ABD-İran ateşkesi çatırdıyor: Körfez’de yeniden savaş alarmı
Toprak: “’Devlet Medyası Modeli’ iktidar ortaklarını kurtarmaya yetmeyecektir”
CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, AKP ve MHP tarafından hazırlanan, basına ve sosyal medyaya yönelik yeni düzenlemeler içeren kanun teklifine ilişkin, İktidar ittifakının TBMM’ye getirdiği ‘Dezenformasyon Yasası’ medyaya, sosyal medyaya, internet haber sitelerine ve dijital ortamdaki yayınlara yeni bir sansür, baskı, ceza düzenlemesidir. Anayasal güvence altındaki basın özgürlüğünü ortadan kaldırmaya dönük icraatlarını yıllardır sürdüren iktidar, bu yasa ile yeni suçlar icat ederek, gazetecileri 3 yıla kadar hapisle, medya kuruluşlarını kapatma, ilan kesme, erişim engelleme tehditleriyle sindirmeyi hedefliyor!
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, haftalık değerlendirme raporunu yayımladı. Toprak’ın değerlendirmelerinde satırbaşları şöyle:
AK Parti ve MHP tarafından gizli-kapaklı şekilde kapalı kapılar ardında baş başa verilerek hazırlanan medyanın, internetin baskı ve kontrole alınması amaçlı yasa teklifi iktidar ittifakının ortak imzasıyla TBMM’ye getirildi. Kamuoyunun Dezenformasyon ya da Sosyal Medya Yasası olarak adlandırdığı 40 maddelik ‘Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ teklifinde iktidarın uzun süredir yasaklama ve engelleme peşinde olduğu internet medyasına, dijital yayıncılığa, sosyal medya paylaşımlarına ağır yaptırımlar, yasaklar, hapis cezasına varan ceza tehditleri getiriliyor. 40 maddelik yasa teklifinin 28. maddesi internet haber sitelerinin Basın Kanunu kapsamına alınmasını düzenliyor. İnternet medyasına resmi ilanlardan yararlanma, çalışanlara basın kartı verilmesi gibi düzenlemelerle ‘bir kaşık bal’ çalınarak, aslında internet medyasının tamamıyla iktidar kontrolüne alınması amacı gizlenmeye çalışılıyor.
Nitekim ‘Dezenformasyonla Mücadele’ başlığı altındaki 29’uncu maddede gerçek niyet açığa çıkıyor.
Bu madde ile ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçu icat edilerek, Türk Ceza Kanunu’na (TCK) eklenerek 3 yıla kadar hapis cezası getiriliyor. İcat edilen bu yeni suç terör kapsamına da sokularak hapis cezasının yarısı kadar artırılması öngörülüyor.
Teklifin 29’uncu maddesi; "Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Suçun, failin gerçek kimliğini gizlemek suretiyle veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilen ceza yarı oranında artırılır” hükmünü içeriyor. İktidar ittifakının sunduğu madde gerekçesinde 'internetin sağladığı anonim ortamın yalan, yanlış veya manipülatif içeriklerin artmasına neden olduğu' savunularak amacın ‘kamu barışının korunması’ olduğu dile getiriliyor. Burada da kamu barışından ne anlaşılması gerektiği, kimin bunu nasıl yorumlayacağı belirsiz ve oldukça muğlak. İktidar bir yandan suç icat ederken bir yandan bu suç için belirsiz bahaneler üretiyor.
İnternet haber sitelerinin beyannamelerinin Cumhuriyet Başsavcılıkları yerine Basın İlan Kurumu'na verilmesini öngören düzenlemeye göre, internet haber sitelerine yayın durdurma cezası verilemiyor.
Ancak verilen süre içerisinde eksikliklerin giderilmemesi ya da gerçeğe aykırı bilgilerin düzeltilmemesi halinde, haber sitesi vasfı kazanılmaması gerekçesiyle, haber sitesinin fiilen yayın kapsamının dışında bırakılıyor. Haber sitesi vasfının kazanılması konusunda çok rahatlıkla bahaneler üretilerek haber sitesinin yayını engellenebilir. İnternet haber sitelerine yayınladıkları içerikleri en az 2 yıl süreyle muhafaza etme yükümlülüğü getirilirken, düzeltme ve cevap hakkının bir hafta süreyle yayında kalması öngörülüyor. Bir internet haber sitesinde yer alan içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi maddesine eklenen bir düzenlemeyle Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanına, 4 saat içinde yerine getirilmek üzere içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararı verme yetkisi veriliyor.
Gazetecilik mesleğinin en temel unsurlarından birisi olan haber kaynağının korunması ilkesini göz ardı ederek ‘İsmini vermeyen yetkili veya üst düzey yetkili vb.’ ifadelerle yapılacak-yazılacak haberler için doğrudan suç isnat edilebilecek. Gazeteciyi haber kaynağını ifşa etmeye zorlama amaçlı düzenlemeyle 29’uncu maddede yer alan “Suçun, failin gerçek kimliğini gizlemek suretiyle veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır” ifadesi, gerektiğinde gazeteciyi terör, terör propagandası yapmak, terörle irtibat-iltisak suçlamasıyla karşı karşıya bırakabilecek.
Bu yasa teklifi kısa süre önce çıkartılan seçim yasası değişiklikleri gibi, iktidarın seçimi ve iktidarı kaybetme paniğiyle hazırladığı bir baskı ve sansür yasasıdır.
İktidar; kendisi için tehdit olarak gördüğü, kontrol edemediği internet medyasını, sosyal medyayı, dijital yayıncılığı seçim öncesi iktidar baskısıyla, resmi ilan kesme, hapse atma tehdidiyle sansürlemeye, susturmaya yöneldi. Kamu kaynakları ve kamu bankalarının kredileriyle sahipliğini değiştirip, kendi yakın çevresine teslim ettiği tek sesli yazılı-görsel medyanın, gazete ve televizyonların etkisizliği, aktarılan milyarların çöpe gitmesi karşısında, kısıtlı olanaklarla faaliyetini sürdüren muhalif medyaya baskılarını artırmaya yöneldi.
İktidar; RTÜK ve Basın İlan Kurumu ile kesilen para cezaları, ilan cezalarından sonuç alamayınca bu kez elektronik-dijital-internet medyasını hedefine koydu.
Kapalı rejimlerdeki ‘Devlet Medyası’ modelini esas alan, sansür-sindirme susturma amaçlı bu düzenleme de iktidar ortaklarını kurtarmaya, koltuklarını korumaya yetmeyecektir. Gerçekler, doğrular her şekilde öğrenilecektir. Dünyanın bir köşesinde olup bitenden tüm dünyanın saniyeler içinde haberdar olduğu bir çağda tek kişinin talimatıyla yayın durdurma, haberi-bilgiyi-gerçeği engelleme, ceza ve tehditlerle korkutma gayretleri boşunadır.
“DEVLET MEDYASI’ MODELİ İKTİDAR ORTAKLARINI KURTARMAYA YETMEYECEKTİR”
İktidar ittifakının TBMM’ye getirdiği ‘dezenformasyon yasası’ medyaya, sosyal medyaya, internet haber sitelerine ve dijital ortamdaki yayınlara yeni bir sansür, baskı, ceza düzenlemesidir. Anayasal güvence altındaki basın özgürlüğünü ortadan kaldırmaya dönük icraatlarını yıllardır sürdüren iktidar, bu yasa ile yeni suçlar icat ederek gazetecileri 3 yıla kadar hapisle; medya kuruluşlarını kapatma, ilan kesme, erişim engelleme tehditleriyle sindirmeyi hedefliyor.
Kapalı rejimlerdeki ‘devlet medyası’ modelini esas alan, sansür-sindirme-susturma amaçlı bu düzenleme de iktidar ortaklarını kurtarmaya, koltuklarını korumaya yetmeyecektir. Gerçekler, doğrular her şekilde öğrenilecektir. Dünyanın bir köşesinde olup bitenden tüm dünyanın saniyeler içinde haberdar olduğu bir çağda tek kişinin talimatıyla yayın durdurma; haberi, bilgiyi, gerçeği engelleme, ceza ve tehditlerle korkutma gayretleri boşunadır.
“BİR AYDA KAPANAN ŞİRKET SAYISI YÜZDE 126’YA ULAŞTI”
İktidarın Hazine ve Maliye Bakanı, ‘6 ay uyuyun’ tavsiyesinde bulunurken Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) Ticaret Sicili istatistiklerine dayalı açılan-kapanan şirketler verisi, reel sektörün ağır bir krizle karşı karşıya olduğunu; icra, iflas ve şirket kapanmalarının vahim şekilde arttığını, ekonomik yıkım ve işsizliğin hızlanacağını ortaya koydu. Nisanda, bir ayda kapanan şirket sayısı yüzde 59 artarken geçen yıla kıyasla kapanan şirketlerdeki artış yüzde 126’ya ulaştı.
Reel sektörün, sanayi-ticaret kesiminin en büyük çatı örgütü TOBB’un yayınladığı bu veriler, başta KOBİ’ler olmak üzere ülke ekonomisini ayakta tutan orta direk kuruluşların, işletmelerin çok ciddi bir yıkımla karşı karşıya olduklarını, yükselen enflasyon ve değersizleşen TL ile sermayelerinin, öz kaynaklarının eridiğini, kredi borçlarını ödeyemez konuma geldiklerini gösteriyor.
“İFLASLAR, İCRA-HACİZLERLE BU YIKIMIN BOYUTLARI KONTROLDEN ÇIKACAKTIR”
İktidarın basiretsiz ekonomi politikalarıyla ülke ekonomisi hızla döviz-kur krizine, hiperenflasyon sürecine, bireysel ve kurumsal kredi borcu bataklığına sürüklenirken gerek TOBB’un gerekse Adalet Bakanlığı’nın verileri, şirket kapanmaları ve iflasların, icra-haciz davalarının patlama yaptığını ortaya koyuyor. Dava dosyalarına ilişkin rakamlar, salgın sürecinde Cumhurbaşkanı kararıyla durdurulan icra-haciz takipleriyle ilgili kararın sonlandırılmasıyla icra depreminin başladığını gösteriyor.
Herkese altı ay uyumalarını, uyandıklarında her şeyin düzeleceğini vadedip altı ayda her şeyi çok daha berbat eden iktidar ve ekonomi yönetimi ivedi olarak kapsamlı ve akılcı politikaları, vergisel ve finansal yapılandırma uygulamalarını yürürlüğe koymadığı takdirde reel sektör, sanayici, imalatçı, hizmet sektöründeki şirketlerde büyük bir yıkım felaketi yaşanacaktır. Şirket kapanmaları, iflaslar, icra-hacizlerle bu yıkımın boyutları kontrolden çıkacaktır.
“GENÇLERİN ÖNÜNE VERGİ ENGELLERİ DİZİLİYOR”
Almanya'da hükümet, enflasyon, zamlar ve akaryakıt fiyatları karşısında vatandaşlara devletin ekonomik desteği için aylık 9 euroya (153 TL) toplu taşıma, otobüs, tren, tramvaylarda geçerli biletleri satışa çıkarttı. Akaryakıt fiyatlarında vergi indirimine gidildi. Dünyada enflasyon artıyor bahanesine sığınarak her gece yeni bir zam yağmurunu yürürlüğe koyan iktidar, vatandaşa destek yerine yeni vergi artışları ve üç haneye ilerleyen enflasyonla halkı eziyor.
Sosyal devlet ilkesinden hızla uzaklaşan, dar gelirli, zor durumdaki vatandaşı gözü görmeyen, milyonlarca emekliyi bayram ikramiyesinde hüsrana uğratan Cumhurbaşkanı Erdoğan iktidarı, tam aksine bütçe kaynaklarını milyarlarca lirayı faize ve iktidar müteahhitlerine akıtıyor. Kur Korumalı Mevduat (KKM) sahiplerine aktarılan milyarlardan vergi alınmazken bilgisayarda, tablette TRT bandrol vergileri yüzde 100 artırılıyor. Gençlerin bilgiye, teknolojiye, çağdaşlığa erişiminin önüne vergi engelleri diziliyor.
“ENFLASYONLA MÜCADELEDE TESLİM BAYRAĞI ÇEKİLMİŞ"
Merkez Bankası (MB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizini yüzde 14’te sabit tuttu. Enflasyon artışını Rusya-Ukrayna savaşına bağladı. Rusya Merkez Bankası’nın aldığı kararlara bakıldığında; merkez bankası bağımsızlığının önemi, siyasi müdahale ve içi boş ekonomi tezlerinin olmaması, faiz ve enflasyonda düşüşün, rublede dolara karşı rekor değer artışının sağlanması, Putin’in işi ehline bırakarak Merkez Bankası Başkanı’nın görevini beş yıl daha uzatması, zihniyet, basiret ve yönetimde liyakat farkını ortaya koyuyor.
MB-PPK’nın aldığı karar ve yaptığı açıklama gösteriyor ki halk ve ülke ekonomisi kaderine terk edilmiş, enflasyonla mücadelede teslim bayrağı çekilmiş. Üstelik açıklama metninde, ‘ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının etkisi’ ifadesiyle halk, esnaf, işletmeler suçlanıyor. MB ve ekonomi yönetiminin hataları reddediliyor. Ülke ekonomisi ve vatandaşlar başının çaresine bakma noktasına getirilirken yabancılar ise yıl başından bu yana 13 milyar doların üzerinde varlıklarını alıp Türkiye’den çıkmışlar. Daha doğrusu kaçmışlar.
BORÇ VE FAİZ YÜKÜ HAZİNE’NİN, ÜLKENİN, HALKIN SIRTINA BİNDİRİLİR.
İktidar, içeride kaynak yaratamadığı gibi dışarıdan da kaynak bulamayınca borçlanmaya hız verdi. Ayrıca hızla tükenen bütçe kaynakları ve Hazine’nin boşalan kasası karşısında şimdi de ‘Süper Bono’ hazırlıklarını hızlandırdı. İktidar, Hazine’yi çökertip ekonomik felakete yol açacak bu yanlıştan derhal dönmelidir.
İktidar, süper faizli bonolarla kaynak toplama yoluna giderse KKM’den sonra Hazine’yi iflasa sürükleyecek ikinci bir kapıyı açmış olur. ‘Yüzde 14’ inadıyla enflasyonun 53 puan altında sabitlenen politika faizine rağmen Hazine, haftalık borçlanma ihalelerinde yüzde 27 oranında faizle borçlanabildi. Şayet ‘enflasyona endeksli ya da enflasyon korumalı süper faizli bono’ icadı piyasaya sürülürse Hazine’nin borçlanma faizi yüzde 70-80’ler düzeyine fırlar. Nesiller boyu altından kalkılamayacak bir borç ve faiz yükü Hazine’nin, ülkenin, halkın sırtına bindirilir.
“İTHAL ŞEKER TATLI MAMULLERİNİN, ŞEKERLİ GIDA MADDELERİNİN FİYATINI YUKARI ÇEKECEKTİR”
Tarım Bakanı yeterli şeker stokunun olduğunu, şeker konusunda ‘algı operasyonu’ yapıldığını ilan ettikten bir ay sonra Ticaret Bakanlığı, 400 bin ton şeker ithalatına kapı açtı. Şeker ithalatıyla yerli pancar üreticisine üvey evlat muamelesi yapan, pancar üretimine kota getirerek kısıtlayan, şeker fabrikalarını özelleştirip satan bu iktidar, pancar üreticisinden esirgediği 350 milyon doları (5,7 milyar TL) yabancı pancar ve şeker üreticilerine ödeyecek.
Dünya şeker piyasalarında ve borsalarında da hızla artan taleple yükselen fiyatlar, yapılacak 400 bin tonluk ithalatta da maliyetin beklenenin üstüne çıkmasına neden olabilir. İthal şekerdeki maliyet artışları, otomatik olarak içeride tatlı mamullerinin, şekerli gıda maddelerinin fiyatlarında artışlara yol açarak enflasyonu da yukarı çekecektir.
MARİUPOL’DE KONTROLÜ BÜYÜK ÖLÇÜDE ELE GEÇİRDİ
ABD’nin eski Moskova Büyükelçisi ve eski Dışişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamalar, Rusya-Ukrayna savaşının altyapısının ABD tarafından planlı bir şekilde hazırlandığını, NATO’ya üyelik konusunda ABD yönetiminin Ukrayna’ya yalan söylediğini gösterdi. Rusya, Ukrayna’nın doğusunda Donetsk, Luhansk, Donbas ile Karadeniz kıyısındaki Mariupol’de kontrolü büyük ölçüde ele geçirdi.
Ukrayna’nın yeniden imarı ve ekonomisinin ayağa kalkabilmesinin yıllar alacağı açık şekilde gözlenirken ABD ve AB tarafından sağlanan mali desteklerin sadece küçük bir kısmının hibe, büyük bölümünün borç ve kredi olduğu dikkate alındığında, Ukrayna’nın uzun yıllar dış borçlara ve batılı ülkelere bağımlı konuma geleceğini öngörmekteyim.
“RUSYA, TÜRKİYE’NİN BUNA KAYITSIZ KALAMAYACAĞINI İFADE ETTİ”
Kuzey Suriye’ye yönelik yeni bir askeri operasyon hazırlığı, Milli Güvenlik Kurulu bildirisinde yer alan tespit ve tavsiyelerle yeniden gündemde. 2019 Ekim’indeki Barış Pınarı harekâtının devamı ve tamamlanması niteliğinde olacağı kaydedilen harekât için ABD ve Rusya’dan farklı açıklamalar geldi. ABD ‘endişe’ beyan ederken Rusya, Irak-Suriye Kürtleri arasında gerginlikler yaşandığını belirterek Türkiye’nin buna kayıtsız kalamayacağını ifade etti.
Daha önce icra edilen Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı harekâtlarının 2017 Anayasa Referandumu, 2018 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Seçimleri öncesine denk getirildiği anımsandığında, iktidarın bu harekât ile bazı siyasi sonuçlar hedeflediği de öngörülebilir. İçeride siyasi gücünü ve desteğini artırmayı, bir rüzgâr yakalamayı, hatta bu rüzgârı arkasına alarak bir erken seçime gitmeyi planladığı da düşünülebilir.”
Raporun tamamını okumak için TIKLAYINIZ.
Yeni Soluk
Yorum Yap