Kemal Okuyan: 'İktidarın bu uygulamalarına karşı duralım ama halkı aldatmadan, başka bir doğrultu kurarak...'

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, soL TV'de yayınlanan Komünist Bakış programında bu hafta CHP'ye mutlak butlan kararı ve partiye iktidarın müdahalesine dair değerlendirmelerde bulundu. Okuyan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidar partisi tarafından atanması için "Bunun hukuki hiçbir karşılığı yok, siyaseten kabul edilemez" dedi.

Seçme ve seçilme hakkına dönük çok ciddi bir saldırı olduğunu belirten Kemal Okuyan, "Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olarak atanması kısmı sadece ve sadece bu şekilde değerlendirilebilir. CHP'ye iktidar tarafından bir genel başkan atanmasının, Genel Merkezi'ne polis marifetiyle girilmesini karşılığı bu" dedi. Okuyan şöyle devam etti:

“Neden AKP Kemal Kılıçdaroğlu’nu ittirdi? Artık Türkiye'de hukukun nasıl işletildiğini biliyoruz, başka türlü de yapılabilabilirdi, kayyım da atanabilirdi. Ama istediler ki CHP'de içeriden bir karışıklık çıksın ve AKP meşruiyet kaybı yaşamasın. Biz CHP'nin iç tartışmalarına girmeyiz ama Kılıçdaroğlu bu duruma çanak tuttuğu için ne yapsa kendini aklayamaz. Kılıçdaroğlu’nun elinde dosya veya kanıt vardır, bunların hiçbir önemi yok. Bunlar ayrı bir düzlem.

Bu konunun bir diğer boyutu, seçilmişlere kayyım atanması yanında artık siyasi partilere müdahale edilmeye başlanmasıdır. Bu konu ciddiyetle ele alınıp, Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu'nun emekçi halkın katılımını engelleyen maddelerinin değiştirilmesi gerekiyor.

Genel Başkanı'na bu kadar yetkiler veren CHP'nin tüzüğünü şu ana kadar kim sorguladı? Bu arızaları tamamı Siyasi Partiler Yasası'nda var. Bu hükümlerin derhal sorgulanması lazım."

'Kılıçdaroğlu AKP'nin değil, sistemin adamıydı'

İktidarın neden "mutlak butlan"ı tercih ettiği ve neden şimdi hareket ettiği konusuna da değinen Kemal Okuyan, "'AKP başından beri Kılıçdaroğlu’nu CHP'nin başına atamıştı. Aslında Kılıçdaroğlu AKP'nin CHP içindeki Truva atıydı. Şimdi o Truva atını kullanıyorlar' okuması tamamen yanlış. Bu okumadan başka yanlışlar çıkar" dedi.

Türkiye solunun Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel'in arkasında bir siyaset kurmaya çalışmasının da "okuma yanlışından" kaynaklandığını söyleyen Okuyan şunları ifade etti:

“Bir kere AKP bir proje partisiydi. AB ve ABD, o sırada AKP'de ortaklaştılar. İçeride de büyük sermaye de öyle. AKP'ye ihtiyaç vardı yarattılar, üstelik AKP'yi dizayn da ettiler. AKP'ye şekil de verenlerin CHP'ye vermeyeceğini hangi kafa düşünebilir? Dolayısıyla mesele CHP'yi AKP tarafından atanan birilerinin yönetmesi değil, sistem AKP'ye şekil verirken CHP'ye de şekil verdi. Bu, Baykal döneminde başladı ama istenilen kadar dönüşüm olmayınca Kılıçdaroğlu’nu getirdiler. Kılıçdaroğlu oraya bir proje olarak geldi ama AKP projesi olarak gelmedi. AKP'yi Türkiye'de öne çıkartan kesimlerin CHP'yi dönüştürme ihtiyacı vardı, bunu yaptılar. Kılıçdaroğlu AKP'nin değil, sistemin adamıydı."

"Ne oldu da dönüşmekte olan CHP bir tehdit unsuru olarak görüldü?" sorusunu soran Okuyan "Burada iki unsur var. Birincisi AKP rakiplerini ortadan kaldırmaya çalışıyor. İmamoğlu ve Özel yönetimini de bir tehlike olarak gördüler çünkü bu alternatif de sözünü ettiğim kesimler tarafından bizzat yaratıldı. Bunları unutarak Türkiye'de siyaset yapılamaz" dedi.

Okuyan sözlerini şöyle sürdürdü:

“AKP'yi yaratan güçler İmamoğlu'nu yarattılar. Bu maya tuttu ve Erdoğan açısından tehlike oldu çünkü Erdoğan'ın alanına oynadı. İmamoğlu ile Erdoğan arasındaki farklılıklar minimal farklılıklardır. Dolayısıyla AKP de Erdoğan da seçim kazanıp yoluna devam etmek için rakip olarak gerçek bir alternatif olarak gördüğü Ekrem İmamoğlu’ndan kurtulmak istedi. 

Bu nasıl mümkün oldu? Dünya ve Türkiye'deki egemen güçler vazgeçtiler, yalnız bıraktılar. Çünkü baktılar, Erdoğan daha büyük bir olanak sağlıyor. İmamoğlu’nu ya da CHP'deki güçleri tamamen yalnız bırakmadılar ama temel yönelim olarak AKP'yle devam etmeye karar verdiler. Eğer bu güçler İmamoğlu’nda ısrar etseydi CHP'ye bu operasyon yapılamazdı. Erdoğan istediği kadar güçlü olsun.

Dünyada çatışma hali ve savaşlar varken Türkiye sermayesi ciddi bir kavgaya, rekabete hazırlanıyor. Başka çareleri yok. Ekonomimiz bu yüzden militarize oluyor, silah endüstrisi ciddi bir şekilde öne çıkmaya başladı. Ekonomik yapı askerileşiyor. Bütünlüklü bakılmalı yani. 'AKP var, karşısında da CHP var' bakışından vazgeçilmeli. Aynı sistem siyasi yapıyı da şekillendiriyor. Aynı yerden besleniyorlar. Marksistler, solcular böyle bir karşıtlık üzerinden okuma yapamaz. Bu sistem bütün. Bu okumalar üzerinden de yanlış bir direniş hattı kurulmaya çalışılıyor, buradan hiçbir şey çıkmaz."

KP Kılıçdaroğlu’na neden oy verdi?

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, en son yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde partisinin neden Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediğine ilişkin soruyu ise şu şekilde yanıtladı:

Biz orada tavır alırken Kılıçdaroğlu’na kefil olmadığımızı söyledik. Biz Türkiye toplumundaki 'Erdoğan gitsin' söylemiyle kavga edebilecek bir birikim yaratamadık ve dedik ki, 'Gözünüzle görün.' Dolayısıyla ben, 'Gördünüz mü Kılıçdaroğlu’nu?' diyenleri ciddiye almıyorum çünkü mesele Kılıçdaroğlu değil. Unutuluyor, tüm CHP Kılıçdaroğlu ile birlikte hareket ediyordu. Yarın Özgür Özel için benzer bir şey söylenecek. Çünkü bu sistem kahramanlar yaratıp sonra onları kanalizasyon çukuruna gömmek üzerine kurulu. Bu değil mesele. TKP stratejisini başka şekilde kurmuştu. Bizim temel görevimiz CHP denilen ve büyük umutlar beslenen o yanılsamadan halkımızı kurtarmaya çalışmak. 2023'e geldiğimizde kurtarmak için yeterli enerjiyi yaratamadık. Vakit kaybettik. TKP'nin o dönem yaptığı asıl hata, Sosyalist Güç Birliği denilen, TKP'ye ve birçok solcuya vakit kaybettiren oluşumun parçası olmaktı. Bu da ayrı bir tartışma, değerlendirmelerini yapmıştık."

'CHP bir direniş hattı kuramaz'

Gazeteci İrem Yıldırım'ın "CHP'nin mutlak butlan kararına hazırlıksız yakalanmış olma ihtimali"ne ilişkin sorusuna da yanıt veren Kemal Okuyan, CHP'nin iç işlerine doğrudan müdahale etmenin yanlış olacağını vurgularken, bir hazırlıksızlığın mümkün olabileceğini de belirtti. "Ortada bir sistem var ve bu CHP'yi de bağlıyor. Yani AKP içerisindeki mücadele CHP'yi de bağlıyor" dedi.

Kemal Okuyan şunları söyledi:

Devlet içerisinde, AKP içerisinde bu kararın çıkmasını istemeyen kesimler olduğu açık. Ama öte yandan CHP yönetimine bu bilgiler fazlasıyla verildi ki bir iyimserlik, hazırlıksızlık ortaya çıksın diye. Ne yapılabilirdi, bu noktaya gelindikten sonra yapılabilecek çok fazla bir şey olduğunu sanmıyorum. Bu operasyonun karşısında durmak gerekiyor bugünlerde evet, ancak şunu unutmayalım, bu CHP bir direniş hattı kuramaz. Sınıfsal ve ideolojik nedenlerle, hukuki nedenlerle kuramaz, kuramazlar. Ne yapmaları bekleniyordu? İş bu noktaya geldi. Bunun kaynağında CHP'nin AKP'yle aynı sistemden beslenmesi de yatıyor. Yerel yönetimlerde CHP'nin başına gelenlerin kaynağında aynı mekanizmalardan beslenmeleri var. AKP de o mekanizmalardan vuruyor."

'İktidarın bu uygulamalarına karşı duralım ama halkı aldatmadan, başka bir doğrultu kurarak...'

Mutlak butlan kararı çıktıktan sonra solda pek çok partinin "birleşik mücadele" çağrısı yaptığını hatırlatan İrem Yıldırım, Kemal Okuyan'a solun bu tutumunu da sordu. Emekçi halkın kazanımlarına bir saldırı olduğunun ve buna karşı durulması gerektiğinin altını çizen Okuyan, asıl meseleninse "doğrultu göstermek" olduğunu kaydetti. "Doğrultu göstermeden bir şey yapılamaz" dedi ve ekledi:

“İmamoğlu'nu Cumhurbaşkanı olarak gören ve onun arkasında duran bir sol var. Bu bir doğrultu değil, başka bir doğrultunun arkasında konuşlanmak. Hep diyoruz ya, Türkiye solu iki partinin gölgesinden çıkamıyor. DEM Türkiye solu açısından AKP'yle yola girdiği 'çözüm süreci' başlığı açısından mayınlı arazi haline geldi. Yüzler hiçbir özeleştiri yapmadan CHP'ye çevrildi. Hatta CHP'yi faşist bir parti olarak gören bazı gruplar bile CHP'nin arkasında konumlanmaya başladı. Yanlış yanlışı getirir. Yanlıştan düzgün sınıfsal analizlerle çıkılabilir.

Demek ki, Türkiye solu CHP içerisindeki kavgaların parçası oluyor bunu da 'AKP'ye karşı olmakla' gerekçelendiriyor. Hata nereden kaynaklanıyor? Kılıçdaroğlu'nu 'AKP'nin adamı' görmekle açıklıyorlar. Kılıçdaroğlu'nun ihaneti ayrı bir tartışma ama ortada bir düzen var. Ekonomisiyle, siyasetiyle.. Bu düzenin kadrolarından söz ediyoruz. Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel, Veli Ağbaba, Kemal Kılıçdaroğlu arasında ne ayrım var? Hangi yüzle çıkıyor da, 'Arınacağız' diyor, ahlak sorguluyor? Hangi yüzle söylüyor? Sistemin aktörleri hepsi. Tek örnek vereyim, geçmişteki Beşiktaş Belediyesi ne yaptı, CHP içerisinde ekipler görevlendirildi yolsuzluk için, o ekipler rapor yazdılar, Beşiktaş Belediyesi'ni suçlu buldular, Kılıçdaroğlu destek mitingi yaptı. Peki ideolojik olarak ne farkı var? 'Kurucu değerlere' dönülüyormuş. Kılıçdaroğlu CHP'de sistemin ihtiyaçları doğrultusunda dönüşümlere imza atmış birisi. Kılıçdaroğlu Cumhuriyet'in kuruluş değerlerine dönemez, dönmesi için 'Ey halkım ben geçmişte büyük hatalar yaptım, bir suça ortak oldum' demesi lazım ama diyemez. Öte yandan Özgür Özel'in Kılıçdaroğlu'ndan farkı olduğunu kim söyleyebilir? 'Saray rejimi' ile mesafe üzerinden bir doğrultu tayin edemezsiniz, böyle kolaycılık olur mu? İmamoğlu'nun arkasında duracağız diye tuhaf bir öykü yazılıyor. Ve bu suça bizim de ortak olmamız bekleniyor. Evet iktidarın bu uygulamalarına karşı duralım ama halkı aldatmadan, başka bir doğrultu kurarak. Öbür türlü çünkü çöker. Bunun üzerine bir direniş hattı kurulamaz."

‘Alternatif yaratılmalı, bunun için üzerimize düşen her şeyi yapacağız’

Çok özel bir evreye girildiğini kaydeden Kemal Okuyan, bu durumu şöyle açıkladı: "Sistem açısından CHP çok önemliydi. Bu sistem CHP olmadan yönetemezdi. Ancak şimdi CHP'ye bir varoluş meselesi yapıştırıldı."

Hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını belirten Okuyan, "Şu anda CHP'yi yönetilemez hale getirerek bu sistemin en önemli enstrümanlarından birini etkisizleştiriyorlar. Bunun sonuçları olur. AKP açısından da olur. AKP ülkeyi yönetmekte zorlanıyor bir de üzerine bir ana muhalefet boşluğu yaratıyorlar. Bu boşluğu kimler, nasıl doldurur ayrı mesele. Türkiye'de bazı milliyetçi partilerin yükselişine tanık olabiliriz" dedi.

Kemal Okuyan sözlerini şöyle tamamladı:

Bizim açımızdan şu andan itibaren AKP'nin bu saldırılarına karşı koyarken, bu CHP yanılsamasını zayıflatmamız lazım. CHP'ye gönül vermiş milyonlar var ve Kılıçdaroğlu'na korkunç öfkeliler. Bu öfke iyi bir şey ama öfkenin aklımızı esir almaması lazım. Öfke bunların kolay kolay yapılamaması açısından önemli, iyi. Gerçekleri görmeye engel olmamalı.

Gerçek şudur: CHP Türkiye'de toplumun enerjisini soğuran bir partidir. 2013 Gezi Direnişi'nde çıkan enerji bir dizi şekilde 10 küsür yıldır, adım adım yok edildi. Bunların nedeni sorgulanmadan suçlu aramak yeni hatalara yol açar. Kılıçdaroğlu'na tüm suçları yapıştırıp yeni bir kahraman yaratmak çok kolay iş. Bu sistemden memnun olanlar zaten devam etsinler. CHP'de de var bunlar. Biz onlarla uğraşamayız. Ama yoksullukla boğuşan, Türkiye'de laikliğin ayaklar altına alınmasıyla derdi olan, Cumhuriyet değerlerini savunan ama bu ülkede sömürücü bir sınıf olduğu gerçeğini de bilen kesimlerin CHP'yi terk etmesi gerekiyor. Bu CHP nasıl yeniden yapılanacak? Hangi sınıfsal yapı ve ideolojiyle? Bütün bunları sorgulama işi CHP'de yapılamaz. Gerçeği ancak CHP'nin dışında bulabilirsiniz. Kılıçdaroğlu hain olsun tamam, ne çıkacak buradan? Daha kaç kez bu suda yıkanacağız?

TKP bu oyunun parçası olmayacak. Ekrem İmamoğlu ya da Özgür Özel'in arkasında durmayacağız. Kılıçdaroğlu'nun iktidara yaptığı şu hizmet, bizi başka hatalara götüremez. Tüm bunların nedenini sorgulayan ve karşısında yanıt üreten bir siyaset tarzından biz vazgeçemeyiz. Bu konuda da güçlü adımlar atacağız. 6-7 gündür 'Siz haklı çıktınız' mesajı çok gelmeye başladı. Bu kötü bir tarz ama haklı çıktık demiyorum, haklıyız. Dünkü görüntüler korkunçtu. Mafyöz görüntüler vardı. Bu görüntüleri Türkiye siyasetinde başka yerlerde de görüyoruz. Biraz buna bakılsın. Para nasıl çürüttü, yerel yönetimlerde neler yapıldı? Bu takım elbiseli külhanbeyi görüntüleri kim icat eti, kimler ortak oldu? Dün göze çarptılar ama bu siyaset kültürü bu sistemin siyaset kültürüdür, en sonunda geleceği yer budur.

Yurttaşlarımızın 'başımıza ne geldi' sorusuna daha kapsamlı ve derin yanıtlar vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ertelenemez yoksa yeni belalar gelecek başımıza. Yurttaşlarımızın umudunu kimsenin yok etmeye kimsenin hakkı yok. Yalan söylerseniz o umudu yok edersiniz. Şu anda Türkiye'de bu iktidara, aslında arkasındaki sisteme karşı duran bir kesimin umudu yok ediliyor. TKP onlara rağmen bu gerçeği söylemeye devam edecek. Bu böyle olmaz. İktidarın seçme-seçilme hakkı, siyasi partilerin içerisine müdahale gibi adımlar attığı bir sırada detaya girilmez. Ama Türkiye'de herkesin bildiği bir gerçek var, tuz kokmuş durumda. Ortada bir kabus var. Bu kabusu halkımıza 'Saray rejimiyle mücadele ediyoruz' diye cilalayıp, paketleyip pazarlayacak bir parti değiliz. Hiçkimse umudunu kesmesin. İktidar bu hamlesiyle kendisine de sorun yaratacak bir süreci başlattı ama kendi kendine hiçbir şey çözülmez. Alternatif yaratılmalı. Biz bunun için üzerimize düşen her şeyi yapacağız. Ama bir suçun ya da yalanın parçası olmayacağız."