İftira, algı, yalan, dolanla dolu gergin seçim kampanyası!..

Daha öncede belirtmiştim. Ben ilk oyumu 1968 yılında yapılan seçimde Çıldır ilçesi Beyrehatun köyünde başkanlığını yaptığım sandıkta kullanmıştım.

O günden bu yana hiçbir seçimde sandığa gitmemezlik aklımdan bile geçmedi ve demokrasinin gereği olarak vatandaşlık hakkımı kullandım.

Zaten bazı seçimlerde Milletvekili adayı bazı seçimlerde de Belediye Başkanı adayı olduğum için sandığa gitmeme gibi bir düşüncem olmadı.

68 seçiminden bu yana ülkemizde yapılan tüm seçimlerde 31 Mart’ta yapılacak seçim öncesinde gördüğüm ve sezinlediğim gerginliği hiçbir seçim de görmedim ve halkta yaşamadık.

Ülke sanki Genel Seçime gidiyor. Yahu yerelde halkı idare edecek, muhtar, İl Genel meclisi, Belediye Meclisi üyeleri ile Belediye Başkanlarını seçeceğiz.

Cumhurbaşkanı yerinde, TBMM görevinde, Bakanlar Kurulu ve bakanlıklarla kamu görevlileri görevlerini sürdürdüğüne göre, bu gerginlik niye ki?

Şimdi önümüzdeki seçimleri bazıları beka meselesi diyerek sanki genel seçim havasına sokarak, hiç gereği ve yeri olmadığı halde, beka meselesine, algı operasyonuna, iftiraya yalanlara baş vurmaya başladılar. Kimileri ise akla ve mantığa uymayacak vaatler söylediler.  AKP’ye oy verenlerin Cennete gitme vaadi ve vesikası gibi.

O zaman sormak lazım. AKP 2002 de kurulduğuna göre bu tarihten hakka yürüyüp ahirete intikal eden mümin kardeşlerimizin durumu ne olacak?

ŞİMDİ SEÇİM ORTAMINA BİR GÖZ ATALIM

Önceki genel seçimde, Gezi olayları çerçevesinde, Camide içki ve ayakkabı ile kirletme, Kabataş ta bir hanımın üzerine çiş etme yalanları çıktı tutmadı.  “İçki içilmedi, yaralılar tedavi edildi” diyen imam sürüldü. Üzerine işenen bacının görüntüleri o gün bugün ortada yok.

Günümüzde uydurulanlara gelince.  Dünya kadınlar gününde kadın haklarını dile getiren bir gurubu Taksim Meydanına sokmamak için neredeyse İstanbul’un tüm polislerini, araç, alet ve edevatları ile, sanki onlar Taksim’i işgal edecekte, onu engellemek için oraya yığıp barikat kurdur, kadınlarda bu durumu protesto etmek için alkış ve ıslıkla tempo tuttukları sırada ezan okunsun. O gürültü, siren sesleri gaz ve cop korkusuyla duyulur mu?

Bu guruptan bazıları, “Bizim orada olduğumuz sırada ezan vakti değildi. Hem biz, İstiklal Marşımızda ki, ‘Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde inlemeli’ dizelerine canı gönülden bağlı bireyler olarak, bu zamana kadar ezanımızı protesto etmedik ki, o akşam niye  protesto edelim ki, bu provokasyon için yapılmış montaj olamaz mı?” diye soruyorlar.

Zaten konuyu yazan yandaş gazeteciler ve televizyonlar olayın ezanı protesto etmek olmadığını açıklayıp kendilerini tekzip etmelerine karşın Cumhur ittifakının bireyleri bu durumu kullanmayı sürdürüyorlar.

Arkasından Mansur Yavaş’ın senet meselesi soruldu. Mansur Yavaş cevap verdi. Soru sorulurken yayın yapan televizyon ve gazeteler cevap verilme anından hiçbir şey yayınlamadılar. Böylece yalanlarını kabul etmiş oldular.

FİGÜRANLAR YALANLAR VE TEHDİTLER

İstanbul’da bulunan bir figürana verilen rolü halkın önünde yaptığını ve balonunun tez zamanda patladığını izledik. Ankara ‘Da bir başkası çıkıp, “Bu Mansur Yavaş’ın yüzünden perişan olduk” dediği yalanına hepimiz güldük.

Tunç Soyer, Seferihisar Belediye Başkanı olurken Babası ortada yoktu, ne hikmetse İzmir’e aday olunca hatırlandı.

Cumhur Başkanı ve AKP Genel başkanı gittiği her miting de vatandaşı keyif çayı dağıtırken, Ankara adayı Özhaseki, “Çay dağıtmak popülizimdir. Halkı aldatmaktır” diyor arkasından da “Başkanımız izin verirse televizyonlara çıkarım” diyor.

Yandaş bir kanal, pahalılığı ve mutfaktaki yangını kabullenmiş olmalı ki, bir hanıma,” Pahalılık için ne düşünüyorsunuz” sorusuna, “Bunların hepsine Ce Ha Pe sebep oldu” dedirttiriyor.

Gerginlik, algı ve lalan, dolan bunlarla da bitmiyor. Bursa Belediye Başkan adayı Alinur Aslan, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Türkan Saylan ve Nazım Hikmet’i kötülerken, onların bu ülke için yaptıklarını ve 15 Temmuz hain darbe girişimi çok önceden sezinleyip bu tarikatlara dikkat edilmesi gerektiğini beyan eden insanlar olduğunu bilmeden iftiralarını sürdürdü.  Sn. Aslan’a Kurtuluş Savaşı Destanını yazanın Nazım olduğunu hatırlatır, diğerlerinin eserlerini ve yaptıklarını öğrenmesini tavsiye ederim.

Pekii, Bakanlık yapmış birinin, “Oylarınızı AKP adaylarına verirseniz cennet senedini almış olursunuz” demesi akla ve mantığa uygun mudur? Sn. Bakan AKP kurulmadan önce hakka yürüyenlerin durumu ne olacak?

Cumhur ittifakının MHP li Kazan adayı, ilçe başkanı olduğu zaman, “AKPH iktidar olduğundan bu yana, hizmetleri iç ve dış politikada yaptıkları tamamen ihanettir. İnanıyorum ki, bunların zulmünden konuşmayan sessiz bir çoğunluk sandığa gidecek ve gereğini yapacaktır” dediğini unutuldu mu?

“Bize oy vermezlerse mahallelerinden geçmeyiz” diyenler oldu mu? Evet oldu. Bunlar gerginlik ve baskı değil de nedir?

İstanbul adayı Binali Bey, “Yahu biz unumuzu eledik eleğimizi astık dediğimiz anda bize bu görev verildi” diyerek bıkkınlığını ve metal yorgunluğunu belirtmiyor mu? Arkasından, İstanbul’da depremde toplanacak meydan kalmamış” derken, Genel başkan Tayyip Bey, “İstanbul’a ihanet etmişiz” deyip, “İstanbul’u Ce Ha Pe’nin zulmünden kurtaralım” demesi ve alkışlanması ilginç değil mi?

Rize Milletvekili Muhammet Avcı, “Vitrinde CHP ve İYİ Parti, içerde FETÖ ve HDP var” derken, Çayeli adayı Mustafa Baltacı, “HDP’li kardeşlerimle konuştum oylarına talibiz” demesi sizce anlamlı değil mi?

İşte böylesi bir ortamda, yine liderler birbirlerini suçlar ve ağır hakaretler ederken, halk geriliyor.

Yahu bırakın halk kendini yönetecek, Muhtar, aza, meclis üyelerini ve Başkanlarını seçsin.

Sizler partinizin başında TBMM de ve Bakanlıklarda görevinizi yapın. Bildiklerinizi genel seçime saklayın.  Şu veya bu Belediye Başkanlığını kazanmak veya kaybetmek iktidar etmediği gibi iktidardan da almıyor.

Bu nedenle vatandaşı germeyin efendiler…

 

Önceki Haber

Alanya-Gazipaşa sahil yolu güvenli hale geldi