Çeşme Belediye Başkanı Lâl Denizli’nin savcılıkta verdiği ifadesi ortaya çıktı!
Sokağın sesi: Beyoğlu Caz Festivali başlıyor...
Bu yıl ilki gerçekleşecek Beyoğlu Caz Festivali, 15-17 Kasım tarihlerinde çeşitli mekânlarda müzikseverlerle buluşacak. Türkiye ve dünyadan caz müzisyenlerini ağırlayacak festivalde Chassol, Bada Bada, Asher Gamedze, Okay Temiz gibi isimler sahnede olacak. Festivalin detaylarını festivalin kurucu ekibinden müzisyen Emin Gök ile konuştuk.
Beyoğlu’nda kendi adına bir caz festivali yapma fikri nasıl oluştu? Beyoğlu’nu caz müziği için önemli kılan nedir?
Eylül Naz Baklacı’nın haberi; Bizim hâlihazırda ‘Dünyadan Sesler’ ve ‘Sound Of’ olarak iki tane markamız vardı.
Caz festivalindeki ortağım Selim’in markası ‘Dünyadan Sesler’, sevdiğimiz müzikleri kürasyon yaparak başladı. Sevdiğimiz müzikleri paylaşarak başladık aslında.
Benim daha aktif rol oynadığım noktada, son iki senedir festival yapma, sadece buradaki underground müzisyenleri değil başka ülkelerdeki underground müzisyenleri dolaşma gibi konseptler oldu.
‘SO’ diye bir festival serimiz vardı. ‘SO Paris, SO London, Sound Of’... Orada da her ülkede farklı taşeron, yarı taşeron birlikte çalıştığımız kolektifler vardı. Onlar sayesinde oranın underground müzisyenlerini tanıma fırsatı bulduk. Burada belki Beyoğlu'nda barda çalan bir müzisyeni, yurtdışında hiç duyulmayacak bir müzisyeni, oranın aynı bölgesinde çalan underground müzisyeni bulup ona alan verdi bu festivaller. Bunlar hep şehir festivali şeklinde gerçekleşti.
Şehir-sanatçı ilişkisi ve bir sanatçı bir mevkiden nasıl beslenir, onun sanatında evrensel ve lokal arasındaki bağ nedir, nasıl oluşur, hangi parça sanatçısıdır, hangi parça mahallesindedir, ne kadarı mahallesindedir gibi düşünceler bizde hep biriken şeylerdi. Yurtdışında festival yapmak zaten büyük imkânlar istiyor, bizim büyük imkânlarımız yok. Yaşadığımız yer olan Beyoğlu’nda bir şeyler yapmak istedik. Kısacası kent ve kent festivali kavramları üstüne epey düşündük öncesinde. Caz bunun üstüne yeni eklenen bir şey oldu.
Caz bazı insanlara göre biraz beyazlaşmış bir alan, öyle bir süreçten geçti dünyada da, özellikle Türkiye’de. Ama biz elitin müziği değil de, tam tersine, esnekliği ve doğaçlamayla olan bağı yüzünden, en büyük çeşitliliğe izin verecek müzik olduğu için cazı seçtik.
Bu festivalin, Beyoğlu’nun sahnelerinden kafelerine, plakçılarından sanat kurumlarına birçok mekân ve sakinini kapsayan, kolektif organize edilen bir etkinlik olduğunu görüyoruz. Bu kolektif ruhu nasıl kurdunuz?
Bir süredir ben dahil ekibimizden bir sürü arkadaş bu mekânlarla iş yapıyoruz. Dediğim gibi, Beyoğlu’nda yaşadığımız için kendi başına duran etkinlikler hâlinde bir sürü iş yapıyoruz. Zaten burada yaşadığımız için manavına da kahvecisine de gidiyoruz, sanat galerisini de geziyoruz. Bu mekânların her biri ayrı ayrı zaten çok güzel işler yapıyorlar. Ama çarkını döndüremeyen veya sıkıntılı yerler de var. Bunlar neden aynı anda aktifleşmesin? Aynı anda koordine olmasın? Ana düşünce bu.
Bu süreç de tabii çok kolay değildi. Çünkü her mekânın kendine has bir çalışma stili var. Onlara kâr getirecek şey bize getirmeyebilir. Ya da bize ve ona kâr getiren bir ikinciye kâr getirmeyebilir. Diplomasi de bir workshop gibi aslında günün sonunda. Çünkü hâlihazırda bir standartın olduğunda, yani bir sahnen olduğunda, bu sahnede etkinlik yapmaya başladığında, anlaşmaların zaten belli bir çizelge içinde olduğunda, aslında çok da yapılacak bir diplomasi kalmıyor işin içinde. Başvurular var ya da düşündüğün isimler var. Onları sahneye çıkarıyorsun. Sahneyi kuran belli, kaldıran belli.
Lokalde ise gerçekten herkesi işin içine sokmak için ciddi bir diplomasi ve ciddi birebir ilişkiler gerekiyor. Aslında bizim ana temamız burada ilerliyor, lokal üstünde. Bu birebir iletişimlerle ilerleyen bir şey. Bu bağlamda, biraz esnafı gibiyiz işin. Başka bir çaresi de yok. Çünkü başka türlü herkesin kazanacağı bir şey yaratamazsınız.
Festivalin ‘katılımcı, erişilebilir, sürdürülebilir’ hedefini nasıl gerçekleştireceksiniz?
Sürdürülebilirlik çok ciddi bir alan şu an. Benim akademik veya kurumsal bir sürdürülebilirlik geçmişim yok. Bunun hakkında konuşacak çok ciddi insanlar vardır. Ben çok daha basit bir yerden bakıyorum. Bir yerde bir şey yaptığınızda o iş bittikten sonra mekân daha mı iyi durumda, daha mı kötü durumda? Festival bağlamını da buradan değerlendirebiliriz. Bazı festivaller var, belli bir yeri işgal ediyorlar. Sonuçta insanların kullandığı alanı gidip kullanıyoruz. Biz çekildikten sonra orası daha mı iyi durumda? Orayı yeşerttik mi? Yoksa kuruttuk mu? Tüm festivalleri bu bağlamda değerlendirirseniz zaten aklınıza geliyordur bir şeyler. Sürdürülebilirlik kavramıyla ilişkisi bence en basitinden böyle bir şey. Belki biraz mahalle ağzıyla bu şekilde tanımlayabiliyoruz.
Ama çok güzel işler var. Mesela ‘Zero Gathering’ diye bir iş yapılıyor şimdi Bozcaada'da. Çöp toplama etkinliklerini işin içine koyuyorlar. Tamamen adanın astronomik ortamını tanıyabilmek adına etkinlikler yapıyorlar, “Buradan hangi yıldızları görebiliyoruz?” gibi. Halkı ve mekânın bilgisini içine alan, mekânın kendi içinde yenilenmesine ve daha iyi bir şekilde ilerlemesine yardım edecek etkinlik seçimleri söz konusu oluyor.
Biz de bunu Beyoğlu bağlamında yapmaya çalışıyoruz. Ama bizimki tabii daha sosyal alanda kalıyor; buraya has bir solidarite ve konsolidasyon yaratma amaçlı bir etkinlikler serisi diyebiliriz.
Festival cazın yanı sıra R&B, indie, elektro gibi birçok türde müzik yapan yerli ve yabancı sanatçı ve ekipleri ağırlayacak. Bu seçkiyi nasıl oluşturdunuz?
Çoğunluğu yabancılardan, büyük sanatçılardan, büyük kaşelere sahip insanlardan oluşan bir festival yapmayı planlamadık. Burada asıl nokta, caz festivali olduğu kadar kent festivali olduğu için o deneyimi en iyi nasıl sağlayabiliriz konusu. Yani örneğin, Taksim metrodan çıktığınızda Galata'ya kadar o en işlek ve en tarihî bölgelerden birinde, sağda solda bir sürü sokak var ve tek bir etkinliğe gelen biri bunun farkında olmayabiliyor, o sokaklara girecek zamanı olmuyor. Biz etkinlikleri bir lunapark gibi düzenledik, her yerde başka bir etkinlik biçiminde. Kendi içinde de bir önceki etkinliğin bir sonrakini besleyeceği şekilde uyum sağlayacak etkinlikler seçmeye çalıştık.
Bir de birbirleriyle daha önce iş yapmamış bazı sanatçı veya müzisyenleri bir araya getirme konusu var. Mesela tamamen bizim kürete ettiğimiz bir etkinlik var Büyükdere 35'te, bir sanat galerisi bu. Orada ‘No Refunds’ diye çok iyi bir gitar duo’su serbest doğaçlama bağlamında çalıyor. Ve serbest doğaçlama bağlamında çalışan Zeynep Erkman var tuvalde. Birlikte bir doğaçlama yapacaklar. Çok güzel bir etkinlik olacak.
Elementleri bir araya getirerek belki daha önce var olmayan bir şey yaratmak Beyoğlu Caz Festivali'ndeki ana tema. Ama çok standart ve geleneksel bir festivalcilik bağlamında yapılmış şeyler de var, yani bir denge söz konusu. Çıkan şey önceden var olan bir şey olmasın istiyoruz. Örneğin kapanıştaki Jam Session'da çalacak Asher Gamedze, Güney Afrikalı çok önemli bir davulcu. Londra Caz Festivali'nde çaldıktan bir gün sonra bize geliyor. Biz Asher Gamedze ve kendi triosu üzerinden de bir şey yapabilirdik, çok prestijli olurdu. Ama bizim tarzımız o değil. Biz onu bir Jam Session'a alıyoruz. “Gelin bizim Türkiye'deki lokal müzisyenlerimiz ve birkaç tane daha yabancı isimle hep beraber doğaçlayın. Bakalım ne çıkacak” diyoruz. Doğaçlama bazlı yani. Caz'ı öyle okuyoruz birazcık.
Beyoğlu, İstanbul’un hem mekânsal hem de kültürel hafızasında kilit bir rol oynuyor. Ancak son yıllarda kapanan, değişen mekânlar kamuoyunda tartışma konusu oldu. Siz bu dönüşüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Beyoğlu ve caz müziğinin günümüzdeki ilişkisi bundan nasıl etkileniyor?
Bunun üstüne bir panelimiz de var seçkide: ‘Kent Müziği ve Bir Karşılaşmalar Alanı Olarak Beyoğlu’. Beyoğlu’na dair multikültürellik kelimesi üzerinden söylenmiş bir sürü söz var ama ben daha hafif ezoterik bir soruyla ilgileniyorum: “Neden hep burada canlanmış bu iş?”. Beyoğlu bir şekilde bu caz müziğinin merkezi olmuş.
Caz müziği dinleyecek, sevecek insan da çok fazla zaten. Peki neden mesela orada aynı ortam olmuyor? Eski Pera dediğimiz yer Şişli'ye kadar uzanıyor. Oralarda da tabii bir hareketlilik var ama mesela Nişantaşı'nı geçince yine azalıyor. Yani muhtelif denemeler var ama günün sonunda hep Beyoğlu'nda olmuş. Bu ilginç bir şey.
Beni heyecanlandıran bir soru. Yapmamızın bir sebebi de biraz bu. Bu çıktılarla belki biraz daha bir fikir sahibi olacağız. Ama tek bir cevabı olduğunu da düşünmüyorum.
Festivalden sonra bir rapor, söyleşi ya da bir açık oturum planlıyor musunuz?
Tabii, festivaldeki paneller, sözler hepsi kayıt altına alınıyor. Bunların kitapçığa dönüşmesi, İngilizceye çevrilmesi, dünyaya açılması gibi bir proje var. Bu konuda çok değerli isimlerden destek ve fikir aldık. Özellikle kitapçığın yapılmasının ve uluslararası bağlamda bir forma getirilmesi filmci, sanatçı, Türk caz tarihi için önemli bir belgesel olan ‘Türkiye'de Caz’ın yönetmeni Batu Akyol'un bize özel bir önerisiydi.
Bunları bir araştırma olarak zaten yayınlayacağız. Tabii uluslararası bağlamda akademik kıstasları ne kadar yüksek olur onu bilemem. Ama en azından toplumun bilgilendirilmesi açısından bir kaynak oluşacağını düşünüyorum.
Günümüz ve Beyoğlu’nun caz hafızasına dair birçok söyleşinin yanında Türkiye’nin caz tarihini aktaracak ‘Cazın Hafızası’ sergisi de heyecan verici duruyor. Festivale bir sergi dahil etme fikri nasıl oluştu?
Caz tarihini kupürlerle ve dokümente ederek belli görsellerle anlatan bir naratif, bir retrospektif. Serginin küratörü Cevahir Akbaş gerçekten harika bir iş çıkardı.
En basitinden Taksim metrodan çıkacak olan binlerce insan için böyle bir retrospektifin sağlanması, basitçe ve sade bir şekilde anlatılması değerli. Caz bağlamında da… Caz zaten her zaman yarı entelektüel bir yönü olan bir müzik olduğu için, bilgi sahibi oldukça daha çok keyif alabileceğiniz bir şeydir. Örneğin bir saksafon solosunu bile dinlerken, bilen biri yanınızda size anlatırsa bir anda ondan zevk alabildiğinizi görmeye başlayabileceğiniz bir şeydir çoğunlukla.
Yani bunu seneye de artık nasıl bir konseptle yaparız bilmiyorum ama devamlılığını sağlamak istiyoruz sergi kavramı üstünden. Konserlerden önce bir entelektüel zemin, bir ön hazırlık olsun istiyoruz.
Yeni Soluk
Yorum Yap