Bu bütçe ülkenin kaynaklarını tüketme, faiz, borç ve KKM bütçesidir

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi ve İstanbul Milletvekili Emine Gülizar Emecan, 2023 yılı bütçesinin tümü üzerinde yapılan görüşmelerde konuştu. Bu bütçenin faiz, borç ve kur korumalı mevduat bütçesi olduğunu vurgulayan CHP’li Emecan, “Bu bütçe garanti ödemeleri bütçesidir, aynı zamanda bir seçim bütçesidir diyoruz; ülkenin kaynaklarını tüketme bütçesidir diyoruz, halkın bütçesi değildir diyoruz. Bunun anlamı ne biliyor musunuz? Bunun anlamı paramız olmadığına göre kalan varlıklarımızı, hazine arazilerimizi, kıyı alanlarımızı imara açmaya devam edeceğiz, özelleştirmeler ve satışlara devam edilecek. Bu anlam çıkıyor. Bir de dostlarınıza avuç açmaya devam edeceksiniz. Tabii, hangi bedeller karşılığında bu avuç açılacak? Onları da önümüzdeki süreçte göreceğiz.” dedi.

CHP İstanbul Milletvekili Emine Gülizar Emecan’ın konuşması şöyle:

DERİN BİR ÇÖKÜŞ İÇERİSİNDESİNİZ

"Son bir yılda ne yaşadık biz?" Biraz oradan başlamak istiyorum aslında. Geçen yıl getirdiğiniz 2022 bütçe büyüklüğüne baktığımız zaman, 5 Eylül döviz kuruyla 211 milyar dolar ediyordu bütçemiz. Bütçenin Mecliste kabul edildiği 17 Aralık günü ise 108 milyar dolara düştü. Aslında nasıl bir çöküş içerisine girdiğimizin de resmidir bu. Yani hızla devletin bütçesi küçüldü; halkın cebindeki para, dolar karşısında eridi, halkımız fakirleşti ve bir anda borç batağına düştü. O nedenle de şimdi torba yasalarla sürekli sicil afları, vergi muafiyetleri getirmek zorunda kalıyorsunuz.

YANLIŞ EKONOMİ POLİTİKALARINIZLA YURTTAŞLARA AĞIR BEDELLER ÖDETİYORSUNUZ

“Nasıl oldu bu?" diye baktığımızda, kasım ayında Cumhurbaşkanı faizi indirip ülkeyi bir döviz şokuna maruz bırakmıştı, hatırlarsanız. İşte, o dönemde doların fırlamasıyla birlikte bizim millî paramızın, Türk liramızın değeri küçüldü. Önce, o dönem uygulanan bu yönteme "Çin modeli" dediniz, tutmayınca "Türkiye ekonomi modeli" olarak tanımladınız ve doları baskılamak için kur korumalı mevduat aracı diye bir araç çıkardınız. Türk lirası hesaplarını ve döviz hesaplarını kur korumalı mevduata çevirenlere Merkez Bankası ve Hazine üzerinden kur farkı sözü verdiniz. Getirdiğiniz kendi bütçeniz de altı ayda bir anda eridi ve ek bütçe getirmek zorunda kaldınız. Zaten iyi bir ekonomi yönetimi yoktu ama son bir yıl içerisinde yaptıklarınızla bu ülkeye, bu ülkenin yoksul insanlarına büyük bir bedel ödettiniz ve hâlâ ödetmeye de devam ediyorsunuz. Faizi düşürdükçe enflasyonun yükseldiği, fiyat istikrarından giderek uzaklaşılan bir süreci yaşamayı da bu ülkeye mahkûm ettiniz. Asgari ücrete yaptığınız zamlara rağmen 7 bin lirayı geçen açlık sınırının altında kalmış durumda. 24 bin liradan az geliri olan bir aile artık yoksulluk sınırı altında, "yoksul aile" olarak tanımlanıyor.

Pek tabii, her şeyi Rusya-Ukrayna savaşına, enerji krizine, küresel düzeyde yaşanan para politikalarındaki bozulmaya bağlıyorsunuz ama hiç ısrarla yürüttüğünüz yanlış ekonomi ve maliye politikalarını gözden geçirmiyorsunuz, sorgulamıyorsunuz. Evet, enerjide dışa bağımlılığımız var ancak dolar kurunu bu şekilde patlatmamış olsaydınız enerji fiyatlarındaki artış acaba bu kadar yıkıcı olur muydu? Elbette olmazdı. Gıda fiyatları böyle kontrol edilemez bir şekilde uçar mıydı? Şu anda gıda enflasyonu yüzde 140'ı geçti; o da olmazdı.

DOLARİZASYON PATLADI: YÜZDE 70,9’A YÜKSELDİ

Sunumunuzda kur korumalı mevduat sayesinde liralaşmadan bahsettiniz Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Nasıl bir liralaşmadır bu? Bunu bir daha bize bir anlatırsanız çok seviniriz çünkü tam tersine dolarizasyon artıyor şu anda Türkiye ekonomisinde. Hazine ve Maliye Bakanı Nebati sürekli kur korumalı mevduatın dolarizasyonu kırdığını ve Türk lirası mevduatları arttırdığını ileri sürüyor ama gerçekten öyle mi? Merkez Bankası, şirketlerin kur risklerini hesaplarken bu mevduatları döviz varlığı olarak kabul etmiyor mu? Öyle kabul ediyor. Kur korumalı mevduat uygulaması kapsamında açılan mevduatların döviz kuruna endeksli olması nedeniyle de gerçek dolarizasyon oranı şu anda yüzde 70,9 oranına yükselmiş durumda.

Sizin hesabınız neydi bu Türkiye ekonomi modelinde ve kur korumalı mevduatı çıkardığınızda? Faiz düşecek, enflasyon düşecek, ihracat patlayacak, cari açık kapanacaktı. İhracatı arttırmak için ne yapmak lazım? Üretmek lazım, ham madde ithal etmek lazım, üretmek için ham madde ithal etmek lazım. Tabii, öyle de oldu. Şöyle bir bakalım ihracat ve ithalat rakamlarına. Sunumda ithalat rakamlarına hiç değinmemiştiniz. Ocak-Eylül döneminde ihracat geçen yıla göre yüzde 17 oranında artarken ithalattaki artış yüzde 40,8 olarak gerçekleşmiş. Artan ithalatın içindeki en büyük pay da yüzde 80,8'le ara malı ithalatı. Ara malı ne demek? Üreticinin üretmek için kullandığı ham madde demek. Elbette ki Türkiye'de ara malı yani ham madde üretimini hiçbir şekilde desteklemediğiniz için üretici üretmek için ithalat yapmak zorunda kalıyor ve ne oluyor? Cari açık, dış ticaret açığı patlıyor. Cari açık bugün 40 milyar dolarlara dayandı, hatta geçti; yılsonunda çok daha büyük rakamlara geleceğini de zaten siz kendiniz ifade ettiniz. İhracatın ithalatı karşılama oranına baktığımızda da ithalattaki hızlı artış sonrasında azalmış tabii ki o da. Nasıl olmuş? 2021 yılı Ağustos ayında yüzde 81,6 iken bu karşılama oranı, 2022 yılının Ağustos ayında yüzde 73,6 seviyesine inmiş. Bu rakamlar, sizin kendi yayınladığınız yıllık raporlardan. Eylül ayında aylık dış ticaret açığı ne olmuş? Yüzde 298 artmış, yüzde 298.

PAHALILIK TOPLUMSAL YARA HÂLİNE GELDİ

Bu ülkede sizin mücadele etmeniz gereken en önemli, en büyük problem enflasyon, enflasyon canavarı hatta. Faiz indirerek, arka kapılardan dolar satarak, gizli gizli dolarizasyonu artırarak enflasyonu nasıl düşürmeyi hedefliyorsunuz? Enflasyona bağlı aşırı fiyat artışları ve pahalılık toplumsal bir yara hâlini almış durumda. Bakın, biz neleri konuşuyoruz artık ülkemizde? Siz dünyada uzaya çıktınız ama biz bugün Türkiye'de yumurtanın tanesinin iki buçuk lira olmasını konuşuyoruz çünkü çiftçimiz üretemiyor. Süt fiyatını bile veremediniz maliyetinin üstünde. Bugün Türkiye'de siz uzaya çıkıyorsunuz ama biz süt ineklerinin kesilmesini konuşuyoruz yani sizin gerçekleriniz ile bu ülkenin yaşadığı gerçeklerin arasında dünyalar kadar fark var. Aslında itiraf etmişsiniz bunu, 2022 ekonomik raporunuzda da itirafınız şöyle: Tarıma ne kadar önem verdiğinizi buradaki rakamlar gösteriyor. Rapora göre, tarım sektörü yılın ilk yarısında yüzde 2,4 oranında daralma kaydetmiş. İlk çeyrekte yüzde 1,5 oranında küçülerek gayrisafi yurt içi hasıla büyümesine katkıda bulunmayan tarım sektörü ikinci çeyrekte yüzde 2,9 oranında küçülmüş ve gayrisafi yurt içi hasıla daraltıcı yönde 0,1 puan etkide bulunmuş; bu, sizin raporlarınızdan. Tarımda tabii rant yok, rant başka yerlerde. O nedenle de tarımsal üretim sizin zihniyetinizle biraz küçük görünüyor, önem vermiyorsunuz. Dünya gıda krizini konuşurken sizin tarımı getirdiğiniz nokta işte maalesef bu.

MİLYONLARI KAPSAYAN BİR BÖLÜŞÜM ŞOKU YAŞIYORUZ

Büyümeye bakacağım. Ne demişsiniz? "2021 yılında yüzde 11,4 oranında büyüdük. Ocak-Haziran 2022 döneminde bir önceki yıla göre de yüzde 7,5 büyüdük." diye övünüyorsunuz. Peki, tamam, büyümek güzel, bir ülkenin ekonomisinin büyümesi güzel. Bu rakamların doğruluğu ayrı bir tartışma ama bu büyümeden acaba kimler, nasıl bir pay almış, bir de ona bakmak lazım. Aslında şu anda Türkiye'de milyonları kapsayan bir bölüşüm şoku yaşıyoruz. Dar gelirli vatandaşlarımız millî gelirden, ekonomik büyümeden payını alamıyor ve gittikçe yoksullaşıyor, siz ise kaynakları bir avuç zengine dağıtmaya hâlâ devam ediyorsunuz. Gelir dağılımında adalet diye bir şey kalmadı. 2002'de iş gücünün yani çalışanların millî gelirden aldığı paya baktığımızda yüzde 29'ken aradan geçen yirmi yılda bu 18'e düşmüş. Son iki yılda ücretli çalışanların, işçilerin millî gelirden aldığı pay yüzde 11,4 azalırken sermayenin aldığı pay yüzde 11,1 büyümüş yani ücretliden alınmış, sermayeye transfer edilmiş. "Nasıl gitmiş peki, bu transfer nasıl olmuş?" diye baktığımızda, aslında birçok yolu var ama belki de en önemli, en belirgin yollar kur korumalı mevduata giden transferler, faize giden transferler ve garanti ödemelerine giden transferler.

MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZLIĞINI YİTİRDİ; DEVLETİN KASASI HALİNE DÖNDÜ

Kur korumalı mevduat hesabına baktığımızda, ülkemize, bize maliyeti çok yüksek oldu ve bu maliyeti vatandaş ödediği vergilerle finanse ediyor ama sizin hiç acımanız yok, gerçekten bu yoksul insanlara acımanız yok. Kur korumalı mevduatta ilk vadenin dolduğu mart ayından bugüne kadar geçen altı ayda hazineden kur farkı için yapılan destek ödemesinin 88,4 milyar lira olduğunu öğrendik. Geçtiğimiz hafta Komisyonda Merkez Bankasının yetkilisi kur korumalı mevduata aktarılan miktarı açıklayamayacağını bildirdi. Biliyorsunuz, kur korumalı mevduata hem hazineden hem de Merkez Bankasından aktarım yapılıyor ancak Merkez Bankası yetkilisi Komisyona gelerek bu miktarı açıklayamayacağını bildirdi. Şöyle de bir durum var tabii: Merkez Bankası Plan ve Bütçe Komisyonuna yılda 2 kere rapor vermek, sunum yapmak zorunda, böyle bir sorumluluğu var. Bu sorumluluğu varken Merkez Bankası bu bilgiyi bizden sakladı. "Bu bilgi neden saklanır, neden söylenmez?" diye sormak istiyorum ama bu sorunun cevabını zannederim sözcümüz Sayın Bülent Kuşoğlu konuşmasında anlattı; bu kur korumalı mevduatın hukuki bir dayanağı olmadığını, hukuksuz olduğunu çok detaylı bir şekilde anlattı. Zaten bu süreçte Merkez Bankası da bağımsızlığını kaybettiği için, devletin diğer birçok kurumunda olduğu gibi burada da kurumun yapısı bozuldu. Aslında sizin sayenizde koskoca bir devlet geleneği yapısı bozulmuş durumda, bütün göstergeler bunu gösteriyor. Merkez Bankası yetkisi olmadığı hâlde kur korumalı mevduat hesaplarına kur farklarını ödeyerek devletin kasası hâline dönüşmüş bir durumda. Yapılan tahminlere göre de bugün hazineden ve Merkez Bankasından kur korumalıya ödenen kur farkı yaklaşık 300 milyar lirayı buluyor; yılsonuna kadar daha da artacağı, hatta önümüzdeki yıl bayağı astronomik rakamlara ulaşacağı görülüyor. Siz ise hâlâ bu modeli uygulamakta ısrarcısınız, döviz ve altından kur korumalı mevduata geçen şirketlere sağlanan vergi avantajının süresini de geçtiğimiz hafta torba kanunla 2023 sonuna kadar uzattınız.

ÜLKE OLARAK KARANLIĞA KURŞUN SIKIYORUZ

Bütçe ile ilgili öngörüleriniz bugüne kadar hiç tutmadı. İktidarınızın üç yıllık planlarını gösteren orta vadeli programlar üzerinden bir yıl bile geçmeden güncelliğini ve bir yol haritası olma özelliğini yitiriyor. Hedeflerin hiçbirini tutturamıyorsunuz, bu nedenle de ülke olarak hep birlikte karanlığa kurşun sıkıyoruz. Ancak şunu da sorgulamak gerekiyor: Bu hedefleri tutturamama beceriksizlikten mi, yoksa bilinçli mi yapılıyor acaba? Geldiğimiz nokta 2022-2024 Orta Vadeli Programı'nda 2022 bütçesi için 1,7 milyar lira öngörmüştünüz, tabii, yine hedefiniz tutmadı. Türk lirasının dolar karşısındaki bu aşırı değer kaybetmesiyle bugün bütçemiz -2023 için açıklanan- 4,4 milyara çıktı. 2023 bütçe açığı 659 milyar TL olarak belirlenmiş 2023 için. Faiz giderleri: 2023'te 565 milyar TL faiz ödeyeceğiz. Aslında faize karşı olup ülkeyi neredeyse bütçe açığını kapatacak kadar büyük faiz borcunun içine sokmak da büyük bir başarı açıkçası, bunu da kutlamak lazım.

VERGİ ADALETSİZLİĞİ BÜYÜYOR

Gelirlere baktığımızda, 2023'te beklenen gelir 3,8 trilyon. Elbette ki gelirlerde en büyük payı yaklaşık yüzde 85'le vergi gelirleri oluşturuyor, 3,6 trilyon vergi geliri bekleniyor ancak her yıl olduğu gibi yine vergide tabii ki gelir adaletinden söz edemeyeceğiz. Vergi gelirlerinde gelir vergisi ve özel tüketim vergisi en büyük paya sahip. Yine harcamalar üzerinden zengini de dar gelirlisi de aynı vergiyi ödemeye devam edecek. Örneğin, ekmek alacak, su alacak, vergi ödeyecek; ücretlerden vergi kesintileri yapmaya devam edilecek ama sermayeye vergi muafiyetleri de devam edecek bu süreçte.