Kimdir bu korunmada üstün menfaati olan özel zümre?
CHP’li Aydoğan Meclis’te görüşmelerine başlanan Hukuk Mahkemeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Dair Kanun teklifi üzerine konuşma yaptı. Aydoğan yargının tarafız ve bağımsız olmadığını üç örnekle ifade etti.
ORTADA BİR SUÇ VAR
Aydoğan, “Size bir örnek vereceğim, ne kadar bağımlı ya da bağımsız bir yargımızın olduğu anlaşılacak. Antalya'da iktidar partisinin bir belediye başkanı, bundan aşağı yukarı bir ay önce iki bakanın karşısında çıktı bir rüşvet meselesi konuştu. Sağır sultan duydu bunu, bir 500 bin liralık rüşvet konuşuldu. 2 bakan, bakanlardan biri hatta "Sayın Başkan, o sizinle ilgili bir para değil, sizden önceki belediye başkanı aldı onu." dedi. Herkesin önünde bir rüşvet mevzusu konuşuldu, hiçbir savcı bununla ilgili bir soruşturma açmadı. Niye? Çünkü işaret alamadılar herhâlde, değil mi? Rüşvet suç mudur? Suçtur. Bakanlar kamu görevlisi midir? Kamu görevlisidir. Belediye başkanı, konum itibarıyla bunu yazılı olarak kendi genel merkezine bildirmiş midir? Bildirmiştir. Ortada bir suç var, ne ihbar eden var ne resen soruşturan var. Antalya değil bütün dünya bunu biliyor ve biz burada bağımsız ve tarafsız bir yargı var mı yok mu hâlâ bunu konuşacağız öyle mi?
"SEÇİLMİŞLERİ SİZ BÖYLE GÖNDEREMEZSİNİZ"
İki, yerel seçimlerden önce, aşağı yukarı bir yıl önce 7-8 büyükşehir belediye başkanı görevinden alındı. "Alınmadı, istifa ettiler." diyeceksiniz ama o mecbur bırakmanın bir görevden alma olduğunu burada konuşmak zorundayız. Hatta biri ağlaya ağlaya gitti. Onların haklarını da biz savunduk, dedik ki: "Seçilmişleri siz böyle gönderemezsiniz" Niye gitti bu arkadaşlar ya? Bu ülkenin bağımsız yargısı yok mu? İşledikleri suçlar varsa niye bildirmediniz? Sizden olanı yanınıza alacaksınız, sizden olmayanı yargılattıracaksınız da bunun adı bağımsız yargı mı olacak?
KAYMAKAMIN ŞOFÖRÜ NÜFUZ KULLANIYOR
Üç, başka bir şey söyleyeceğim: Gencecik bir kardeşimiz, bir vatansever delikanlı Adana'da Vefa Sosyal Destek Grubunda da görev yapan bir partilimiz, Yüreğir Gençlik Kolu Başkanımız akşam saatlerinde bir kalabalığın içerisinde dağıtım yapılırken "Nereye gidiyor?" diye sorgulayınca kaymakamın şoförü -önce kaymakam olduğunu söyledi- sonra silahla tehdit etti ve bu kardeşimizi ondan sonra da şikâyet ettiler. Hakkında yapılan soruşturma sonucunda serbest bırakıldı. Sayın Cumhurbaşkanı çıktı ertesi gün dedi ki: "CHP'nin gençlik kolları teröre bulaştı." Bu kadar masumane bir olay. Sonra o kardeşimiz tekrar gözaltına alındı ve tutuklandı. Ama sonra ortaya bir şey çıktı, ortaya kamera kayıtları çıktı. Çocuk hiçbir şey yapmamış ama kaymakamın şoförü nüfuz kullanıyor orada. Bir ben kaymakamım diyor, iki neredeyse silahı milletin gözüne sokuyor. Ne yaptı sizin bağımsız yargınız? Her önüne gelenin ben kaymakamım dediği yerde Türk Ceza Kanunu'na göre suç işlenmiyor mu? O kardeşimiz bayramı cezaevinde geçirdi. Eğer vicdanınız varsa o kardeşimizden özür dilemek zorundasınız. Çünkü bir parti devleti yarattınız. Çünkü savcılar, hâkimler o parti devletinin muktedirlerine bakarak hareket ediyorlar. Maalesef, korkuyorlar. Üzülüyorum bunları ben buradan söylerken.
SULH CEZA MAHKEMELERİ ASLINDA BİR ÖZGÜRLÜK KATLİAMI YAPIYOR
Aydoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından paralel hukuk yapılanması oluşturulduğunu öne sürerek şunları ifade etti: “Paralel hukuk yapılanmanız var. Ortada bir Adalet Bakanlığı var, ortada bir Hakimler ve Savcılar kurulu var. Bunlar anayasa göre, ikisi de Sayın Cumhurbaşkanına doğrudan bağlı. Hiç öyle bağlı değil de HSK seçile geliyordu falandı, filandı demeye kalkmayın. Tamamen Cumhurbaşkanının kontrolündeki vekiller ve asaleten atamalarla beraber gelen bir HSK'ya rağmen bir de Saray'da Hukuk Politikaları Kurulunuz var. O Hukuk Politikaları Kurulunun üyesinden bir tanesi Burhan Hoca, İstanbul'da Sulh Ceza Hakimine tavassutta bulundu ya... Anayasa açık, anayasada yargı bağımsızlığı tarif edilirken yargının hiç kimseden telkin almayacağı anlatılıyor orada. Hiç kimsenin yargıya müdahale edemeyeceği, yargıçların bağımsız olduğu ortaya çıkıyor. Reddetmedi, itiraz etmeyin. Reddetmedi, hayır! Dedi ki: Ben yaptım bunu kardeşim. Yaptım ama gel gör ki niye yaptım. Aynen Şener Şen gibi... Ben yaptım ama bu suç olmaktan çıktı, 2014 yılında dedi. Dava açılmadan bu tavassutu yaptım dedi. O hâkim kendini anlatabilmek için kapı kapı gezdi ama ona hiç acımıyorum biliyor musunuz. Hiç acımıyorum... Çünkü kurduğunuz Sulh Ceza mahkemeleri aslında bir özgürlük katliamı yapıyor, sürekli, sürekli. Birisi tutukluyor, öbürü arkadan tutukluluğunun itirazını reddediyor. Öyle bir mekanizma oluşturdunuz ki Türkiye'de özgür nefes almak mümkün değil.”
BU İSTİNAF MAHKEMELERİ, CAHİLLER ORDUSU MU?
Aydoğan, 23 Haziran İstanbul seçiminin yıl dönümünde CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun cezasının İstinaf mahkemesi tarafından onanması üzerinde konuştu: “Akabinde ne oldu biliyor musunuz? Akabinde... Yarın kalkar bir şey söylersiniz, bilemiyorum. Bu kararı veren hâkimlerle ilgili istiğfar edersiniz "Bizim bilgimiz yoktu, falan cemaatti, filan cemiyetti, FETÖ'cüydü falan." diyebilirsiniz, bilemiyorum ama Sayın Cumhurbaşkanının bilgisi olmadan sivrisineğin bile uçmadığı bu ülkede bu kararın İl Başkanımız Sayın Canan Kaftancıoğlu için... Ancak şunu söyleyebilirim onunla ilgili de: Kadınların yiğit lideridir, bir mücadele kadınıdır, bu kararlardan korkacak birisi değildir, bu güdümlü yargının durduracağı kimse değildir. Okuduğu şiir kadar da kendisine yakınız. Sayın Canan Kaftancıoğlu'yla ilgili kararı istinaf mahkemesinin onadığını açıkladılar. Bu istinaf mahkemeleri, cahiller ordusu mu? Bilmiyorlar mı bu kararı 23 Haziran’da açıklarsalar benim gibi bir milletvekili de çıkar burada ayıplar ve bu, "yargı bağımsızlığının üzerine gölge" diye tanımlanır. 22 Haziranda açıklamazlar mıydı ya da 30 Haziranda açıklayamazlar mıydı? Daha erken ya da daha geç. Hukukçuyuz hepimiz. Rövanşist bir mantıkla beraber Türkiye'de her yere fincancı katırı gibi dalan bir hukuk dünyası yarattınız.”
KAÇ KURUŞLUK HUKUK BİLGİSİYLE SÖYLÜYOR, HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
Baro Başkanlarının yürüyüşüne de konuşmasında yer veren Aydoğan, “Anayasa'daki seyahat özgürlüğü, Anayasa'daki toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü ve Anayasa'da baroların bir "kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu" tarifine rağmen, sıradan bir polis memuru, baro başkanına hukuk öğretmeye kalkıyor. Buradaki hukukçular iyi düşünsünler, bu baro başkanları rastgele seçilmez, bulundukları mesleğin cevherleridirler, öyle kolay değildirler, kitlesel önderlik vaziyetleri vardır, hukuk bilgileri o kadar tartışılacak kadar zayıf değildir. Bir polis memuru baro başkanına diyor ki: "Buradan yürüyemezsin, oradan yürürsün, falanca da ihlaldir..." Kaç kuruşluk hukuk bilgisiyle söylüyor, hiç düşündünüz mü? Gözünüzde bir canlandırsanıza yarattığınız rejimi. O baro başkanlarını yağmurda tuttunuz, o baro başkanlarını sıcakta süründürdünüz, onlara çay veren büfeye para cezası kestiniz, onlara yemek getirenlerin yemeği ulaştırmasını engellediniz, sonra da ertesi gün aynen bu tek adam rejimine yaraşır bir biçimde Sayın Bakan ziyaret edildi, öyle oldu, böyle oldu, lütfettiniz, izin verdiniz.
AVRUPA KONSEYİ’NİN YARGI SİSTEMİNDEN KAYGI DUYDUĞU DÖRT ÜLKEDEN BİRİYİZ
Kalkıyorsunuz diyorsunuz ki: "Biz dünyada lobicilik yapacağız." Yapmanıza gerek yok ki, bu kepazelik önünüzde. Dünya bunlara bakar, sonra ne der biliyor musunuz? Avrupa Konseyi diyor ki: "Bizim ligimizde yargısından kaygı duyduğumuz 4 ülkeyi açıklıyoruz: Macaristan, Polonya, Romanya -bir de size altın nişan- Türkiye." Türkiye'deki yargı sisteminden içinde bulunduğumuz çağa uygun lig kaygı duyduğunu açıklıyor, bu hâldeyiz. Niye duymasın? Baro başkanları tekmelendi. Baro başkanına yumruk atan polis memuruyla ilgili ne yaptı sizin iktidarınız? Acaba bir idari soruşturma bile açmaya tenezzül etti mi? O baro başkanlarını orada yirmi küsur saat tutmaya utanmadınız mı? O baro başkanlarını toplumun önünde tartaklamaya utanmadınız mı? İçinizde avukat arkadaşlarımız var benim gibi, o baro başkanlarına bu zorbalığı nasıl anlatacaksınız gidince kendi ilgili baronuzda, nasıl anlatacaksınız? Ama Allah razı olsun, o kadar güzel bir şey yaptınız ki biz bin yıl anlatsaydık bu toplum bunu anlamayacaktı. Bu toplum dün bir şey gördü: Sizin olduğunuz yerde hukuk yok, sizin olduğunuz yerde insan hakları yok, sizin olduğunuz yerde hiçbir şeyin güvencesi yok, hatta sizin olduğunuz yerde demokratik kurumlar dâhil hiç kimsenin nefes almasına alan yaratacak kadar hukukun kırıntısı bile yok.
KİMDİR BU KORUNMADA ÜSTÜN MENFAATİ OLAN ÖZEL ZÜMRE?
CHP’li Aydoğan Meclis’te görüşmelerine başlanan Hukuk Mahkemeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Dair Kanun teklifi üzerine konuşurken teklifte geçen "Korunmakta üstün menfaati olanlarla ilgili duruşmalar kapalı yapılabilir." İfadesine vurgu yaparak şunları söyledi:
“Bu kanunla ilgili hiç konuşmadım çünkü iyi yaptığınız şeylerin içerisine kötü birkaç maddeyi doldurdunuz ve bunu berbat ettiniz, torba kanun şekline soktuğunuz için. Basit, 2'nci maddesinde getiriyorsunuz, diyorsunuz ki: "Korunmakta üstün menfaati olanlarla ilgili duruşmalar kapalı yapılabilir." Kimdir bu korunmada üstün menfaati olan özel zümre? Bir zümre iktidarı olduğunuzu burada aslında ortaya koyuyorsunuz. Anayasa'nın 141'inci maddesi açık değil mi? Bütün duruşmaların aleni olacağı orada yazmıyor mu? Kamu güvenliği ve küçük çocukların menfaati hariç hiçbir duruşmanın asla kapalı olamayacağı yazmıyor mu? Siz bu Anayasa'ya bağlı değil misiniz? İşinize geldiği zaman tek adam rejimine gücü bu Anayasa'dan buluyorsunuz da duruşmaların aleniliği söz konusu olunca o zümre hukukunuzla kimi koruyacaksınız? Kimdir bu üstün menfaati olanlar? Açıklayın da bu millet bilsin, herhâlde biz değilizdir, herhâlde sıradan, borca batık vatandaş değildir. Kimdir? Yoksa Sayın Cumhurbaşkanının etrafındaki o otokratik zümrenin herhangi bir davada yargılanma ihtimali mi geliyor aklınıza?”
Yeni Soluk
Yorum Yap