Şafak Can Hınıslı yazdı: "Ruhun gıdasını ne kadar alıyoruz?"

Bu kış uzun sürdü.
Sadece takvimde değil.
İnsanların yüzünde, yürüyüşünde, sesinde…

Sabahları aydınlanmamış bir gökyüzüne uyanan insanların içi de erken karardı.

Bazen bir cafede, bazen yürürken otobüs duraklarında bekleyen gençlere bakıyorum.
Kulaklık var ama çoğunda müzik yok. TikTok ya da Instagram Reels kaydırıyorlar.
Telefon var ama içi sessiz.

Eskiden bir şey vardı o yüzlerde.
Bir yere yetişme telaşı değil…

Bir şeylere bağlanma hali.
Şimdi daha çok hesap var.
“Bu ay nasıl geçecek…”
“Bilet ne kadar olmuş…”
“Gidemeyiz…”

Bir konserin, bir etkinliğin adı geçince ilk akla gelen şey artık müzik değil.
Fiyat!

Eskiden insanlar “kim çıkıyor” diye sorardı.
Şimdi “kaç lira” diye soruyor.

Ve çoğu zaman o soru, o anın sonu oluyor.

Gençler müziğe uzak kalıyor.
Yaşlılar zaten çoktan çekilmiş.
Orta yaşlılar ise arada bir yerde, ne tam kopabilmiş ne de yeniden bağlanabilmiş.

Şehir kalabalık.
Ama sessiz.

Kalabalığın içinde yayılan bir sessizlik bu.
Kimsenin yüksek sesle konuşmadığı,
kimsenin şarkıya eşlik etmediği bir sessizlik.

İnsan bazen sadece çalışarak yorulmaz.
Bazen eğlenemediği için de yorulur.

Ruhun da bir ihtiyacı var.
Ve o ihtiyaç, uzun süredir erteleniyor.

Sonra bir gün…
Hava değişiyor.
Önce çok belli olmuyor.
Rüzgâr biraz yumuşuyor.
Güneş biraz daha uzun kalıyor.
İnsan yürürken fark ediyor.
Bir şey hafiflemiş gibi.
Sonra bir ses duyuluyor.

Bir meydanda…
Bir iskelede…
Bir tramvayın içinde…

Birileri çalıyor.

Durup bakıyorsun.

Kim bu diye değil,
ne çalıyor” diye.

Kabataş’ta bir gitar sesi,
Eminönü’nde bir kadın sesi,
Üsküdar’da üç kişinin kurduğu küçük bir sahne…

Gülhane’de çimenlerin üstüne oturan insanlar,
Emirgan’da yürürken durup dinleyenler…
Kimse bilet sormuyor.
Kimse hesap yapmıyor.

Çünkü müzik, ilk kez uzun zaman sonra parayla ölçülmüyor.

İstanbul’un içinde, yeniden dolaşmaya başlıyor.

Belki de mesele tam olarak buydu.

Şehir sadece binalarla, yollarla, projelerle kurulmaz.
Şehir, sesle kurulur.

İnsan sesiyle.
Müzik sesiyle.

Bir meydanda durup dinleyen iki insanla.

İBB’nin “Sokakta Müzik Var” dediği şey, bir etkinlikten biraz daha fazlası aslında.
Şehre yeniden nefes aldırmak gibi.
Unutulan bir şeyi hatırlatmak gibi.
Kış bitti mi?
Tam olarak değil.

Ama bahar başladı.

Ve bazen bir şehrin bahara girdiğini, ağaçlardan önce sokaklarında çalan müzikten anlarsın.

Çünkü umut bazen büyük cümlelerle gelmez.
Bir köşede çalan bir şarkıyla gelir.

Ve insan, o şarkıyı duyduğu anda fark eder:

Hâlâ buradayız