Siyasetin Karanlık Dili: ‘Kılıç Artığı’ Ne Anlama Geliyor?

Gazeteci Mine Kırıkkanat’ın eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için kullandığı "kripto kılıç artığı" ifadesi, Türk siyasetinde infial yarattı. Peki, kökeni katliamlara dayanan ve Alevi toplumunu hedef alan bu nefret söylemi neden bu kadar tehlikeli?

BİR NEFRET SÖYLEMİNİN ANATOMİSİ: KILIÇ ARTIĞI NEDİR?

"Kılıç artığı" (bakiyyetü’s-suyuf) tabiri, tarihsel süreçte bir topluluğun topyekûn kılıçtan geçirilmesi (katledilmesi) operasyonundan şans eseri veya gizlenerek kurtulmayı başaranlar için kullanılır.

Bu ifade, özellikle Osmanlı dönemindeki iç çatışmalarda ve isyanlarda katliamdan sağ kurtulan Alevi-Bektaşi toplumu ile gayrimüslim azınlıkları aşağılamak için kullanılan "ötekileştirici" bir terimdir.

Günümüzde bu sözün kullanılması, "Sizi aslında yok etmiştik ama bir kısmınız hayatta kalmış" imasını taşıdığı için doğrudan bir soykırım ve katliam güzellemesi olarak kabul edilir.

ÖZGÜR ÖZEL’DEN SERT TEPKİ: "EMANETİMİZE SALDIRIDIR"

Kırıkkanat’ın sözleri CHP içinde büyük bir dalgalanmaya yol açtı. Özellikle Kılıçdaroğlu’na yakın isimler, mevcut yönetimi sessiz kalmakla suçlarken, Genel Başkan Özgür Özel’den "kınama" mesajı geldi:

“Önceki Genel Başkanımızın hukuku bana emanettir. Yıllardır şahsıma yaptığı hakaretlere sustuğum bu sözde yazarın, Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik hadsiz saldırısını tek kelime ile kınıyorum.”

HAFIZALARDAKİ AYNI ‘KİRLİ’ DİL: BAHÇELİ VE LEKESİZ ÖRNEKLERİ

Bu ifade, yakın geçmişte de sağ-muhafazakar ve milliyetçi siyasetin "sopası" olarak kullanılmıştı:

Devlet Bahçeli – Abdulkadir Selvi olayı

MHP lideri Bahçeli, kendisini eleştiren gazeteci Abdulkadir Selvi için "kılıç artığı" ifadesini kullanmıştı. Selvi’nin aile kökenlerine yapılan bu atıf, Alevi toplumunda büyük bir infial yaratmış ve yargıya taşınmıştı.

Ömer Lekesiz’in Bölgesel İddiaları

Yeni Şafak yazarı Ömer Lekesiz, Türkiye'nin dış politikasını eleştirenleri "içerideki kılıç artıkları" olarak nitelendirmiş; bu sözlerle toplumu inanç ve etnik köken üzerinden bölmekle suçlanmıştı.

KIRIKKANAT’IN SAVUNMASI: "BİLMİYORDUM" İNANDIRICI MI?

Tepkilerin ardından özür dileyen Mine Kırıkkanat, bu sözün tarihsel ve mezhepsel anlamını bilmediğini iddia etti. Ancak kamuoyunda, yılların gazetecisi ve "aydın" sıfatıyla tanınan bir ismin, Türkiye’nin en hassas fay hatlarından biri olan bu kavramın ağırlığını bilmemesi "inandırıcı" bulunmadı. Sosyal medyada birçok kullanıcı, "Bilmemek bu kadar ağır bir hakareti meşrulaştırmaz" yorumunda bulundu.

HUKUKİ BOYUT VE TCK 216

Hukukçular, "kılıç artığı" ifadesinin TCK 216. maddede düzenlenen "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçuna girdiğine dikkat çekiyor. Bir kişinin inancı veya kökeni üzerinden katliam imasında bulunulması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında da "ifade özgürlüğü" kapsamında değil, "nefret söylemi" olarak değerlendiriliyor.

NEDEN ŞİMDİ?

Kılıçdaroğlu’nun görevden ayrılmasından sonra bile bu tür ağır saldırılara maruz kalması, Türkiye’deki "kimlik siyasetinin" ne kadar sertleştiğini gösteriyor. "Kılıç artığı" gibi kavramların siyasi literatüre bu kadar kolay girmesi, toplumsal barışın en büyük engeli olarak görülüyor.

Mine Kırıkkanat’ın Kemal Kılıçdaroğlu için kullandığı "kripto kılıç artığı" ifadesine Alevi kurumları ve temsilcilerinden gelen tepkiler, bu sözün tarihsel bir "katliam göndermesi" taşıması nedeniyle oldukça sert ve kararlı oldu.

Alevi kurumlarının tepkilerinin temel odağını şu noktalar oluşturuyor:

NEFRET SÖYLEMİ VE TARİHSEL TRAVMA

Alevi kurumları ve federasyonları, bu ifadeyi basit bir hakaret değil, doğrudan bir "nefret söylemi" olarak nitelendirdi. Yapılan açıklamalarda, "kılıç artığı" teriminin tarihsel olarak inançları nedeniyle katliama uğrayan topluluklardan sağ kalanları aşağılamak için kullanıldığı hatırlatıldı. Kurumlar, bu dilin Alevi toplumunun tarihsel yaralarını kanattığını ve toplumsal barışı dinamitlediğini vurguladı.

"SÖZDE AYDIN"

Açıklamalarda, kendisini çağdaş veya laik olarak tanımlayan isimlerin bu tür "ırkçı ve gerici" literatürü kullanması ironik ve tehlikeli bulundu. Birçok temsilci, Kırıkkanat gibi isimlerin "Beyaz Türk oryantalizmi" ile hareket ettiğini ve Alevi kimliğini gizli bir ajanda gibi sunmanın (kripto yakıştırması) hedef gösterme olduğunu belirtti.

ÖZÜR VE "CEHALET" SAVUNMASINA TEPKİ

Mine Kırıkkanat’ın gelen tepkiler üzerine, "Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim, tarihçesini bilmiyordum, cehaletimi bağışlayın" şeklindeki özrü, kurumlar tarafından pek inandırıcı bulunmadı. Yapılan yorumlarda:

Yılların gazetecisinin bu denli yüklü bir kavramın anlamını bilmemesinin mümkün olmadığı,

Bilmemenin böylesine ağır bir saldırıyı meşrulaştırmayacağı ifade edildi.

SAHİPLENME ÇAĞRISI

Alevi kurumları, CHP yönetiminden ve demokratik kamuoyundan bu tür söylemlere karşı daha net bir duruş sergilenmesini talep etti. Nitekim CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, "Önceki Genel Başkanımızın hukuku bana emanettir" diyerek Kırıkkanat’ı kınaması, bu tepkilerin siyasi alandaki karşılığı olarak görüldü.

Alevi toplumu için bu ifade; geçmişteki acıların (Dersim, Maraş, Çorum, Madımak) "yarım kalmış bir iş" gibi görülmesi anlamına geldiği için tepki sadece bir kişiye değil, bu zihniyetin kendisine yönelmiş durumdadır.

KILIÇ ARTIĞI TARTIŞMASI VE TARİHSEL KÖKENLERİ

“Kılıç artığı,” “bakıyyet-üs-süyûf , Osmanlıca kelimesinin Türkiye Türkçesi’ndeki karşılığı: kılıçtan kurtulanlar, mec, arta kalanlar. anlamına gelmektedir.” Bu ifade, sadece bir hakaret değil, kökleri yüzyıllar öncesine dayanan siyasi ve dini bir tasfiye literatürüdür. Bu terimin tarihsel yolculuğu, devletin "resmi ideolojisi" dışında kalan toplulukların nasıl görüldüğünü ve nasıl "ötekileştirildiğini" kanıtlayan bir hafıza kaydıdır.

kronolojik ve sosyolojik kökenleri:

DİNSEL VE SİYASİ KÖKEN: "KATLİ VACİP" DÖNEMİ

Terimin kökeni, büyük savaşlar veya isyanlar sonrası "topyekûn imha" operasyonlarından şans eseri sağ kurtulanlar için kullanılır. Osmanlı tarihinde özellikle Yavuz Sultan Selim dönemindeki Şahkulu İsyanı ve ardından gelen süreçte, Safevi etkisi altındaki Alevi-Kızılbaş topluluklarına yönelik verilen fetvalarla bu dilin temelleri atılmıştır.

İmha Mantığı: Bir topluluğun kökünün kurutulması hedeflenir. Eğer o topluluktan hala yaşayan birileri varsa, onlar "kılıcın tam olarak işini bitiremediği artıklar" olarak görülür.

Hukuki Boyut: Bu ifadeyi kullanan zihniyet, hayatta kalanların mevcudiyetini "yasal bir hak" olarak değil, "tesadüfi bir hata" veya "geçici bir hayatta kalış" olarak tanımlar.

İTTİHAT VE TERAKKİ'DEN CUMHURİYET'E: ULUS İNŞASI

19.yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında, imparatorluktan ulus devlete geçiş sancıları sırasında bu terim Ermeni, Rum ve Süryani toplumları için de kullanılmaya başlanmıştır. 1915 olayları ve ardından gelen mübadele süreçlerinde, Anadolu'da kalan azınlıklar "kılıç artığı" olarak nitelendirilerek "asli unsur" olmadıkları vurgulanmıştır.

CUMHURİYET DÖNEMİ VE MEZHEPSEL KIRILMA

Cumhuriyet döneminde bu ifade, daha çok Alevi-Bektaşi toplumuna karşı bir baskı ve aşağılama aracı olarak güncellenmiştir. Özellikle 1937-38 Dersim olayları, Maraş, Çorum ve Sivas katliamları gibi toplumsal travmaların ardından, bu katliamlardan sağ kurtulan nesillere yönelik bir "gözdağı" olarak kullanılmıştır.

TERİMİN TAŞIDIĞI GİZLİ MESAJLAR

Bu ifadeyi kullanan kişi, muhatabına şu üç gizli mesajı gönderir:

"Siz Yok Edilmeliydiniz": Hayatta olmanız doğal bir süreç değil, kılıcın bir ihmalidir.

"Emaneten Yaşıyorsunuz": Varlığınız bizim lütfumuzla veya gözden kaçmanızla mümkündür.

"Asla Bizden Değilsiniz": Ne kadar "sisteme dahil" olursanız olun (Kılıçdaroğlu örneğindeki gibi ana muhalefet lideri bile olsanız), kökeniniz nedeniyle "kripto" (gizli) birer düşmansınız.

NEDEN BUGÜN HALA TARTIŞILIYOR?

Günümüzde Mine Kırıkkanat, Devlet Bahçeli veya Ömer Lekesiz gibi isimlerin bu terimi kullanması, Türkiye'deki "Beyaz Türk," "Siyasal İslamcı" veya "Radikal Milliyetçi" kesimlerin, kendilerinden farklı gördükleri toplumsal kesimlere karşı hala aynı tarihsel dışlama mekanizmasını işlettiklerini gösteriyor.

"Kılıç artığı" tartışması, sadece bir kelime oyunu değil; Türkiye'nin geçmişindeki katliamlarla yüzleşememiş olmasının ve bu şiddet dilinin "aydın" dediğimiz kesimlerin bile zihnine ne kadar derin sızdığının acı bir göstergesidir.