İstanbul için bu kadar sıkıntıya değer miydi?

İstanbul seçimleri; “İptal edilir mi? Edilmez mi?” derken YSK kararını verdi. Kendilerinin atadığı sandık başkanı ve görevlisi kamu görevlisi olmadığı gerekçesi ile zarftan çıkan dört oydan üçünü kabul edip, büyükşehir oyunu iptal etti.

Yüksek ve deneyimli hakimlerimizden oluşan bu kurulun kararına itiraz edilecek bir yer yok. Ancak vicdanlara havale edilir.

İyi güzel de bu olayla hiç alakası olmayan seçmenin yani vatandaşın ne suçu var?

Kendi hatalarını yani İlçe Seçim Kurullarının yaptığı hata sonucu halkın iradesinin yok sayılmasına ne demeli? Yoksa bu durum seçim kaybedilirse iptal kararı alınması için bir hazırlık mıydı?

Demek ki, seçmenin önümüzde yapılacak seçimde sandık başkanına ve kamu görevlisine devlet memuru olup olmadığı sorusunu sorma hakkı doğmuştur!

YSK NASIL KARAR ALIR

Yüksek Seçim Kurulu Türkiye’yi yönetecek TBMM üyelerini ve yerelde Köy, Belde, İlçe ve İlleri yönetecek Başkanların seçiminde hakka, hukuka uygun olması ve adaletli olması için 16 Şubat 1950 yılında yüksek hakimlerden oluşturulan bir kurul olarak kurulmuştur.

Anayasamızın 79. Maddesine göre 7 asıl üye ve 4 yedek üyeden oluşan bu kurul üyelerinin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarının salt çoğunluk ve gizli oyla seçilir.

Bu şekliyle oluşan YSK, kendi üyeleri arasında yine gizli oy ve salt çoğunlukla bir başkan ve Başkan vekili seçerler.

Başkan ve vekili seçildikten sonra kurul, Yargıtay ve Danıştay’dan gelen üyeler arasından kura ile ikişer kişi olmak üzere dört yedek YSK üyesi seçer. Bu kura işlemine Başkan ve Vekili seçilen üyeler katılmaz.

Ayrıca bu kurula son yapılan Genel Seçimlerde en çok oy alan dört partinin Milletvekillerinden birer üye seçilir. Parlamentodan gelen bu üyeler YSK’nın tüm toplantılarına katılır, görüş bildirir ama oylamaya katılma hakları yoktur.

Anayasamızın 79. Maddesinde belirtilen durum budur. Durum böyle iken, yedek üyelerin hiçbir yerde oy kullanmadığı bir durumda İstanbul Seçiminin iptal edilmesi kararında, Anayasanın hükmüne rağmen bu dört yedek üye neden toplantıya girmiş ve neden oy kullanılmıştır?

Bu durumu bu zamana kadar açıklayan biri çıkmamıştır. Olaya böyle bakıldığında alınan karar meşru mudur? Değil midir?  Açıklanması gereken önemli bir konudur.

Ayrıca aynı gerekçelerle itiraz edilen Pasinler ve Kemalpaşa ilçeleri için, bu kurulu oluşturan değerli Hakimlerimiz aynı kararı neden vermeyip çelişkiye düşmeleri nasıl ifade edilecektir?

İPTALDEN SONRA NELER OLDU?

Ekonomi büyük bir sıkıntıya girdi. Döviz artışının freni tutmuyor yükseldikçe yükseliyor ve yeni rekorlara koşuyor. Hal böyle olunca da zaten sıkıntıda olan, mutfağında yangın olan halk daha çok sıkıntıya girdi. İntiharlar ve boşanmalar artıyordu daha da artacak. Geçim sıkıntısı çeken toplumumuzda kap, kaç hırsızlık ve fuhuş artışına neden olacak.

Batı toplumu ülkemizin hukuki durumuyla adeta dalga geçiyor.

Örneğin dünyaca bilinen Financial Times gazetesi baş yazısın da, “Türkiye vahim bir şekilde demokrasiden sapıyor. Erdoğan son haftalarda bir seçimle karşı karşıyaydı. Ekonomik ve siyasi başarısızlıklara bağlı olarak AKP’nin İstanbul yenilgisini kabullenebilir ve reform sözü verebilirdi. Bunun yerine, güç arzusuyla kendini yiyip bitirmiş görünüyor. Türkiye’yi hem ülke içinde hem de uluslararası alanda zayıflatıyor. Erdoğan’ın hükümeti ekonomiyi güçlendirmeye odaklanmalı siyasi dalavereye değil.” İfadelerine yer vermiş.

Bu yorum Erdoğan’a öneriler içermesine rağmen, elbette ülkemiz için iyi bir yorum değil.

ERDOĞAN’I KANDIRDILAR MI?

AKP’nin içinde bazı muhalif gurupların olduğunu, parti kurma çalışmalarının olduğunu ve böylesi bir durumda sayıları 60-80’i bulacak Milletvekillerinin yeni oluşumda yer alacağı düşünülürse ve YSK kararlarını açıklayan kişiyi Mehmet Ocaktan, fetö üyesi olarak yazdığına göre;

İstanbul seçimlerini yenilenmesi için ısrar edenler. Acaba AKP Genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu seçimi kaybedip daha da zayıflamasını ve irtifa kaybetmesi için ikna etmiş olabilirler mi?

Çünkü, Erdoğan seçim gecesi gelenek haline gelen balkon konuşmasında, “İstanbul’un Büyük Şehir Meclisi ve Belediye Başkanları çoğunluğu bizde. Bu durumda nasıl çalışacaklar” derken, Binali Bey, “Kaybedilmiş bir seçimin arkasından gitmek hoş değil” diyerek seçimi kaybettiklerini kabullenmişlerdi.

Sonradan ne oldu ki Binali Bey, “Oyumuzu çaldılar” derken Tayyip Bey, “Sonuna kadar gideceğiz. Gidemeyenler için kapı oradadır” diyerek ağırlığını koydu.

İstanbul’da 23 Haziranda yapılacak seçimlerin tarafı CHP; AKP değil, Erdoğan ve  İmamoğlu’dur. Erdoğan’ın yanında İstanbul’a mitil atarak kamp kuran ve aday dahi çıkaramayan Bahçeli olurken, İmamoğlu’nun yanında İstanbul ittifakını oluşturacak olan ve "Her şey çok güzel olacak" kampanyasını başlatan ve önceki gün Erdoğan tarafından da, "Çok güzel olacak" diyerek kabul ettiği halk kampanyası var.

Hadi bakalım bekleyip göreceğiz.

Önceki Haber

Başkan eşleri hayvan hakları için devrede: “Menemen’de hayvanlar için her şey çok güzel olacak”