Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Bozbey adliyeye sevk edildi
Eylül Cansın, ölümünün 5. yılında anılıyor
5 Ocak 2015 günü Boğaziçi Köprüsünden atlayarak intihar eden genç Eylül Cansın (Mehtap Zengin) ölümünün 5. yılında anılıyor.
Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak intihar eden trans birey Eylül Cansın ölümünün 5. yılında anılıyor. 23 yaşında hayata veda eden Cansın, intihar etmeden önce annesinden son bir istekte bulunmuş, videoda intihar nedenini ve vasiyetini anlatmıştı.
Cansın, hayatına şu sözlerle veda etmişti:
“Bugün benim en güzel günüm, çok mutluyum ama bugün benim için güzel bir gün daha olacak. Herkese teşekkür ediyorum, onları seviyorum. Birçok insan benim arkadaşımdı ama arkadaşım değilmiş. Herkesi vicdanı ile baş başa bırakıyorum. Ben artık yapamıyorum, bunu öğrendim. Herkesin istediği gibi istediği şeyi yapıyorum. Şu anda 24 yaşında olmam lazım ve 24 yaşımda hayatımı sonlandırıyorum. Yapamadım, çünkü insanlar bana izin vermedi, çalışamadım, bir şeyler yapmak istedim ama yapamadım, bana çok engel oldular ve beni çok mağdur ettiler. Herkesi Allah ile baş başa bırakıyorum ve şuan Boğaziçi Köprüsü’ne doğru gidiyorum. Yarın gazetelerin 3., 4., veya 1. sayfalarında benim adımı duyacaksınız. Hepinizi öpüyorum Allah’a emanet olsun. Tek isteğim, anne benim evde küçük bir köpeğim var. Onu senin alacağını ve çok iyi bakacağını biliyorum. Anne onu sana emanet ediyorum. Ona her baktığında sadece beni hatırla ve onu kimseye verme. O tuvaletini eve yapmıyor. Ona kızma, hiçbir şekilde hiçbir şey yapmıyor. Benim günahıma giren, vebalimi alan insanları Allah’a havale ediyorum”
Cansın'ın intiharının ardından annesi şu röportajı vermişti:
23 yaşındaki trans birey Eylül Cansın, 4 Ocak’ta sabaha karşı saat 03:30 sularında İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nden atladı. Cesedine Ortaköy sahiline yakın bir alanda ulaşılırken köprüden atlamadan önce çektiği video sosyal medyada dolaşıma girdi.
“Bugün benim en güzel günüm. Çok mutluyum ama bugün benim için bir güzel gün daha olacak. Herkese teşekkür ediyorum” diyerek başladığı videosuna Cansın şöyle devam ediyordu: “Yapamadım çünkü insanlar bana izin vermedi. Çalışamadım, bir şeyler yapmak istedim yapamadım. Anladınız mı? Bana çok engel oldular. Beni çok mağdur ettiler. Herkesi Allah ile başbaşa bırakıyorum. Şu an Boğaz Köprüsü’ne doğru gidiyorum.”
Cansın’ın videosunda kullandığı ifadelere rağmen annesi Nurcan Zengin Bala, yaşananların bir intihar olmadığını söylüyor. Cansın’ın videoda “Tek isteğim, anne benim evde küçük bir köpeğim var, onu sana emanet ediyorum. O hiç çişini ve kakasını eve yapmıyor. Ona bakarken ‘O benim evladım’ de her zaman, ona kızma” diyerek seslendiği annesi Bala, şu soruyu soruyor:
“Kızım intihar etmedi. İntihara sürüklendi trans çetesi tarafından. Çocuğumun o gece yerini buldular ve tehdit ettiler. Ölüme giderken köpeğini düşünen bir çocuk, anasını hiç düşünmez mi?” Kadıköy’de bir trans çetesi olduğunu savunan ve kızını ölüme sürüklediklerini ileri süren Nurcan Zengin Bala, T24’ten Michelle Demishevich'e konuştu.
Bala, “trans çetesi”nin Eylül Cansın’a yaptığı işkencelerin yanı sıra Cansın’ın çocukluğunu, iş ve sosyal hayatında maruz kaldığı mahalle-toplum baskısını, trans çevresinde neler yaşadıklarını ve öldüğü gün neler olduğunu anlattı. Tekirdağ’da eşi ile birlikte yaşayan 43 yaşındaki anne Bala, Cansın’ın hikayesinde bazen şiddetiyle, bazen kayıtsızlığı ama her zaman ayrımcılığıyla var olan polislerin varlığını da unutmadı. Eylül Cansın’ı, ardında sadece köpeğini bırakarak 23 yaşında hayata veda etmeye zorlayan hayatını, annesinin gözünden okumak için buyrun.
’18 yaşına kadar bir şey söylemedi’
"Bebeklerle oynardı sürekli. Benim kıyafetlerimi giyerdi hep. Bir trans çocuk olduğunu anlamamıştık. Zaten 18 yaşına gelene kadar da bana bir şey söylememişti."
Bala, Eylül’ün okuldan sonra başladığı çalışma hayatında cinsiyet kimliğinden dolayı ne tür zorluklarla karşılaştığını şöyle aktardı:
“Çalıştığı iş yerlerinden sürekli ayrılırdı Eylül. İnsanların bakışları ve dedikoduları gizliden bir baskı oluştururdu kızımın üzerinde. Veterinerden sonra kızımı bir tekstil atölyesinde işe yerleştirdim ama insanlar orada da çalışmasına izin vermediler. Gizli baskı ve şiddet orada da kızımı rahat bırakmadı ve o işten de ayrılmak zorunda kaldı benim çocuğum. Saçlarını uzatırdı ben de ısrarla kuaföre götürür, kestirirdim saçlarını. Ben kendisindeki bu farklılığın ne olduğunu sordukça, kendisinin entelektüel olduğunu söyler ve ‘Cemil İpekçi de böyle’ derdi. Bana zaman zaman LGBTİ temalı filmler izlettirirdi. Filmleri izlerken ağlardı Eylül.”
‘Psikolog bunun genlerden kaynaklandığını söyledi’
“Eylül’ün cinsiyet kimliğine ilişkin durumunu ilk ne zaman anladınız, size açıldı mı” sorusu üzerine Nurcan Zengin Bala şu ifadeleri kullandı: “Eylül 18 yaşına gelince bana söyledi. ‘Anne ben sana hep filmler izlettiriyordum ama sen anlamıyordun’ dedi. ‘Beni ya böyle kabul et ya da ben giderim’ demişti. Ben de halasını arayıp bu konuda kendisinden yardım istedim. Halası geldi ve Eylül’ü Şişli Pangaltı’da bir psikologa götürdük. Psikolog bize bunun genlerden kaynaklanan bir durum olduğunu ve bu konuda Eylül’ün çok fazla bilinçli olduğunu, bu anlamda şanslı olduğumuzu söyledi.
‘5 bin lira kredi çektik, silikon meme yaptırdık’
Nurcan Zengin Bala, hayatlarının daha sonra nasıl ilerlediğini şöyle anlattı: “Kızımın çalışmasına izin vermiyorlardı. Nereye gitse iki gün sonra ayrılmak zorunda kalıyordu. O yüzden ben çalışıyordum O da evde kalıyordu. Ben ona dışardan yemeğini ve ihtiyaç duyduğu her şeyi getiriyordum. Gündüz arada markete gidermiş Eylül ve mahallenin erkek çocukları onu kovalarmış ve küfür ederlermiş. O dönem Okmeydanı’nda yaşıyorduk. Zamanla Eylül internet sayesinde kendi gibi arkadaşlar edindi. Ben uyuyunca o gece gizlice dışarı çıkardı. Arkasından koşardım, seslenirdim ama o yine de giderdi. Artık bebek değildi ki kilit altında tutayım. Sonra Sıla adında bir trans kadınla tanıştı. Sıla, Kadıköy’de yaşıyordu. Zaten benim çocuğumu ilk yoldan çıkartan o oldu. Bir gün aldım karşıma evladımı, konuştum. Bu böyle olmaz, dedim. Dönüşümün zamanı gelmişti. Halası bankadan 5 bin lira kredi çekti ve biz de gidip kızıma silikon meme yaptırdık. Ben çalışıyordum kızım evde kalıyordu.”
‘Mahalleli rahatsız oldu diye günlerce evde aç kaldığını söyledi’
“Bir gün ‘Ben Sıla’ya taşınacağım’ dedi ve gitti. Hatta kira bedeli karşılığında Sıla’ya 5 yüz lira ödeme yapacağını söyledi. Ama kızım daha bir hafta olmamıştı ki evine geri döndü. Sıla’da başına olumsuz olaylar gelmiş. Çantasından parasını çalmışlar, hatta cüzdanını akvaryumun içine atmışlar. ‘Anne olmadı, yapamadım’ dedi. Ben nerden bileyim Sıla gibilerin bu işin tüccarı olduğunu! İçlerine girmemişim ki daha önceden neyin ne olduğunu bilmiyorum.
Ben de kızıma oturabileceği bir ev bulmasını söyledim. Kenarda birikmişim vardı, ona sıfırdan kendi başına bir düzen kuracağımı söyledim. Şişli’de eski adliye binasının sokağında bir ev kiraladık. Kısa bir zaman sonra beni aradı kızım, bina sakinleri kendisinden şikayetçi olmuşlar. Bir gün eve polis gelmiş ve kızıma çok sert davranmışlar. Hatta evde köpeği vardı, köpek havlayınca polis daha çok sinirlenmiş. Eylül, ‘Polis neredeyse silahını çıkartıp köpeğimi vuracaktı anne’ dedi bana. Parası kalmamış sokağa da çıkamıyormuş korkusundan, günlerce evde köpeğiyle beraber aç kaldıklarını söyledi. Bana da çekindiği için söyleyememiş. Ben de kızıma gece geç saatte ‘Bin bir taksiye, atla dön gel evine’ dedim. Bir iğne almadık o evden, öylece terk ettik orayı. Sırf mahalleli ve binadakiler kızımdan rahatsız oldukları için.”
‘Mahalleli ‘Travesti anası da o biçim galiba’ diyordu’
“Benim yanıma geri döndü çocuğum. Dışarı çıkmazdı, arkadaşları gelirdi eve. Mahalleli kızımdan rahatsız olmuş ve muhtara gidip şikayetçi olmuşlar. Benim kızım mahallelinin çocuklarına kötü örnek oluyormuş. Ev sahibim geldi ve bana eğer yalnız yaşıyacaksam bu evde kalabileceğimi, aksi takdirde taşınmam gerektiğini söyledi. Ben de kızımı alıp kısa süre sonra o evden ve mahalleden taşındım. Mahalle baskısı her geçen gün artıyordu, bunu artık hissedebiliyorduk. Yeni taşındığımız mahallede de bu sefer benim hakkımda bir baskı ve şiddet görmeye başladık. Kulağımıza çalınan söylentiler canımızı sıktı. Mahalleli benim için ‘Travesti anası da o biçim galiba’ diyordu. Ben de Okmeydanı’na eski evime geri döndüm.”
‘Beni çırılçıplak soydular, dövdüler’
“Ev sahibim Eylül olmadan bana yeniden kiralamayı kabul etmişti. Bir süre sonra Eylül beni aradı ve ‘Anne ben Kadıköy’e taşınıcağım, çok iyi bir insanla tanıştım’ dedi. Çok iyi insan dediği de Y. B.
Y.B. sözde Kanada’ya yerleşeceğini ve evini olduğu gibi 6 bin 500 lira karşılığında kızıma devredeceğini söylemiş. Eylül’ün intiharından yaklaşık iki yıl önce oluyor bu olay. Ben de kızıma kimseye güvenmemesini ve yine sorun yaşayacağını söyledim. Eylül bana ısrarla Yankı’nın çok iyi biri olduğunu söylüyordu. Yankı kızımdan 4 bin lira peşin para almış, geri kalanını da sonra ödersin demiş. Yaklaşık iki ay gibi bir zaman geçtikten sonra kızım ağlayarak beni aradı. ‘Anne Yankı ve arkadaşları beni çırılçıplak soydular, bütün kıyafetlerimi yaktılar, beni dövdüler ve paramı da geri vermediler’ dedi. Kızımın bütün kıyafetlerini ben kendi ellerimle dikerdim çalıştığım tekstil atölyesinde. ‘Biliyor musun anne’ dedi, ‘Hiç bir şeye yanmam ama senin diktiğin elbiseleri bile yaktılar ya ona yanıyorum üzülüyorum.’”
‘Kadıköy trans çetesi kızımı pazarladı, uyuşturucuya zorladı, dövdü!’
Nurcan Zengin Bala, Eylül’ün yaşadıkları ardından eve geri dönüp dönmediği sorusuna şu karşılığı verdi: “Hayır geri dönmedi. Yine Kadıköy’de biriyle tanışmış. ‘Anne çok iyi biriyle tanıştım, günlük 50 TL para veriyorum, evinde kalıyorum’ dedi. Hiç bana demedi, ‘Beni çalıştırıyorlar’ diye… Şebekenin içine düştüğünü söylemedi… A.G.. Kadıköy trans çetesi. Kalktım, kızımın yaşadığı o eve gittim. Gözümle görmek istedim nasıl bir yerde yaşadığını. Eve bir gittim, evde bir sürü trans kadın. İlk defa o kadar çok trans kadını bir arada gördüm. Ben o evi pansiyon gibi bir şey sandım. A.G. beni görünce yanıma geldi, ‘Anneciğim sen rahat ol, evladın burada gayet rahat, aklın hiç kalmasın’ dedi. Ay ben nereden bileyim çocuğumu orada pazarladıklarını, uyuşturucu batağına sürüklediklerini! Oradan da kısa süre sonra ayrıldı Eylül, Bostancı’da tek başına bir ev kiraladı. A.G.’nin yanında hizmetçi olarak çalışan Reyhan adında bir kadın kızıma yardımcı olmuş. Bir gün Reyhan Hanım bana kızımın A.G.’nin evinde yaşadıklarını bir bir anlattı. Kızımı fuhuş yapmaya zorladıklarını, esrar içmeye çalıştırdıklarını ve hatta dövdüklerini anlattı. Eylül’e sordum olanları, ‘Anne seni üzmemek için anlatmadım’ dedi. ‘Senin sözünü dinlemedim, başıma bu olaylar geldi. Utandım, anlatamadım anne’ dedi. Bostancı’da yeni kiraladığı evde birkaç gün kaldıktan sonra Tekirdağ’a, evime geri döndüm ben.”
Trans çete üyeleri kim?
Nurcan Zengin Bala, “Eylül’ün yaşadığı sorunlar yeni eve taşındıktan sonra yine devam etti mi” sorusu üzerine şu yanıtı verdi: "Kızımın evine girdiğimde gördüğüm tablo son derece korkunçtu. Kızım bir tek ölmemişti. Her tarafı yara bere ve kan içindeydi. Vücudunun her yerinde morluklar vardı."
“Evet, devam etti, hem de derecesi giderek artmıştı şiddetin. İntiharından yaklaşık iki ay önce A. G. kızıma ‘Eğer Kadıköy’de yaşamak istiyorsan günlük kazancının yarısını bana ödeyeceksin’ demiş. Kızım da bir süre onlara korkudan para vermiş ama sonra kabul etmemiş ve ‘Artık size para vermiyeceğim’ demiş. A.G., D. B., K.S. ve E. C. kızımı Bağdat Caddesi’nin ortasında çırılçıplak soymuşlar elektroşok silahıyla, masa ve sehpa bacaklarıyla dakikalarca dövmüşler. Evlerinin yakınlarında bir otoparka almışlar kızımı, orada öldüreceklermiş. Yoldan geçen genç bir erkek görmüş koşmuş ve yardım etmiş kızıma."
‘İntihar edecek insan o gün evine taze ekmek almaz'
Bala, Eylül Cansın’ın hayatını kaybettiği gün yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Kızım Eylül Cansın, intihar etiği gün öğlen saatlerinde beni aradı. ‘Ne yapıyorsun annem’ dedim. ‘Şila’yı gezdiriyorum’ dedi. ‘Kahvaltı yaptın mı’ dedim. Öylesine, sıradan konuştuk. Akşam üzeri yine aradı beni. Dizi izlemeyi çok severdi. Bana o gün hangi dizinin olduğunu sordu. Güllerin Savaşı, Paramparça, Yılanların Öcü ve Bu Tarz Benim’i çok severdi. Hatta Bu Tarz Benim’in tekrarlarını bile izlerdi. Bana o akşam üzeri telefonda ‘Anneciğim çok az kaldı’ dedi. Ameliyatımı olacağım, sonra babamın da emekli maaşını alırım. Diğer sosyal haklarından da yararlanırız’ dedi.
"İntihar edecek insan kalkıp o gün evine taze ekmek almazdı."
Hatta bana ‘Anne ne zaman yanıma geleceksin’ diye sordu. Ben de eşimin her ayın 20 ile 25 tarihleri arasında maaş aldığını ancak o zaman gelebileceğimi söyledim kendisine. Eylül de bana ‘Anne ne zaman gelmek istersen, ben biletini alırım’ dedi. ‘Anne sen benim için çok değerlisin. Ben senin için yaşıyorum. Senin emeğini asla ödeyemem’ dedi telefonda. Çocuğumun hayalleri vardı. İntihar edecek bir çocuk değildi. İntihar etmek için de çıkmadı kızım o gece. İntihar edecek insan kalkıp o gün evine taze ekmek almazdı.”
Nurcan Zengin Bala, Eylül Cansın’ın intihar ettiği gün yakınlarının kendisine haber vermesiyle İstanbul’a geldiğini söyledi. Bala, “Bana kız kardeşimin rahatsızlandığını ve hastaneye kaldırıldığını söylediler. İstanbul’a hastaneye gelince kızımın öldüğünü öğrendim” dedi.
‘Dünyaya tekrar gelsem yine Eylül’ü seçerdim!’
Nurcan Zengin Bala, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Evladın cinsiyeti fark etmiyor. Evlat evlattır. Ben dünyaya tekrar gelsem yine Eylül’ü seçerdim. Kızımdan hiç bir zaman utanmadım. Nereye giderse gitsin her zaman elinden tuttum. Dışarıda insanlar tuhaf tuhaf bakardı. Hiç bir zaman o insanları umursamadım. Kızımı doğurduğum için asla pişmanlık duymadım. Kızım beni çok severdi. Dudaklarımdan öperdi beni. Beni hayatta tutan tek şey Eylül’dü. Ben Eylül için yaşıyordum. Çocuğum beni yalnız bırakıp gitmezdi. Biz çocuğumla çok çile çektik. Kızım intihar etmedi. İntihara sürüklendi trans çetesi tarafından. Çocuğumun o gece yerini buldular ve tehdit ettiler. Ölüme giderken köpeğini düşünen bir çocuk, anasını hiç düşünmez mi? Beni bu hayatta yalnız bırakır mıydı? Benim çocuğumun hayalleri vardı. Hayallerinin içinde hep ben vardım. Hep benimle ilgili hayaller kurardı. ‘Anne sana güzel bir ev alacağım, güzel günlerimiz olacak’ derdi hep.”
Bala, yaşadıklarını hukuki bir boyuta taşıyıp taşımayacakları konusunda “Hukuki süreci başlattık. Avukat Eren Keskin’e vekalet verdim, İstanbul LGBTİ Derneği aracılığıyla” dedi.
-
İntiharın yıldönümünde, Gökçer Tahincioğlu, T24'deki 'Yüzleşme' isimli köşesinde bir yazı kaleme aldı. Tahincioğlu'nun "Kırmızı bir cinayet: Eylül Cansın" başlıklı yazısı şöyle:
Her gece arabalarla, zorla çalıştırılan, başka iş bulamadığı için çalışan, yok sayılan, görülmeyen, olmaması istenen transların önünde kuyruk olup, yalvar yakar pazarlık yapanların sabah olduğunda çocukların ahlakından endişeli erkeklere dönüştüklerini de bilmiyordu
Darbe girişimleri, ekonomik krizler, kumpas soruşturmalar, felaketler, siyasi çalkantılar, seçimler, savaşlar, barışlar…
Bir ülkenin, coğrafyanın, o coğrafyadaki insanların kaderini etkileyen büyük büyük olaylar olup biterken, 'küçük küçük' hayatlara biçilen kader, bazen ne yaparsanız yapın, ne kadar mücadele ederseniz edin değişmiyor.
Herkesin kendisini en iyi, en doğru, en hakkaniyetli bildiği toplumda, bütün o 'iyileri', 'doğruları' birbirine sıkıca bağladığı söylenen ipler, birilerinin darağacına dönüşüyor.
* * *
Beş yıl önce, dünyanın yeni bir yılla kendini kandırdığı, beyaz bir sayfanın üzerine bu kez güzel bir öykü yazılabileceğine inanmak istediği günlerde, genç bir trans kadın, taksinin içinde sigara içerek cep telefonundan kayıt yapıyordu.
5 Ocak 2015 tarihli kayıtta, Eylül Cansın, gözyaşları içerisinde anlatıyordu, kendini yenik saydığı mücadelesini:
"Bugün benim en güzel günüm. Herkese teşekkür ediyorum" diyerek başlıyordu kayıt:
"Yapamadım çünkü insanlar bana izin vermedi. Çalışamadım, bir şeyler yapmak istedim yapamadım. Anladınız mı? Bana çok engel oldular. Beni çok mağdur ettiler. Herkesi Allah ile baş başa bırakıyorum. Şu an Boğaz Köprüsü’ne doğru gidiyorum."
Gitti… 03.30 sıralarında köprüden bıraktı bedenini. Ortaköy sahiline yakın bir yerde bulunduğunda cenazesi henüz önünde yaşanmamış bir hayat vardı.
Eylül Cansın, 5 Ocak 2015’te, henüz 23 yaşında, ötekinin de ötekisi olarak geçirdiği hayata, tek varlığı olan köpeğini annesine emanet ederek, annesinden, "Sakın kızma ona, baktığında beni gör" son dileğinde bulunarak veda etti.
Bir intihar değil, cinayetti.
* * *
Eylül Cansın, bedeni ve ruhundaki farklılıkları fark ettiğinde henüz çocuktu.
Önce nasıl hissettiğini anlaması, sonra kendini buna ikna etmesi, sonra annesine anlatması, sonra yaşama tutunması gerekiyordu, henüz bilmiyordu ne yaşayacağını ama istediği ve hissettiği gibi yaşamak istiyordu.
Annesine, cinsiyetin kadın ve erkekten ibaret olmadığını anlatan, her seferinde gözyaşı döktüğü filmleri izletti, anlamasını bekledi.
18’ine geldiğinde artık beklemedi ve nasıl hissettiğini söyledi. Annesi, elinden tuttu.
Eylül Cansın, okulu bitirip de işe başladığında, öyle büyük hayaller kurmuyordu. Emeğinin karşılığını alacak, küçük bir yaşam kuracak, hissettiği gibi yaşamını sürdürecekti.
Öyle olmadı.
Girdiği her iş yerinden kısa sürede ayrılmak zorunda kaldı. Bakışla, sözle, başka davranışlarla dışlanıyor, bir süre sonra işten çıkartılıyordu. Yolda rahat yürüyemiyor, eve rahat girip çıkamıyordu. Nasıl baş edeceğini bilmiyor ama baş edebilmek için bütün gücüyle uğraşıyordu. İki günden fazla tutmuyorlardı hiçbir iş yerinde.
Mahalleye geldiğinde erkek çocukları kovalıyordu, caddede yürüdüğünde diğer erkekler… Kadınlar bakışlarıyla rahatsız ediyordu, esnaf sözleriyle…
Hissettiği gibi gözükebilmek için annesinin ve halasının desteğiyle ameliyat oldu, artık göğüsleri vardı. Dışlanmayacağını, şiddet görmeyeceğini düşündü ama yanıldı.
Zamanla, kendisini yanlarında rahat hissettiği arkadaşlar edindi internet üzerinden.
Daha kolay nasıl yaşayabileceğini öğrenmek istedi, hor görülmeden, dışlanmadan, şiddete uğramadan.
Ancak yanlış tarifler doğru kapıya çıkmaz. Eylül de bunu kısa zamanda öğrenmek zorunda kalacaktı.
Annesine, markete bile gidemediğinden günlerce evde aç yaşadığını, başka çaresi olmadığını anlatmıştı.
Ama gitmek de çare olmadı.
Kadıköy’de, evlerine gittiği arkadaşlarının yanında da şiddet buldu Eylül Cansın’ı. Parası çalındı, dövüldü, sokağa bırakıldı, eski evine dönmek zorunda kaldı.
Annesi, kızına yeni bir ev kiraladı. Bu kez bina sakinleri şikayetçi oldu. Her şikayette kapısına polis dayandı. Köpeğini bile öldürmekle tehdit ettiler. Bir akşam, yeni kiralanan o evi de öylece bırakmak zorunda kaldı.
Annesinin yanına döndü ama artık her şey daha zordu. Mahallede annesinden de artık 'iyi' bahsetmiyorlardı. Mahallenin çocuklarına kötü örnek olduğu söylendi, günlerce sokaklarda çocukların geleceğinden kaygılanıldı.
En sonunda ev sahibi annesinin kapısına dayandı; "Ya yalnız otur, ya evimden çık…"
Annesi de o evden çıkmak zorunda kaldı. En eski mahallesine döndüğü sırada, Eylül, bu kez çok iyi bir insanla tanıştığını belirterek, Kadıköy’e taşınacağını söyledi. Annesinin de rahat etmesini istiyordu. Tanıştığı kişi Eylül’e, yurtdışına taşınacağını, belli bir ücretle evini devredebileceğini söylemişti. Eylül, biriktirdiği parasını bu kişiye verdi. İki ay sonra ağlayarak annesini aradı:
"Beni dövdüler, çırılçıplak soydular, kıyafetlerimi yaktılar, paramı da geri vermediler…"
Eylül, artık kolaylıkla çıkılamayacak bir ortamın içine düşmüştü.
Günlüğü 50 liradan bir evde kalmaya başladı. Ancak evin şartları vardı. Annesi, kızının trans çetesinin eline düştüğünü ise çok sonra öğrenebilecekti. Kızının yaşadığı yeri görmek için gittiğinde, Eylül’den geriye neredeyse bir cenaze kaldığını görecekti. Bedenindeki morlukları, yara-bere içindeki yüzünü gördüğünde polise gitmeye karar verdi.
Kızı da annesinden güç bularak çeteye direnmeye çalıştığında Bağdat Caddesi’nin ortasında dayak yedi. Elektroşok silahıyla, masa ve sehpa bacaklarıyla dövüldü, işkenceye uğradı.
Annesinin telkiniyle şikâyetçi oldu ama sonuç alamadı. Nereye gitse tehdit ediliyordu. Çete peşini bırakmıyordu.
Yine de cesaretiyle yeni bir yaşama başlamak istedi. Tehditlere rağmen o bölgeden ayrıldı, sosyal medyadaki ismini değiştirdi, adresini farklı bir yerde yaşıyormuş gibi gösterdi. Yeni bir ev tutup oraya yerleşti. Takip altındaydı ama izi bulunmadığı sürece rahattı. Köpeğiyle birkaç ay huzur içinde yaşadı.
Annesine, ameliyat olacağını, cinsiyet değişikliğinden sonra babasından kalan maaşı alabileceğini ve rahat yaşayabileceğini söylüyordu.
Hayali bu kadardı. Üç kuruş maaş, huzursuz edilmediği bir hayat…
Elbette olmadı.
Annesini neşeyle aradığı 4 Ocak günü, köpeğini gezdirdiğini, taze ekmekle kahvaltı yaptığını anlattı. Sonrasında neler olup bittiği hiç netleşmedi. O günün gecesinde, tarih 5 Ocak’a dönmüşken taksiye bindi, köprüye hareket etmesini söyledi. Takside intihar edeceğini bildiren kaydı gözyaşları içerisinde çekmesine rağmen taksici müdahale etmedi. Köprüye çıkıp, sigara içtiğinde köprü polisleri de…
Bedenini bıraktı, bir daha hiç olmamak üzere…
* * *
'Öteki' olmanın bile anlaşılamadığı bir toplumda, 'ötekinin de öteki' olarak, basit bir hayat yaşamayı arzulamıştı.
İkiyüzlü ahlakla süslenmiş bir toplumun, yüzüne ayna tutan insanlara tahammül edemeyeceğini bilmiyordu.
Her gece arabalarla, zorla çalıştırılan, başka iş bulamadığı için çalışan, yok sayılan, görülmeyen, olmaması istenen transların önünde kuyruk olup, yalvar yakar pazarlık yapanların sabah olduğunda çocukların ahlakından endişeli erkeklere dönüştüklerini de bilmiyordu.
Kadınların bakışlarını, çocukların öğrendikleri kötülüğü nasıl yansıtabildiklerini de...
Çetelere neden kimsenin dokunmadığını, ellerine düştüğünde nasıl kurtulabileceğini de bilmiyordu.
Ölümünü "En mutlu günüm" diye özetledi. Yaşamına son verdi.
Ama bir intihar değildi. Herkesin nedenini, olacağını, sorumluların hesap vermeyeceğini, kimsenin sorumlu tutulmayacağını bildiği, herkesin sorumlu olduğu kırmızı bir cinayetti.
Annesi kızının arkasından sonuna kadar mücadele etti.
İntihara müdahale etmeyenlerle ilgili suç duyurularından sonuç alınamadı. Çete kuranlarla, işkence ve dayakla kadınları zorla çalıştıranlarla ilgili de sonuç alınamadı. Dosyalar kapandı.
Annesi Nurcan Zengin Bala, hep sevmeye devam etti kızını:
"Evladın cinsiyeti fark etmiyor. Evlat evlattır. Ben dünyaya tekrar gelsem yine Eylül’ü seçerdim. Kızım intihar etmedi. İntihara sürüklendi. Ölüme giderken köpeğini düşünen bir çocuk, anasını hiç düşünmez mi? Beni bu hayatta yalnız bırakır mıydı? Benim çocuğumun hayalleri vardı."
Ormanda yakılarak öldürülen Hande Kader, sırtından bıçaklanarak öldürülen Gökçe Saygı, evinde öldürülen Hande Şeker, bir otel odasında yaşamını sonlandıran Didem Akay…
Hepsinin hayalleri vardı.
Hayalleri sevmeyen bir coğrafyada doğmaları, hayal kurmalarının çok görüldüğü tercihlerde bulunmalarıydı suçları!
Yeni Soluk
Yorum Yap