Uluslararası Hukuk’ta tiksindirici borç ve gündemimiz bütçe

Giderek derinleşen küresel borç krizi, özellikle gelişmekte olan ülkelerde yalnızca ekonomik değil aynı zamanda etik ve hukuki boyutlarıyla da tartışılmaya başlanmıştır. Borç yönetimi ve kamu bütçeleri artık teknik metinler olmaktan çıkıp, halkın doğrudan yaşam koşullarını etkileyen siyasal belgeler hâline gelmiştir. Bu tartışmaların merkezinde, borçların halk iradesine dayanıp dayanmadığı, kamu yararına kullanılıp kullanılmadığı gibi temel sorular yer alır. Bu bağlamda uluslararası hukuk literatüründe sıklıkla karşılaşılan bir kavram öne çıkar: Tiksindirici Borç (odious debt).

Tiksindirici Borç: Kavramsal ve Hukuki Temeller

Tiksindirici borç kavramı, ilk kez 1927’de Rus hukukçu Alexander Sack tarafından sistematikleştirilmiştir. Sack’a göre bir borcun tiksindirici olarak nitelendirilmesi için üç ana kriter gerekir:

  1. Borç, halkın iradesi dışında, otoriter bir yönetim tarafından alınmış olmalıdır.

  2. Bu borç, kamu yararına değil; iktidarın kendi çıkarına hizmet etmiştir.

  3. Alacaklı taraf, borcun kötüye kullanılacağını bilmektedir veya bilmesi gerekirdi (Sack, 1927).

Bu çerçevede, borç sadece teknik bir hesap meselesi değil; halkın demokratik temsilinin, yönetime katılımının ve kamu kaynaklarının ahlaki kullanımının bir göstergesi hâline gelir. Bu kavram, klasik “ahde vefa” (pacta sunt servanda) ilkesine meydan okumakta; uluslararası finansal ilişkilerin meşruiyet temelini yeniden tartışmaya açmaktadır.

2024 Türkiye Bütçesi ve Borç Sarmalı

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) süren 2024 Merkezi Yönetim Bütçesi görüşmeleri bu tartışmayı somutlaştırmaktadır. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından sunulan verilere göre, 2024 yılı için faiz ödemelerine ayrılan tutar 1 trilyon 254 milyar TL olup, bu kalem tüm sağlık harcamalarını ve birçok sosyal politikayı geride bırakmaktadır. Eğitim harcamaları ise 1 trilyon 620 milyar TL ile faiz kalemini yalnızca kısmen aşmaktadır. Bu durum, Türkiye’deki bütçenin ne ölçüde kamu refahını gözettiğini ve geleceğe nasıl bir borç mirası bıraktığını sorgulatmaktadır (TBMM Tutanakları, 2024).

Ayrıca bütçede kamu-özel iş birliği projeleri (KÖİ) kapsamında verilen garantiler ve dış borçlanmaların detayları çoğu zaman gizli kalmakta, vatandaşların ve milletvekillerinin bunlara dair kapsamlı bilgiye ulaşması mümkün olmamaktadır. CHP ve HDP’li vekiller bu noktada bütçenin “şeffaflıktan uzak, kamu yararını değil sermaye çevrelerinin çıkarlarını gözeten” bir belgeye dönüştüğünü ifade etmişlerdir.

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma dikkat çekicidir:

“Bu bütçe halk için değil, faiz lobileri ve yandaş müteahhitler için hazırlanmıştır. Vatandaşlarımız fatura ödeyemezken, iktidar bütçeyi borçlanmaya ve israfa dayalı inşa etmiştir” (TBMM Genel Kurul Tutanakları, Kasım 2024).

Meşruiyetin Krizi: Borçlar Kim Adına Alınıyor?

Demokratik bir sistemde bütçeler yalnızca mali belgeler değil; halk iradesinin ifadesidir. Ancak 2024 bütçesi özelinde katılım, hesap verebilirlik ve kamusal denetim mekanizmalarının oldukça sınırlı olduğu görülmektedir. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda muhalefet milletvekillerinin önerilerinin neredeyse tamamı reddedilmiş, komisyon çalışmaları teknik sunumlarla sınırlandırılmıştır.

Bu noktada “tiksindirici borç” kavramı yalnızca teorik bir önerme değil, etik ve demokratik bir uyarı olarak Türkiye gündemine taşınmalıdır. Zira kamu kaynaklarıyla finanse edilen ve halkın ihtiyaçlarını göz ardı eden politikalar, orta ve uzun vadede toplumsal meşruiyet krizine neden olabilir.

Uluslararası Örnekler: Hukuki Precedent ve Siyasi Cesaret

2006 yılında Norveç Hükümeti, Ekvador ve Mısır’a verdiği bazı kredileri tek taraflı iptal etmiş ve bu borçları “tiksindirici” olarak tanımlamıştır. Aynı şekilde 2008’de Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa, IMF ve özel kreditörlere olan dış borçların bir kısmını bağımsız bir komisyon yoluyla inceletmiş ve “gayrimeşru borç” olarak tanımlanan kredilerin ödenmeyeceğini ilan etmiştir (UNCTAD, 2012).

Bu örnekler, uluslararası hukukun da etik temelli borç itirazlarına açık hâle geldiğini göstermektedir. Türkiye de benzer şekilde, halkın iradesine aykırı şekilde yapılan harcamaları meşrulaştırmamalı; bütçe politikalarını demokratik meşruiyetkamusal fayda ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda yeniden şekillendirmelidir.

Sonuç: Bütçeyi Tartışmak, Geleceği Tartışmaktır

Meclis’te süren bütçe görüşmeleri yalnızca bir yıllık harcama planı değil, aynı zamanda Türkiye’nin nasıl bir yönetişim modeliyle yoluna devam edeceğini göstermektedir. Yüksek faiz ödemeleri, gizli borçlanmalar, şeffaflıktan uzak KÖİ projeleri ve denetlenmeyen kamu harcamaları Türkiye'yi sadece ekonomik değil, ahlaki ve hukuki bir darboğaza da sürüklemektedir.

“Tiksindirici borç” kavramı bu yüzden yalnızca akademik bir terminoloji değil; kamu yönetiminin demokratik ve etik temelinin korunması açısından yaşamsal bir uyarıdır. Artık mesele, “borç ödenmeli mi” değil; “hangi borç, kim için, neye göre?” sorularının gündeme alınmasıdır.