Başsavcı süre verdi: 2 hafta içinde iddianameler tamamlanmış ve davalar açılmış…
İşte CHP’nin Alevi Açılımı
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sezgin TANRIKULU, Genel Sekreter Gürsel TEKİN, Genel Başkan Yardımcısı Şafak PAVEY ve CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan SALICI, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda gerçekleştirdikleri basın toplantısıyla CHP’nin inanç özgürlüğüne ilişkin önerilerini kamuoyuyla paylaştılar. Herkes için inanç özgürlüğüyle ilgili CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin TANRIKULU ve Genel Sekreter Gürsel TEKİN imzasıyla TBMM’ye kanun teklifi olarak sunuldu.
CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin ve Genel Başkan Yardımcısı, Şafak Pavey, Sezgin Tanrıkulu ve İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı’nın oturduğu divanda CHP Genel Başkan Yardımcısı Şafak Pavey CHP’nin Alevi açılımını açıkladı. CHP’nin “Alevi Paketi”nde, Aleviler için kutsal kabul edilen günlerin resmi bayram ilan edilmesinden, nüfus cüzdanlarındaki din hanesine kadar pek çok önemli değişiklik ve proje yer alıyor.
CHP’nin Alevi Paketinde neler var?
Nüfus cüzdanlarındaki “din” hanesi kaldırılmalı. Zorunlu din dersleri kaldırılmalı.
Mevzuatta yer alan “ibadethane”, “ibadet yeri” ve “mabed” ifadeleri, “Cami, Mescid, Cemevi, Kilise, Havra ve Sinagolar” olarak şekilde yeniden düzenlensin.
Alevilerin kutsal bayramı olan “Gadir Hum” bayramı, Türkiye’deki “resmi bayramlar” arasına dahil edilmeli.
Alevi inancında özel önem taşıyan “Hızır Orucu” için her yıl Şubat ayının ikinci haftası Perşembe günü tatil ilan edilmeli.
Madımak olayının yaşandığı 2 Temmuz günü “sevgi ve hoşgörü günü” ilan edilmeli. Madımak Oteli müze yapılsın.
ALEVİLER VE ALEVİ İNANCI İLE İLGİLİ AÇILIMIN ON ŞARTI
Dinler ve inançlar gelenek tarafından sürdürülür ve korunur. Hiçbir inanç resmi otoriteye ne olup olmadığını kanıtlamakla yükümlü değildir. Hiçbir inanç; o inancın sahibi olmayanlarca tanımlanamaz.
Nice medeniyetlerden süzülüp buluştuğumuz topraklarımızda, egemen mezhebin kendisine tehlike gördüğü inancı kontrol etmek, kendisine benzetmek ve içinde eritmek niyetiyle yaptığı her türlü samimiyetsiz hile ve kurnazlık yeni çatışmaları beslemekten başka bir fayda getirmez.
Oysa inançların; uzun kanlı geçmişlerinden sonra insanlık için en hayırlı yorumu; ahlaki bir rehberlik olarak takip edilmeleridir. Aksindeısrar etmek yeryüzünü bir kez daha din referanslı kan gölüne çevirmek olur.
Katı doğmalardan beslenen anlayış sonucu; Alevilik ve Aleviler her zaman aşağılanan, dışlanan, hor görülen ve saldırıya uğrayan bir inanç oldu. Ancak bu sosyal durum AKP iktidarı ile birlikte meşru ve resmi bir ortak uygulamaya döndü. Alevileri sürekli yönetimden dışladı. Aleviler sistematik bir biçimde kamu kurumlarında dışlamanın yanısıra kamusal alan ve ortak kullanım mekânlarında da dışlanmıştır. Özellikle ‘Saray’daki Sultan’ tarafından meydanlarda hedef gösterildi. Bu dışlama ve hedef gösterilmenin yarattığı toplumsal yaraların onarılması, öfkelerin yatıştırılması için bir an önce yol almak zorundayız.
Aleviler “ıslah” edilmeleri gereken bir topluluk değillerdir. Alevileri Sünni anlayış içinde eritme politikasına son verilmelidir. Aleviliğin tanımlanmayadeğil, inandıkları gibi yaşamaya, hakarete, baskıya, katle uğramadan yaşamaya ihtiyacı vardır.
Alevilerin yaşam alanlarına müdahale edilmezse çakma açılımlar yapmaya da gerek kalmayacak. Konu bu kadar basit… Ana Muhalefet Partisi olarak; toplumsal birlikteliğin sağlanması,sosyal barış için acil önerilerimizi kamuoyunun dikkatine sunuyoruz:
1- Temel hak ve özgürlük taleplerinden önce Alevilerin en temel sorunu can güvenliğidir. En küçük bir gerginlikte Alevi evleri işaretleniyorsa, Alevilerin yoğunlukta yaşadığı mahalle veya semtler kendilerine “talimat verilen polis” tarafında TOMA’lar eşliğinde gaz bombaları ile nefes alınamaz hale getiriliyorsa ve hükümet buna karşı hiçbir yasal takibat yapmıyorsa durum gerçekten vahimdir. Alevilerin can güvenliğini büyük risk altında tutan anlayışa karşı; hükümet ve TBMM’de gurubu bulunan bütün partilerin ortaklığıyla sosyal kampanyalar ve çalışmalar için ilk adımlar hızla atılmalıdır.
2- Hükümetin ve kimi din eğitimi verenlerin; “Biliyorsunuz o Alevi,” “Malum mezhep”, “Mezhebini söyleyemiyor ,” “Mahkemenin hâkimi Alevi,” “Cemevleri ‘terör yuvası” , ““Aleviler abdestsizdir, yemekleri yenilmez”,” “Alevilik sapık bir mezhep. Mum söndü yapıyorlar. “ gibi kışkırtıcı kin söylemlerinden vazgeçip, bir daha tekrarlanmaması şartı ile özür dilemeleri gerekiyor. Aksi halde, siyasetin üst koltuklarından gelen nefret söylemi, takipçileri tarafından değiştirilmesi mümkün olmayan bir önyargı olarak yayılıyor.. .
İçine doğdukları ırk ya da inanç hakaret sözcüğü olarak kullanılan ve çoğunluk algısında yadırganmayan diğer tüm topluluklarla birlikte Alevileri de hedef alan nefret suçları, yasal yaptırımlara bağlanmalıdır.
3- Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin, sadece Sünni kesime aktarılması, diğer farklı inanç toplulukların aleyhine kullanılması, Alevilerin asimilasyonunu hızlandırmaktadır. Camilerin su, elektrik ve benzer kamu harcamalarını karşılayan Diyanet, anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak diğer hiçbir inancın benzer harcamalarını karşılamamaktadır.
Hükümet; Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle yüz bini aşkın cami üstünden toplumun inanç algısını kontrol etmekte; yönlendirmektedir. Bu hiçbir modern demokraside benzerine rastlanmayan muazzam ve niyete göre çok tehlikeli bir güçtür. Diyanete ayrılan bütçe, Alevilerin kurumlarıdâhil diğer bütün inançlarlaeşit orandapaylaştırılmalıdır.
4-Cemevlerinin, ibadethane mi, kültür evi mi olup olmadığını tanımlamak hükümetin ya da devletin resmi kurumu Diyanetinhaddi değildir. Cemevleri yüzlerce yıllık baskı, katliam ve yasaklamalara rağmen sadece inananlarının sadakati ile günümüze ulaşmış bir ibadethaneve aynı zamanda “sivil bir inanç birlikteliğinin ” mekânsal imkânıdır. Cemevlerinin özgür ve güven içinde varlığını sağlamak, tıpkı diğer inançlarda olduğu gibi devletin asli görevidir.
Pozitif hukukta ibadet yerlerinin hukuki statüsü düzenlenirken çeşitli tanımlar kullanılmaktadır. Günümüz hukukunda kasıtlı yorumları önleyecek bir anlayışı getirmek için ülkemizde bulunan bütün dinler ve inançlar dikkate alınarak; sadece “İbadet Yeri veya hanesi,” kavramının kullanılması yasal karışıklığa son verecektir. Her inanca devlet nezdinde eşit tanınma ve eşit muamele görme hakkı kazandıracaktır.
5- “Aleviler; “Kimdir”,“Alevilik Nedir?” sorusuna hükümet tarafından kabul görecek bir yanıt vermeye zorlanmakta, ilahiyatçılar ve siyasetçiler soruyu Aleviler yerine yanıtlama konusunda yarışmaktadır. Devlet; inancı tanımlamaya, kendi kalıbına sokmaya müdahale ederse, o inancın mensuplarını kontrol altında tutan bir baskı yönetimine dönüşür. İçinde bulunduğumuz yönetimde Alevilerinve diğer egemen inançtan olmayanların başına gelen de budur.
Hükümet; Aleviliği siyasal amaçları çerçevesinde yeniden tanımlama; inşa etme; uluslararası topluluğa vitrin süsü olarak hazırlama girişimlerine son vermelidir.
Bir inancın; başka bir inancı tanımlama ve ibadet pratiklerini belirleme konusunda yetkili merci olması kabul edilemez.
6- Kamu kurumlarında din ve mezhep fişlemelerine, Alevi avcılığına son verilmeli, diğer ayrıştırılan topluluklarla birlikte pozitif ayrımcılıktan yararlandırılmalıdırlar. Kamuda; Alevi çalışanların “temizlenmesi”ne ilişkinuygulamalar geri alınmalı, iddialar şeffaf bir şekilde araştırılıp, sonuçları kamuoyuna ulaştırılmalıdır. TRT’nin ya da THY gibi dev kamu kurumlarının tekçi yapısı Alevilerin uğradığı dışlanmayı perçinlemektedir.
Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi kaldırılmalı, Nüfus Hizmetleri Kanununun 7/e fıkrası ve buna bağlı olarak 35/2 fıkrası kaldırılmalıdır. Aleviler, güvenlik kurumlarının sakıncalı fişlemesinden çıkarılmalıdırlar.
7- İnanç; siyasi bir toplum mühendisliği meselesi değil gönüllülük esasına dayalı bir seçimdir. Eğitim sisteminde uygulanan bağnaz mezhepçi yaklaşım sadece Alevi çocuklarını değil, daha az(!) Sünni, ya da inançsız öğrencileri bile asimile etmektedir. İmam Hatip’e dönüştürülen okullar, bilim formasyonundan çıkmış,Sünni eğitim kurumları haline gelmişlerdir. Her sözleşmesini imzaladığımız ve bağlayıcı olan AİHM kararları yeniden hatırlanarak; zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Eğitimde farlılıkların gözetildiği bir yaklaşım esas alınmalıdır.
82 Anayasası’nda yer alan düzenleme yerine 1961 Anayasası’nın 19. maddesinde yer alan; “Din eğitimi ve öğrenimi, ancak kişilerin kendi isteğine ve küçüklerin de kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır” düzenlemesine uygun seçmeli din dersleri getirilmelidir.
Bu nedenle; Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. maddesinde yer alan “zorunlu” ibaresi yasadan çıkarılmalıdır. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün 09.07.1990 tarih ve 1 karar sayılı kararında belirtilen yaklaşımlar terk edilmelidir.
8- Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bazı semtler kentsel dönüşüm bahanesi kullanılarak dağıtılıyor. Ve sürekli polis kontrolü altında tutuluyor. Örnek olarak Tuzluçayır, Armutlu, Gazi, Sarıgazi, Okmeydanı vb. Bu semtlerde yaşayanların da bu toprakların yurttaşı olduğu hatırlanmalı ve üstlerindeki ayrımcı devlet baskı ve şiddeti sona erdirilmelidir. Hükümet, kentsel dönüşümü Alevi inanç mensuplarını dağıtmak ve eritmek için bahane kullanmadığına ikna edecek samimi kanıtlar ve değişiklikler sunmalıdır. Alevi köylerine ya da Alevilerin yoğun yaşadığı semtlere zorla ve sistematik bir biçimde camiyapılmasına son verilmelidir.
9-Alevi toplumunun kutsal mekânlarından biri olan, Elmalı Tekke Köyü’ndeki Abdal Musa türbesinin yanında taş ocağı ruhsatı verilmesi (mahkeme kararı ile iptal edildi sonunda), Munzur vadisinde yapılması planlanan barajlarla, Heslerle, diğer kutsal mekân ve ziyaretlerin yok edilecek olması, ibadet özgürlüklerine saldırıdır. Alevilerin kutsal mekânlarına yönelik yağma ve yıkımlara son verilmelidir.
Hacı Bektaş Veli Dergâhı Alevi toplumunun kült merkezidir. Alevlerin kendileri için kutsal olan bir mekanı ziyaret ederken ücret karşılığında giriş yapmaları kabul edilemez. Dergâhın asıl sahipleri Alevi toplumudur ve kendilerine teslim edilmelidir. Keza, Karacaahmet ve Şahkulu gibi, ancak kira karşılığı kullanılabilen dergâhlarda Alevilere verilmelidir.
10-Eşit yurttaşlık ilkesi, yurttaşların dili, dini, inancı, cinsiyeti ve ırkı nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılmaksızın hakta ve özgürlükte eşit kabul edilmesini ifade eder. İnsanlığın ortak tarihi, eşitliğin, anayasal güvenceye alınmasının bu hedefe ulaşmak için yeterli olmadığını gösteren örneklerle doludur.
Ülkemizde eşit yurttaşlığın gözetilmemesi nedeniyle; ayrımcılığa maruz kalan toplulukların içinde Aleviler de yer almaktadır. Alevilerin temel sorunları, toplumsal yaşamın, diğer inanç gruplarıyla eşit olanaklara sahip olarak yaşamalarına -imkân bırakmayacak şekilde örgütlenmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Çözüm; Alevilere ‘AZINLIK STATÜSÜ” verilmesi değil, ‘İNANÇ’ haklarının tanınmasıdır. Yaasalar önünde düzenlenecek eşitliğin sosyal hayatta uygulanır olmasını sağlamaktır.
Bu bağlamda Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme ile Bölgesel veya Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nda bulunan çekinceler kaldırılmalıdır.
***
TÜRKİYE MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifim ve gerekçesi ektedir. Gereğini saygılarımızla arz ederiz.
|
Gürsel TEKİN İstanbul Milletvekili |
Dr. M. Sezgin TANRIKULU İstanbul Milletvekili |
GEREKÇE
Din ve vicdan hürriyeti, Anayasamızda da, tarafı olduğumuz uluslararası insan hakları belgelerinde de açıkça korunan temel insan haklarından biridir.
Anayasanın 10. maddesinde ‘Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir’ ifadesi ile devletin tüm inançlar karşısında eşit mesafede durmasını teminat altına alınmaktadır.
Anayasanın 24. Maddesinde ise; “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir… İbadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” hükümleri yer almaktadır.
Tarafı olduğumuz ve Anayasamızın 90. Maddesine göre Kanunların üzerinde bir hukuki etkiye sahip uluslararası insan hakları sözleşmelerinde de benzer hükümler yer almaktadır.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 18. Maddesinde, “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır.Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.” hükümleri yer alır.
Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü” başlıklı 9. Maddesinde de, “Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.” denmektedir.
Ancak bütün bu Anayasa gücündeki hükümler Türkiye’de Sünni İslam inancı dışındaki inançlara sahip yurttaşlarımız için herhangi bir koruma sağlayamamakta; Hükümet tarafından yok sayılmaktadır.Özellikle Alevi yurttaşlarımız Cemevi yerine Camiye gitmeye, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adı altında okullarda Sünni İslam inancına göre tasarlanmış din dersini almaya zorlanmaktadır.
Alevi yurttaşlarımızın inanç ve ibadetlerini yaşamalarına ilişkin mevcut sorunları uluslararası kuruluşların gündeminde tartışılmakta, Avrupa Birliği (AB) İlerleme Raporlarında da dile getirilmektedir. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği çok sayıdaki ihlal kararına rağmen bu sıkıntılar devam etmektedir.
Giderek büyüyen bu “yok sayma” politikasının yarattığı toplumsal sorunların çözümü için Hükümetin “Alevi Çalıştayları” adı altında başlattığı toplantılar sonucunda,2010 yılında bu gerçeklere vurgu yapan bir nihai rapor ortaya çıkmıştır.
“Alevi Çalıştayları Nihai Raporu”nun sonuç bölümünde; Alevilerin devlet ve toplum nezdinde ayrımcılığa uğradıkları dolaylı olarak ifade edilmiş, devletin şeffaflık içinde bu algınınortadan kaldırılması için acilen rahatlatıcı adımlar atmasıgerektiği belirtilmiştir.
Bu bağlamda önce ayrımcılığa yol açanuygulamalara son verilmesi ve özellikle de hukuki mevzuatın ayrımcılığı besleyen ve kurumsallaştıran öğelerdenbir an önce arındırılması gerektiği kaydedilmiştir.
Raporda, zorunlu din dersleri nedeniyle uygulamada ortaya çıkan sorunların çözümü için bu dersin diğer olağan derslerle aynı statüde tanımlanarak seçmeli hale getirilmesi; isteğe bağlı derslerin, vatandaşların kendi rıza ve isteklerinebağlı olarak verilmekle birlikte hiçbir şekilde kendi kimliklerini beyan etmek zorunda kalmayacakları bir şekilde tasarlanması gerektiği vurgulanmaktadır.
Ayrıca Mevcut haliyle din derslerinin revize edilerek, müfredatın tüminanç alanlarına aynı mesafe bilinciyle hazırlanması vebaşta Aleviler olmak üzere tüm inanç gruplarının faydalanabileceği bir hale getirilmesi de raporda yer almaktadır.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi geçtiğimiz Eylül (2014) ayında oybirliği ile verdiği kararında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin eğitim hakkıyla ilgili maddesini ihlal ettiğine hükmederek,Hükümetin “zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini” istemiştir.
Hükümetin “Alevi ÇalıştaylarıNihai Raporu”nda, Cemevlerinehukuki bir statü kazandırılması, Sivas’taki Madımak Oteli’nin kamulaştırılarak; binanın, Madımak olayında hayatını kaybedenlerinanısını hatırlatacak şekilde düzenlenmesi de yer almıştır.
Hükümetin hiçbir şekilde gereklerini yerine getirmediği söz konusu rapordaki talepler bu Kanun teklifimizde yer almaktadır.
Öte yandan Türkiye’de yaşayan Alevi yurttaşların çoğu ve İslam dışında bir dine mensup olan (veya herhangi bir dine mensup olmayan) bireyler nüfus cüzdanındaki din hanesinin kaldırılmasını talep etmektedir. Bu talep Anayasanın 24. Maddesinde de yer alan “Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz” hükmünün de bir gereğidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 2010 yılında verdiği bir kararında, resmi nüfus sicil ve kâğıtlarına vatandaşların dini inançlarının kaydedilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu sonucuna varmıştır.
Son olarak, insanların dinlerinin gereklerini yerine getirme, özel günlerini yaşamaları, taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin,“Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü” başlığı altında güvence altına aldığı haklardan biridir. Toplumun bir kesiminin dininin gereklerini yerine getirmesi için her türlü düzenleme yapılırken diğer bir kesimin inançlarının gereklerinin engellenmesi, taraf olduğumuz Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi’nin ve Anayasamızın eşitlik ilkesinin ihlali anlamındadır.
Alevilerin kutladığı Gadir Hum Bayramını dini bayramlar arasına almak ve o günü resmi tatil olarak kabul etmek Alevilerin inançlarını rahatlıkla ve gerektiği gibi yaşamalarını sağlayacaktır. Aynı şekilde Hızır Orucu Bayramı’nın da tatil ilan edilmesi toplumsal barışa ve dayanışmaya önemli katkı sunacaktır. Böylece Anayasamızın, din ve vicdan hürriyeti konusunda eşitlik ilkesine de uyulmuş olunacaktır.
İnsan haklarına dayanan, demokratik bir ülkede devletin tüm inançlara eşit bir mesafede bulunması ve din ve vidan hürriyetinin gereklerini tam olarak yerine getirmesi temel bir zorunluluktur.
MADDE GEREKÇELERİ
MADDE 1- Madde ile 2 Temmuz gününün “Sevgi ve Hoşgörü Günü” olarak her yıl bütün yurtta anılması amaçlanmaktadır. Sevgi ve Hoşgörü Günü törenleriyle ilgili esaslar belirlenmektedir.
MADDE 2- 2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta yaşamını yitiren yurttaşlarımızı anmamızı sağlayacak ve bir daha böyle olayların yaşanmaması için genç kuşakları düşünmeye sevk edecek biçimde Madımak Otelinin müzeye çevrilmesi ve bir anıt yapılması öngörülmektedir.
MADDE 3- Gadir Hum Bayramı Alevilerin en kutsal bayramıdır ve sadece Alevileri değil tüm Müslümanları ilgilendirir. Milyonlarca Alevi yurttaşımız, Gadir Hum Bayramını kutlamak ve dinin gereklerini yaşamak ve yerine getirmek isterken, resmi işlerin devam etmesinden dolayı zor durumda kalmaktadır.Alevi yurttaşlarımızın kutladığı Gadir Hum Bayramını dini bayramlar arasına almak ve o günü resmi tatil olarak kabul etmek Alevilerininançlarını rahatlıkla ve gerektiği gibi yaşamalarını sağlayacaktır. Böylece Anayasamızın, din ve vicdan hürriyeti konusunda eşitlik ilkesine uyulmuş olunacaktır.
MADDE 4-Dini ve ulusal bayramlar toplumumuzun birlik, beraberlik ve dayanışması adına önemli günlerdir. Alevi yurttaşlarımız açısından önem taşıyan Hızır Orucu gününün resmi tatil ilan edilmesi toplumsal barışa önemli katkı sunacaktır. Bu amaçla 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un 2’nci maddesinin C ve D fıkraları değiştirilerek, her yıl Şubat ayının ikinci haftası Perşembe gününün tatil edilmesi öngörülmektedir.
MADDE 5- Mevzuatımızda yer alan “ibadethane”, “ibadet yeri” ve “mabed” ifadelerinin muğlak olmasından dolayı; ülkemizde yaşayan Semavi dinlere mensup Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin ibadet yerlerinin net olarak belirlenmesi için “ibadethane”, “ibadet yeri” ve “mabed” ifadelerinden “Cami, Mescit, Cemevi, Kilise ve Sinagogların” anlaşılması, bu yolla özellikle Alevi yurttaşların yaşadıkları ibadet özgürlüğü noktasındaki sıkıntıların aşılması amaçlanmaktadır.Bu doğrultuda, 3194 Sayılı İmar Kanunu’nda geçen ‘ibadet yeri’ ibareleri ‘Cami, Cemevi, Mescit, Kilise, Sinagog, Havra’ olarak değiştirilmektedir.
MADDE 6-Dördüncü madde ile benzer gerekçeler nedeniyle 442 sayılı Köy Kanunundaki “cami” ibarelerinin yanına “Cemevi, Kilise ve diğer ibadethaneler” ibareleri eklenmektedir.
MADDE 7-Dördüncü maddedeki aynı gerekçelerle 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunda yer alan “İbadet yeri” ibareleri “Cami, Cemevi, Mescit, Kilise, Sinagog, Havra” olarak değiştirilmektedir.
MADDE 8-Dördüncü maddedeki aynı gerekçelerle 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun yer alan “İbadet yeri” ibareleri “Cami, Cemevi, Mescit, Kilise, Sinagog, Havra” olarak değiştirilmektedir.
MADDE 9-Dördüncü maddedeki aynı gerekçelerle 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nda yer alan “İbadet yeri” ibareleri “Cami, Cemevi, Mescit, Kilise, Sinagog, Havra” olarak değiştirilmiştir.
MADDE 10-Dördüncü maddedeki aynı gerekçelerle2464 sayılıBelediye Gelirleri Kanunu’nda yer alan ‘Cami, Mescit, Kilise ve Havra’ ibarelerinin içine “Cemevi” de dahil edilmektedir. Ek Madde 2’nin (f) bendinde yer alan ‘ibadethaneler’ ifadesi de ‘Camiler, Cemevleri, Kiliseler, Sinagoglar ve Havralar’ olarak değiştirilmektedir.
MADDE 11- Dördüncü maddedeki aynı gerekçelerle 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nda geçen “ibadethaneler” ibaresi “Camiler, Cemevleri, Kiliseler, Sinagoglar, Havralar”olarak değiştirilmektedir.
MADDE 12– Dördüncü maddedeki aynı gerekçelerle 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. Maddesinin (n) bendinde yer alan ‘mabetler’ ibaresi ‘Camiler, Cemevleri, Kiliseler, Sinagoglar ve Havralar’ olarak değiştirilmektedir.
MADDE 13- Dördüncü maddedeki aynı gerekçelerle2985 Sayılı Toplu Konut Kanunu’nun 2 inci maddesinde geçen “ibadethane” ibaresi “Cami, Cemevi, Kilise, Sinagog, Havra” olarak değiştirilmektedir.
MADDE 14- Dördüncü maddedeki aynı gerekçelerle5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 153. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan ‘ibadethanelere’ ibaresi ‘Camilere, Cemevleri, Kiliselere, Sinagoglara ve Havralara’ olarak değiştirilmektedir.
MADDE 15-Nüfus cüzdanlarında “din” hanesinin bulunmaması amaçlanmıştır.
MADDE 16- Zorunlu din derslerinin seçmeli ders haline getirilmesi amaçlanmıştır.
MADDE 17– Yürürlük maddesidir.
MADDE 18- Yürütme maddesidir.
BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ
MADDE 1- 17/03/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel TatillerKanuna aşağıdaki Geçici madde eklenmiştir.
“Geçici Madde 2-2 Temmuz Sevgi ve Hoşgörü Günü’dür. Bu günde bütün kamu kurum ve kuruluşlarının öncülüğünde, vatandaşların ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile tören düzenlenir. Sevgi ve hoşgörü günlerinde düzenlenecek törenlerle ilgili yönetmelik, kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde, Devlet Bakanlığı, Kültür ve Turizm ile Milli Eğitim Bakanlıklarınca ortaklaşa düzenlenir.”
MADDE 2- 16/4/2003 tarihli ve4848 sayılı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanuna aşağıdaki Geçici madde eklenmiştir.
“Geçici Madde 9-2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta meydana gelen üzücü olayın unutulmaması ve yaşamını kaybeden yurttaşlarımızın anısına, olayın gerçekleştiği Madımak Oteli, Kültür ve Turizm Bakanlığınca “Utanç ve Yüzleşme Müzesi” haline getirilir ve olayın meydana geldiği yerde yarışma yoluyla bir anıt yaptırılır.
Müzenin kurulacağı alan Sivas Madımak Otelinin bulunduğu yerdir. Belirlenen alan içerisinde özel mülkiyete ait yerler hakkında, 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun ilgili hükümleri uygulanır. Bu amaç için, Maliye Bakanlığı yedek ödenek tertibinden, Kültür ve Turizm Bakanlığının ilgili tertibine, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 21. Maddesinde yer alan sınırlamalar aranmaksızın eklenir.”
MADDE 3- 17/3/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un 2’inci Maddesinin, 1’inci Fıkrasında yer alan, B) bendine aşağıdaki alt bent eklenmiştir.
“3. Gadir Hum Bayramı; Arefe günü saat 13.00’ten itibaren 1,5 gündür.”
MADDE 4- 17/3/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un 2’nci Maddesinin 1’inci fıkrasının C ve D bentleri aşağıdaki biçimde değiştirilmiştir.
“C) 1 Ocak günü yılbaşı tatili, 1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü tatili ve her yıl Miladi Takvime göre Şubat ayının ikinci haftası Perşembe günü için Hızır Orucu tatilidir.”
- D) Ulusal, resmi ve dini bayram günleri ile yılbaşı günü, 1 Mayıs günü ve her yıl Miladi takvime göre Şubat ayının ikinci haftası Perşembe günü resmi daire ve kuruluşlar tatil edilir.”
MADDE 5 –3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci, 27 inci ve 44 üncü maddelerinde geçen ‘İbadet yeri’ ibareleri ‘Cami, Cemevi, Mescit, Kilise, Sinagog, Havra’ olarak değiştirilmiştir.
MADDE 6- 18/3/1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununun 2 ve 91 inci maddelerinde yer alan “cami” ibaresinden sonra gelmek üzere “cemevi, kilise ve diğer ibadethaneler” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 7 –24/2/1984tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 10 uncu ve 19 uncu maddelerinde yer alan ‘İbadet yeri’ ibareleri ‘Cami, Cemevi, Mescit, Kilise, Sinagog, Havra’ olarak değiştirilmiştir.
MADDE 8-31/0/1956 tarihli ve 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 31. ve 32. Maddelerinde yer alan “Cami” ibaresi “Cami, Cemevi, Mescit, Kilise, Sinagog, Havra” olarak değiştirilmiştir.
MADDE 9-3/7/2005 tarihli ve 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 73. Maddesinin Ek 3’üncü (Ek fıkra: 16/5/2012-6306/17)fıkrasında yer alan ‘ibadethane’ ibaresi ‘Cami, Cemevi, Kilise, Sinagog, Havra’ olarak değiştirilmiştir.
MADDE10– 29/5/1981 tarihli ve 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 36. Maddesinin 2. Bendinde yer alan ‘Cami, Mescit, Kilise ve Havra’ ibaresi ‘Cami, Cemevi, Kilise, Sinagog ve Havra’ olarak, 90. Maddede yer alan ‘İbadet yerleri’ ifadesi ‘Camiler, Cemevleri, Kiliseler, Sinagoglar ve Havralar’ olarak ve Ek Madde 2’nin (f) bendinde yer alan ‘ibadethaneler’ ifadesi ‘Camiler, Cemevleri, Kiliseler, Sinagoglar ve Havralar’ olarak değiştirilmiştir.
MADDE 11-13/6/2006 tarihli ve 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. Maddesinin (ç) bendinde geçen “ibadethaneler” ibaresi “Camiler, Cemevleri, Kiliseler, Sinagoglar, Havralar”olarak değiştirilmiştir.
MADDE 12-10/7/2004 tarihli ve 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. Maddesinin (n) bendinde yer alan ‘mabetler’ ibaresi ‘Camiler, Cemevleri, Kiliseler, Sinagoglar ve Havralar’ olarak değiştirilmiştir.
MADDE 13-2/3/1984 tarihli ve 2985 Sayılı Toplu Konut Kanunu’nun 2 inci maddesinde geçen “ibadethane” ibaresi “Cami, Cemevi, Kilise, Sinagog, Havra” olarak değiştirilmiştir.
MADDE 14- 26/9/2004 tarihli ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 153. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan ‘ibadethanelere’ ibaresi ‘Camilere, Cemevleri, Kiliselere, Sinagoglara ve Havralara’ olarak değiştirilmiştir.
MADDE 15-25/4/2006 tarihli ve 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 7. Maddesinin e bendi ve 35. Maddesinin 2. Fıkrası metinden çıkarılmıştır.
MADDE 16- 14/6/1973 Tarihli ve 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. Maddesi “Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan seçimlik dersler arasında yer alır.” olarak değiştirilmiştir. ‘Zorunlu’ ibaresi ‘seçimlik’ ibaresiyle değiştirilmiştir.
MADDE 17– Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 18– Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
Yeni Soluk
Yorum Yap