Şafak Can Hınıslı yazdı: Kocatepe’den YENİ geleceğe

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.”

Yahya Kemal Beyatlı, 26 Ağustos 1922 şiirinde böyle sesleniyordu.

Dört dize…

Ama insan okuyunca Afyon sırtlarında henüz güneş doğmadan bekleyen askerleri düşünüyor.

Saatler sonra ne olacağını bilmeyenleri…

Evinden aylar, yıllar önce çıkmış olanları…

Cebinde annesinin mektubunu taşıyanları…

Belki son gecesinde uyuyamayanı, belki arkadaşına belli etmeden korkanı, belki de sabah olduğunda memleketine döneceği günü hayal edeni…

Ve bütün bir milletin kaderinin, Anadolu’nun o sessiz sabahında birkaç saat sonra değişeceğini…

26 Ağustos sabahı, aslında 30 Ağustos’un ilk cümlesiydi.

BİR SABAH KOCATEPE’DE

Tarihi sonuçlarından bildiğimiz için geçmişe bakmak kolay.

Biz bugün Büyük Taarruz dediğimizde sonunu biliyoruz.

30 Ağustos’u biliyoruz.

9 Eylül’ü biliyoruz.

İzmir’i biliyoruz.

Mustafa Kemal’in Kocatepe’deki o meşhur fotoğrafını biliyoruz.

Oysa o sabah orada bulunan insanlar bunların hiçbirini bilmiyordu.

Onların önünde henüz yazılmamış bir tarih vardı.

Yıllarca savaşmış bir millet…

Yoksulluk…

Yorgunluk…

Kaybedilen insanlar…

Evladını cepheye göndermiş anneler, yol bekleyen eşler, babasının dönüp dönmeyeceğini bilmeyen çocuklar…

Ve yine de yürümek zorunda olduklarını bilen yüz binler.

İnsan bugün Kocatepe’ye bakınca zaferi görüyor.

O gün orada duranların önünde ise sis vardı.

Bence 26 Ağustos’u büyük yapan şeylerden biri burada saklı.

Zafer henüz ortada yokken zafere inanabilmek.

Sonunu bilmediğin bir yola, doğru olduğuna inandığın için çıkabilmek.

Çünkü milletlerin hayatında öyle zamanlar geliyor ki önünüzde açılmış, asfaltlanmış, tabelaları dikilmiş bir yol bulunmuyor.

Yolu yürürken açıyorsunuz.

30 AĞUSTOS’A GİDEN YOL

Dört gün sonra tarih 30 Ağustos’u gösterecekti.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi kazanılacak, ardından ordular İzmir’e doğru yürüyecekti.

Bir sabah Kocatepe’de başlayan hareket, birkaç gün içerisinde bir milletin kaderini değiştirecekti.

Bugün üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmişken o günleri törenlerle, bayraklarla, marşlarla anıyoruz.

Doğrusu da bu.

Fakat 30 Ağustos’u yalnızca kazanılmış bir savaşın yıldönümüne sıkıştırırsak, bize bıraktığı en kıymetli mirası eksik okuruz.

O miras, yeniden başlayabilme iradesidir.

Bu milletin en karanlık görünen zamanda bile önüne yeni bir yol açabilme kabiliyetidir.

Bir devrin kapandığını görüp arkasından ağıt yakmak yerine önündeki devri kurmaya girişmesidir.

Düşünün…

Yıllarca savaşmış bir memleket birkaç yıl sonra fabrikalar kuracak, demiryolları döşeyecek, okullar açacak, Cumhuriyet’i inşa edecekti.

Çünkü zafer, yürüyüşün sonu değildi.

Yeni yürüyüşlerin başlangıcıydı.

Cumhuriyet’e uzanan yolun taşları böyle döşendi.

İnsanlar önce inandı.

Sonra yürüdü.

YENİ BİR YOL

Aradan yüz yılı aşkın zaman geçti.

Elbette bugünün siyasetiyle Milli Mücadele’nin şartları birbirine benzetilemez.

Benzetmek de doğru olmaz.

Fakat tarihin insana bıraktığı duygular vardır.

Yeniden başlamak mesela…

Yıkılanın karşısında oturup kalmamak.

Bir kapı kapanınca bütün memleketin o kapıdan ibaret olmadığını hatırlamak.

YENİ Parti’nin kuruluşunu izlerken benim gördüğüm duygu buydu.

Özgür Özel ve yol arkadaşları önlerine çıkan siyasi duvarın karşısında beklemeyi seçmediler.

Yeni bir yol açtılar.

Yıllardır verilen mücadelenin, meydanlarda biriken umudun, sandıkta ortaya çıkan değişim isteğinin bir gecede ortadan kalkmasına razı olmadılar.

Üstelik bu yolun nereye varacağını bugün hiç kimse kesin olarak bilmiyor.

Siyasetin hükmünü sonunda millet verir.

Sandık gelir.

İnsanlar kararını söyler.

İsimler yükselir, isimler unutulur, partiler büyür, partiler küçülür.

Bütün bunları zaman gösterecek.

Fakat bir şey şimdiden kayda geçti:

Yol kapandığında yürümekten vazgeçilmedi.

Ve siyasette kimi zaman en kıymetli başlangıç tam da budur.

BİR PARTİDEN DAHA BÜYÜK OLAN ŞEY

YENİ Parti’nin benim gözümde taşıdığı anlam da burada başlıyor.

Mesele tabelanın kendisi değil.

O tabelanın arkasında yeniden siyasete inanmak isteyen insanların birikmiş duygusu var.

Yıllardır aynı tartışmalardan yorulanlar…

Sandığa gidip sonucunun hayatına dokunmasını bekleyenler…

Çocuklarının başka bir Türkiye’de büyümesini isteyenler…

İktidar değişiminin mümkün olduğuna yeniden inanmak isteyenler…

Her seçim akşamı umutlanıp ertesi sabah hayatına kaldığı yerden devam eden milyonlar var bu ülkede.

İşte o insanların umuduyla siyaset yapmak ağır iştir.

Özgür Özel’in önündeki asıl yük de bence burada.

Bir parti kurmak birkaç imzayla mümkün.

Bir millete umut verebilmek çok daha ağır bir sorumluluk.

Çünkü umut verdiğiniz insanı yarı yolda bırakma hakkınız yoktur.

Yeni diyorsanız gerçekten yeni bir söz söylemek zorundasınız.

Yol diyorsanız o yolu millete açmak zorundasınız.

Ve o yolun sahibi günün sonunda siyasetçiler değil, üzerinde yürüyen millet olmak zorunda.

26 AĞUSTOS’UN HATIRLATTIĞI

Yahya Kemal’in dizelerine yeniden dönüyorum.

“Şu kopan fırtına…”

Bir milletin ayağa kalkışını bundan daha güzel anlatan kaç cümle vardır bilmiyorum.

26 Ağustos’tan 30 Ağustos’a giden dört günün bize bıraktığı büyük ders, yüz dört yıl sonra hâlâ önümüzde duruyor:

Tarih hazır yolları yürüyenleri pek hatırlamıyor.

Yol açanları hatırlıyor.

Önündeki karanlığa bakıp geri dönenleri değil, o karanlığın içinde ilk adımı atanları yazıyor.

Bugün savaş meydanında değiliz.

Başka bir Türkiye’deyiz, başka meselelerimiz var, başka mücadeleler veriyoruz.

Ama önümüzde yine bir gelecek meselesi duruyor.

Nasıl bir ülkede yaşayacağımız…

Çocuklarımıza nasıl bir memleket bırakacağımız…

Umudu yeniden gerçek bir siyasal iradeye dönüştürüp dönüştüremeyeceğimiz…

YENİ Parti’nin önünde de şimdi uzun bir yol var.

Bu yolun sonunu tabelalar, makamlar, kürsüler belirlemeyecek.

Millet belirleyecek.

Çünkü bu topraklarda en büyük siyasi güç, dün de bugün de milletin iradesidir.

26 Ağustos sabahı Kocatepe’den başlayan yürüyüş, dört gün sonra 30 Ağustos Zaferi’ne ulaştı.

Ardından başka yollar açıldı…

İzmir’e.

Cumhuriyet’e.

Geleceğe.

Bugün o büyük zaferin yıldönümünde bize düşen, geçmişin karşısında yalnızca saygıyla eğilmek değil; onun bıraktığı cesareti geleceğe taşımaktır.

Geçmişi anmanın en güzel yolu, onun bize bıraktığı iradeyi yaşatmaktır.

Çünkü bu milletin hikâyesinde yol bitti denilen yerde yol açıldığı çok görülmüştür.

Ve şimdi yine önümüzde uzun bir yol var…

Adı da YENİ.