Kemal Okuyan: AKP bu ülkeyi seçimsiz yönetemez, seçimlerden kurtulamaz

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, soL TV'de yayınlanan Komünist Bakış'ta bu hafta CHP'de yaşananlar, partinin iki ayrı tarafı ve "devlet aklı" tartışmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, "CHP artık iki parti" tespitini, Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu arasında anlaşma olacağı beklentisinin gerçek olmadığını anlattı. Okuyan, "CHP'de iktidarın yarattığı tartışma tek parti olarak devam edilemeyecek bir hale gelmiş durumda. Ortada siyasi ve ideolojik bir tartışma yok. Böyle olunca ön plandaki kadroların birlikte hareket etme isteği ve yeteneğine bakmak durumunda kalıyoruz. Beraber devam edemezler. Bu bir ayrışma mı olur, bir taraf sönümlenir mi o ayrı bir mesele" dedi.

CHP'de bazı isimlerin iktidarın bu kararıyla tasfiyesini getirdiğine dikkat çeken Okuyan, Ekrem İmamoğlu dışında Özgür Özel ve Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır gibi isimlerin konuşulduğunu söyledi. "Hangi güç Barış Yarkadaş'la Başarır'ı bir araya getirecek. Arada çok büyük siyasi ve ideolojik farklılıklar yok ama bir arada yürüyebilme yolu geçildi" diye konuştu.

AKP'nin bundan sonraki hamleleri neler olacak?

Kemal Okuyan, Nevzat Evrim Önal'ın, "AKP'nin bundan sonraki hamleleri neler olabilir" sorusunu da yanıtladı.

Okuyan şöyle devam etti:

“AKP iktidara geldiğinden beri belli kısa dönemler dışında inisiyatifi hep elinde tuttu. CHP konusu da öyle. Sonuçta bu hamle AKP'den geldi. Kılıçdaroğlu'nu öne attılar. Ancak artık toplum CHP'deki tarafları tartışıyor ve taraf olmaya çalışıyor. AKP Kılıçdaroğlu ekibine işaret edip, televizyonlarda öne çıkarmaya çalışıyor fakat AKP tabanı bundan kuşkulu.

Şöyle bir tuhaflık var, AKP siyaset alanını bile isteye CHP'lilere terk etti. Bu işine gelmez AKP'nin. Türkiye'de toplum siyaset alanındaki gerilimden o kadar rahatsız olmuyor. CHP'yi yıpratır konusu kolayca kabul edilebilir bir şey değil. AKP bu tabloya müdahale edecektir. Ama atacağı adımlar yine CHP'ye yönelik olacaktır. CHP'liler şu anda Özel ve etrafında toplanıyor. Mesela bugün belediye operasyonlarını yeniden başlattılar. Belki az önce konuştuğumuz isimlere dönük adımlar atacaklar.

Yani AKP bunun sonuçlarına katlanacak dediğimiz şey de olgunlaşıyor. AKP'nin işi kolaylaşmış değil. Ne yazık ki toplum örgütsüz ancak unutmayalım oy vermek önemseniyor. AKP bu ülkeyi seçimsiz yönetemez, seçimlerden kurtulamaz. Savaş koşulu gibi durumlar olur, o ayrı. Bu yüzden AKP tabanında da bir soru işareti oluşmaya başladı. AKP'nin işine gelen tablo oluştu demek için çok erken."

'Türkiye'de tek bir devlet aklı olduğu iddiası doğru değil'

Kemal Okuyan, Bülent Kuşoğlu'nun "devlet aklı" çıkışını da değerlendirdi.

"Derinlerde her şeyden bağımsız bir 'devlet aklı' iddiasından kurtulmak lazım. Bunun karşısında 'patronların borusu öter' kestirmeciliği yapmak istemiyorum. Ama illa böyle bir indirgemecilik yapılacaksa, 'sermaye egemenliği'ni, 'devlet aklı' teorisine tercih ederim" dedi. Okuyan şu ifadeleri kullandı:

“Öte yandan bir 'devlet aklı' var mıdır, vardır. Her sermaye iktidarında devlet, zaman zaman yenilenen bir strateji ortaya koyar. Ama Türkiye'de tek bir devlet aklı olduğu iddiası doğru değil.

İttihatçılıkla beraber söylenegelen öyküde çok büyük boşluklar ve yanlışlıklar var. Kuşoğlu, 'İttihatçılar Türkiye'deki bütün akımları; islamcıları milliyetçileri, liberalleri batıcıları kendi bünyelerinde birleştirdiler ve bunun üzerine bir akıl inşa edildi, bu akıl Cumhuriyet'i de kurdu' diyor. Böyle bir şey yok. İttihatçı birçok kadro Milli Mücadele'ye katıldı, kuruluşta önemli görevlerde yer aldı ama sürekliliği olan bir devlet aklından söz etmek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu aşağılamaktır. İttihatçıların oluşturmaya çalıştığı devlet aklı şuydu; 'Biz barbarların egemen olduğu bir dünyada kaybetmeye başlayan bir imparatorluğuz.' Ve ülkeyi kurtarmak için bir strateji oluşturdular. O stratejiyi oluştururken Osmanlı içindeki ilerici-devrimci dinamikleri temsil ettiler. Bu anlamda İttihatçılık Türkiye'de köken itibariyle önemli bir birikimdir. Ama sonra ideolojik ve sınıfsal karakterleri yüzünden meselenin özünü, emperyalizmin özünü anlamadılar. Ve Osmanlı'yı kurtarıp yeniden büyütmek için kurtlar sofrasına oturmaya kalktılar. Almanya ile işbirliği, Almanya'ya çok sevdalı oldukları için olmadı, biz nasıl hem imparatorluğu kurtarıp yeni topraklara kavuşuruz diye baktılar, en uygun stratejiyi Almanya ile ittifakta buldular ve kaybettiler. Sınıfsal bakmayan görmez. İttihatçılar da sınıfsal bakmadıkları için göremediler. Cumhuriyetin kopuşu bir kopuştur bu açıdan.

'Türkiye'de devlet aklının programı Yeni Osmanlıcılık’

Türkiye'de devletin adına dünyaya bakıp kaygı duyan aktörler olduğu açık. Türkiye'de siyasi partilere çok angaje olmadan, 'Bu dünyada Türkiye nasıl ayakta kalacak' diye kafa yoran, güvenlik bürokrasisinde de diğer bürokratik alanlarda da kadrolar olduğu çok açık. Bunlar, sorması son derece meşru olan 'Bu ülkeyi nasıl koruruz' sorusunu soruyorlar. Ama anlamadıkları şey şu, dünyamız hele hele yüz yıl öncesine göre çok daha fazla sermaye belirlenimli.

Bu devlet aklı, İmamoğlu'nun 'güvensiz' biri olduğunu iddia etti. Yolsuzluk nedeniyle değil. İmamoğlu'nun İngiltere'ye ya da dış güçlere çok yakın olduğu fısıldandı, 'ülkenin geleceğinde yeri yok' dendi. AKP iktidara geldiğinde Batıcı, Amerikancı değil miydi? Bu anlamda değişen bir şey yok. İmamoğlu'nu tartışmam, cezaevinde. Ama madem İngiltere'den söz ediliyor. Türkiye'de şu anda maliye bürokrasisi olduğu gibi İngilizci. Ya da Türkiye'nin son 2 yıldır NATO içerisinde daha çok görev almasını ne yapacağız? Sınıfsal bakmak işlerine gelmediği için, 'Biz ABD'yle işbirliği, pazarlık yaparız. Oyun kurarız ama teslim olmayız' düşüncesi devlet aklına yakıştırılıyor.

Birden fazla devlet aklı var ama varsayalım İttihatçı kökleri olan bugün CHP'yi de dizayn etmeye çalışan akıl diyor ki, 'Benim perspektifim doğrultusunda ABD'yle işbirliği yapılır, NATO'culuk yapılır, çünkü bizim projemiz Türkiye'yi korumak ve hatta dünya gücü haline getirmek'. Bunun neyle sonuçlanacağını kimse bilemez, Amerikancılık, NATO'culuk bağımsız bir Türkiye projesiyle çelişir. Türkiye'nin dünya gücü olmasının motor gücü iddia edildiği gibi 'güçlü devlet' değil, 'güçlü sermaye'dir. Zaten oraya oynanmaktadır. Güçlü sermayesi olmayan bir devlet ancak sosyalizmde dünya arenasında güçlü olabilir. Halka, toplumun çıkarlarına dayandığı için.

Şu anda Türkiye'deki düzen halkı yoksulluğa mahkum edip sonra da siyaset alanını devletin bilmem kaç yüz yıllık çıkarları doğrultusunda 'Biz ülkeyi dünya sahnesinde ayakta tutuyoruz' diye bir proje dile getiriyorsa, Türkiye'nin en yurtsever insanları olarak biz buna itiraz ederiz çünkü bu bir sermaye diktatörlüğüdür. Buradan bağımsızlık projesi çıkmaz. Bu aklın programını biz Yeni Osmanlıcılık olarak zaten ilan ettik. Alt başlıklarını da söyledik; çılgınlar gibi özelleştirme. Ayrıca bu anlayış Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarına da terstir. Bu ülke Milli Mücadele'de kurulan cumhuriyetse, bu akılla bu cumhuriyetin sonuna doğru gidilir.”

TKP yolsuzluklarla mücadeleye karşı mı?

Nevzat Evrim Önal, Kemal Kılıçdaroğlu’nun "yolsuzluk" söylemi ile TKP'nin neden empati kurmadığını da sordu. Kılıçdaroğlu ve ekibinin bu iddiaların arkasında duramayacağını vurgulayan Okuyan, "Yanında öyle isimler var ki, bunları Kılıçdaroğlu söyleyemez. Ayrıca bunlar yerel yönetimlerde yeni mi başladı, neredelerdi? CHP bunlarla mücadele etmemekle kalmadı, parçası olmak için de korkunç çaba harcadı" dedi.

TKP'nin herhangi bir yolsuzluğa perde olamayacağının da altını çizen Okuyan operasyonların siyasi olduğuna dikkat çekerken kimseye kefil olmayacaklarını belirtti.

'Kimi sol partiler İmamoğlu'nu önder, Özel'i muhalefetin lideri tarif etti'

Önal, TKP'ye sosyal medyada getirilen bazı eleştirileri de sordu. Bunlardan bazılarını TKP'nin CHP mitinglerine katılmaması, mutlak butlan kararına karşı kenetlenmenin dışında kalınması, İmamoğlu'na düzen siyasetçisi denilmesi olarak saydı. Kemal Okuyan bu sorulara ortak bir yanıt verdi:

TKP görüldüğü üzere gelişmeleri yakından izliyor. Gerektiğinde siyasal pozisyon alarak yanıt veriyor, gerekirse mitinglerle de yanıt verebilir. Ancak şu anda CHP içerisindeki taraflara dönük bir angajmana TKP girmez. Nedeni şu, Türkiye toplumunun önünde yığılmakta olan çok önemli konular var, mesela anayasa. Biz ortaya çıkan öfkeyi paylaşıyoruz. Ama kimi sol partiler İmamoğlu'nu önder, Özel'i muhalefetin lideri olarak tarif etti. Bunlar ilan edildi. Bu nokta koymaktır. Bizim işimiz, mücadelemiz, idealimiz var bu ülkede. Bu doğrultuda hareket etmemize neden olacak hiçbir şeyi yapmayız, yapmayacağız. Ayrıca TKP'nin bu tavrı ilgi de çekiyor."

TKP kendisini yakın gelecekte nerede konumlandıracak?

TKP'nin sosyal demokrasiyle ayrışmak gerektiği tezini hatırlatan Nevzat Evrim Önal, TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'a "TKP kendisini yakın gelecekte nerede konumlandıracak?" diye sordu.

Okuyan şu yanıtı verdi:

Yerel yönetimler sorgulanmalı, yasa değiştirilmeye çalışılmalıdır. Başka bir şey daha sorgulanmalı. Bugün 'Kılıçdaroğlu MYK'ye son şeklini veriyor' denildi. MYK bir yürütme organı. CHP tüzüğünde MYK'nin nasıl belirleneceği muğlak bırakılmış. Aslında gündelik olarak partiyi yöneten ekip. Peki bunlar nasıl belirlenir, yanıtı yok. PM içerisinden belirlenir yazıyor sadece. Bu yüzden Kılıçdaroğlu bir MYK belirliyor.

Sosyalist bir ülkede nasıl olacak dedik; meclisin üzerinde hiçbir şey olmayacak. O meclisin başkanını Meclis seçecek ve gerektiğinde görevden alacak. CHP'nin halkı nedir, bütün üyelerdir. Ya da delegedir. Bütün üyeler delegeyi seçer, delege ne yapar? PM'yi seçiyor, bir de Genel Başkanı seçiyor. Niye? Siyasi Partiler Yasası'nda ve TKP dışında bütün partilerde, bu tuhaflık zaten başkanlık ya da genel başkanlık diktatörlüğü getiriyor. Halbuki doğrusu nedir? PM'nin Genel Başkanı belirlemesidir. O zaman Genel başkan PM'ye sorumlu olur, şimdi sorumsuz. Üstelik aradaki MYK'yi de belirliyor. Genel başkanın MYK'yi feshetme yetkisi var. Yeni üyeleri de genel başkan belirler diyor, parti böyle bir şey değil. Ama düzen partileri böyle. Bu tüzükten hiçbir taraf da rahatsız olmadı, herkes aldı cebine koydu.

TKP bir dizi mücadele öneriyor. Cumhuriyetçi birikimin sınıfsal bir zeminde ayağa kalkması lazım Türkiye'de. Bunun için uğraşıyoruz. Bunun yanında siyaset alanına iktidar bir müdahalede bulunuyor, sermaye zaten çürütmüş durumda. TKP bu alanı emekçilere açıp alternatif bir siyaseti gündeme getirmeye çalışıyor. Kimse bunu sorgulamıyor. Genel başkana bu kadar yetkiler verilen bir parti kaosa zaten sürüklenir. İktidar kolay müdahale eder.

Partimizin üyesi, diplomat Engin Solakoğlu, son vurulan gemilerden hareket ederek bugün soL'da önemli bir yazı yazdı. Bunlar ciddi meseleler. Bunların arkasında taraflaşma yaratmak zorundayız. Kılıçdaroğlu-Özel tartışması böyle bir taraflaşma değil. CHP'ye dönük müdahalenin sonuna kadar karşısındayız ama eldeki tüm birikim bu ayrışmanın arkasında konumlandırılırsa, buradan sanılan bir toplumsal silkiniş çıkmaz. Duygulara teslim olmuş bir strateji olmaz. Kaçıncı travma bu? O travmaların neden yaşandığının sorgulanması lazım. Kılıçdaroğlu bunu hak etti ayrı ama her şey ona yapıştırılıyor.

Türkiye'nin kurtuluş projesi, bu kadar duygulara bağımlı şekilde ve bir goygoyculukla yapılamaz. Bazen sakinlik iyidir. Sosyalizm diye bir şey varsa hiçbir şey bu kadar ucuz değil.”