Nazım’a Yolculuk Ankaralı sanatseverlerle buluştu

Usta şair ile ilgili bugüne kadar ortaya çıkmamış belge ve eserler Haluk Oral’ın küratörlüğünde Ankaralılarla buluşuyor

Dünyaca ünlü şair Nâzım Hikmet’in yaşamından bugüne kadar ortaya çıkmamış belge ve eserler, yazar ve küratör Haluk Oral’ın “Nâzım Hikmet’in Yolculuğu” adlı kitabının sayfalarından çıkarak, İş Sanat Ankara Sanat Galerisi’nin salonunu doldurdu. Küratör Oral, Nâzım’ın kendisi için özel bir yeri olduğunu” belirterek “Eğer bir insan, Türkçeye önem veriyorsa Nâzım Hikmet’e de önem vermesi lazım. Politik görüşü ne olursa olsun” dedi. Tasarımını Emre Senan’ın, proje koordinatörlüğünü ise Ruken Kızıler’in üstlendiği sergi, 31 Aralık’a dek görülebilecek.

Serginin açılışı önceki gün yapıldı. Açılıştan önce Cumhuriyet’in sorularını yanıtlayan küratör Haluk Oral, Nâzım Hikmet’in kendisi için önemini şu sözlerle anlattı:
“Nâzım, bugün kullandığımız Türkçeye en çok katkısı olan şairlerden biri... Son yüzyılda pek çok insan daha temiz bir Türkçe arayışına girmiştir. Mesela Yahya Kemal böyle temiz, beyaz Türkçe dediğimiz bir Türkçenin arayışına girdi. Nâzım Hikmet de temiz, halkın anlayacağı bir dille yazmanın peşine düştü ve bunu Türkçenin kalitesini yükselterek yaptı. Dolayısıyla eğer bir insan Türkçeye önem veriyorsa, ki bence her Türkün çok önem vermesi lazım, Nâzım Hikmet’e de önem vermesi lazım. Politik görüşü ne olursa olsun...”

‘AİLESİNİN ERDİĞİ POTA GİBİ’

Çalışmasının amacının “Nâzım Hikmet’i Nâzım Hikmet yapan şeylerin ne olduğunu araştırmak” olarak anlatan Oral, “Nâzım’ın geçmişini araştırdım. Yoksa onun ‘paşa’ çocuğu olması değil önemli olan, o paşaların da paşa olması değil” dedi. Oral, “Mesela Mehmet Nâzım Paşa’nın, paşalığından çok bir şair olması önemli. Polonya’dan gelen dedesi Mustafa Celaleddin Paşa’nın aynı zamanda ressam ve haritacı olması, Müşir Mehmet Ali Paşa’nın da aslında şiir yazması... Dolayısıyla, Nâzım’ın bütün bu insanların eridiği bir pota olduğunu düşünüyorum. O potandan elde edilen bir ürün benim gözümde. İsmi bile Hikmet, ‘felsefe’ kelimesinin Osmanlıcasıdır. Hikmet kelimesinin Nâzım’ın babasına ve dolayısıyla kendisine verilmesinin nedeni de Mehmet Nâzım Paşa’nın felsefeye olan ilgisinden dolayıdır. Bu bile Nâzım’ın yaşamında ailesinin etkisini görmek için ufak bir örnek.”

'DERDİ İSYAN ETMEK DEĞİL'

Nâzım için kullanılan “Saçı bile tarağa isyan eden adam” ifadesini “şairane” olarak tanımlayan Oral, “Nâzım Hikmet’in tek derdinin isyan etmek için isyan etmek olduğunu düşünmüyorum. Nâzım Hikmet bir şeylerin daha güzel olması için daha kötü şeylere isyan eden bir insan. Yoksa sadece isyankâr biriydi diyemeyiz” ifadesini kullandı. Sergide bir bölüm olarak sunulan şairin ünlü “Putları Yıkıyoruz” kampanyasından da söz eden Oral, Nâzım’ın amacını ve kampanyanın öyküsünü ise şöyle anlattı:
“Amaç insanlara, eski şairlere hakaret etmek falan değil, onlar için kullanılan tanımların yanlışlığını göstermekle ilgilidir. Mesela onunla ilgili en güzel örnek, kampanyada hakkında yazı yazdığı ilk insan Abdülhak Hamit’tir. Abdülhak Hamit’le yazıdan 4 - 5 yıl sonra evinde sohbet eder ve o sohbeti de gazete yazısı haline getirerek, yayımlar. ‘Aslında bu insan, çağının ürettiği bir insandı’ der. ‘Saygıdeğer bir insandı, ziyaretinden ayırılırken elini öptüm’ diye de açık ve net yazıp, gazetede basar. Ama bu, ‘Putları Yıkıyoruz’ kampanyasından pişman oldu demek değildir. ‘Biz ne demek istediğimizi anlattık ve Abdülhak Hamit bizi anladı’ der ve onun gösterdiği o anlayış Nâzım’da çok büyük saygı uyandırır.”

NAZIM, ATATÜRK'LE TANIŞIYOR

Oral, Nâzım’ın Milli Mücadele’ye katılmak için Ankara’ya geldiğinde Atatürk’le tanışmasını ve sergide yer alan sahneyi de şöyle anlattı:
“O sahnenin tek kaynağı Nâzım’ın arkadaşı Vâlâ Nurettin’in, ‘Bu Dünyadan Nâzım Geçti’ kitabıdır. Karl Detroit ya da Müslüman olduktan sonraki adıyla Müşir Mehmet Ali Paşa, Nâzım Hikmet’in anneannesinin babası. Müşir Mehmet Ali Paşa’nın kızı Zekiye Hanım, İsmail Fazıl Paşa ile evlendi. Onların çocuğu da Ali Fuat Cebesoy. Ali Fuat Cebesoy, Atatürk’ün sınıf arkadaşı, onların evinde kalıyor. İsmail Fazıl Paşa, Atatürk’ü talebeliğinden beri tanıyor ve Ankara’da Atatürk başa geçip, Milli Mücadele’yi başlattığı zaman İsmail Fazıl Paşa da Ankara’ya gidiyor. Nâzım’ın akrabası orada. İsmail Fazıl Paşa, Nâzım’ı çok seviyor ve Mustafa Kemal’e, Vâlâ Nurettin’le beraber, ‘Genç şairler’ diye takdim ediyor. Ki o zamanlar Nâzım Hikmet İstanbul’da yazdığı şiirlerle adını duyurmuş dolayısıyla Ankara’ya kabul edilmiş bir şair. Orada Atatürk’le birkaç dakikalık sohbetleri oluyor. Atatürk, Vâlâ Nurettin ve Nâzım Hikmet’e gayeli, konulu şiirler yazmalarını öneriyor. Öyle kısa bir sohbet geçiyor aralarında İsmail Fazıl Paşa sayesinde.”

ORHAN VELİ VE NAZIM HİKMET İLİŞKİSİ

Sergide, Nâzım’ın yaşamında yer alan edebiyatçılar arasından Orhan Veli’ye ayrılan bir bölüm de var. Oral, bu bölümü, iki şairin ilişkisini, “Nâzım Hikmet açlık grevi yaptığı zaman Yaprak dergisinde bunu destekleyen yazılar çıktı. Oktay Rifat, Melih Cevdet ve Orhan Veli iki gün açlık grevi yaptı Ankara’da ve bunu da duyurdular basına. Hatta ‘komünistlik’le suçlandılar. Onlar da ‘Biz bunu komünist olduğumuz için yapmadık, bir meslektaşımız, bir şair açlık grevi yapıyor diye yaptık’ derler. Nâzım’ın birkaç şiirini yayımladılar Yaprak dergisinde. Sergide de bu bölümler var. Bir de Cahit Sıtkı Tarancı’nın Nâzım’la ilgili yazdığı çok güzel bir şiiri Yaprak’ta yayımladılar. Cevaben de Nâzım Hikmet, Orhan Veli öldükten yıllar sonra yaptığı pek çok radyo konuşmasıyla ondan sevgiyle bahseder. Yazdığı bir şiir de vardır onun adının geçtiği... O şiir de sergide görülebilir” sözleriyle anlattı. Oral, serginin 1951’den sonrasını kapsamadığını da ifade etti.