Şafak Can Hınıslı yazdı: “Emeğin görünmeyen bilançosu”

Sabahın ilk ışıkları daha sokağa tam düşmemişti.

Servis bekleyenlerin arasında bir çocuk vardı.
Boyu otobüs kapısına zor yetişecek kadar kısa, gözleri uykusuz, elleri cebinde değil; çünkü cepleri yoktu, iş tulumunun yanları açıktı.

Üşüyordu.

Ama soğuktan değil sadece.
İnsan bazen yaşından üşür ve yaşayamadıklarından…

Yanındaki adam sigara yakıp “kaçıncı sınıf?” diye sordu.
Çocuk başını eğdi, cevap veremedi.
Bazı soruların cevabı yoktur; sadece utancı vardır. Utanması gereken o değilken…

Servis geldi, kapı açıldı, çocuk içeri girdi.
Şehir uyurken o çoktan mesaiye başlamıştı.

SEKİZ ÇOCUK, SEKİZ YARIM KALAN HAYAT

Biz bazen rakamlara bakıyoruz.
Ama bazı rakamların içinde yüzler var, eller var, çocukluklar var.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat bir tablo koydu önümüze.
Mart ayında 148 işçi…
Onların 8’i çocuk.

Sekiz çocuk, sekiz yarım kalmış hayat… Yüzme bilmeden daha, güneş görmeden, hiç denizde yanmadan…

Daha korkutucu olan ise şu:
Bazıları hiç sayılmıyor bile.

Meslek hastalıkları kayıtlarda yok, ölümler eksik, veriler tartışmalı.
İnsan ölür, rakam yazılmaz.
İşte asıl sessizlik orada başlar.

Türkiye insanlar haftada ortalama 45 saat çalışıyor diyorlar.
Ama o çocuk için saat yok.
Onun zamanı yok.
Onun çocukluğu yok.

KARANLIĞIN İÇİNDE KÜÇÜK IŞIKLAR

Şehir böyle bir yer.

Bir tarafta sabahın ayazında servise binen çocuk,
diğer tarafta aynı şehirde bir annenin telefonuna düşen mesaj:

Anne Kart bakiyeniz yüklendi.

Bir öğrenci, harçlık hesabı yaparken
hesabına yatan bursla bir ay daha nefes alıyor.

Bir fatura, son gününde
sosyal destek kapsamında ödendi” yazısıyla kapanıyor.

İstanbul çelişkili bir şehir.
Ama tamamen karanlık değil.

CESARET SINAVI

Sorun şu:

Büyük mücadele yukarıda veriliyor,
ama aşağıya her zaman aynı şekilde inmiyor.

Bazı ilçe belediyeler hâlâ temkinli.
Hatta fazlasıyla.

Korkuyla yapılan iş, hizmet değildir.
Refleks değildir.
Sadece idare etmektir.

Oysa bu şehir idare edilecek bir şehir değil.

Bu şehirde ya dokunursun
ya da sadece izlersin.

Sabah o servise binen çocuk akşam eve dönecek.
Belki yorgunluktan yemek yemeden uyuyacak.
Belki kimse onun o gün kaç saat çalıştığını sormayacak.

Ama bir yerlerde biri bu tabloyu yazmaya devam edecek.
Biri sayıları, isimlere çevirmeye çalışacak.

Çünkü mesele sadece ekonomi değil.

Mesele, bir çocuğun sabah kaçta büyümek zorunda kaldığıdır.

Yeni Soluk bütün baskıya rağmen yazmayı sürdürürken tarihe şunu da not düşüyor: Bu şehirde iz bırakanlar, en zor zamanda geri çekilmeyenlerdir. Bal yapmayan arının sesi çok çıkar ama izi kalmaz. İlçesinde suskun kalanlar günü kurtarsa da yarının hafızasında yer bulamayacak.

Çünkü tarih yalnızca cesurları yazar.