Ziya Halis: Hiç bir partide siyasi hafıza kalmadı...

Münevver Metin'le 'Hafıza Günleri'nin konuğu Şehircilik Bakanı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SHP Sivas Milletvekilliği, SHP Genel Saymanlığı, Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) Genel Başkanlığı görevlerini yapmış “Kimse bana grev erteletemez” diyen işçi hakları için bakanlığını yok saymış kimliğiyle öne çıkan siyaset insan Ziya Halis.

- Otelin etrafında aktif 300-400 kişi vardı, diğer kalabalık seyirciydi. Yani dağıtabilirdi.

- Tansu Çiller otele saldıranların güç kullanarak dağıtmayacağını söyledi.  Ben bu görüşümde ısrar edince sen bu bilgileri Sivas’la görüşüp teyit et, beni tekrar ara dedi. Sivas’la yaptığım görüşmelerden sonra, görüşümün doğru olduğuna kanaat de getirerek Başbakan Tansu Çilleri tekrar aradım. Ama bir türlü ulaşamadım...

-Doğan Güreş, o dönemde şahinliğiyle bilinen insan haklarını, hukuku, demokrasiyi önemsemeyen bir askerdi. Ayrıca şu sözleriyle çok meşhur olmuştu. “Başbakan Tansu Çiller tak emir veriyor ben de şak yapıyorum” demişti. Adı böylece Tak-Şak paşaya çıkmıştı. Sonrada ödülü DYP'den milletvekili olmasıdır….

Siyaset insanı Ziya Halis ile Madımak katliamından, işçi haklarına kadar her şeyi konuştuk. Sizi daha fazla merak ettirmeden başlayalım söyleşimize…

Siyasi partilerde hafıza varmı...

Siyasi partilerde eskiden hafıza vardı, ancak şu anda o hafıza ,hiçbir partide yok.Sistemle ilgili.Başkanlık sistemi bu hafızayı etkisiz hale getirdi.

CHP'de ne zaman siyasete başladınız.....

CHP’ye 1975-76 yıllarda kaydımı yaptırdım. Kaydımı yaptırdığımda Tüm Teknik elemanları Sivas şubesi dernek başkanıydım. CHP ile 1980 yılına  kadar yoğun bir şekilde ilgilendim.1979 yılında Sivas kurultay delegesi seçildim.12 Eylül 1980'de yapılan darbe sonucu, bütün partiler ve bu arada benim başkanı olduğum dernekte kapatıldı. Daha sonra 1987 seçimlerine  kadar hiç bir partiye katılmadım. 1987 seçimlerinde SHP ye katılarak, SHP'den milletvekili adayı oldum. 1991 yılında yapılan seçimlerde Sivas milletvekili olarak TBMM ye girdim. 1992 senesinde yapılan olağanüstü kurultayda SHP'nin genel saymanlık görevine getirildim. 1995 yılında da önce Şehircilikten Sorumlu Devlet Bakanlığına ardından da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı getirildim. Seçildiğim tarihten itibaren,ayrıldığım 2001 tarihine kadar  birçok kez CHP parti meclisi üyeliği yaptım.

Deniz Baykal yeniden CHP genel başkanlığa seçildikten  sonra, parti de önemli tasfiyeler yaptı. Bu tasfiyelerden sonra başta Erdal İnönü olmak üzere Murat Karayalçın gibi parti de ileri gelen şahsiyetleri CHP den istifa ettiler. Bu süreçten sonra, son yapılan CHP kurultayında, kurultayda söz alarak yaptığım eleştirilerden sonra içinde bulunduğum partinin sosyal demokrat parti niteliğini kaybettiğini düşündüğümden dolayı bende CHP'den istifa ettim.

Daha sonraki süreçlerde, benim gibi çok sayıda arkadaşlarımızla birlikte sol ve sosyal demokrat parti arayışımız oldu. 2010 yılına kadar bu arayışımız devam etti. Bu arada Erdal İnönü'nün de yeni bir parti kurma  girişimi olmuştu, ancak kendisine yapılan baskılar sonucu bu çalışmadan vazgeçmişti.

13 Mart 2010 tarihinde de  çok sayıda bileşenler bir araya gelerek sol ve demokrat bir kitle partisi olan Eşitlik ve Demokrasi Partisi'ni (EDP) kurdular. Ve bu  partinin  Genel Başkanlığına seçildim. CHP de o sıra Deniz Baykal'ın kaset olayı ortaya çıktı. CHP nin Genel Başkanlığına Kemal Kılıçdaroğlu getirilmişti. Genel Başkanı olduğum partimizde de, birtakım sıkıntılar baş göstermeye başladı. Çok sayıda partili de Baykal gitti bizde CHP ye gidelim talepleri söz konusu oldu.Ve bu ara da parti örgütlerimiz de bazı  istifalar baş göstermeye başladı. Oysa ben parti olarak 2011 seçimlerine girmeyi çok önemsiyordum. Bu geçen süre içinde partimin zayıflamaya devam ettiğini gördüğüm ve bu şekilde 2011 seçimlerine katılmanın zorluğunuda anladığım için  Eşitlik ve Demokrasi Partisi genel başkanlığından 14 Mart 2011 de istifa etim.

Bundan sonrada hiçbir siyasi partiye üye olmadım. Tamamen insan hakları aktivisti olarak Türkiye deki siyaseti bu açıdan takip eden birisi olarak, hayatımı sürdürüyorum.

MADIMAK KATLİAMI

Madımak yakıldı birçok aydınımız katledildi. Bu katliam süreci nasıl oldu?

Doğan Güreş paşayı, özellikle Sivas Madımak yangınında tanıdım. Ben o zaman SHP’nin genel saymanıydım, Sivas milletvekiliydim. Partide MYK toplantısındayken Sivas’taki durumu telefonla öğrendik. Aziz Nesin ve arkadaşlarının otele sıkıştırıldığını, Erdal beyi arayarak haberdar eden ben oldum. Erdal Bey başbakan yardımcısı, Tansu Çiller başbakandı. Erdal Bey, gerekeni yapacak diye düşünmüştüm. Ama Sivas’tan gelen telefonlar arttı, Madımak otelinde ki insanlarımız zor durumdaydı. Önce İçişleri Bakanını, sonra Başbakanı aradım. Başbakanla yaptığım görüşmede güvenlik güçlerinin güç  kullanarak Madımak otelinin önünde ki güruhu dağıtımlarını söyledim.

Başbakan Tansu Çiller'in bana cevabı , “Birincisi yeterince güvenlik gücümüz yok. İkincisi onları dağıtırsak, Alevilerin yoğunluklu olarak oturduğu Alibaba mahallesine, saldıra bilecekleri"ni söyledi. Dolayısıyla güç kullanarak dağıtmayacağını söyledi.  Ben bu görüşümde ısrar edince "sen bu bilgileri Sivas’la görüşüp teyit et, beni tekrar ara" dedi. Sivas’la yaptığım görüşmelerden sonra, görüşümün doğru olduğuna kanaat de getirerek Başbakan Tansu Çilleri tekrar aradım. Ama bir türlü ulaşamadım...

Oysaki “Otelin etrafında aktif 300-400 kişi vardı, diğer kalabalık seyirciydi.Yani dağıtabilir” di.

Çaresizlikten, çaresiz kaldım . Genelkurmay başkanını Doğan Güneşin özel kalemini aradım. Defalarca genel kurmayı aradım, özel kalemine notlar bıraktım. Ancak geri dönen olmadı. Malesef o süre sonunda  Madımak yanıyordu.....

Bu arada  zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e de  eleştirim olacak.

Oda şu,otelin önündeki saldırganların, güvenlik güçleri tarafından dağılmasına razı olmadığını ve şu sözleri sarf ettiğini hatırlıyorum “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyin” diye bir talimatı oldumuştu. Süleyman Beyin onları masum halk sayan bu talimatı valinin de davranışını ciddi şekilde etkiledi.

DOĞAN GÜREŞ…

Meşhur Tak-Şak Paşa hakkında da bir iki cümleniz vardır her halde!

Doğan Güreş Paşa o dönemde şahinliğiyle bilinen insan haklarını, hukuku, demokrasiyi önemsemeyen bir askerdi. Ayrıca şu sözleriyle çok  meşhur olmuştu. “Başbakan Tansu Çiller tak emir veriyor ben de şak yapıyorum” demişti. Adı böylece Tak-Şak paşaya çıkmıştı. Sonrada ödülü DYP'den milletvekili olmasıdır.....

‘AYDINLAR BİLDİRİSİ’ 

Aziz Nesin gibi aydınların öncülük ettiği sizin de imzaladığınız ‘Aydınlar Bildirisi’ var. Bu konuda ne diyeceksiniz?

Yıl 1984...

82 Anayasası kabul edilmiş.1983 de seçimler yapılmış Turgut Özal seçilmiş ve Başbakan olmuş, ancak ülke sıkı yönetimle yönetiliyor. Hukuk ilkeleri hak getire. Askeri düzen... Cumhurbaşkanı Kenan Evren dönemi....

Aydınlar bildirisinin özeti, evrensel hukuka dikkat çekmek, terörle mücadele ederken devletin insan haklarından, demokrasiden, hukuktan, demokratik hakların korunmasında ayrılmamasını talep eden bir bildirgeydi.

Aydınlar bildirisi hazırlayanlar Aziz Nesin, Bahri Savcı, Hüsnü Göksel öncülüğünde, aydınlar ve sanatçıların da olduğu bir bildiriyle Cumhurbaşkanlığına, basına ve kamuoyuna sunmak üzere hazırlıklar yapıldı. Bende bu toplantıların bir bölümüne  katıldım.1260 imza toplandı. Bu dilekçede benimde imzam vardı.

Aziz Nesin, Bahri Savcı ve Hüsnü Göksel Cumhurbaşkanı Kenan Evren'e vermek üzere Çankaya Köşküne gittiler. Ülkemizin bu şekilde yönetilmeyi hak etmediğini anlattılar.

Bu dilekçeyi imzalayanları, Kenan Evren vatan haini olarak suçladı. Bu bildirgeyi imzalayanların bir kısmında da tedirginlik başladı. Mesela ,Fikret Hakan "ben kahve de oyun oynarken imzaladım", ibrahim Tatlıses "konut idaresi dilekçesi sandım imzaladım" gibi diyenler de oldu. O zaman bildiriyi imzalayan 1260 kişiden, 59 kişiye sıkı yönetimden dava açıldı. 86 yılında sonuçlanan davalar sonrası beraat edildi. O günkü koşullarda bu dilekçeyi vermek çok zordu. “Türkiye Cumhuriyeti bağımsız, laik ve sosyal bir devlet değildir” denilen bildiriye imza atan aydınlar, demokrasi ve laiklik çağrısı yapılmıştı.

SHP-DYP ORTAKLIK PROTOKOLÜNE DYP SADIK KALMADI

Çalışma Bakanlığı döneminizde de isminiz çok duyuldu!

Şehircilik bakanlığında karşılaştığım önemli bir sorun maliye bakanı olan İsmet Atilla ile aramızda yaşandı.

Şöyle ki, iller bankasının Şehircilikten Sorumlu Devlet Bakanlığına bağlanması gerekiyordu. Bu durum hükümet protokolünde de böyle kayda geçmiştir. Ben Şehircilikten Sorumlu Devlet Bakanı olunca iller bankasının ,bakanlığına bağlanması için bir hükümet kararnamesi hazırlattım. Ve bakanların imzasına sundum. İsmet Atilla dahil bütün bakanlar bunu imzalamıştı. Ancak, sonradan bir sürpriz oldu. Kararnameyi imzalatmaya götüren görevli bana gelerek, sayın bakan İsmet Atila’nın imzadan vazgeçtiğini ve kararnamede ki imza kutusunu daksille silerek kararnameyi geçersizleştirdi dedi. Maalesef kararnameyi istediğimde ben bunu gördüm. Kendisini arayarak bunu neden yaptığını, hükümet protokülünde bunun böyle kararlaştırldığını söylemem rağmen ikna edemedim. Maalesef buna bir çözüm de bulunamadı. Bu örnekten şunu kastediyorum, SHP-DYP ortaklığı kurulurken hazırlanan protokole DYP'nin sadık kalmadığının bir delili olarak belirtmek istedim.

DAVANIN AKIBETİNİ ÇOK SONRADAN ÖĞRENDİM.

Erdemir Toplu iş sözleşmeleri oldukça sorunlu geçti. Biraz da bunlardan bahseder misiniz?

Erdemir'de toplu sözleşme sorununu bakan olduğum da, kucağımda buldum. Bu sorun Türk-işe bağlı Türk Metal sendikasıyla, Disk'e bağlı Birleşik metal iş sendikası arasındaki sözleşme yetkisi sorunuydu. Belli ki uzun zamandan beri devam eden bir konuydu. Ama ben bakanlığa gelmeden az öncede bu konu Türk Metal sendikası lehine bakanlık bürokratlarınca kararlaştırılıp yetki yazısını göndermek üzere hazırlıkları tamamlamışlardı. Aldığım şikayetler ve duyumlar üzerine konuyu görüşmek üzere büroklarımı topladım.Aldığım bilgilerden sonra tatmin olamadığımdan, yeni bir inceleme başlatılması gerektiği kanısına vardım. Bunun üzerine bakanlık müsteşarı izne ayrılmak istedi. Genel müdürde bu görevden çekilmek istedi. Konuyu netleştirmek açısından, teftiş kuruluna görev verdim.Teftiş kurulu ,müfettişleri göndererek hangi işçinin hangi sendikaya kayıtlı olduğunu tespit ederek rapor sunacaktı.Bu konu duyulunca Türk Metal sendikası çok sert tepki gösterdi. Bakanlığına  ve şahsıma hakaretler yağdırdı. Kendisini mahkemeye vermek zorunda kaldım. Gelen müfettiş raporları sonucunda, iki sendikanın da mevzuata uygun olarak yeterli sayıda üyeye sahip olmadığı tespit edilmişti. Bu tespit yazılı olarak sendikalara bildirilince Türk Metal sendikası, bakanlığını mahkemeye verdi. Dava devam ederken, SHP-DYP koalisyonu bozuldu. Ve bana yeniden bakanlık verilmediği için davanın akıbetini çok sonradan öğrendim. Buna dönük genel olarak yapılan eleştiriler, Çalışma Bakanlığının dava sürecini iyi takip etmediğini, temyize başvurmadığı şeklinde olmuştur.

https://yenisoluk.com/uploads/2020/05/ziya halis gazete

 ÇİLLER, KOALİSYONUN SHP KANADINI DEVRE DIŞI BIRAKMAYA ÇALIŞIYORDU

2-Grev ertelemeleri...

1995 yaz ortaların da ,toplu iş sözleşme görüşmeleri başlamıştı.Yıllık enflasyon çok yüksekti.Ama başbakan Tansu Çiller ,işçilere sıfır zam teklif ediyordu. Bu görüşmeler sürerken başbakan Tansu Çiller, koalisyonun SHP kanadını devre dışı bırakmaya çalışıyordu. Çalışma Bakanı olarak benim görüşüm, işçilerimize makul oranda  zam verilmesi doğrultusundadır.

Fakat, başbakanın çalışma bakanının görüşüne başvurmaması dikkat çekiciydi. Bu arada basın ve kamuoyu görüşlerimi almaya çalışıyordu. Bende işçilerimiz, sendikalarımız sıfır zamma razı olsa bile, benim razı olmayacağımı ifade ettim.

 Sonuç olarak, toplu iş sözleşmesi görüşmeleri sonuçsuz kaldı. Ve işçiler grev haklarını kullanmaya başladılar.

Bunun üzerine başbakanın talimatıyla grev erteleme kararnamesi hazırlanıp ,bakanların imzalamasına sunulmaya başlandı.

KARARNAMEYİ İMZALAYAMAYACAĞIMI KAMUOYUNA AÇIKLADIM

Grev ertelemenin nedeni yasada iki şekilde yazılıdır…

1.Sağlık, salgın olması 2. Savaş halinin olmasına bağlıdır.

O tarihde bu iki neden de söz konusu değildi....

Dolayısyla grev ertelemenin grev yasaklama anlamına geldiğini beyan ettim. Ve emekten, emekçilerden yana bir siyasi partinin mensubu olarak bu grev kararnamesini imzalayamayacağımı basına ve kamuoyuna açıkladım. Bu açıklamamdan sonra Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Başbakan Tansu Çiller, bana çok baskı yaptılar. Özellikle sayın Başbakan Tansu Çiller halkı, benim kapıma yığacağını söyleyerek beni tehdit etti...

Bu arada CHP genel başkanlığına Deniz Baykal seçildi. Bende Deniz Baykal'ın seçildiği  kurultayda listeleri delerek, CHP parti meclisi üyesi oldum. Parti meclisinin ilk toplantısında gündem dışı söz alarak, neden grev erteleme karanemasini imzalamadığı mı açıkladım. Deniz Baykal'ın bu konudaki görüşünü öğrenmek istediğimi söyledim. Eğer imzalamamı istiyorsa görevden ayrılacağımı, benden sonraki bakanının kim gelirse onun imzalayabileceğini belirttim. Ama o toplantıda ne yazık ki görüşünü beyan etmedi. İmzala ya da da imzalama demedi. Tam tersine Deniz beye parti içinde yakın imzalamayan bir kaç bakan vardı. Onlarda parti meclisinden sonraki gün kararnemeyi imzladılar. Ve böylece grev karanemsini imzalamayan tek bakan bendim. Bu arada grevler devam ediyordu. Deniz bey genel başkan olarak seçildikten yaklaşık bir ay sonra Tansu Çiller ile görüşerek, SHP-DYP koalisyonunu bozdu. Hükümet düştü! Ondan sonra DYP tarafından kurulan azınlık hükümeti grev kararnamesini bütün bakanların onayıyla kararlaştırıp, grevleri ertelemeyi başardı. Aslında bu grev yasaklama anlamına gelmişti...

Bundan çıkan sonuç şudur, Deniz Bey benden kurtulmak için koalisyonu bozdu, kararnameyi de DYP ye çıkarttırdı, ondan kısa bir süre sonra DYP ile CHP tekrar yeni bir koalisyon hükümeti kurdu. Beni devre dışı bırakmak için DYP ile bu operasyonu birlikte yaptılar.  Azınlık hükümeti kuruldu grevler yasaklandı.

Son olarak bir üzüntümü paylaşmak isterim......

Ben kabine dışı kalmaktan asla üzülmedim.

Beni üzen,sendikal hakları savunduğum için beni kabine dışı bırakan , Deniz Baykal'a karşı , o günkü sendika yöneticilerinin bir tepkisinin olmamasıdır...