Özel: Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ı üç kez özel gündemle Genel Merkezimize çağırdım.
Diplomaside bazen söylenmeyenler, söylenenlerden daha fazlasını anlatır. Bazen de bir ayakkabı, kalın kalın imzalanmış anlaşma metinlerinden daha yüksek sesle konuşur.
ABD’nin Ankara’daki temsilcisinin, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile yaptığı görüşmeye Nike ayakkabılarla katılması, sıradan bir stil tercihi değil; son derece bilinçli bir siyasal mesajdır. Aynı temsilcinin, eşzamanlı olarak Suriye sahasının en tartışmalı aktörlerinden Ahmed eş-Şara (Colani) ile de temas kurması ise bu mesajın tesadüf olmadığını açıkça göstermektedir.
Bu tabloya birlikte bakmak gerekir.
Klasik diplomasi; kravat, koyu renk takım elbise ve katı protokollerle yürütülürdü. ABD ise uzun süredir bu dili terk ediyor. Yerine “rahat ama belirleyici” bir güç dili koyuyor. Nike ayakkabı, bu yeni diplomasinin simgesidir.
Mesaj nettir:
“Biz bu masada rahatız. Çünkü oyunu kuran biziz.”
Bu, saygısızlık değildir; özgüvendir. Daha doğrusu, özgüven gösterisi üzerinden kurulan bir psikolojik üstünlük hamlesidir. ABD, karşısındaki muhataba protokol ciddiyetiyle değil, norm koyuculukla seslenmektedir.
Asıl dikkat çekici olan ise şudur: ABD temsilcisi bir yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin en güçlü güvenlik ve diplomasi figürlerinden biri olan Hakan Fidan’la görüşürken, diğer yandan Colani gibi uluslararası meşruiyeti tartışmalı bir aktörle de temas kurabilmektedir.
Bu ne anlama gelir?
Şu anlama gelir:
“Kimin meşru aktör olduğunu biz belirleriz.”
ABD, burada askeri bir hamle yapmıyor. Yaptığı şey çok daha sofistike: Görüşerek meşruiyet üretmek. Konuşarak alan açmak. Fotoğrafla, temasla, zamanlamayla uluslararası algıyı yeniden şekillendirmek.
Bu, tam anlamıyla bir soft power uygulamasıdır.
Nike ayakkabılı görüşme, Türkiye’ye doğrudan söylenmeyen ama net biçimde hissettirilen bir mesaj da içeriyor:
“Alternatiflerimiz var.”
ABD, Ankara ile masaya otururken aynı anda başka aktörlerle de temas kurarak, Türkiye’nin pazarlık gücünü psikolojik olarak sınırlamaya çalışıyor. Bu, klasik baskı siyaseti değil; algı üzerinden kurulan diplomasidir.
Ne nota veriliyor, ne tehdit savruluyor. Sadece görüntü üretiliyor.
Ve bu görüntü, fazlasıyla birşey söylüyor.
Colani ile temas meselesi ise soft power’ın yalnızca “yumuşak” olmadığını da hatırlatıyor. ABD burada, tartışmalı bir figürü konuşulabilir hale getirerek, uluslararası sistemde yavaş yavaş meşrulaştırıyor.
Bu, ilk kez yapılan bir şey değil. Ama her seferinde aynı soruyu gündeme getiriyor:
Soft power, kimin için yumuşak; kimin için sert?
Bu mesele bir ayakkabı meselesi değil.
Bu, bir diplomasi dili meselesi.
ABD, bugün dünyaya şunu söylüyor:
“Kurallar hâlâ bende. İster kravatla gelirim, ister spor ayakkabıyla.”
Asıl mesele ise şu:
Türkiye bu dili yalnızca izleyen mi olacak, yoksa okuyup karşılık verebilen bir diplomasi mi inşa edecek?
Çünkü yeni dünya düzeninde bazen en sert mesajlar, en rahat ayakkabılarla veriliyor.