ve evinde bir şekilde kadın olmaktan kaynaklı şiddete maruz kalıyor.
Bakın daha birkaç ay önce Sarıyer Zekeriyaköy’ de kaybolduktan 30 saat sonra komşu evin havuzunda ölü bulunan 3,5 yaşındaki Pamir Dikdik’ in annesi Süverce Dikdik hakkında “Taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçundan iddianame düzenlendi. İddianamede anneye bebeği korumakla görevli tek kişi olarak yer verilip, ihmalden dava açılırken çocuğun babasına dava açılmıyor. Oysa bir çocuğun korunmasında anne ne kadar sorumluysa, baba da o kadar sorumludur.
Bu örnek, hukuk sisteminin, kadına yönelik şiddetin bir parçası olduğunu gösteriyor.
Kadına yönelik şiddetin temel kaynağında devlet mekanizmasının şekilleniş biçimi ve bu aygıtı yönetenlerin zihniyeti vardır. Hala devletin hukuk sisteminde, yargılama usullerinde kadınlar aleyhine pek çok yasa ve kuralın olduğu düşünüldüğünde, kadına yönelik en tehlikeli şiddetin devletten kaynaklandığını görmemek için kör olmak gerekir.
Öyleyse kadına yönelik her türlü şiddete karşı çıkan kadınlar ve erkekler olarak öncelikli mücadelemiz devlet aygıtı içerisinde kadınlara karşı şiddetin kaynağı olan kuralları değiştirmek olmalıdır.
Zira kuralarını kadın ve erkeğin “Tam Hak Eşitliği” üzerine inşa etmeyen devletler kadına karşı şiddetin faili olmaktan kendini kurtaramaz.
Daha Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında kurucumuz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bunu gördüğü için kadınları sosyal hayattan dışlayan 600 yıllık Osmanlı feodal geleneklerini yerle bir edecek pek çok devrime imza attı.
Öyle ki bugün gelişmiş Avrupa ülkelerinden de önce bizim ülkemizde kadınlara seçme ve seçilme hakkını verdi. Ancak ne yazık ki onun ölümünden sonra devlet aygıtında kadına karşı eşitsizliğin ve ayrımcılığın ortadan kalkması için ciddi bir dönüşüm gerçekleşmediği gibi, devlette kadının çalışmasına caiz olmadığına inanan, gerici bir anlayış hâkim olmaya başladı.
Mevcut AKP hükümetinin programında, kadına uygulanan şiddetin ortadan kalkmasına yönelik en ufak bir emare bulunmadığı gibi, bugün devleti yönetenlerin kadın erkek eşitliği gibi bir anlayışları da yoktur.
Kadınlar bu yüzden öncelikle devlet yönetimini bu gerici zihniyetten kurtarmanın mücadelesinde en ön saflarda yer almalıdırlar. Gericiliğe karşı en etkili panzehir kadınların aktif mücadelesinden geçiyor.
Bugün tarihin en gerici vahşet örgütü IŞİD karşısında direnen Kobanili Kürt kadınları dünyadaki kadınlara adeta örnek olmuşlardır.  Sonuç olarak kadına yönelik erkek şiddetinin önlenmesinde şiddet uygulayan erkeğe elbette ki en ağır cezalar verilmelidir. Ancak bu cezalar sorunun ortadan kaldırılması için asla yeterli olamayacaktır. Bununla birlikte devletin işleyiş mekanizmasında kadın erkek eşitliğinin sağlanması gerekir.
Şiddet sadece zor kullanmak, dayak, baskı demek değildir. Onları okulsuz, eğitimsiz, güçsüz ve muhtaç bırakmak ta bir şiddettir. Bunlar da önlenmelidir. Yasaksız, korkusuz, tehditsiz konuşabilmeliyiz. Şiddete hayır diyebilmeliyiz.
Bunun için de kadınlar siyaseti boş zaman işi değil, asli görevi olarak benimsemeli, siyasette etkin olmalı, onların siyasete girmesi yönündeki engelleri yıkıp geçmelidirler. Bundan ötürü kadınların insan olmaktan kaynaklanan öncelikli hakları etrafında birleşmeye ve mücadele etmeye çağırıyorum.
Ve bir konuya daha değinmeden edemeyeceğim. Deniz Gezmiş’ in annesi Mukaddes Gezmiş’ in son yolculuğuna uğurlandığı bu günlerde ömrünü bir ülkenin bağımsızlığına feda eden üç fidanı ve bu üç fidanın aramızdan gidişinin acısını yüreğinde duyan, Cumartesi annelerinin de acılarını yüreğinde hisseden tüm annelerimizin, kadınlarımızın, öğretmenlerimizin ve tüm halkımızın önünde saygıyla eğilirim.