Akbelen direnişçisi Esra Işık'a tahliye kararı: 40 günlük tutukluluk sona erdi
Şafak Can Hınıslı yazdı: “Rayların omzundaki Cumhuriyet”
Cumhuriyet yorgun bir memleketin küllerinden doğarken, elde ne büyük fabrikalar vardı ne de bugünkü anlamıyla güçlü bir sanayi.
Savaşlardan çıkmış, yolları dağılmış, yoksul ama ayağa kalkmaya çalışan bir ülke vardı.
Ve o dönemin kadroları çok iyi biliyordu:
Ülkeyi toparlamanın temeli şehirleri birbirine bağlamaktı.
1920’lerin sonundan itibaren Anadolu’nun dört bir yanında hummalı bir çalışma başladı.
Sivas’a, Erzincan’a, Malatya’ya, Diyarbakır’a uzanan hatlar adeta Cumhuriyetin damarlarıydı.
O istasyonlara sadece tren gelmiyordu.
Posta geliyordu.
Gazete geliyordu.
Öğretmen geliyordu.
Doktor geliyordu.
Devlet geliyordu.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetin ilk kurucu kadroları için demiryolu, ulaşımın dışında da çok şeydi…
Onlar için mesele; Anadolu’yu birbirine bağlamak, memleketi ortak bir kader etrafında yeniden kurmaktı.
O yüzden “Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” bir marştan da öte, bir kalkınma manifestosuydu.
Aradan yaklaşık bir asır geçti.
Bugün İstanbul’un altına baktığınızda yine aynı sesi duyuyorsunuz aslında.
Bu kez buhar lokomotifleri yok belki ama yerin metrelerce altında çalışan tünel makineleri var.
Kazılan yeni hatlar, açılan yeni istasyonlar, birbirine bağlanan milyonlarca hayat var.
Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli Metro Hattı da tam olarak bu yüzden yalnızca bir metro projesi olarak okumamak gerek. Cumhuriyetin o eski damarının bugünkü şehir hayatındaki devamı.
Nuri Aslan’ın söylediği “Anadolu Yakası’nın altı adeta demir ağlarla örülmüş durumda” görmek isteyene çok şey anlatıyor.
Bugün Sultanbeyli’den çıkan bir genç, Üsküdar’a 50 dakikada ulaşabilecekse; bu yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda hayatın hızına yetişmeye çalışan insanın nefesidir. Genciyse yaşlısıyla, öğrencisiyle çalışanıyla koca bir şehrin nefesi…
İBB’nin aynı anda yedi metro hattını sürdürmesi, Ümraniye-Ataşehir-Göztepe hattından Sultanbeyli’ye uzanan çalışmalar… Bunların hepsi bana Cumhuriyetin ilk dönemindeki o inadın bugünkü şehir versiyonunu hatırlatıyor.
Vizyon dediğimiz şey bazen tam olarak budur:
Geçmişin mirasını slogan olarak taşımak değil, onu yeni çağın ihtiyaçlarına göre devam ettirebilmek.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Anadolu’yu raylarla birbirine bağlayan irade neyse, bugün milyonluk bir metropolü metro ağlarıyla nefes alabilir halde tutmaya çalışan anlayış da aynı yerden besleniyor.
Ray değişiyor.
Teknoloji değişiyor.
Şehir büyüyor.
Ama fikir değişmiyor:
İnsanı birbirine bağlamak.
Memleketi ileri taşımak.
Ve bu ülkenin çocuklarına daha yaşanabilir bir gelecek bırakmak.
Belki de bu yüzden bugün İstanbul’un altında çalışan her metro hattında aslında Cumhuriyet’in ve Cumhuriyet’in kurucu kadronlarının sesi vardır.
Bir asır önce Anadolu’ya uzanan o demir ağların sesi…
Yeni Soluk
Yorum Yap