Özel: Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ı üç kez özel gündemle Genel Merkezimize çağırdım.
Cumhuriyetçiler tanımının toplumun çok geniş kesimlerini içerdiğini vurgulayan Okuyan, buna karşın kapitalizm koşullarında cumhuriyetçilik iddiasında bulunmanın mümkün olmayacağının altını çizdi.
"Cumhuriyetçi kesim içerisinde bir bölüm ya gelişmiş kapitalist ülkelere öykünüyor ya da bugünkü mevcut toplumsal sistem içerisinde Türkiye'nin bağımsız, laik bir ülke olabileceğine dair arkaik bir düşünce içerisinde. Aktif siyasetle ilgilenen ya da düşünce dünyası içerisinde olan herhangi birisi kapitalizm koşullarında cumhuriyetçilik iddia ediyorsa yalancıdır. Piyasayla cumhuriyetçilik yan yana gelmez.”
Cumhuriyetçilerin birliğinin sağlanması için bir hesaplaşmanın şart olduğunu kaydeden Kemal Okuyan, "Bu işin aması fakatı yok. Yumuşak yürüyemez bu mücadele. Batı'da da Türkiye'de de her boyutuyla ortaya çıkan çürüme ağır sömürü değil mi? İşçi cinayetleri, çocuk istismarı... Bu sistem artık hayatı taşıyamıyor. Türkiye'de ne yazık ki yurttaşlarımızın çok büyük bir bölümü bugünkü düzenin değişmeyeceğine dair bir kanaatten hareket ediyorlar. Biz bu düşünceyi değiştirmeye çalışıyoruz" dedi.
'Ulus devletlere saldırılar emperyalizmin saldırılarının en önemli halkası'
Okuyan'ın Ankara'daki konuşmasında dile getirdiği "Ayrı bir Kürt devleti ne gerçekçidir ne de iyi bir şeydir" çıkışı da ses getirmişti. Bu çıkışa yönelik eleştirileri aktaran Nevzat Evrim Önal, "Herkesin devleti var, neden Kürtler devlet kurmasın?" sorusunu yöneltti.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu dönemin dinamikleriyle bugünün şartları arasındaki farklılıklara değinen Kemal Okuyan, "Mesele 'Herkesin hakkı var, Kürtlerin hakkı yok' meselesi değil. Bu dönem ulus devletlere dönük saldırılar emperyalizmin saldırılarının en önemli halkası. Mesele burada. Dünyada şu anda ortaya çıkan yeni parçalanmaların, yeni devletçiklerin hiçbirisinde bir hayır yok" diye konuştu.
'TKP bıkmadan 'bu düzen yıkılmalıdır' demeye devam edecek'
Türkiye Komünist Partisi'nin işçi sınıfı iktidarını kurmayı hedefleyen siyasetinin aslında "kadraj daraltmak" anlamına geldiği yönündeki eleştirilere yanıt veren Kemal Okuyan, emek ve sermaye arasındaki çelişkiyi her başlıkta gündeme getirmenin TKP'nin bir görevi olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
"12 Eylül'den itibaren Türkiye'de işçi sınıfı sistematik bir şekilde siyasi, kültürel, ideolojik alandan dışarı ittirildi. Adalet ekseni, demokrasi ekseni, özgürlük ekseni. Buralarda ayrım yapmaya çalışıyorlar. Ama aslında bu ayrımların hepsi son derece silik ya da bu sözünü ettiğimiz ayrımlar ancak emek-sermaye çelişkisi ekseninde bir anlam kazanabilir. Çünkü bütün her şeyin temelinde o var.
Bu kadın meselesinde, Kürt sorununda da geçerli. Deprem konusu, yangın konusu... Hepsi için geçerli bu. Emek-sermaye çelişkisini biz her şeyin altından çıkarmak zorundayız, göstermek zorundayız.
Türkiye Komünist Partisi bıkmadan 'bu düzen yıkılmalıdır' demeye devam edecek. Bu düzen dediğimiz şey ise sermaye düzeni. Sadece AKP'nin düzeni, Saray düzeninden falan söz etmiyoruz.”
'TKP, CHP'ye ayna tutuyor'
Nevzat Evrim Önal, TKP'nin CHP gölgesinde siyaset yapmayacağını söyleyen Okuyan'a "CHP tabanı TKP’ye kızmıyor mu?" ve "TKP'nin hedef kitlesi CHP tabanı mıdır?" sorularını yöneltti.
Toplumsal ve sınıfsal ayrımlara göre hedef belirlemenin daha doğru olacağını kaydeden Okuyan, "Biz toplumdaki muhafazakar birikime de hitap ediyoruz. O muhafazakar birikimin bir bölümünün cumhuriyetçi olduğunu biliyoruz. Öte yandan da o muhafazakar kesimler içerisindeki yoksulları da dönüştürmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla öncelik CHP midir, muhafazakar kesimler midir sorusuna artık yanıt vermemekte yarar var" dedi.
TKP'nin CHP'ye bir ayna tuttuğunu söyleyen Kemal Okuyan, konuşmasına şöyle devam etti:
"TKP'ye kızanlar var ama aslında o kızgınlık kendi partilerine dönük bir kızgınlık. O aynadan rahatsız oluyorlar. Çünkü toplum o kadar örgütsüzleştirilmiş, çaresizleştirilmiş durumda ki sığındıkları limanın arızalarını görmek istemiyorlar. Biz insanların son kalan tutundukları dalı da kırarak insanlara kötülük mü ediyoruz? O dalın kopacağını ve o dala tutunurlarsa derede boğulacaklarını anlatarak iyilik yapıyoruz. Çünkü biz başka bir dal uzatıyoruz.
AKP'nin ya da yandaş medyanın yaptığı gibi CHP'ye dönük belden aşağı ya da saçma şeyler ileri sürmüyoruz ki. Bundan uzak durmayı da becerebildiğimiz için farklılığımız hissedilmeye başlandı. Ama CHP'yi eleştirmemek, CHP'nin gerçek misyonunu ortaya koymamak bize yakışmaz. Buna mecburuz. Zaten eğer bunu yapmayacaksak Cumhuriyet Halk Partisi'ne katılalım."
'Sağ partilerden CHP'ye neden gittiler?'
CHP'li Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın AKP'ye transferine değinen TKP Genel Sekreteri, söz konusu transferin halkın iradesini gasp etmek anlamına geldiğini söyledi. Okuyan, CHP'yi ise şu sözlerle eleştirdi:
"Sağ partilerden Cumhuriyet Halk Partisi'ne gelen milletvekilleri ya da seçilen belediye başkanları CHP'ye gelirken çok mu kişiliklilerdi? Neye geldiler bunlar? İkbale gelmediler mi? Önlerine bazı olanaklar kondu, ona gelmediler mi? Ya da AKP'de küme düştükleri, MHP'de pek yüz verilmedikleri için başka arayışlara girmediler mi? O zaman bu insanları niye el üzerinde tuttunuz?"
Altılı Masa örneğini hatırlatan Okuyan, "Bu siyaset tarzı AKP'den kurtuluşun stratejisi, derin aklı olarak pazarlandı. Mesela Halk TV'deki programlarda İyi Parti'ye, Saadet Partisi'ne laf söylendiğinde mutsuz oluyorlardı. AKP'yi böyle yenilgiye uğratacağız diyorlardı. Yenilgiye uğrayan ne oldu şimdi? Ahlak gitti. Halkın iradesi gitti. İnsanların umudu gitti" dedi.
'TKP Meclis'e girmek için ilkelerini ayaklar altına almaz'
Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun, CHP'ye, aralarında TKP'nin de yer aldığı üç partiyi Meclis'e taşıması yönündeki çağrısını aktaran Nevzat Evrim Önal, TKP'nin bu konudaki tutumunu sordu.
TKP'ye yönelik daha önce de benzer yönde somut girişimlerde bulunulduğunu belirten Kemal Okuyan, sözlerine şöyle devam etti:
"Biz yokuz. Başkalarına yapabilirsiniz bu teklifi. Bu TKP açısından kapanmış bir konudur. Bir nedeni ahlak meselesi. Başka bir partiye oy verenlerin oyuyla Meclis'e girmiş olacağız. O başka partiye oy verenlerin içerisinde bayağı bir kesim TKP'yi de kendi partisi gibi görüyor olabilir. Biz onların o zaman TKP'yi tercih etmelerini isteriz.
Biz emek-sermaye çelişkisini öne çıkartmaya çalışıyoruz ve bunun siyasal alana yerleşmesi için uğraşıyoruz. Bunu yaparken amalar, fakatlar ve toplumda tereddüt uyandıracak yaklaşımlar bize zarar verir. Bize vereceği zarar Meclis'teki temsiliyetten daha fazladır."
TKP'nin seçim barajının ortadan kalkması için mücadele ettiğini kaydeden Okuyan, "Türkiye Komünist Partisi Meclis'e girmek için herhangi bir partiyle siyasal işbirliğinin, ittifakın parçası olmaz. Sadece şunu söyleyeyim. Desinler ki baraj ittifakı. Çünkü biliyorsun ittifak barajdan kurtulmak için de kullanılıyor. Baraj ittifakına dahil oluruz. Bütün partiler barajı sıfırlamak için anlaşsınlar. Dolayısıyla Meclis'e giren bütün partiler, aldıkları oy oranında Meclis'te temsil edilsinler. Ona varız. Başka hiçbir siyasi formülasyonla Türkiye Komünist Partisi Meclis'e girmek için bugünkü ilkelerini ayaklar altına almaz" ifadelerini kullandı.
'Örgütlülüğün en önemli işlevi hazır olmaktır'
Son olarak "TKP’nin gündeminde ne var?" sorusu yöneltilen TKP Genel Sekreteri, şu yanıtı verdi:
"Bir yandan doğrudan emek-sermaye çelişkisinin ifadesi olan kimi başlıklara dönük daha kuvvetli çıkışlar yapmayı planlıyoruz. Toplumda emek-sermaye çelişkisinin doğrudan ifadesi olan bir mesele bir patlama noktasına doğru gidiyor. O da yoksulluk. Sürdürülebilir olmaktan çıkan bir yoksulluk var. Bir şey sürdürülemiyorsa bir yere çıkması lazım. O çıkış yolunu daha fazla işaret eden çok somut başlıklarda daha güçlü, daha etkili çalışmalar yürütmeye çalışacağız.
Cumhuriyetçiler konusunda Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi'nin bir yeni toplantısı olacak. Cumhuriyetçiler Kurultayı devam ediyor. Birtakım başlıklarda çözüm önerileri hazırladılar. Çözüm süreci denilen sürece ilişkin yaklaşımlarımızı zaman zaman toplumla paylaşıyoruz. Tabii ki bunlara devam edeceğiz.
Ama Türkiye planlı çalışmak için uygun bir ülke değil. Dünya da öyle değil. Örgütlülüğün bizim açımızdan en önemli işlevi hazır olmaktır.”