Meteoroloji’den Kritik Uyarı: Birçok Bölge İçin Yağış ve Çığ Tehlikesi!
Yüzde 14-15'lik enflasyonun yüzde 36'ya çıkması normalleştirilemez!
CHP İstanbul Milletvekili ve Plan Bütçe Komisyon Üyesi Emine Gülizar Emecan, TBMM Genel Kurulu’nda 303 sıra sayılı Vergi Usul Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine konuştu.
Türkiye’nin bir devlet ve ekonomik krizi beraberinde yaşadığını belirten Emecan, “Getirilmek istenen ‘Kur Garantili TL Mevduat Hesabı’ düzenlemeleri, normal vatandaşa hiçbir şey getirmiyor, yine para sahipleri için getirilmiş bir düzenleme yani parası olanın parasından para kazanacağı düzenlemeler. Kur farkı bir kamu geliri değildir. Öncelikle, eğer dönüş çok fazla olursa bu düzenleme Hazineye yüksek oranda yük bindirecek ve gelen yükü de normal vatandaştan toplayacağınız vergilerle 85 milyonun üzerine yıkacaksınız. Bu, kesinlikle eşitlik ilkesine aykırı ve kabul edilebilir bir şey değildir. Bu düzenleme kabul edilebilir bir düzenleme değildir.
Kimler ödüllendiriliyor bu düzenlemeyle? Yakın geçmişte 128 milyar dolarlık Merkez Bankası rezervinin finans cambazlıkları ve kamu bankaları aracılığıyla arka kapıdan satışı sırasında döviz alanlar. İkinci olarak, 20 Aralıkta 18 liradan döviz satıp gece operasyonuyla 11 liradan, 9 liradan yeniden döviz satın alanlar”dedi.
CHP’li Emecan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:
Bugün, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati Plan ve Bütçe Komisyonumuza sunum yaptı. Bu sunum esnasında bugün yüzde 36 olan enflasyonun önümüzdeki aylarda yüzde 40'ları bulacağını ve yılsonunda yüzde 30'a düşürmeyi hedeflediklerini, öngörülerinin bu olduğunu ifade etti. Buradaki sorun ne? Daha yeni, Cumhurbaşkanı Erdoğan "2022 yılı bizim en parlak yılımız olacak." şeklinde bir açıklama yapmıştı, daha yakında yaptı bunu. İki açıklamaya baktığımız zaman, birbiriyle bu kadar çelişen açıklamaların yapılabiliyor olmasını gerçekten anlamak mümkün değil. Aslında, bu neyin göstergesi biliyor musunuz? Kurumların, ülkeyi yönetenlerin ne kadar birbirinden habersiz olduklarını, birbirleriyle ne kadar koordinasyonsuz olduklarını gösteriyor; yaşananlar da bu çelişkiyi doğrular nitelikte.
İTHALATA BAĞIMLI BİR EKONOMİ MODELİNİ YİRMİ YILDIR BU ÜLKEYE DAYATTINIZ
Şöyle bir göz attığımız zaman, ekonomi modeliniz çok sorunlu; üretime dayalı değil, ranta, inşaata ve tüketime dayalı. Dolayısıyla da ithalata bağımlı bir ekonomi modelini yirmi yıldır bu ülkeye dayattınız. Ülkenin 2007'den sonra sıcak para girdiği dönemlerini iyi değerlendiremediniz. Uyguladığınız ekonomik politikalar sonucunda, ülke enflasyon, cari açık, döviz ve faiz denkleminin içerisine sıkışıp kaldı. Şimdi "Yeni Türkiye Ekonomi Modeli" diye tanımladığınız bir süreçte önce ihracat odaklı büyüme modeliyle rekabetçi yüksek kuru savunup faizleri indirdiniz; dövizi uçurdunuz, enflasyonu uçurdunuz. Ne oldu? Halk birdenbire fakirleşti. Sonra da 20 Aralık kur krizinde "Kur Garantili TL Mevduat Hesabı" adında bir finansal ürün getirerek "Kuru düşürdük." diye övündünüz. Şimdi, hem topluma hem piyasalara hiç güven vermeyen bu zikzaklı, birbiriyle hiç uyuşmayan açıklamalarınızı yapmaya ve uygulamalarınıza da devam ediyorsunuz.
YÜZDE 14-15'LİK ENFLASYONUN YÜZDE 36'YA ÇIKMASINI NORMALLEŞTİRMEYE ÇALIŞIYORUZ
TÜİK tarafından ilan edilen 2021 yılı enflasyon oranı neydi? Yüzde 36,08; üretici enflasyonu yüzde 79,89 seviyesine ulaşmıştı, öyle değil mi? Bir yandan da Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyon yangınını seçmenlerinin de kafasında soğutmak için gelişmiş ülkelerin ne kadar büyük bir enflasyon felaketiyle karşı karşıya olduğunu anlatmaya çalışıyor. Bakalım öyle mi? Amerika Birleşik Devletleri'nde enflasyonun yüzde 1'lerden yüzde 7'ye çıkmasını "enflasyonun 7 kat arttığı" biçiminde sunuyor tabii ki. Hâlbuki, Amerika halkı on yıldır fiyat artışı diye bir şey görmemiş, fiyatlar hep sabit kalmış ve birdenbire böyle bir artış olunca tabii ki onlar için de bu büyük bir enflasyon. Hâlbuki bizde enflasyon sürekli artıyor, yüzde 14-15'lik enflasyonun yüzde 36'ya çıkmasını da biz normalleştirmeye çalışıyoruz, hâlbuki normalleştirilemez.
ENFLASYON KARŞISINDA EZİLEN HALKIN VE KURUMLARIN ENFLASYONA KARŞI KORUNMASINI SAĞLAYACAK ÖNLEMLER ALINMALI
Türkiye'nin, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtiği Temmuz 2018'den bu yana üç buçuk yılda TÜİK verilerine göre birikimli enflasyon yüzde 91 olmuş. Amerika Birleşik Devletleri'nde 2012'den 2021 sonuna kadar olan sekiz buçuk yılda gerçekleşen birikimli enflasyon oranı ise Türkiye'de tek ayda, aralık ayında gerçekleşen yüzde 13,6'lık artışa denk. Türkiye'de tek başına aralık ayında gıda fiyatları yüzde 16,5 artarken Amerika'da bu enflasyon patlamasına karşın son üç buçuk yıldaki gıda fiyat artışı yüzde 11, Almanya'da yüzde 8, "Raflarda ürün yok." diye anlattığınız Britanya'da yüzde 4 olmuş yani bizdeki Başkanlık rejiminin başından bu yana geçen sürede oranlar bu şekilde. Ülkeyi yönetenlerin yani sizlerin önceliği enflasyonla mücadele etmek olmalı. Yaşanan enflasyon kriziyle birlikte hayat pahalılığı da maalesef kök salmış durumda. Yoksulların yanında orta sınıf da çöktü, öyle bir sınıf kalmadı. Enflasyon karşısında ezilen halkın ve kurumların enflasyona karşı korunmasını sağlayacak önlemler alınmalı değerli arkadaşlar.
CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ İLE TBMM YASAMA YETKİSİNİ DEVRETTİ
Kanun teklifine gelecek olursak bu iki madde aslında geçen hafta görüştüğümüz kanun teklifine çok rahat eklenebilirdi. İki tane madde var ve daha yeni bir kanun teklifi görüştük ve içerikler de birbirine benzer içerikler. Hatta biz 1'inci maddeyle ilgili bir önceki kanun teklifi görüşülürken önerge de vermiştik ama reddedildi, içeriğine birazdan değineceğim. Neden yapılmadı bu? Biraz önce söylediğim gerekçelerle yine. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin uygulanmaya başlanmasıyla beraber bir yandan da Komisyonumuz, Plan ve Bütçe Komisyonu ve hatta diğer komisyonlarda ve Türkiye Büyük Millet Meclisi maalesef yasama yetkisini kaybetmiştir, bu yetki devredilmiştir. Daha önce parlamenter sistemde tasarı olarak Hükûmetten gelen konular bu dönem o şekilde gelmiyor, yok. Kanunlar sadece teklif olarak milletvekilleri tarafından getiriliyor, e tabii bu da neyi getiriyor? Getiren milletvekilleri kendi getirdikleri kanunları yeteri kadar savunamıyorlar, bir eleştiri getirildiğinde de yorum yapamıyorlar, çünkü önerileri değerlendirme yetkileri yok. Uygulamacı olan yürütme bu teklifleri eskisi gibi getirse, örneğin bakan olsa görüşmelerde, sorulan sorulara daha net cevaplar verebilirler, hatta bu tekliflere neden ihtiyaç duyulduğunu çok daha net anlatabilirler ve tekliflerini savunabilirler. Eğer bir değişiklik yapma ihtiyaçları var ise de çok daha rahat bu kararları alabilirler.
NİTELİKLİ YASAMA YAPMA SÜRECİNDEN UZAKLAŞILDI
Aslında ucube bir sistemin içerisindeyiz. Yani yine son kararları aslında yürütme veriyor ama ben bu durumu şöyle tanımlıyorum artık: Sanki böyle araya bir ek durak gibi milletvekillerinin kanun teklifi getirmesi sunulmuş, yine son kararı yürütme veriyor ama teklifleri milletvekilleri getiriyor. Nedir? Arada bir ara durak. Tamam, tek tanımı budur şu andaki bu ucube sistemin. Örneğin, geçtiğimiz hafta kanun teklifi Genel Kurulda görüşülürken hiç müzakere edilmeden emrivaki bir şekilde TOKİ'yle ilgili Cumhurbaşkanına muazzam yetkiler veren, yetki sınırlaması olmayan bir önerge getirildi, böyle bir önergeyle karşı karşıya geldik. Ve sonuç ne oldu? Genel Kurul kapandı. Bu durum bile gelen tekliflerin ne kadar hazırlıksız, plansız olduğunu, nitelikli yasama yapma sürecinden ne kadar uzaklaşıldığını bize gösteriyor.
Maddelerin Anayasa'ya aykırılık tartışması, olağan yasa yapma sürecinin dışına çıkılarak Plan ve Bütçe Komisyonunda acele geçirilmek suretiyle yasa yapma alışkanlığını genel demokratik ilkelere ve Türkiye Büyük Millet Meclisi geleneklerine aykırı bulduğumuz bu kanun teklifinin bu şekilde kanunlaşmasına biz karşıyız, bunu da belirtmek istiyorum.
Yeni Soluk
Yorum Yap