CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 8 EKİM 2023 tarihli raporu şöyle:
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
SICAK GÜNDEM
Suriye’de terör örgütlerine destek veren NATO müttefiki ABD’nin, TSK’ya ait SİHA’yı düşürmesi ne stratejik ortaklık ne de müttefiklikle bağdaşmaz!
Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik baskılar artarken, dünyanın önde gelen basın meslek kuruluşlarının Türkiye’de ziyaret, temas ve incelemelerde bulunması iktidarı rahatsız etti ve temsilcilerle görüşme reddedildi!
İÇ POLİTİKA
Geçen yıl Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut kampanyası diye duyurulan, ‘İlk Evim, İlk İşyerim, İlk Arsam’ projesinin akıbeti bilinmiyor. İktidar, ‘250 bin ev125 bin işyeri-1 milyon arsa’ kampanyasında sessizliğe büründü!
İktidarın yeni adımıyla At Yarışı Düzenleme ve Bahis Toplama yetkisi, Türkiye Varlık Fonu’na geçti!
EKONOMİ
ABD’den transfer edilen Merkez Bankası (MB) Başkanı, kısa sürede tek adam yönetimine uyum sağladı. Yeni ekonomi ve MB yönetiminin yerel seçime doğru siyasi talimat doğrultusunda seçim ekonomisine kaynak stoklayacağı anlaşılıyor!
Eğitimde aylık enflasyon yüzde 30 yıllık yüzde 80 iken, gıdada yıllık yüzde 75’e ulaşırken TÜİK’in enflasyon verileri, ‘talimatlı-kontrollü-makyajlı enflasyona dönüşü’ gösteriyor. Yüzde 4,75 oranındaki eylül enflasyonu, gerçeği yansıtmıyor!
Eylül’de aylık dış ticaret açığı yaklaşık 5 milyar dolar olurken, ocak-eylül dönemi 9 aylık açık 90 milyar dolara dayandı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 68’e geriledi. İthalattaki rekorlar örtbas ediliyor!
TARIM
Türkiye’yi şeker ithal eden konuma getiren iktidar, 2023 şeker pancarı alım fiyatında yüzde 27 artış yaparak pancar üreticisini yok saydı! Sebze-meyve hal fiyatlarındaki artış, gıda ve beslenme krizini tetikliyor!
DIŞ POLİTİKA
AB, ABD ve NATO’nun ‘Ukrayna’ya destek, Rusya’ya yaptırım’ çizgisindeki kırılmalar artıyor. ABD’de Cumhuriyetçilerin etkin olduğu parlamentoda, Başkan Biden’ın Ukrayna’ya sağlayacağı yeni mali desteğin hayata geçirilmesi, engellendi!
Rusya’nın Kırım’dan sonra Karadeniz’de ikinci bir askeri deniz üssü kurmak üzere Abhazya ile anlaşmaya varması, Abhazya’ya karşı Gürcistan’ın ABD ve NATO teşvikiyle yeni bir saldırıya girişmesi ihtimaline zemin hazırlayabilir!
Suriye’de terör örgütlerine destek veren NATO müttefiki ABD’nin, TSK’ya ait SİHA’yı düşürmesi ne stratejik ortaklık ne de müttefiklikle bağdaşmaz. İktidarın önce sessiz kalıp olay açığa çıkınca ‘teknik anlaşmazlık’ gerekçesine sığınması, Türkiye adına inciticidir ve kabul edilemez!
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan İçişleri Bakanlığı’na yönelik bombalı terör saldırısının faillerinin Suriye’den geldiğini açıkladı. Geçen yıl 26 Eylül’de Mersin Polisevi saldırısında bir polisimizi şehit eden ve 13 Kasım 2022’de İstiklal Caddesinde 6 yurttaşımızın öldüğü, 81 yurttaşımızın yaralandığı bombalı saldırıyı gerçekleştirenler de Suriye’den gelmişti. Suriye’den bomba ve silahlarla sınırı geçip yüzlerce kilometre seyahat edip, İstanbul, Mersin ve son olarak Başkentte gerçekleştirilen bu hain saldırılar, sınır güvenliğinde ve istihbaratta ciddi zafiyet işaretleri. Ülkenin dört bir yanına dağılan milyonlarca Suriyeli, Afgan sığınmacının varlığı da bu açıdan bir başka zafiyet ve güvenlik riski.
Faillerin Suriye’den geldiğini İçişleri Bakanı yerine Dışişleri Bakan Hakan Fidan’ın açıklaması, iktidar içindeki rol paylaşımı rekabetini sergiliyor. Bakan Fidan, Irak ve Suriye’deki PKK-YPG’nin olduğu yerleri ‘meşru hedef’ ilan etti. Yıllardır ‘terör örgütü’ sayılan bu örgütlere ait yerler bugüne kadar meşru hedef değil miydi? Ayrıca Bakan Fidan’ın PKK-YPG ile ittifak yapan, bu tesislerin yakınındaki üçüncü taraflara (ABD) ‘uzak durun’ mesajı vermesi yeni bir söylem değişikliğini yansıtıyor.
İktidar medyasının ‘Devlet Fotoğrafı’ diye yayınladığı Dışişleri, İçişleri, Milli Savunma Bakanlarıyla (MSB) MİT ve Genelkurmay Başkanlarının yer aldığı fotoğraf karesinde, Dışişleri Bakanı ve MİT Başkanının baş köşede yan yana poz vermesi, siyasi ağırlık ve kabinedeki hiyerarşi açısından verilen mesaj amaçlı.
✓ Foto-mesaja karşın ABD’nin Sİ HA’yı dü şü rü p sonra da ‘Tü rkiye’ye ait oldüğ ünü biliyordük’ açıklaması, mü ttefiklik hüküküna aykırı ve incitici bir tavırdır.
S-400 nedeniyle yıllardır Türkiye’ye yaptırım uygulayan ABD, son günlerde ‘Rusya ve İran yaptırımları’ gerekçesiyle Türk iş insanlarını ve şirketlerini yaptırım listesine alıyor. ABD 2003’te askerlerimizin başına çuval geçirdiğinde, Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘ABD’ye nota verecek misiniz?’ sorusuna ‘ne notası, müzik notası mı?’ yanıtı vermişti. ABD 20 yıl şimdi de ‘meşru müdafaa’ bahanesiyle PKK-YPG’ye kol kanat gerip NATO müttefiki Türkiye’ye ait SİHA’yı vuruyor. İktidar önce suskun kalıp, olayı yalanlandı. Pentagon ‘vurduk’ açıklaması yapınca bu kez Dışişleri ‘çatışmasızlık konusunda teknik anlaşmazlık nedeniyle bir SİHA kaybedilmiştir’ açıklamasına mecbur kaldı.
Tero rle mü cadele Tü rkiye’nin meşrü, hüküki ve ülüslararası anlaşmalardan doğ an hakkıdır. ABD’yi PKK-YPG’ye destekten caydıracak siyasi ve diplomatik eylemler acil ve hayati hale ğeldi. Sınır ğü venliğ inin kritik bir noktaya ilerlediğ i çok açık. Go ç İ daresi’nin resmi kayıtlarına ğo re 5,5 milyon kişi olarak açıkladığ ı, ğerçekte bü sayının iki katına varan sığınmacı ve göçmenlerin yarattığı ulusal güvenlik riskine karşı ivedi önlemler alınması zorunludur!
Dünyanın önde gelen basın meslek kuruluşlarının Türkiye’de ziyaret, temas ve incelemelerde bulunması iktidarı rahatsız etti ve temsilcilerle görüşme reddedildi. Uluslararası gazeteci örgütleri, Türkiye’de medya kuruluşları ve gazetecilere yönelik ağır baskı saptadıklarını, yerel seçime doğru baskıların artacağı kaygısını dile getirdiler!
Dünyanın en köklü ve saygın beş gazetelik ve basın özgürlüğü örgütünün yönetici ve temsilcileri geçen hafta Türkiye’de temas ve görüşmelerde bulundu. Türkiye’nin de üyesi olduğu Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF), Trans Avrupa Balkanlar ve Kafkasya Gözlemevi (OBCT) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütlerinin başkan, yönetici ve temsilcilerinden oluşan heyet, iktidarda panik ve rahatsızlık yarattı. CB İletişim Başkanı, RTÜK Başkanı, Adalet ve İçişleri Bakanları, AKP Genel Merkez ve TBMM Grup yöneticileri heyetin görüşme taleplerini reddederek randevu vermedi. Meclis çatısı altındaki TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Dijital Mecralar Komisyonu ve Adalet Komisyonu’nun AKP milletvekili başkanları da uluslararası basın meslek kuruluşlarının temsilcileriyle görüşmeyi kabul etmedi. İktidar temsilcileri, basına yönelik yapılan uygulamaları savunacak halleri olmadığı için görüşmemeyi kaçış yolu olarak gördüler.
Bir hafta boyunca Türkiye’de gazeteci dernekleri, cemiyetleri, basın meslek örgütleri, gazeteci sendikaları, sivil toplum grupları, Anayasa Mahkemesi başkan ve üyeleri, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun muhalefet kontenjanından seçilen üyeleri, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile görüşmeler yapan heyet, TBMM’de CHP, DEVA, EMEP, YSP milletvekilleriyle bir araya geldi.
Küresel gazeteci örgütünün temsilcileri, yaptıkları ortak açıklamada; Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik baskıların, medya kuruluşları ve gazetecilere dönük engelleme, kısıtlama ve yaptırımların ağırlaştığını, basın özgürlüğü krizinin daha da derinleştiğini gözlemlediklerini dile getirdiler. Basın özgürlüğü krizinin her geçen gün daha da derinleştiği, gazetecilerin keyfi tutukluluk ve kovuşturmalarla, mesleki faaliyetlerinden ötürü ağır tehditlerle karşı karşıya kaldığı, basına yönelik saldırı ve tehditlerden sorumlu olanlara yönelik cezasızlığın artarak sürdüğü ifade edildi. Bu yıl yapılan seçimlerde iktidarın medya gücünü her alanda yaygın şekilde kullandığı, dezenformasyon ve sahte haberlerin sosyal medya trollerince yaygın şekilde paylaşıldığı, devlet medyasının tamamıyla iktidar kontrolünde yayıncılık yaptığının belirlendiği vurgulandı. 6 Şubat 2023'te yaşanan depremler sırasında yerel medyanın özellikle hedef alındığına dikkat çeken heyete göre, iktidar yetkililerinin bu tavrı, haber ve bilgi akışını kontrol etme çabasının açık bir örneği.
Dezenformasyon yasasının ğazeteciliğ in kısıtlanmasının aracı haline ğetirildiğ i, eleştirel ğazeteciliğ in tero rle eş ğo rü ldü ğ ü , gazetecilerin mesleklerini icra ederken ağır yasal-yargısal yaptırım ve sansürün yanında, can güvenliği sorunuyla karşı karşıya olduğu ülüslararası basın meslek kürülüşlarının temsilcilerinin tespit ve ğo zlemleri arasında yer aldı.
Geçen yıl Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut kampanyası diye duyurulan, 8 milyon kişiden 4 milyar TL toplanan ‘İlk Evim, İlk İşyerim, İlk Arsam’ projesinin akıbeti belirsiz. 250 bin konut, 125 bin işyeri, 1 milyon arsa 2024 sonunda teslim edilecekti. Bakan değişince proje ve kampanya unutuldu!
Geçen yıl 13 Eylül’de Cumhurbaşkanı ve şimdi AKP milletvekili olan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından büyük törenlerle açıklanan ‘İlk Evim, İlk İşyerim’ kampanyası belirsizliğini koruyor. Geçen yılın ekim sonuna kadar alınan başvurulara 8 milyon kişinin 500’er TL başvuru bedeli ödeyerek kaydolduğu açıklanmıştı. Dönemin Bakanı Kurum, 8 milyon başvurudan 5 milyon 100 bininin geçerli kabul edildiğini açıkladı. 500 TL başvuru parası olarak 4 milyar TL toplandı. Kuraların çekimi bu yılın mart ayı sonunda tamamlanacaktı. 6 Şubat deprem felaketi yaşandı.
Dar gelirli, evi olmayan, memur-emekli-işçi-engelli-şehit ve gazi yakını ile gençleri ev sahibi yapacaklarını ilan eden iktidarın kampanyasına, milyonlarca dar gelirli evsizin yanı sıra 550 bin emekli, 2 milyon 300 bin genç, 256 bin engelli vatandaş, 6500 şehit ve gazi yakınının başvurduğu açıklandı.
Kampanya kapsamında kendi evini yapacaklar için 1 milyon parsel arsa için ‘tapular aralık sonunda teslim edilmeye başlanacak iki yılda herkes tapusunu alacak’ vaadiyle 10 Ekim7 Kasım 2022 arasında yine 500’er TL başvuru parasıyla 1 milyon kişi kayıt yaptırdı. Kuraya katılma hakkı kazandı. Müstakil parseller 192 bin 500 TL’den ve aylık 1600 TL taksitle satılacaktı. Yaklaşık bir yıl geçmesine karşılık, 1 milyon parsel arsanın akıbeti meçhul.
✓ Değ il 1 milyon tapü, arsaların nerede oldüğ ü bile belli değ il!
6 Şubat depreminden bu yana ‘ilk Evim, İlk İşyerim, İlk Arsam’ projesi unutuldu. İktidar 650 bin deprem konutu inşa etmek için iktidar müteahhitlerine ihale üstüne ihale ile milyarlık projeler dağıtılıyor. Para yok diyerek milletten ek vergiler ve zamlarla para topluyor. Konut yapacak arsa yok diye zeytinlikler, ormanlar Cumhurbaşkanı kararıyla ‘acele kamulaştırma’ ile imara, yapılaşmaya açılıyor.
dönemde daha 2019’da çekilen kuralarda çıkanlara Tuzla’daki TOKİ evlerinin teslim edilmediği ortada iken, geçen yıl başlatılan kampanyada 4 yılda 500 bin konut inşa edileceği vaat ediliyordu. Her seçim öncesi çılgın bir konut ya da istihdam seferberliği başlatan, kamu bankalarından düşük faizli kredi dağıtan iktidar bir yıl önce başlattığı 250 bin ev, 125 bin işyeri, 1 milyon arsa kampanyasında sessizliğe büründü.
✓ Çevre, Şehircilik ve İ klim Değ işikliğ i Bakanı değ işince proje rafa mı kalktı?
Tü rkiye bü yü k bir deprem felaketi yaşadı. Milyonlarca kişi mağ düriyet içinde. Yaklaşan kış mevsimi o ncesi sağ lıklı barınma olanaklarının sağ lanması, o ğ rencilere okül, yürt, yemekhane yapılması elzem. Ancak bir yıl o nce 8 milyon kişiyi ev, işyeri, arsa vaadiyle küraya dahil eden, 2 yılda teslim so zü veren iktidarın bü vatandaşlara da bir açıklama borcü, sorümlülüğ ü var.
Türkiye Varlık Fonu (TVF), at yarışlarını düzenleme yetkisinin yanı sıra, oynanan bahislerden elde edilecek gelirlerin de yeni sahibi oldu. Daha önce yarışlardan elde edilen bahis gelirleri, dağıtılan ikramiyeler dışında, at yetiştiriciliğinin ve hayvancılığın desteklenmesinde kullanılıyordu!
Milli Piyango İdaresi’ni özelleştirerek lisansını kendisine yakın medya grubuna satan iktidar; şimdi de 1 Ekim’de Türkiye Jokey Kulübü (TJK) ile imzalanan anlaşmayla At Yarışı Düzenleme ve Bahis Toplama yetkisini, Başkanlığını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü Türkiye Varlık Fonu’na verdi. Geçen yıl torba yasayla TBMM’den geçirilen yasa değişikliğiyle, 1953’ten bu yana 70 yıldır Tarım ve Orman Bakanlığı’na ait olan At Yarışı Düzenleme ve Bahis Toplama işleri, bakanlıktan alındı. Tarım ve Orman Bakanlığı bu hakkı, yaptığı yetkilendirmeyle TJK üzerinden yürütüyordu. TJK, bu çerçevede düzenlediği at yarışlarından elde ettiği bahis gelirlerinin bir bölümünü ikramiye olarak dağıtırken, ağırlıklı tutar saf kan yarış atlarının yetiştirilmesi, at ırklarının ıslahı ve ayrıca besiciliğin, hayvancılığın desteklenmesi için kullanılıyordu.
AKP’nin geçirdiği yasa değişikliğiyle bakanlıktan alınan bu görev ve yetkinin TVF’ye devredilebileceği torba yasada kabul edilerek zemin hazırlığı gerçekleştirildi. TJK, geçtiğimiz şubat ayındaki genel kurulda, At Yarışı Düzenleme ve Bahis Toplama yetkisinin TVF’ye devredilmesi için anlaşma imzalama konusunda yönetim kurulunu tam yetkili kılan bir karar aldı.
Nitekim 1 Ekim’de TVF ile TJK Yönetim Kurulu Başkanı tarafından imzalanan anlaşma ile 10 yıl süreyle At Yarışı Düzenleme ve Bahis Toplama yetkisi TVF’ye devredildi.
TVF çatısı altındaki kürüm ve kürülüşlar TVF yasası üyarınca KDV’den müaf oldükları için at yarışları ve bahislerde elde edilen ğelirler, ikramiyeler, küpon bedelleri artık yü zde 18 KDV’den müaf olacak.
TVF, at yarışlarından elde edilen hasılatı ve bahis gelirlerini teminat göstererek borçlanmaya gidebilecek. At Yarışı Düzenleme ve Bahis Gelirlerini toplama lisansını yerli veya yabancı bir başka bahis şirketine devredebilecek. TJK, At Yarışı Düzenleme ve Bahis Toplama Lisansı için TVF’ye devir anlaşması yapsa da TVF dilediği takdirde 10 yıl süreyle sahip olduğu bu lisansı aynı süreyle bir başka kuruluşa devredebilir.
Ö zellikle zenğin Ko rfez ü lkelerinin at yarışlarına olan merakı ve dü şkü nlü ğ ü biliniyor. Saf kan Arap atları pek yerde dü zenlenen at yarışlarında oynanan yü klü bahislerin favorisi konümünda.
Katar, BAE, Süüdi Arabistan at ve deve yarışlarına çok ciddi paralar yatırıyor.
Ö nü mü zdeki sü reçte TVF’nin devraldığ ı lisansı, yarış dü zenleme-bahis toplama yetkisini devrettiğ ini, TJK’da, bayiliklerde, hipodromlarda, yeni ortaklara satış ve değ işikliğ e ğittiğ ini ğo rebiliriz. Faize nas diyen, kumara karşı çıkan Cümhürbaşkanının at yarışı, şans oyünları, maçlardaki iddaa ve bahis ğelirlerini kendisinin yo nettiğ i TVF çatısına alması çarpıcı ve dikkat çekici bir çelişkidir!
Yeni ekonomi ve Merkez Bankası (MB) yönetiminin yerel seçime doğru siyasi talimat doğrultusunda seçim ekonomisine kaynak stoklayacağı anlaşılıyor. ABD’den transfer edilen MB Başkanının kısa sürede tek adam yönetimine uyum sağladığı, iktidarın siyasi kazanımlarını önceleyen sınırların dışına çıkmayacağı gözleniyor!
Küresel sermaye ve finans çevrelerinde ‘tanınırlık’ kriteriyle ABD’den transfer edilen Merkez Bankası Başkanı Gaye Erkan’ın TBMM üyelerine yaptığı sunumda kullandığı ifadeler, sorulara verdiği yanıtlar ve çizdiği ekonomik tablo, seçim sonrası ‘rasyonel politikalara geçiş’ söylemiyle dillendirilen sürecin bir görüntüden ibaret olduğunu, yerel seçime kadar içeride ve dışarıda bir algı oluşturularak seçim ekonomisine yatırım yapılacağını gösterdi. Hemen her cümlesine ‘Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla’ diyerek başlayan MB Başkanının ‘dezenflasyonist politikalar tavizsiz sürdürülürken, büyümeden de taviz verilmeyecek’ ifadesi, yerel seçim öncesi, faiz ve parasal sıkılaştırma politikalarının gevşetilerek seçim ekonomisine ve iktidarın oy amaçlı kaynak dağıtımına olanak sağlanacağını işaret ediyor. MB Başkanı, enflasyonla mücadele içinde büyüme için bir ‘eşik değer katsayısı’ belirleneceğini, buna dönük politikaların kamuoyuna açıklanacağını dile getiriyor. Bu sözleri, yılbaşına kadar yüklü zamlar, kemer sıkma, parasal sıkılaştırma, faiz artışları vb. yollarla stoklanacak kaynakların yılbaşından itibaren serbest bırakılarak iktidarın kullanımına sunulacağı, 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçime kadar üç ay süreli geçici parasal gevşeme ve bolluk sürecinin devreye alınacağı anlamına geliyor.
Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) belirlediği yıllık enflasyon eşik değer katsayısı yüzde 3,62. Enflasyon bu eşik değerin altında kalırsa büyümeye etkisi pozitif, üzerine çıkarsa negatif olacak. Oysa MB’nin ve OVP’nin yılsonu enflasyon hedefi yüzde 65, 2024 için yüzde 33. TÜİK’in resmi aylık enflasyonu temmuz-ağustosta yüzde 9’un üzerinde. Eylül’de aylık yüzde 4,75. Türkiye’nin aylık enflasyonu, OECD’nin yıllık enflasyon eşik değerinin kat kat üstünde! O halde ‘büyümeden taviz vermeden enflasyonla tavizsiz mücadele’ vaadi nasıl gerçekleşecek?
MB Başkanı, “Cumhurbaşkanı beni atadığında, ‘TCMB Kanunu’na uygun bir şekilde fiyat istikrarını sağlayın, hayat pahalılığını bu milletin gündeminden çıkarın’ talimatını vermişti.
Biz talimatı aldık ve onun doğrultusunda yolumuza devam etmekteyiz” diyor.
Öysa aynı TCMB yasası yıllardır yürürlükte.
Madem yasayı üyğülayıp fiyat istikrarını sağ lamak mü mkü ndü , niye faize nas deyip, yasayı yok sayıp ğo z ğo re ğo re ekonomiyi ateşe attılar?
Merkez Bankası Başkanı, Kür Korümalı Mevdüata (KKM) haziran sonüna kadar 150 milyar TL o dendiğ ini so ylerken ekime kadar ne kadar o dendiğ ini açıklamıyor. Bir yandan kendinden o nceki tü m bü akıl ve bilim dışı yanlışların ü stü nü o rtü yor, diğ er yandan ‘Cümhürbaşkanımız bilime değ er ve o nem veren bir liderdir’ diyerek asıl bü akla-bilime aykırı yanlışların tek sorümlüsünü masüm ğo steriyor. KKM’nin ekonomi üzerinde nasıl bir saatli bombaya dönüştüğünden hiç söz etmiyor!
Yüzde 4,75 oranındaki eylül ayı enflasyon artışı, son beş yıldaki eylül ayı ortalamasının yaklaşık 2 katı düzeyinde. Eğitimde aylık enflasyon yüzde 30, yıllık yüzde 80 iken, gıdada yıllık yüzde 75’e ulaşırken TÜİK’in enflasyon verileri yine hesap oyunlarını akla getiriyor. Yarı yarıya düşüş, ‘makyajlı enflasyona dönüşü’ gösteriyor!
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Eylül 2023 enflasyon verileri, Orta Vadeli Program’daki (OVP) yüzde 65’lik yılsonu hedefinin kağıt üzerinde tutturulması için yeniden ‘talimatlı-kontrollü-makyajlı enflasyon’ hesabına dönüldüğünü sergiliyor.
TÜİK’in resmi verileriyle son beş yılın eylül ayı enflasyon ortalaması yüzde 2,52 idi. Geçen hafta açıklanan eylül TÜFE rakamı aylık yüzde 4,75, yıllık yüzde 61,53 oldu. ENAG’ın yıllık enflasyon rakamı yüzde 130, İstanbul Ticaret Odası’nınki (İTO) yüzde 73,18. Eylülde temmuz ve ağustosa kıyasla yarı yarıya düşük açıklanan TÜFE’ye rağmen seçim sonrası temmuz-ağustos-eylüldeki üç aylık enflasyon toplamı yüzde 25,11 düzeyine ulaştı. Temmuzdaki maaş artışlarının tamamı enflasyonla geri alındı.
TÜİK’in verisini tartışmalı hale getiren gelişmeler enflasyon sepetindeki kalemler açısından gerçekleşen tablodan kaynaklanıyor. Eylül itibarıyla yıllık yüzde 61,53 oranında artışa karşılık, gıda enflasyonu yıllık yüzde 75’e düzeyinde gerçekleşmiş. Daha da çarpıcı olan eğitim harcamalarındaki enflasyon rakamları. Bu kalemde eylüldeki aylık artış yüzde 30,27 olurken, yıllık enflasyon oranı yüzde 80,96 oranında.
Geçen yılın eylül ayında eğitim harcamalarındaki aylık enflasyon artışı yüzde 7, yıllık 36,7 idi. Geçen yılın aynı ayına göre eğitimdeki enflasyon artışı aylık bazda 4,5 kat yıllık bazda yaklaşık 3 kat daha yüksek seviyelere ulaşmış. TÜİK’in enflasyon sepetinde eğitim harcamalarının payı sadece 1,67 düzeyinde. Sepette oldukça düşük tutulan bu paydan dolayı, eğitim harcamalarındaki olağanüstü enflasyon artışının resmi manşet enflasyona yansıması sınırlı düzeyde kalıyor. Özel okul ve üniversite ücretlerine, servis ücretlerine yapılan zamların yüzde 150-250 arasında olduğu, devlet üniversitelerinin yemek ücretlerine yüzde 200 oranında artış yaptığı göz önünde tutulduğunda eğitim ve gıda enflasyonundaki gerçek tablonun TÜİK’in enflasyon hesabına yansıtılmadığı anlaşılıyor.
Eylülde aylık yüzde 4,75 oranında açıklanan rakamla birlikte bu yılın ocak-eylül dönemi 9 aylık enflasyon toplamı yüzde 49,86’ya ulaştı. OVP’de yılsonu için ilan edilen yüzde 65 hedefinin tutması için ekim-kasım-aralıkta üç aylık enflasyon artışının yüzde 15’i aşmaması gerekiyor.
Bü tabloya ğo re, yılın son ü ç ayındaki aylık TÜ FE artışının azami yü zde 4-5 arasında veya daha dü şü k ğerçekleşmesi ğerek. İ ktidar, ‘enflasyonün aylık artış hızı yavaşlayacak, enflasyonda belirğin dü şü ş 2024 ikinci yarısında başlayacak’ so ylemini dillendiriyor. Bü so ylemle TÜİK’e daha düşük aylık artış oranı açıklaması yönünde siyasi talimat sinyali veriliyor! Milyonlarca memür, emekliye verilecek maaş zamlarının, asgari ücrete yapılacak artışın gerçek enflasyonun altında tutulabilmesinin alt yapısı hazırlanıyor!
Eylül’de aylık dış ticaret açığı yaklaşık 5 milyar dolar olurken, ocak-eylül dönemi 9 aylık açık 90 milyar dolara dayandı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 68’e geriledi. Yeni Ticaret Bakanı da kendisinden önceki bakanlar gibi ‘Cumhuriyet tarihinin aylık ihracat rekoru’ söylemine sarılıyor. İthalattaki rekorlar örtbas ediliyor!
Eylül ayı dış ticaret rakamları, dış ticaret açığındaki risklerin artarak devam ettiğini gösteriyor. Geçen yılın aynı ayına kıyasla ihracat yüzde 0,3 artarken, ithalatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14,1 düşüş yaşanmasına karşılık aylık açık yaklaşık 5 milyar dolar oldu. Bakan Bolat, dış ticaret açığında büyüyen tehlikeyi görmezden gelmeyi tercih ediyor.
Eylül ayında ihracat, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,3 artışla 22 milyar 670 milyon dolar olurken ithalat yüzde 14,1 azalmasına rağmen 27 milyar 658 milyon dolar oldu. İhracat ve ithalatın toplamından oluşan dış ticaret hacmi eylülde yüzde 8,2 azalarak 50 milyar 328 milyon dolara indi. Dış ticaret açığı aylık olarak 4 milyar 988 milyon dolar tutarında gerçekleşti.
Ocak-eylül döneminde ihracatın 9 aylık toplamı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,3 azalarak 187 milyar 464 milyon dolara geriledi. İthalat ise geçen yılın ocak-eylül döneminde kıyasla yüzde 1,3 arttı. Bu yılın ocak-eylül dönemindeki toplam ithalat 274 milyar 755 milyon dolar oldu.
Eylül ayında 5 milyar dolara yaklaşan açıkla birlikte ocak-eylül dönemindeki dış ticaret açığı toplamı geçen yılın ocak-eylül döneminde göre yüzde 5 artarak 87 milyar 291 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı, yüzde 68,2’ye indi.
Eylül ayında 19,7 milyar dolar olan hammadde ve ara malları ithalatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23,6 gerilemeyi gösteriyor. Buna karşılık tüketim malları ithalatında yüzde 37,4 yükseliş yaşandı ve ithalat tutarı 3 milyar 779 milyon dolar oldu.
Dış ticaret açığında yaşanan kriz, büyüyen tehlike görmezlikten gelindiğinde, yok sayıldığında, ortadan kalkmıyor, yok olmuyor. Sadece ihracattaki aylık rekorlardan söz ederek dış ticareti yalnızca ihracattan ibaret sayarak dış ticaretin yönetilmeye çalışılması, iktidarın her alanda olduğu gibi ihracatta ve dış ticarette de algı siyasetinin bir göstergesi.
✓ Aylık dü zeyde ihracat rakamları o nceki do nemlere ğo re artmış ğibi ğo rü nse de ithalattaki artış çok daha fazla.
Nitekim Ticaret Bakanı Ömer Bolat, yaptığı açıklamada ocak-eylül dönemindeki 9 aylık ihracatın 187 milyar 464 milyon dolar olarak gerçekleştiğini, ‘geçen yıl ile aynı düzeyde kafa kafaya bir rakam’ olduğunu dile getirdi. Bu sözlerle aylık bazdaki rekorların bir anlam ifade etmediğini de bizzat Ticaret Bakanının kendisi itiraf ediyor.
Dış ticarette asıl ü zerinde dürülması ğereken vahim dürüm, ithalattaki nispi dü şü şe karşılık, tü ketim malları ithalatının artmaya devam etmesi. İ hracata ve ü retime do nü k yatırım malı, ara malı, hammadde ithalatının ise ğerilemesi. Bü da ihracat artışının neden yü zde 0,3’e indiğ ini, yavaşladığ ını ortaya koyüyor.
Türkiye’yi tarihinde ilk kez şeker ithal eden konuma getiren, seçimden bu yana 4 ayda şekere 6 kez zam yapan iktidar, 2023 şeker pancarı alım fiyatında yüzde 27 artış yaparak pancar üreticisini yok saydığını gösterdi. Sebze-meyve hal fiyatlarındaki yüzde 200’e varan artış, yaklaşan kış mevsiminde gıda ve beslenme krizini işaret ediyor!
Türkiye’de 36 aydan bu yana kesintisiz şekilde yükselen gıda fiyatlarına karşılık, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) küresel gıda fiyatlarının iki yılın en dip noktasına indiğini açıkladı. FAO Gıda Endeksi yüzde 12 düşerken, TÜİK’in son açıkladığı eylül rakamlarıyla Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 75’e yükseldi.
Türkiye’nin sebze-meyve üretiminde en büyük paya sahip Antalya’da eylül ayı hal fiyat endeksleri, sürecin çok kritik bir noktaya ilerlediğini yaklaşan kış mevsimiyle birlikte gıdada, sebze-meyvede çok ağır bir krizin baş göstereceğini ortaya koyuyor.
Antalya Ticaret Borsası (ATB), Hal Endeksi eylül ayı gerçekleşme rakamları, meyve fiyatlarındaki yıllık artışın yüzde 199,3’e, sebze fiyatlarında ise yüzde 81,74’e ulaştığını ortaya koydu. Sebze-meyvenin pazar tezgahına ve market raflarına ulaşmadan önceki en ucuz halini yansıtan hal endeksindeki bu yükseliş, sebze-meyve fiyatlarının nihai tüketiciye ulaşan fiyatının giderek altından kalkılamaz hale geleceğini gösteriyor.
ATB-Hal Endeksi’ne yansıyan ürün miktarına ilişkin veriler fiyat artışlarının temelinde yatan nedenleri somut şekilde sergiliyor. Hale gelen sebze-meyve miktarında büyük çaplı düşüş söz konusu. Bu da, üretimin azaldığını, uygulanan tarım-hayvancılık-destekleme politikalarının, girdi maliyetlerinin, iktidarın yürürlüğe koyduğu zamların ve vergilerin üreticiyi üretimden kopma noktasına getirdiğini, hallere ve pazarlara, marketlere ulaşan, piyasaya arz edilen ürün miktarının görünür şekilde azaldığını gösteriyor.
Hal endeksine göre eylül ayında hale getirilen sebze miktarı yüzde 5,96, meyve miktarı yüzde 60,83 azaldı. Yıllık olarak halde işlem gören meyve miktarında yüzde 67,33 düşüş yaşanınca meyve fiyat endeksinde de yıllık yüzde 199,33 artış gerçekleşti. Sebzede ise yıllık miktar artışı yüzde 23’te kalınca, fiyat endeksindeki artış da yüzde 81,74’e yükseldi.
Turfanda kış sebze ve meyvelerinin piyasaya çıkmasıyla üretimdeki gerilemenin bu gıdalardaki fiyatların olağanüstü yükselmesini beraberinde getireceğini, üretimdeki düşüşün rafların boşalmasına, fiyatların erişilemez hale gelmesine yol açacağını bugünden söylemek olanaklı.
Tarım ve Örman Bakanının açıkladığ ı 2023 şeker pancarı alım fiyatı, ü reticiye yaşatılan mağ düriyetin ve neden ü retimden vazğeçtiğ inin kanıtıdır. 2022’de tonü 1450 TL olan alım fiyatı, yü zde 27 artışla ton başına 1855 TL açıklandı. Enflasyonün yü zde 61,5 oldüğ ü, mazotün 4 ayda yü zde 100, ğü brenin bir yılda yü zde 200 zamlandığ ı bir ekonomide pancar ü reticisine yü zde 27 artış kabül edilemez. Ü retici, yü zde 27 artışla ğelecek yıl pancar ekemez. Pancar ve şeker üretiminin düşmesi, ithalatın başlaması, maliyet artışı ve tüm tatlılara-şekerli gıda fiyatlarına zam olarak yansıyacaktır!
Ukrayna'ya destek sağlayan batılı ülkeler, silah ve mühimmat stoklarının hızla azaldığını gündeme getirerek silah desteğini azaltma ya da durdurma yoluna gidiyor. Cumhuriyetçilerin engellemesiyle ABD Başkanı’nın Ukrayna’ya ek mali destek kararı gerçekleşemedi. Ukrayna’ya silah ve mühimmat akışının kesilmesi ihtimali artıyor!
NATO ve AB üyesi Polonya’nın Ukrayna’dan tahıl ithali ve sevkiyatını durdurma, silah desteğini kesme kararının ardından, Avrupa’daki pek çok NATO üyesi ülke Ukrayna’ya verilen destek nedeniyle kendi silah ve mühimmat stoklarının hızla azaldığını, askeri desteği durdurmayı değerlendirmeye aldıklarını açıkladılar. Rusya-Ukrayna savaşının en başından itibaren Ukrayna’ya toplam 100 milyar dolara ulaşan mali ve askeri destek sağlayan ABD’de ise Biden yönetimi ile Cumhuriyetçilerin etkin olduğu parlamento arasındaki çekişme, Başkan Biden’ın Ukrayna’ya sağlayacağı yeni mali desteğin hayata geçirilmesini engelledi. ABD Başkanı, 1 milyar dolarlık mali desteği yürürlüğe koyamadı.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, geçen ay Beyaz Saray’da Biden ile bir araya gelmiş, Biden yönetimi mali destek sözünü bu görüşmede Zelenskiy’e iletmişti. Daha önceki ziyaretinde ABD Kongresinde konuşma yaparak, parlamenterlerce ayakta alkışlanan Zelenskiy’e bu defaki ziyaretinde Temsilciler Meclisinde konuşma izni de verilmedi. Biden başkanlığındaki Demokrat yönetimin Ukrayna’da savaşa destek politikasının ABD’ye ciddi askeri ve ekonomik yük olmaya başladığını savunan Cumhuriyetçiler, Beyaz Saray’ı engelleme girişimlerinde başarı elde ettiler. ABD Başkanı Biden’ın oğlu Hunter Biden’ın Ukrayna’da ortak olduğu enerji şirketlerinde yaşanan bazı büyük çaplı mali usulsüzlüklerin açığa çıkması da Ukrayna’ya destek politikasında Biden’ı zor durumda bıraktı. Muhalefet, ABD Başkanını oğlunun Ukrayna’daki yasa dışı işlerini örtbas etmeye çalışmakla suçluyor.
Avrupa’da da Ukrayna’ya mali ve askeri destek sağlayan ülkelerden peş peşe desteği azaltma ya da tümüyle kesme açıklamaları geliyor. Geçen hafta düzenlenen Varşova Güvenlik Forumu Konferansı’nda bazı NATO ülkelerinin temsilcileri Ukrayna’ya sağlanan silah ve mühimmat desteğinin büyük ölçüde NATO stoklarından yapıldığını ve giderek askeri stokların dibe indiğini gündeme getirdiler. İngiltere Silahlı Kuvvetler Bakanı James Heappey, NATO ülkelerinin silah stoklarının zayıfladığını belirterek, üye ülkelere NATO anlaşmasındaki ‘GSYH’nin yüzde 2’sini savunma harcamalarına ayırma’ taahhüdünü yerine getirmeleri çağrısında bulundu.
Diğer yandan Ukrayna ile sınırı olan NATO ve AB üyesi Slovakya’da yapılan genel seçimleri Rusya yanlısı görüşleri savunan, seçim kampanyasında Ukrayna’ya mali-askeri yardımları sonlandırma sözü veren eski Başbakan Sosyal Demokrat Robert Fico kazandı. Rusya karşıtı, savaşta Ukrayna’ya destek veren Liberal Parti ise yüzde 16 oy alabildi.
Slovakya seçimindeki bü sonüçlar; hem birbiriyle hem de Ükrayna ile komşü olan AB ve NATÖ ü yesi Polonya-Macaristan-Slovakya’da, Ükrayna’ya destek politikalarına karşı çıkan iktidarların iş başında olması anlamına ğeliyor. AB, ABD ve NATO’nun ‘Ukrayna’ya destek, Rusya’ya yaptırım’ çizgisindeki kırılmalar artıyor.
Rusya’nın Kırım’dan sonra Karadeniz’de yeni bir askeri deniz üssü kurmak üzere Abhazya ile anlaşmaya varması beraberinde bazı gerilimlere neden olacaktır. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin önemini artıran bu gelişme, Abhazya’ya karşı Gürcistan’ın ABD ve NATO teşvikiyle yeni bir saldırıya girişmesi ihtimaline zemin hazırlayabilir!
2022 şubat ayından bu yana devam eden Rusya-Ukrayna savaşında yeni bir aşamaya geçişi işaret eden gelişmeler yaşandı. Gürcistan’ın kendisine ait olduğunu iddia ettiği Abhazya’daki ayrılıkçı yönetimin lideri Aslan Bjania ile Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından Moskova’da imzalanan anlaşma ile Rus donanmasının Abhazya’da kalıcı bir askeri deniz üssü kurması kararlaştırıldı. Rus donanma üssünün Abhazya’nın Güney Kafkasya’da Karadeniz’e kıyısı olan Oçamçire’de kurulacağı, kısa sürede üs inşasına başlanacağı duyuruldu. Yeni üssün hem Rusya’nın Karadeniz’deki etkinliğin artmasına hem de Abhazya’nın savunma güvenliğine katkı sağlayacağı belirtildi.
Gürcistan’ın kendi toprağı saydığı Abhazya’da Gürcistan’dan bağımsızlığını ilan eden ayrılıkçı Abhazya yönetimi, Rusya tarafından tanınıyor ve destekleniyor. Abhazya’nın ardından Gürcistan’dan bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya bölgesinde de ayrılıkçılara karşı askeri harekat düzenleyen Gürcistan ordusu, Rus ordusunun devreye girmesi ve ayrılıkçılara destek vermesi üzerine bölgeyi terk etti. 2008 ve 2009’da gerçekleşen bu ayrılıkçı hareketler sonrasında Abhazya ve Güney Osetya bağımsızlığını ilan edince ilk tanıyan ülke Rusya oldu. Abhazya'nın bağımsızlığını tanıyan diğer ülkeler Venezuela, Nikaragua, Suriye ve dünyanın en küçük ada devleti Nauru Cumhuriyeti. Türkiye ve diğer dünya ülkeleri Abhazya’nın bağımsızlığını tanımıyor, Gürcistan toprağı sayıyor.
Sovyetler Birliği döneminde de Karadeniz’de Abhazya’da deniz üssü kurma projesi uzun süre gündemde kaldı. Sovyetler Birliği’nin dağılması üzerine gündemden düştü. Rusya Federasyonu daha sonra her iki bölgede Gürcistan’dan bağımsızlığını ilan eden ayrılıkçı yönetimlere Gürcistan ordusuna karşı destek verdi. Rusya, bağımsızlık sonrasında 2009’da Oçamçire’de Askeri Deniz Üssü kurma kararını yeniden gündemine aldı. Bu süreçte ABD ve diğer batılı ülkeler tarafından Abhazya ve Güney Osetya’yı ilhak etmekle itham edilen Rusya yaptırım tehditlerine maruz kalınca üs projesi tekrar askıya alındı. Karadeniz’deki son gelişmelerde Ukrayna, Kırım-Sivastopol’daki Rus Karadeniz Filosuna, üs bölgesi ve karargaha saldırılarını yoğunlaştırdı. Rusya Sivastopol’daki filoya yönelik saldırılarda ABD ve İngiltere’nin Ukrayna’ya İHA-SİHA-DİSA desteği verdiğini öne sürüyor. Saldırıların artması üzerine Rusya, Karadeniz donanma filosundaki savaş gemilerinin büyük bölümünü Novorossiysk, Soçi ve diğer limanlara çekti. Bu arada Ukrayna’nın Karadeniz’deki en büyük sivil ve askeri limanı Odessa’ya yönelik Rus saldırıları da artırıldı.
Gü rcistan’ın kendisine ait oldüğ ünü iddia ettiğ i Abhazya’daki bü ğelişmeye karşı askeri bir hamle yapması ğü ç ğo rü nü yor. ABD-AB-NATÖ Gü rcistan’ı Abhazya’da bir harekata teşvik edebilir, cesaretlendirilebilir. Zayıf da olsa böyle bir ihtimal, küzeyimizde kara ve deniz komşümüz Gürcistan’ı ve Kafkasların bir bölümünü kapsayacak yeni bir sıcak çatışma alanının açılmasına neden olabilir!