İstanbul’un kazanılması iktidar açısından önemli bir kırılma oldu
Münevver Metin Yeni Solak’taki röportajlarının bu haftaki konuğu İstanbul Milletvekili Özgür Karabat.
Karabat, siyasette çıraklıktan yetişen biri. Renkli kişiliği ile ön plana çıkan Karabat, bugüne kadar çeşitli görevlerde bulundu. 2015 genel seçimlerinde Parti içi yapılan önseçimde İstanbul 3. Bölge de 7. Sırada çıkmasına rağmen aralara sokulan kontenjan adaylar yüzünden meclise girememiş, daha sonra yeniden kaldığı yerden başlayarak meclise girmeyi başarmış nam-ı diğer Atom Karınca…
Klasik bir soru ile başlayalım; Özgür Bey, siyasete nasıl başladınız?
Aslında ilk gençlik yıllarımdan beri siyasetle iç içeyim. 90’lı yıllarda üniversiteye başladım. Bilindiği üzere bu yıllarda gençlik ve işçi hareketleri güç kazanmaya; siyasi, toplumsal yaşamda varlığını iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Bu dönem gençlik mücadelesinin ve önemli işçi eylemlerinin 80 darbesinin o puslu havasını dağıtan bir ruh yarattığını düşünüyorum. Üniversite yıllarım tam da bu döneme denk geldi.
Üniversiteden mezun olduktan sonra iş hayatına atıldım. Elbette siyasi çalışmalarımı da sürdürdüm. 2009 yılında CHP Başakşehir İlçe Başkanlığı, 2013’te Başakşehir Belediye Başkan Adaylığı ve 2015 yılında milletvekilliği ve nihayet son genel seçimlerde İstanbul 3. Bölgeden CHP milletvekili olarak TBMM üyesi oldum.
Siyasete tabandan gelen bir isimsiniz. Tabandan gelmenin avantajı ve dezavantajı var mı? Varsa bunlar nelerdir?
Siyasete tabandan gelmek, her şeyden önce siyasi tecrübe bakımından çekirdekten yetişme anlamına geliyor bana göre. Elbette bu durumun pek çok avantajı oluyor. Sahada olmak, vatandaşla iç içe olmak her şeyden önce siyasi söylemlerinize, iletişiminize yansıyor. Siyasi söylemlerinizi daha gerçekçi kılıyor. Diğer yandan da memleketin sorunlarına bizzat tanık olmak imkânı buluyorsunuz.
Sokağa çıktığınızda vatandaşlar yüzünüze aşina, bu aşinalık elbette bir samimiyet de yaratıyor. Ben hayatım boyunca, geldiğim yeri unutmadan uğraş verdim. Bu anlayışı hala sürdürdüğümü düşünüyorum. Hangi makamda olursam olayım, kapım herkese açık. Telefonlarıma tüm vatandaşlarımız rahatlıkla ulaşabiliyor. Elimden geldiğince vatandaşlarımızın talep ve beklentilerini de karşılamaya çalışıyorum. Kuşkusuz başarı ya da başarısızlığı takdir etmek vatandaşa düşüyor.
Bu durumun dezavantajları var mıdır? Belki kendime, aileme ayırdığım zamanın kısıtlı oluşundan bahsedilebilir. Ama ailem tüm içtenliğiyle daima yanımda oldu. Elbette siyasi yaşamımda onların fedakârlıkları ve emekleri de benim için çok değerli oldu daima.
İstanbul milletvekilisiniz, İstanbul kazanıldı. 31 Mart 2019 seçimlerinde 3. Bölge’de sorumluydunuz. Etkin görevlerde bulundunuz; ancak kazanılan İBB’den görev bekleyen partililerin bir memnuniyetsizliği var. İBB parti örgütünün sesine kulak veriyor mu? Taleplerine karşılık veriyor mu?
Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor. Evet, ben İstanbul 3. Bölge’den milletvekili seçildim. Ama seçildikten sonra bölge ayırımı olmaksızın tüm kentin milletvekili olma anlayışıyla işe koyuldum. Dahası İstanbul ülke panoraması gibi bir kent olduğundan aslında Türkiye’nin tüm sorunları sizin ilgi alanınıza girebiliyor. Haliyle bu anlamda büyük bir sorumluluk duyuyorsunuz.
İstanbul seçimleri aslında iki kere kazanıldı. İktidarın bütün etik dışı yaklaşımlarına, bütün kara çalmalarına rağmen İstanbul’un kazanılması iktidar açısından önemli bir kırılma oldu. İBB Meclisi seçimleri yenilenmediği için AKP ve onun küçük ortağı çoğunluğu elinde tutuyor. Ancak hepinizin bildiği gibi, çoğunluk olma avantajlarını şehrimize daha çok hizmet götürülmesi için değil, adeta belediyeyi çalıştırmamak için kullanıyorlar. Elbette bunun bir siyasi karşılığı olacaktır. Herkes her şeyin farkında. Ankara’da da aynı şey oluyor; ama ne oluyor? Anketlere bakıyoruz. En başarılı belediye başkanları belirlenirken hep ilk sıralarda CHP’li belediye başkanlarını görüyoruz. Çünkü engellemelere rağmen samimi bir şekilde ve yılmadan çalışmaya, hizmet götürmeye devam ediyorlar.
İBB özelinde partililerimizin bir memnuniyetsizliği olduğu kanaatinde değilim. Öncelikle CHP’nin seçim beyannamesinde işe alımlarda, görevlendirmelerde liyakatin vurgulandığını, partizanlığa son verileceği vurgulanmıştır. Sayın Ekrem İmamoğlu’nun en büyük iddialarından biri de buydu. Belediye hizmetlerinde olsun, işe alımlarda olsun partizanlığa son vermek ve liyakat. Dolayısıyla Ekrem Bey salt CHP’lilerin değil, tüm İstanbulluların belediye başkanı olarak hareket ediyor. Olması gereken de bu değil mi? İstanbul’dan Ankara’ya Adana’dan Antalya’ya CHP’nin yönetime geldiği tüm belediyelerde bu parti ilkesi gözetiliyor.
Önümüzdeki günlerde Kurultay süreci başlıyor. Aslında başlamıştı, tarihsiz bir şekilde ertelendi. Önümüzdeki günlerde yapılması söz konusu. Kurultayla ilgili görüşünü paylaşır mısınız?
Kurultay sürecimiz aslında her yönüyle tamamlanmak üzere iken covid-19 salgını dolayısıyla bir kesinti yaşadık. Ben şahsen bu kurultayımızı iktidara hazırlık kurultayı olarak görüyorum. CHP bu kurultaydan daha da güçlenerek ve iktidar yürüyüşünü güçlendirerek çıkacak.
AKP, siyaseten miadını doldurdu. Toplumun işsizlik, yoksulluk, hukuksuzluk gibi büyük sorunları var. Hal böyleyken AKP, hamaset siyasetinden ve toplumu ayrıştırıp germekten başka bir şey yapmıyor. Ülkenin sorunlarını çözmek adına gerçekçi tek bir çözümlerini göremiyoruz. Kriz her geçen gün daha da derinleşiyor. İşsizlikle ilgili yakın zamanda bir çalışma yayınladık. Önümüzdeki günler maalesef daha da zorlu geçecek ve hükümet hiçbir hazırlık yapmıyor. Ülkenin ihtiyacına cevap veremeyenlerin siyaseten var olmaları mümkün değil! Kurultay sürecimizi bu duygu ve düşüncelerle karşılıyorum. Pek gelecekten çok umutluyum. Canımızı sıkan, ülke olarak içimizi acıtan pek çok sorun yaşasak da yerel seçimlerde olduğu gibi genel seçimlerde de ülkemiz adına tertemiz bir sayfa açacağımıza inanıyorum.
Yeni Soluk
Yorum Yap