Şafak Can Hınıslı yazdı: "İlklerin ve ilkelerin başkanı"
Bugün Yeni Soluk İstanbul adına benim için kıymetli bir röportajı sizlerle buluşturmanın heyecanını yaşıyorum.
Silivri’de tutuklu bulunan, seçilmiş Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün sorularımızı içtenlikle yanıtladı.
Gazetecilik refleksiyle, cezaevi öncesinde ve sonrasında verdiği demeçleri, katıldığı programları ve yapılan söyleşileri dikkatle inceledim. Bu söyleşinin, bugüne kadar yayımlanmış en kapsamlı Hasan Akgün röportajlarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Hasan Akgün ile yüz yüze tanışmamız aslında yeni sayılır.
2024 yılında Büyükçekmece Belediyesi’nin gazeteciler için düzenlediği bir iftar programında karşılaşmıştık.
Ama bazı tanışıklıkların hikâyesi insan farkında olmadan çok daha eskiye uzanıyor.
Takvimler 2009 yılının Haziran ayını gösteriyordu.
İstanbul 3. bölgede yayımlanan Gerçek Gazetesi’nde stajyer muhabirdim. Mesleğin henüz başında, haber kovalamayı yeni öğrenen genç bir gazeteci, acar bir muhabir...

Ogün TÜYAP’ta Büyükçekmece Belediyesi’nin düzenlediği bir paydaşlar toplantısını takip etmek üzere görevlendirilmiştim.
Aynı günlerde Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali 10. yılını kutluyordu.
Festival alanında dolaşıyor, insanlara küçük röportajlar yapıyorduk.
Festivalden memnun olup olmadıklarını soruyorduk.
Bir ilçenin festivalle anılması o yıllarda çok alışılmış bir şey değildi.
Ama insanların yüzünde tebessüm dolu bir gurur vardı.
Bir kadın, “Dünyanın dört bir yanından insanlar geliyor, biz de kendi ilçemizin güzelleriklerini anlatıyoruz” demişti.
O cümleyi defterime not ettiğimi bugün bile hatırlıyorum.
Aradan yıllar geçti.
Yüz değişiyor.
Şehir değişiyor.
Ama bazı insanların hafızası değişmiyor.
Geçtiğimiz yıl karşılaştığımızda Hasan Akgün o günü hatırladı.
TÜYAP’taki o toplantıyı…
Festivalle ilgili yaptığım haberi…
Genç bir muhabiri…
Gazetecilikte bu pek sık rastlanan bir şey değildir.
Kısa süre sonra yine bir araya geldik. Büyükçekmece üzerine konuştuk.
Şehircilik, kültür, sanat…
Sohbetin bir yerinde yine festival meselesine geldik.
Geçen yıl 26’ncısı düzenlenen Uluslararası İstanbul Büyükçekmece Kültür ve Sanat Festivali’nden söz ederken (malesef sonuncusuna katılamadı) bunun yalnızca bir belediye organizasyonu değil, zamanla bir şehir hafızasına dönüştüğünü anlatıyordu.
Bazı şehirler altyapıyla büyür.
Bazıları kültürle.
Büyükçekmece ikisini birlikte yapmaya çalışan ilçelerden biri.
Geçtiğimiz yıl bir ayrıntı daha dikkatimi çekmişti.
İstanbul Gazeteciler Derneği’nin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Beşiktaş’ta düzenlediği programa katılmıştım.
Hasan Akgün’ün ilçesi değildi.
Program Büyükçekmece’de yapılmıyordu hatta çok uzaktı. Ama buna rağmen Büyükçekmece’den gelip salondaki gazetecilerle tek tek ilgilenmiş, sohbet etmiş ve konuşma yapmıştı.
Siyasette bazen büyük sözler söylenir.
Ama insanı asıl anlatan şey çoğu zaman küçük ayrıntılardır.
Hasan Akgün’ün belediyecilik hikâyesi yalnızca başkan olarak bile 1994 yılına kadar uzanıyor. Tecrübeleri çok daha eski…
Büyükçekmece’de kurduğu yerel yönetim pratiği yalnızca bir idari tecrübe değil aynı zamanda bir şehir hafızası.
Planlı kentleşme, altyapı yatırımları, kültür ve sanat faaliyetleri…
Ama bu hikâyeyi yalnızca “ilkler” üzerinden okumak eksik olur.
Çünkü burada başka bir başlık daha var.
İlkeler.
Hasan Akgün’ün sık sık vurguladığı bir şey var:
Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve inkılapları.
Yerel yönetimi yalnızca teknik bir görev değil, bir cumhuriyet kültürü meselesi olarak görmesi…
Belki de bu yüzden Büyükçekmece’de bazı etkinlikler yalnızca takvimde duran programlar değil, zamanla bir şehir geleneğine dönüşmüş durumda.
BİR HASAN AKGÜN ANISI
90’lı yıllar…
Basılı yayının hâlâ en güçlü olduğu, hem yerel hem ulusal gazetelerin en parlak günlerini yaşadığı yıllar.
O yıllarda bölgede etkili gazetesi Trakya Express’de çalışan genç bir muhabir kadın:
Mürvet Kahraman.
Hasan Akgün ile bir röportaj yapar.
Gençliğine bakılmadan, tecrübesi sorgulanmadan sorularına büyük bir ciddiyet ve nezaketle cevap verilir. Röportaj hazırlanır ve yayımlanır.
Ertesi gün telefon çalar.
Hasan Akgün arıyordur.
“Bu röportajda söylemediğim bazı sözler var. Tekzip yayımlanmasını istiyorum.”
Genç gazeteci Mürvet Kahraman şaşkındır.
“Nasıl böyle bir şey olabilir?” der.
“Kendimden eminim, hata yapmadım..”
Gazetenin genel yayın yönetmeniyle birlikte kayıtlar yeniden dinlenir…
Ve Hasan Akgün haklı çıkar.
Röportajın bazı bölümleri yanlış aktarılmıştır.
Tekzip yayımlanır.
Kısa süre sonra Hasan Akgün, Mürvet’i yanına çağırır.
Genç gazeteci giderken biraz tedirgindir.
Gazetecilikte böyle anların nasıl sonuçlanacağı bazen kestirilemez.
Ama karşılaştığı manzara beklediğinden farklıdır.
Yine aynı nezaket, yine aynı sakinlik…
Kısa bir sohbetin ardından Hasan Akgün şu cümleyi kurar:
“Mürvet Hanım, tekzip yayımlandı, gördüm. Teşekkür ederim. Bunun ücretini ben karşılamak istiyorum.”
Mürvet Kahraman ise teşekkür eder ancak bunun mümkün olmadığını gazetenin çalışanı olduğu için tekzip ilanı ücretinin alınmadığını anlatır.
Bu nazik teklif sonrası genç gazeteci Mürvet büyük bir mutluluk yaşar ve konu kapanır.
İşte bazen küçük bir teklif, bir insanın karakterini anlatmaya yeter.
Mürvet Kahraman’ın birinci ağızdan aktardığı bu anı, Hasan Akgün’ün belediyeciliğinin ilk dönemlerinden itibaren nasıl bir yönetim anlayışına sahip olduğuna dair küçük ama önemli bir ipucu gibi.
Siyasette bazen büyük projeler konuşulur.
Ama insanı asıl anlatan şey çoğu zaman küçük ayrıntılardır.
Mürvet Kahraman, Yeni Soluk İstanbul’un ilk sayılarında görsel ve tasarım sürecindeki katkılarıyla büyük emeği olan bir isim.
Yeni Soluk İstanbul Yazı İşleri Müdürü Mustafa Dolu’nun, Akşam Gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğü döneminde tasarım ekibinde yer alan; mesleğe yıllarını vermiş kıymetli bir gazeteci.
Bazı hikâyeler böyle dolaşır.
Gazetecilikten gazeteciliğe, bir anıdan başka bir zamana…
Ve bazen bir şehrin hafızasında, küçük gibi gözüken ama etkileyici yaşanmışlıklar yıllar sonra yeniden hatırlanır.
UMUT LEYLEK
Şehirlerin de hafızası vardır, ilçelerin de…
Bazı anlar vardır ki bir kentin karakteri o anlarda ortaya çıkar. Betonun, planın, projenin ötesinde… İnsan ile doğa arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu gösteren küçük ama anlamlı anlar.
Büyükçekmece’de yıllardır anlatılan bir hikâye vardır.
Adı da zaten kendisi kadar sade: Umut Leylek.
Karaağaç Mahallesi’nde bir elektrik direğinin üzerine kurulmuş bir yuva…
Tam 16 yıl boyunca o mahallede yaşayanların gözü alışmıştı o yuvaya. Mevsimler değişir, göç yolları açılır, bahar gelir… Ve bir gün gökyüzünde bir siluet belirirdi. Mahallenin eski misafiri geri dönmüştü.
2024 yılında yol genişletme çalışmaları başladığında o yuva tam çalışma alanının ortasında kaldı.
Bir belediye için böyle anlar çoğu zaman teknik bir mesele olarak görülür. Proje ilerler, iş makinesi çalışır, hayat devam eder.
Ama o gün öyle olmadı.
Dr. Hasan Akgün, bir an bile tereddüt etmeden çalışmaları durdurdu.
Leylek göç edene kadar o yuvanın güvenliği sağlandı.
Şehircilik bazen büyük projelerle değil, tam da böyle küçük kararlarla kendini gösterir.
Aradan zaman geçti.
Bu kez aynı yuva başka bir nedenle gündeme geldi.
“Çevreyi kirletiyor” gerekçesiyle kaldırılmıştı.
Doğayla kurulan ilişkinin en kırılgan noktalarından biridir bu: alışılmış olanı görmezden gelmek.
Ancak bu hikâye orada bitmedi.
Başkan Akgün ekiplerini derhal harekete geçirdi. Yuva yine aynı elektrik direğinin üzerine yeniden kuruldu. Yuvayı bozanlar hakkında gerekli işlemler başlatıldı.
Ve çok geçmeden o tanıdık siluet yine gökyüzünde belirdi.
Umut Leylek yuvasına geri döndü.
Bazen bir şehir, büyük projelerle değil böyle küçük hikâyelerle anlatılır.
Hasan Akgün ve belediye meclisi, bu hikâyeyi yalnızca bir anı olarak bırakmadı.
Göç yolunun önemli duraklarından biri olan Büyükçekmece’de yeni yapılacak binaların çatılarında leylek yuvası yapılmasını zorunlu hale getiren bir karar aldı.
Bugün Büyükçekmece’de bazı çatılarda küçük yuva platformları görürseniz bilin ki bu yalnızca mimari bir detay değildir.
Bu, bir şehrin doğayla kurduğu ilişkinin sessiz bir işaretidir.
Çünkü bazen şehircilik yalnızca yollar, meydanlar ve binalar değildir.
Bazen bir şehrin karakteri, bir elektrik direğinin üzerindeki bir leylek yuvasında saklıdır.
Ve bazen bir kenti anlatmanın en doğru yolu, gökyüzünden dönen bir leyleğin hikâyesidir.
.jpg)
TARİHE NOT DÜŞECEK RÖPORTAJ
Gazetecilik bazen bir cümleyi yakalamaktır. Bazen de bir insanın yıllara yayılan hikâyesini birkaç soruyla açığa çıkarmak… Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün ile yaptığımız röportaj tam da böyle bir metin oldu. Bir metinden ötesi ise, bir tarih tanıklığı...
On ayı bulan belirsizlik, Silivri’de geçen günler, yarım asırlık belediyecilik birikimi ve bir kentin hafızasına bırakılmış izler…
Röportaj boyunca yalnızca bir sürecin değil, bir yerel yönetim anlayışının da izini sürüyorsunuz. Hücresinde karıncaları besleyen bir başkan, mektupları tek tek okuyan bir siyasetçi ve hâlâ kentini düşünmeye devam eden bir belediyeci…
Bu söyleşiyi dikkatle okumanızı özellikle tavsiye ederim. Röportaj boyunca başarılı bir başkanı aynı zamanda bir karakteri ve bir şehirle kurulan uzun ilişkiyi de görüyorsunuz. Bazı metinler yalnızca okunmaz, aynı zamanda dönemin tanıklığına dönüşür. İşte bu öyle bir röportaj...
Hasan Akgün’ün röportajı şu sözlerle bitiriyor: “Gecenin en zifiri karanlığının hükmü, şafak sökene kadardır. Ve o şafak çok yakındır.”
Yeni Soluk
Yorum Yap