Yandaş medyaya veryansın: İktidar mı Bidencı, muhalef mi?

Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, ülke ve dünya gündemi üzerine TV5'te değerlendirmelerde bulundu.

Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, ülke ve dünya gündemi üzerine TV5'te Bilali Yıldırım'ın moderatörlüğündeki 'Buyurun Başlıyoruz' programında değerlendirmelerde bulundu.

Sözlerine Milli Gazete'nin 50'nci kuruluş yıl dönümü vesilesiyle açıklamalarda bulunan Kurdaş, "50'inci yıl hazırlıklarımın haftalar ve aylar öncesinden başladı. Milli Gazete'de heyecan verici bir atmosfer var. 50'nci yıl vesilesiyle gazetemizin çalışma ortamında bir yenilemeye gittik. Güzel bir çalışma ortamı hazırlamış olduk" dedi.

Kuruluş yıl dönemi bakımında Milli Gazete'nin önemine değinen Kurdaş, "Türkiye Cumhuriyeti devletinin 98'inci kuruluş yılını olan 29 Ekim'de kutladık. Neredeyse yüz yıla yaklaştık geldik sayılır. Bu cumhuriyetin yüz yılının elli yılında Milli Gazete var. Diğer elli yılı yavaş yürüyen bir elli yıl. Son elli yıl yılda ise zaman çok hızlı geçti. Bir insanın zamanı yakalaması ne kadar zorsa bir ülkenin ve toplumun da zamanı yakalaması o kadar zordur. Bugün hiçbir şeye yetişemiyorsunuz ve hiçbir şeye yetişilmeyen zamanda Milli Gazete'nin çağı ve zamanı durdurması ve o haz ve hız zamanını düşünmeye davet etmesi, hakikat sayfaları açması  ne kadar muhteşem bie vazife olsa gerek. Bu bakımdan Milli Gazete kurulduğu günden itibaren bu millete her daim yol gösterici bir fener olmuştur" diye konuştu.

SİYASETTE SAĞLIK TARTIŞMASI

Son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlığı üzerine yapılan tartışmalar üzerinden AKP'nin iktidara gelmesi sonrası eski Başbakanlardan Bülent Ecevit'in sağlığına dair yapılan tartışmaları karşılaştıran Kurdaş, şöyle devam etti:

"Erdoğan'ın sağlığı üzerinden yapılan yorumlar üzücü. Siyaseten çok eleştireceğimiz konular var. İnsanların sağlığını günlük politika malzemesi yapmak doğru değil. Fakat benzer şeyler sayın Ecevit'in sağlığı üzerinden de yapıldı. Ecevit zor yürüyordu, sayın Ecevit'in sağlık bakımdan sıkıntılı anlarını günlük politikaya taşıyan bir AKP anlayışı vardı. O zamanda aynı üzüntüyü yaşıyordum. Bir insanın görüntüsü üzerinden, yakışıklığı veya çirkinliği üzerinden gençliği ve ihtiyarlığı üzerinden konuşmak çok yanlıştır. Bu bakımdan sağlık tartışmaları kapsamında sayın Ecevit'e yapılanın da karşısındayım, sayın Erdoğan'a yapılanın da karşısındayım. Tekerlekli sandalyede seksen beş yaşında bu millete hizmet etmeye gayret eden Erbakan Hocamıza da Erdoğan'ın da birtakım açıklamaları vardı. Erdoğan'a da tepki göstermiştik" ifadelerini kullandı.

"ERBAKAN HOCAMIZA SAĞLIĞI ÜZERİNDEN DİL UZATILDI"

Siyasette Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca'ya yönelik sağlığı üzerinden gösterilen tavrı da gündeme getirerek yapılanları sert dille eleştiren Kurdaş, "Yönetme bir spor öylemi değildir, zihinsel bir eylemdir. Siyasette atletizm yapılmıyor. Bu millete hizmet ve yönetme ile ilgili durum yakışıklıkla, uzun boylulukla veya hızlı koşmakla ilgili ilgili değildir, zihinsel sağlıkla ilgilidir. Bu bakımdan Erbakan Hocamız vefat ettiği zaman bile iki tane dört basamaklı çarpmayı zihninden yapabilen birisiydi. O zaman bu insanın tekerlekli sandalyeye oturmasıyla ilgili bir cümle kurmak hangi vicdana sığar. Veya Şeyh Ahmet Yasin, tekerlekli sandalyede o haliyle Siyonist İsrail rejimine değil, koskoca küresel sisteme karşı intifada yapıyor. Bu bakımdan sağlık üzerinden yapılan tartışmalardan hiçbir zaman hoşlanmadım" diye ifade etti.

"YANDAŞ MEDYA BİDEN GÖRÜŞMESİ İÇİN ZAFER NARALARI ATIYOR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD Başkanı Joe Biden ile görüşmesi konusunda yandaş medya diye tarif edilen iktidara yakın medya kuruluşlarının manşet haberlerini değerlendiren Kurdaş, şu şekilde konuştu:

"Şimdi Bidencı muhalefete ne oldu, nerede bu Bidencı muhalef? Haksız ithamlarda bulunan bu yandaş gazeteler, muhalefet partilerinin başkanlarına Bidencı diye saygısızlık yaptı. Şimdi sormak lazım Bidencı muhalefet mi Bidenci iktidar mı? Ne kadar kirli bir alan olduğunu görebiliyor musunuz? Türkiye şu anda kirletilmiş bir zeminde bulunuyor. Bu manşetler Amerika'nın emirlerine talibiz manşetleridir. Bu aynı zamanda halka kötülük yapan bir senkronizasyonun işidir."

FAİZ SİSTEMİNDEN ADİL EKONOMİK DÜZENE...

Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın 'Adil Ekonomik Düzen' kuramının geliştirilmesi sürecine değinen Kurdaş, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Adil Ekonomik Düzen'in ne olduğunu 1993 yılında Bursa Uludağ'da Erbakan Hocamızın bir kollektumunda dinledim Katılımcılar da Türkiye'nin her yerinden ekonomistlerin, profesörlerin, doçentlerin katıldığı bir çalışma oldu. Bu çalışma iki üç gün sürdü. Ve toplantı müzakereye ve eleştiriye dayalı aynı zamanda projeyi sonuçlandırma özelliği taşıyordu. Ben de yeni bir gazeteciliğe yeni başlamış biri olarak orada ilk defa Adil Ekonomik Düzen'in ne olduğunu öğrendim ve takip ettim. Ve o toplantıda Erbakan Hocamız dedi ki katılımcılara ' Biz sizden şunu beklemiyoruz: Çok güzel bir çalışma yapmışsınız demeyin bize eksiklerimizi söyleyin ve birlikte tamamlayalım' dedi. Bu çalışma İslam ekonomisini bilen akademisyenlerle yapılmış küresel sistemi bilen, faiz sistemi bilen bir kadroyla birlikte yapılmıştır. Ve bir proje olarak yapıldı. D-8 projesi neyi ifade ediyorsa Adil Ekonomik Düzen de aynı şeyi ifade ediyor. Bu yüzden bize dünyadaki olan olayları çok iyi bilen, ekonomiyi ve borçlanma meselesini çok iyi bilen aynı zamanda da hakikati de bilen adamlara da ihtiyacımız var. Bu açıdan bu ülkenin Adil Ekonomik Düzene ihtiyacı var."

"AYNI GEMİDEYİZ' DEDİĞİNİZ GEMİ HANGİ GEMİ?"

Son dönemde gerginleşen siyaset arenasında çok kullanılan 'Aynı Gemideyiz' sözlerini derinlemesine yorumlayan Kurdaş, şu ifadeleri kullandı:

"Ben ilk önce şuna bakıyorum: Bu gemi mi yok düzen mi? Onu çok daha fazla önemsiyorum. Hepimiz aynı gemideyiz de hepimiz kimin dümenindeyiz? Bu gemi gerçekten benim gemim mi, bu geminin kaptanı gerçekten benim mi, başkasının mı? Gemi nereye gidiyor? AKP ilk kurulduğu zamanlar 1 Mart Tezkeresi sürecinde, Irak'ın işgal sürecinde Erbakan Hocamız Saadet Partisi'nin bir il başkanlığı toplantısında önemli bir hadise anlattı. Hangi gemide olduğumuzun önemine ilişkin bir hadise anlattı. Bu, AKP'yi de çok güzel anlat ve kuruluş felsefesini anlatan bir konudur. Hocamız Çanakkale Savaşı'nı anlatarak dedik: İngiltere Hindistan'dan Pakistan'dan Müslümanları Çanakkale'ye getirmiş ama oraya gelen Müslümanlar İslam Birliği'ni yıkmak için orada olduğunu bilmiyorlar ve savaşıyorlar. Ne için İslam Birliği'ni yıkmak için savaşıyorlar. Ama Müslümanlar İslam Birliği'ne karşı savaşırken geminin içinde de cemaatle namaz kılıyorlardı" dedi. Bu örnek üzerinden AKP'yi anlattı. Erbakan Hocamız 'Onlar karaya çıkıp ezan sesini duyunca anladılar ve vazgeçtiler' diyordu. Şimdi AKP'lileri anlatırken de 'siz hangi gemidesiniz' diyordu. Bağdat'ı bombalayan gemide misiniz yoksa İslam Birliği gemisinde misiniz? diye AKP'nin üstlendiği rolü böyle anlatıyordu... İstikamet nere gidiyor, bu gemi kime hizmet ediyor? Gemi dediğimiz şey düzendir. Bu düzenin içinde kırbaçlayan varsa ve bu iktidarsa bu gemiyle ilgili elbetteki konuşulacak şey var. Bu gemide alt kattakiler var üst kattakiler var. O zaman bir kere de alt kattakiler üst kata çıksın. Bu bakımdan bu gemi bizim gemimiz değil; çünkü bu gemide kendi düzenimizi kurmamışız. Evet bu topraklar bizim vatanımız ancak düzen bizim düzenimiz değil."