Sol Parti 1. Olağan Konferansı: Krizin Yaratıcısı AKP ve MHP Krizi Çözemez
Sol Parti’nin 1. Olağan Konferansı 8 Ağustos 2020 tarihinde Ankara’da gerçekleşti. Pandemi koşulları nedeniyle delegelerin beşte birinin katılımı ile gerçekleşen konferansta partinin yeni yol haritası belirlendi. Partinin yeniden kuruluş sürecinin, örgütlenme ve mücadelenin geliştirilmesi doğrultusunda sürdürüleceğinin ve Program yenilenmesi üzerine bir Konferansın da bunun parçası olarak gerçekleşeceğinin altı çizilen Konferansta Parti Meclisi ve MYK da seçildi.
Konferans Sonuç Bildirisi’nde, ülkenin içinde bulunduğu bu kriz ortamından ülkeyi çıkaracak yol haritası ortaya konulurken, siyasal İslamcı tek adam rejiminden çıkış doğrultusunda kamuculuğu, laikliği, demokrasiyi, toplumsal barış ve bağımsızlığı temel alan devrimci demokratik cumhuriyet hedefi ortaya konuldu.
KRİZİN YARATICISI AKP VE MHP KRİZİ ÇÖZEMEZ
"Türkiye, etkisini bütün toplum kesimlerinin hissettiği son derece derin bir ekonomik, sosyal ve siyasal kriz içindedir” denilen metinde “Ülkenin kronikleşmiş sorunlarına eklenen güncel sorunlar krizin çok boyutlu olduğunu göstermektedir. AKP ve MHP’den oluşan iktidar bloku, bırakın bu krizi çözmeyi, bizatihi izlediği politikalar nedeniyle krizin yaratıcısı durumundadır. Ülkemiz bu İslamcı ve faşist iktidar bloku eliyle büyük bir çöküşe doğru sürüklenmektedir.” İfadeleri yer aldı.
BİR AVUÇ AZINLIK MUTLU, MİLYONLAR AÇ, YOKSUL İŞSİZ
Ekonomi derin bir darboğaz içindedir. İşsizlik, yoksulluk ve zamlar emekçi halk kitleleri için hayatı yaşanmaz kılıyor. Bir avuç sermaye sahibi servetlerine servet katarken, yoksulluk ve gelir adaletsizliği her geçen gün artıyor. Devlet kasası yağmalanarak tam takır bırakılmış, bütün kamu varlıkları satıla satıla tüketilmiş durumda. Uluslararası düzlemde kimsenin güvenmediği bir ülke konumu,krizin bu iktidar eliyle çözülmesinin mümkün olmadığına işaret ediyor..
İşsizlik, enflasyon, büyüme gibi ekonomik göstergeler alarm verirken, yandaş medyanın göz boyalamalarıyla ya da TÜİK tarafından acemice uygulanan istatistiksel hilelerle ekonomide toz pembe bir tablo çizilmeye devam ediliyor. Hayat pahalılığı almış başını gitmişken, işsizlik kanayan bir yara olarak sürekli artarken, düşük enflasyon rakamları ya da azalan işsizlik oranları ilan edilerek, resmi yalanlar utanmazcasına tekrar ediliyor.
YENİ REJİM TEL TEL DÖKÜLÜYOR
Oldu bittiye getirilen ve son derece anti-demokratik koşullarda yapılan referandum ve seçimlerle kurulan yeni rejim her yönüyle dökülüyor. Tek adama kadar daraltılmış karar mekanizması, etkisizleştirilen ve bir anlamı kalmayan parlamento, siyasetten koparılmış teknokrat bakanlar eliyle yönetilemez bir ülke tablosu ortaya çıkmış durumda. Bu duruma yürütmenin silahına dönüştürülmüş; görece bağımsızlığı bile yok edilerek tamamen vesayet altına alınmış bir yargı ile tamamen bir güvensizlik kurumuna dönüşen güvenlik sistemi eşlik ediyor.
Bugünkü mevcut durumun demokrasiyle en ufak bir ilişkisi kalmamıştır. Yasama yürütme ve yargının, bırakın kuvvetler ayrılığı prensiplerine göre çalışmasını, tek bir elde toplandığı bir durumla karşı karşıyayız. Hayatın ortasına dinin ve milliyetçiliğin yerleştirildiği; halk kitlelerinin baskı ve zorbalıkla denetim altına alındığı bu yeni rejim kalıcı hale getirilmek isteniyor. İktidar gücü kullanılarak bütün toplumsal örgütlenmeleri kendi iktidarına payanda yapan, muhalif olan her türlü örgütlenmeyi zor ve baskıyla sindirmeye çalışan otoriter faşist bir rejim adım adım yerleştirilmeye çalışılıyor. Bunun için, sendikalar, barolar; meslek odaları üzerinde yoğun bir baskı kurmaya çalışılıyor. Sokak muhalefeti güvenlik güçleri eliyle baskı altına alınıyor.
Bu siyasal, ekonomik ve toplumsal krizden çıkabilmenin olmazsa olmaz koşulu; bugünkü mevcut iktidardan kurtulmak; “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen siyasal düzeni değiştirmektir. Türkiye’nin sorunları, ancak halkın çıkarlarını ön plana alan, özgürlüklerin ve demokrasinin egemen kılındığı, laikliğin, aydınlanmacı ve bilimsel düşüncenin kurumsallaştığı bir anlayışla çözülebilir. Eğitim sisteminden gündelik hayatın düzenlenmesine, kadınların ve diğer dışlanan kesimlerin hak ve özgürlüklerine uzanan laik bir devlet düzeni ve toplumsal hayat yeniden kurulmak zorundadır.
TÜRKİYE’NİN ÇIKIŞ YOLU YÖNELİMİ SOSYALİZME UZANAN SOL BİR GEÇİŞ PROGRAMIDIR
Türkiye için çıkış yolu ancak yönelimi sosyalizme uzanan bir geçiş programı ile mümkündür. Buna göre; siyasal sistem bütünüyle yenilenmelidir. Halkın kendi kendini yönetmesine, geleceğin sınıfsız sömürüsüz toplumunun nüvelerinin bugünden kurulmasına, halkın her düzeyde yönetime katılma imkanlarının geliştirilmesini öngören bir halk demokrasisi perspektifiyle hazırlanacak bir Anayasa ile özgürlüklerin önündeki bütün yasal engeller kaldırılmalıdır.
Halkın siyasal süreçlere doğrudan katılabileceği, yerel yönetimlerin güçlendirilereceği bir taban demokrasisinin kurumsallaşması için yeni bir siyasal hayat; siyasetin toplumsallaştığı, toplumun siyasallaştığı bir düzen kurulmalıdır.
Demokratik bir siyasal düzenin en önemli ayaklarından biri laikliktir. 18 yıllık iktidar sürecinde, siyasal İslamcılık laiklikle ilgili olan ne varsa teker teker ortadan kaldırdı. Tarikatlara, İslami vakıflara terkedilen toplum, eğitim düzeninden kurumsal yapısına kadar siyasal İslamcı düşünce tarafından kuşatıldı. Diyanetin adeta rejimin merkezinde yer aldığı, bilimden ve aydınlanma değerlerinden uzaklaşan bir anlayış; devlet yönetimine ve devlet kurumlarına egemen oldu. Sadece devlet kurumlarında değil, toplumsal hayatın düzenlenmesinde de dinsel referanslar ön plana çıkarıldı. Yeni bir demokratik rejim laikliği temel alan bir anlayışla kurulmadıkça ve siyasal İslamcı kadrolaşma tasfiye edilmedikçe; özgür ve demokratik bir ülkeye ulaşmak mümkün olamayacaktır.
Böyle bir çıkış yolunun olmazsa olmaz koşulu; toplumsal bir barış ikliminin yaratılması ve birlikte yaşama iradesinin geliştirilmesidir. Kürt sorununun barışçıl çözümünün yanı sıra, etnik , dinsel ve cinsel kimlikleri nedeniyle dışlanan ve ezilenlerin toplumsal taleplerinin karşılanması özgür ve demokratik bir toplumun güvencesi olacaktır.
MUHALEFET HALKIN GERÇEK TALEPLERİNİN TAŞIYICISI OLMALIDIR
Türkiye için gerçek bir çıkış, iktidar blokunun geliştirdiği politikalarla kora kor bir mücadeleyle mümkün olabilir. İktidarın emperyalist-kapitalist sistemin çıkarları doğrultusunda attığı adımlarla, emek-karşıtı politikalarıyla uzlaşma arayan bir muhalefet anlayışı, ülkemizin karşı karşıya kaldığı sorunlara çözüm getiremez. Seçimlere kadar iktidarın otoriter ve dinsel bir rejim inşasına sessiz kalarak; hangi koşullar altında yapılacağı şimdiden belli olan “seçim günü” mevcut iktidarın kendiliğinden yıkılacağını ummak; en hafif deyimiyle siyasal körlüktür. İktidar blokunun güç kaybettiği koşullarda muhalefet, halkın gerçek taleplerinin taşıyıcısı olarak güç toplamak ve bu gücü örgütleme görevini üstlenmelidir. Yıllar süren bu cendereden kurtulmanın başka yolu yoktur.
Türkiye’nin geleceğini karartan, emekçi kitleleri açlığa ve yoksulluğa, aydınlarını zindanlara mahkûm eden; halk iradesini kayyumlarla, baskılarla gasp eden, toplumsal barışın olmazsa olmaz koşulu laikliği ortadan kaldıran bu sömürü ve soygun düzeni ile uzlaşmak; tek bir seçim sonunda değişebileceğini ummak yanlıştır.
Şimdi, tam da bu nedenle; sosyalist solun kendi siyasal geçiş politikalarını dillendirmesi ve bunları toplumsal bir güç haline getirmesi son derece önemlidir. Toplumda mayalanan talepler sağ ve merkez partiler tarafından karşılanamaz. Sermaye sınıflarının politikalarını allayıp pullayıp halka dayatan, aydınlanma ve laiklik karşıtı dönüşümleri sineye çeken, milliyetçiliği bayrak edinmiş partiler, mevcut iktidarın Türkiye’ye getirdiği bozulmayı, yozlaşmayı gideremez. Tam da bu nedenle solun, sosyalistlerin kendi çıkış politikalarını ortaya koymasına ihtiyaç var.
DEVRİMCİ DEMOKRATİK CUMHURİYET İÇİN MÜCADELE ETMELİYİZ
Türkiye’nin ilerici, devrimci geleneği bu ablukanın dağıtılması için yeterli birikime sahiptir. Yapılması gereken, toplumsal taleplerle bu birikimi birleştirecek; aynı zamanda halkın güncel taleplerine sahip çıkacak bir eylem ve örgütlenme anlayışını hayata geçirmektir. Emperyalizme karşı bir Kurtuluş savaşıyla kurulan bu Cumhuriyetin bütün kazanımlarını sahiplenen, ama onu da aşan devrimci demokratik bir Cumhuriyet için mücadele etmeliyiz. Sömürücü sınıfların, siyasal İslamcıların, Amerikancılıklarını milliyetçilikle gizlemeye çalışanların, faşist darbecilerin lekelediği ve giderek ortadan kaldırdıkları Cumhuriyet; şimdi tüm ezilen kesimlerin, emekçilerin laik, bağımsız, demokratik cumhuriyeti olarak yeniden kurulmak zorundadır.
İSLAMCI MİLLİYETÇİ İKTİDARIN SALTANATINA SON VERELİM
SOL PARTİ, bilimsel sosyalist dünya görüşünün ışığında her türlü baskı ve sömürünün ortadan kaldırıldığı, her alanda sınıfsal, etnik, dinsel toplumsal ayrımcılıkların ve eşitsizliklerin yok edildiği bir düzeni savunur ve esas olarak bu amaçlar doğrultusunda mücadele eder. Bugün ülkemizde bir avuç sömürücü, soyguncu azınlığın çıkarlarını, dincilik maskesi altında koruyup sürdürmeye çalışan, bunun için ülkemizi büyük bir felakete doğru sürükleyen ve halkımızın büyük çoğunluğunun karşı olduğu mevcut anti-demokratik rejime son vermenin önemini vurgulayan SOL PARTİ; aşağıda yer alan talepler doğrultusunda Türkiye’nin yeniden kurulması için mücadele etme kararlılığıyla, İslamcı milliyetçi iktidarın saltanatına son verme mücadelesi veren bütün ilerici güçleri ortak bir eylem zemininde dayanışmaya ve birleşmeye davet eder.
Yeni Soluk
Yorum Yap