'Faili meçhuller 90'lı yılların ilk yarısının gerçeklerindendir'
Münevver Metin’le Hafıza Günlerinin konuğu, SODEP Kurucu, SODEP İstanbul İl Başkanı, TÜSES ve Tarih Vakfı Kurucularından, DPT İktisadi Planlama Uzmanı ve Müsteşar Yardımcılığı, SHP MKYK Üyesi, CHP Genel Başkan Yardımcılığı, CHP Genel Sekreter Yardımcılığı, 19.20.22.23. Dönem CHP İstanbul Milletvekili, İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı siyaset insanı Algan Hacaloğlu...
YENİ SOLUK-ÖZEL
Türkiye siyasetine damga vuran 1 Mart 2003 tezkeresi sonrası,29 Ocak 2005 olağanüstü CHP kurultayına şahit olan, dönemin CHP Genel Başkanı tarafından "günlerdir manşetlerdeyiz medya bayram değil, seyran değil eniştemiz bizi neden öpüyor " dönemine tanık olan ,Cumartesi Annelerini ve gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın dosyasıyla yakından ilgilenen 50. Hükümetin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı kararlı , ulus bütünlüğünü benimseyen ,ilkeli siyaset insanı Algan Hacaloğlu...
"Kimse gözaltında kaybolmasın, kaybedilenler bulunsun, sorumlular yargılansın" insan hakları savucusu …
Sohbetimiz çok derin...
12 Eylül döneminde demokrasi mücadelesi veren SODEP İstanbul Kurucu İl Başkanlığı yaptınız. SODEP sembolü olan “6 zeytinli dal” neyin temsilidir ve üye kartlarının arkasında ne yazıyor?
Zeytindalı Hellenic çağından, antik Roma döneminden günümüze, “barışın”, bu çerçevede “refah, huzur ve dayanışmanın” evrensel simgesini oluşturmuştur. Antik Roma’nın barış tanrıçası İris’te elinde zeytin dalı ile tanımlandırılmıştır. Ağzında “zetin dalı olan beyaz güvercin”, bu temelde günümüzde “barış ilkesini” en çok çağrıştıran
Sembol figüre dönüşmüştür. Keza 1946 Birleşmiş Milletler bayrağında da, evrensel barışın simgesi olarak “zeytin dalı” yer almaktadır.
12 Eylül dikta rejimi tarafından kapatılan CHP’nin “değer ve ilkelerini” yaşatabilmek sorumluluk ve anlayışı temelinde kurulan Sosyal Demokrasi Partisi’nin (SODEP) Bayrağı, Programı ve Tüzüğünde, Yönetmenlik ve Resmi Yazışmalarında, Üye Kimlik Belgelerinde yer alan;
“Zeytin Dalı”, evrensel barışa olan duyarlılık ile, CHP’nin ‘değişmez’ 6 ilkesi; (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik ilkeleri) ile Sosyal Demokrasi’nin ‘Tam Demokrasi ve Sosyal Devlet’ temelinde çağdaş vizyonunu,
Temsil etmekteydi...
Sosyal Demokrasi Partisi hangi özellikleriyle öne çıkmıştır?
Bu temelde, 25 Mart 1984 yerel seçimlerine girerken, Genel Başkan Erdal İNÖNÜ’nün imzasıyla yayınlanan Seçim Bildirgesinde, şu hususlar özellikle öne çıkartılmıştı:
“Sosyal Demokrasi Partisi;
“İnsana en üstün değeri veren,
Gücünü halktan alan,
İnsan haklarına ve özgürlüklerine saygılı,
Demokratik bir yönetim içinde üretimi artırırken, sosyal adaleti gerçekleştirmeyi de amaçlayan,
Ulusun bütünlüğünü ve bağımsızlığını güçlendirirken, dünya barışına ve insanlığa hizmet etmeye çalışan”, bir Partidir.”
“Atatürk ilkelerinin yönlendirdiği, sağlıklı bir demokrasinin yerleşmesi için uğraşmak, partimizin kuruluş amacıdır. Önümüzeki ilk önemli konunun, “demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla işletmek, zaman kaybetmeden yerleştirmek” olduğuna inanıyoruz...”
Keza, SODEP Gn. Sekreteri Prof. Hicri Fişek’de katıldığı açık oturumda yaptığı konuşmada:
“Eğer yargı organlarının kararları, hiçbir sınırlamaya bağlı olmaksızın, üst yargı organlarınca denetlenebiliyor ve vatandaşa sonuna kadar hakkını savunma olanağı veriliyorsa Hukuk Devletinden söz edilebilir.” konuşması ile, SODEP’in Hukuk Devleti ilkesine olan bağlılığını bir kez daha kayda geçirmişti.
Emperyalistlerin yenilgisi sayılan “Çanakkale savaşı, Ulusal Kurtuluş savaşı ve Vietnam” ... 1 Mart Tezkeresini bu minvalde değerlendirdiğinizde, Tezkere’yi ve müzakerelerini anlatırmısınız?
Ortadoğu’nun jeo-politik konumu; Doğu ile Batıyı birbirine bağlayan ticaret yolları üzerinde bulunması, Dünya petrol ve gaz rezervlerinin yaklaşık yarısını barındırması, başta ABD olmak üzere, önemli emperyelist güçlerin ilgi odağını oluşturmaktadır.
Bölgede çok sayıda olan ulus devletler arası ihtilaflarla tırmanan silah pazarında baş aktör olması ekinde, Ortadoğu petrolünün pazarlaması ve bölgede aktif olan dev ABD petrol şirketlerinin çıkar ve güvenlikleri korunması, ABD’nin stratejik öncelikleri arasında yer almaktadır. ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile eski başkan yardımcısı Dick Cheney’in petrol şirketlerinde üst düzey yönetici olmaları, herhalde bir tesadüf değildir.
Bilindiği gibi, 3 Kasım 2002’de seçimler yapılmış; AKP tek başına iktidar olmuştu. AKP’nin oluşumunda önemli rol oynayan dış odaklar, şimdi ilgilerini, Türkiye’yi de ‘Irak’ı yeniden dizayn etme’ projelerine bulaştırmaya yoğunlaştırmışlardı. Bu koşullar altında;
2003 yılı başında ABD’nin Irak’ı işgal amacıyla, “Türkiye’ye 80 bin ABD askerini, 250 savaş uçağını konuşlandırmaya, işgal sürecinde Türkiye havaalanları ve limanlardan yararlanmaya” yönelik talepleri, dönemin. AKP iktidarı tarafından onaylanması amacıyla TBMM’ne sunulmuş; Tezkere, 1 Mart 2003 tarihli oturumda müzakere edilmiş, Ana Muhalefet Partisi CHP’nin tüm milletvekilleri ile 80 kadar AKP’li milletvekillerinin oyları ile reddedilmişti.
Yıllar sonra, 22. dönem CHP eski Milletvekilleri tarafında düzenlenen 1 Mart’ı anma günlerinden birinde, Deniz Baykal haklı olarak; “TBMM’nin Hükûmete rağmen nasıl bir ileri görüşlülükle Türkiye'nin ve bölgenin barışına, istikrarına ve uzun dönemli çıkarlarına uygun davrandığı bugün çok daha iyi anlaşılmaktadır...
1 Mart günü, Cumhuriyet Halk Partisi’ne bir saygı günü olmalıdır...” Vurgusunda bulunmuştu...
Tezkere’nin 1 Mart 2003 gününd TBMM’de oylanmasına gelininceye değin;
*10 Ocak 2003’de, Başbakan Abdullah Gül, ABD’nin Türkiye’deki liman ve üslerde inceleme yapmasına izin verildiğini açıklamışdı.
*17 Ocak’da, ABD’nin Irak’a olası askeri operasyonu konusunda Türkiye’ye ilettiği talepler ve verilen yanıtlar Çankaya köşkünde yapılan sivil-asker zirvesinde görüşülmüştü.
Bu toplantıya nedense Muhalefet Partileri liderleri çağrılmamıştı. Türkiye’nin güvenliği ve bütünlüğünü ilgilendiren konular yabancılara açık, ulusal kesimlere ise kapalı tutulmakta idi.
*6 Şubat’ta, “Askeri üs ve tesisler ile limanlarda gerekli yenileştirme, geliştirme, inşaat ve tevsi çalışmaları ile ilgili olarak ABD’ye mensup teknik ve askeri personelin Türkiye’ye gelmesine” ilişkin Başbakanlık Tezkeresi, CHP’nin muhalefetine rağmen TBMM’de 119 ret oyuna karşı, 308 kabul oyuyla kabul edilmişdi.
*8 Şubat’ta, ‘üs ve limanların modernizasyonu’ konusunda ABD ile sürdürülen görüşmelerde, AKP Hükümeti’nce ‘mutabakat muhtırasını’ imzalanmıştı.
*9 Şubat’ta, olası müdahalede Türkiye’ye gelecek sığınmacılar için Kızılay, Silopi’deki ana deposuna 100 bin kişilik çadır ve malzeme göndermişti.
*10 Şubat’ta, NATO Konseyi olağanüstü toplanmış; ‘Fransa, Belçika ve Almanya’, ‘ABD’nin olası Irak operasyonu sırasında NATO’nun Türkiye’ye koruma sağlama planını’ veto edeceklerini açıklamışlardı.
*21 Şubat’ta, Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği, ‘TBMM kararı olmadan’ yabancı ülke muharip unsurlarının (birlik, tank, top, savaş uçağı gibi) Türkiye topraklarına kabulünün söz konusu olmadığını açıklamıştı. Oysa bu açıklama, Hükümetin niyetini tam olarak yansıtmamaktaydı.
*22 Şubat’ta, Avrupa Sosyalist Partiler Birliği’nin Brüksel’de Irak konusunda yaptığı olağanüstü toplantıya katılan CHP Gn. Bşk. Deniz Baykal, “Toplantıda, ‘Irak’ta barışa bir şanş tanınması’ için görüş birliğinin ortaya çıktığını” açıklamışdı.
O günlerde, BM Güvenlik Konseyi’nin, Irak’a askeri müdahalenin yolunu açan ‘ikinci karar tasarısını’ ele aldığı kapalı oturum yapılmışdı. Toplantı sonrasında İngiltere dışında kalan ülkelerin daimî temsilcileri, “savaş zamanı geldiğine inanmadıkları, Irak’ın silahsızlandırılmasının barışçı yoldan yapılması gerektiği” yolunda görüş belirtmişlerdi.
Amerika’nın Türkiye’yi kendi insiyatifi altında Irak’a bulaştırmak için baskıyı her geçen gün artırdığı bir ortamda, ülkemizi çok yakından tanıyan Amerikalı diplomat Richard Holbrooke, “Irak’ın sınırlarının yanlış olduğu, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu komşularının Irak’tan parçalar kopartabileceğini, bunun zamanının geldiğini, ÖZAL döneminde gerçekleştirilemediği, şimdi gerçekleşebileceğini” açıklamışdı. 1995’de Bakanlık günlerimde beni de ziyaret etmiş olan Holbrooke’un bu açıklaması, “savaşa açık bir provakasyon” niteliğindeydi.
- dönem seçimleriyle TBMM’de yeniden yerini almış olan CHP’de ise, Genel Başkan Deniz Baykal her hafta yaptığı Grup Toplantılarında;
* “Irak’taki bu savaşın uluslararası hukuki meşruiyeti, siyasi rasyoneli, insani ve vicdani haklılığı kesinlikle yoktur. Ortada ne BM kararı ne NATO kararı ne de meşru müdafaa hali vardır. Türkiye; ‘hukuken meşru, devletler hukuku bakımından doğru ve geçerli’ olmayan hiçbir davranışın içine sürüklenmemelidir.
* Hükümeti uyarıyorum: ‘Sakın ha, Türkiye’yi savaşa bulaştırmayın. Biz çevremizde barış istiyoruz. Hükümetin getireceği ‘Irak Tezkeresine’ biz CHP milletvekilleri olarak ‘hayır’ diyeceğiz. Türkiye’nin onurunu koruyacak, şerefini yüceltecek olanlar, Türkiye’yi bu savaşa sokanlar değil, Türkiye’nin bu savaşa girmesine ‘hayır’ diyenler olacaktır” diyerek, AKP iktidarını uyarmaktaydı...
CHP Grubu iktidarın teslimiyetçi politikasına karşı çıkmaya kararlıydı. 1 Mart 2003 sabahı oylamaya girmeden evvel, CHP Olağanüstü Kapalı Grup Toplantısı yapılmıştı. Toplantıda konuşan Genel Başkan Baykal, özetle;
“Biz, CHP milletvekilleri olarak, Irak Tezkeresine ‘kesinlikle Hayır’ diyoruz. Meclis ne karar verirse versin, biz ‘Hayır’ diyeceğiz. Bu savaşa girmek istemiyoruz, bu savaşta bizi kullanmak istiyorlar. Türkiye’nin coğrafyasını, toprağını istiyorlar.
Türkiye boyun eğmeyecektir. Irak’taki bu savaşın uluslararası hukuki bir meşruiyeti yoktur. Evet oyu, ‘Savaşa Evet’ demektir. Hükümet, ‘savaş kararı almıyoruz, yabancı askerlerin Türkiye’de yerleşmesine izin veriyoruz’ demekte. Bu bir aldatmacadır. Alınacak olan karar çok açık bir şekilde ‘savaş’ kararıdır.
AKP iktidarının bu teslimiyetçi duruşuna karşı Türkiye’nin onurunu korumaya kararlıyız. ” diyerek, CHP Grubu’nun duygu ve düşüncelerine de tercüman olmuştu.
AKP iktidarının, “TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için hükümete yetki verilmesini” öngören Başbakanlık Tezkeresi, 01 Mart 2003’de TBMM’ye sunulmuştu. TBMM Genel Kurulu’nda kapalı oturuma geçilmeden önce, “usul’e ilişkin” yapılan görüşmelerde CHP adına söz alan Gn. Sekreter Önder SAV yaptığı konuşmada;
“Görüşmekte olduğumuz bu izin talebi, hukuki dayanaktan yoksundur. Anayasaya aykırıdır. Anayasa’nın 92 nci maddesinin ‘Meşruiyet Şartının’ aranılması kaçınılmazdır. Alınacak karar; ‘hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz’ diyen Anayasamızın 6 ncı maddesi ile ‘Anayasa hükümleri herkesi -yasama, yürütme ve yargı organlarını-. bağlar’ diyen 11 inci maddesine aykırı olacak ve 2 nci maddede yazılı olan ‘hukuk devleti’ ilkesiyle de bağdaşmayacaktır... 5 - 6 milyar dolarlık Amerikan kredisine aldanıp, bu kredilere kapılıp, iç ve dış hukuku zedelemeyiniz.” uyarılarında bulunmuştu.
Bu arada, AKP’li Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ertuğrul YALÇINBAYIR, “Tezkerenin uluslararası meşruiyeti yok. Tezkerenin geçmemesinde yarar var. Geçmezse demokrasi güçlenir” diyerek çok onurlu bir duruş sergilemişti. Kapalı oturumda, Deniz Baykal’da benzeri görüşlerini, bir kez daha güçlü bir şekilde kayıtlara geçirmişti.
TBMM’de oylamaya, 533 üye katılmış; 250 milletvekili Hükümet Tezkeresine ‘Red’, 264’ü ‘Kabul’, 19’u ise ‘Çekimser’ oy kullanmıştı. CHP milletvekillerinin tümü ile 70 kadar AKP'li milletvekili ‘Tezkereye karşı duruş’ sergilemişlerdi. TBMM İç Tüzüğü’nün ‘kabul kararı’ için öngördüğü salt çoğunluk (yani 367 Kabul oyu şartı) sağlanamamış; Tezkere kabul edilmemişti. Sonuç, AKP Hükümeti için olduğa kadar, ABD için de tam bir şok oluşturmuştu.
CHP’nin 1 Mart Tezkeresine karşı çıkmasının ‘5 Temel Gerekçesi’ vardı;
*Anayasa’ya aykırıdır.
*Uluslararası meşruiyeti yoktur. Kofi Annan’ın da uyardığı gibi, “Birleşmiş Milletler ilkeleri ve kurallarına uymamaktadır. Yasal değildir.”
*Bölgesel istikrarı ve barışı bozma girişimidir. Türkiye dahil bölgede, “Ulus Devletlerin varlığına ve istikrarın korunmasına” yönelik büyük bir tehdit kaynağı oluşacaktır.
*Bölgede terörün yaygınlanmasını önünü açacaktır: Kimlik temelinde siyaset, yapılanma ve çatışmayı teşvik edecektir.
*Türkiye savaşın cephe ülkesi ve karargahına dönüşecektir.
İşte bu temel gerekçelerle, 1 Mart’ta HAYIR oyu kullanmıştık.
2011 yılının ortalarında, Tezkere’nin reddinden 8 yıl 8 ay sonra ise, ABD silahlı kuvvetleri, geride “461 bin Irak’lı sivilin cesedini, milyonlarca acılı aile, birlik ve bütünlüğü çökertilmiş bir ülke, alt kimlik kavgaları ile toplumsal dayanışma, hoşgörü ve sevgi bağları yok edilmiş, parçalanmış bir toplum” bırakarak, Irak’ı terketmişti.
Irak’ın işgalinden 12 yıl sonra ise, dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair; “Irak’ın işgaline gerekçe olarak gösterilen Irak lideri Saddam Hüseyin’in ‘Kitlesel İmha Silahlarına’ sahip olduğu istihbaratının yanlış çıkması, işgalin planlama aşamasında yapılan hatalar ve Saddam rejiminin devrilmesinden sonra ne olacağını öngöremedikleri için özür dilediğini; ancak, Saddam’ı devirdikleri için özür dilemenin zor olduğunu” ifade etmişti.
12 Eylül’de el konulan CHP İş bankası hisselerinin, Parti yeniden açıldığında CHP nin üzerine geçirilmesi sürecini anlatırmısınız.?
İş Bankası, ATATÜRK’ün kendisinin kurdurduğu, öncülük yaptığı bir bankadır. 5 Eylül 1938 tarihinde, kendi el yazısı ile belirlediği vasiyetinde İş Bankasındaki hisseleriyle ilgili bir düzenleme yapmıştır. Bu vasiyette Atatürk, İş Bankasındaki hisselerinin ‘kuru/çıplak mülkiyetini’ Cumhuriyet Halk Partisine bırakmıştır. Bu hisselerin payına düşen toplam nemanın, vasiyetnamede şahıslara yapılması öngörülen ödemelerden kalan kısmının, her yıl iki eşit miktar olarak bölünerek, bir bölümünün T.Tarih Kurumu’na (TTK), diğer bölümünü ise Türk Dil Kurumu’na (TDK) verilmesini vasiyet etmiştir.
Vasiyetnamenin uygulaması, 12 Eylül 1980’e kadar, CHP’nin talimat ve gözlemi altında bu doğrultuda sürdürüldü. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi ile CHP kapatıldı. Benzeri şekilde Tarih Kurumu ve Dil Kurumu da kapatıldı. Sonra, 1980 öncesi siyasi partileri kapatan yasa yürürlükten kaldırıldı ve CHP 9 Eylül 1992’de, 12 Eylül’deki en son kurultay delegeleri 11 yıl sonra bir araya gelerek, yasanın verdiği olanağı kullanıp, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi olarak yeniden açıldı.
Ancak TTK ve TDK’nın durumları için, 1982 Anayasası’nda yeni bir madde düzenlendi. Bu iki kurum, dernek statüsünde iken, birer kamu kurumu haline getirildi. Sonra bir de yasa çıkarıldı. Kurumların yöneticileri siyasi kararlar çerçevesinde yeniden belirlendi.
2000 yılından sonra CHP yönetimi, "Bu kurumlar 12 Eylül’de kapatılmış ve ilgili yasa da değiştirilmiştir. Yerine kurulan kurumlar da ayrı birer tüzel kişiliktir" iddiasını ortaya koydu. “İsimleri benzerdir diye bugün karşımıza Tarih Kurumu, Dil Kurumu diye çıkanlar kesinlikle, Atatürk’ün vasiyetinde sözünü ettiği Tarih Kurumu, Dil Kurumu değildir... Atatürk’ün vasiyetinde sözünü ettiği Tarih Kurumu, özel hukuk hükümlerine göre kurulmuş dernek niteliğinde özel bir kurumdur. Atatürk, kendi arkadaşlarını oraya yerleştirmiştir, toplumun saygın tarihçileri orada bulunmaktadır. Aynı şekilde Dil Kurumu’nu da dernek statüsünde kurdurmuştur, özel hukuk hükümlerine tabidir, dernektir ve yine orada kendi arkadaşları vardır.” dedi...
Sonra bu iddia doğrultusunda Hazineye; “Bakın açıldık. Kesinti yok, temsiliyet sürekli, aynı kurum olarak oluştuk.
Atatürk’ün vasiyeti olarak CHP’ye devredilmiş olan İş Bankasındaki hisselerimizi geri veriniz; onların mülkiyeti ve yönetimi bize ait” denildi. Ancak alınan yanıt, “ar4adan geçen 11 yılda durum çok değişti, hisse artışları yaptıldı, sizin hisseleriniz azaldı” oldu...
Bunun üzerine yargıya başvuruldu. Asliye Hukuktan, Yargıtay Genel Kurul kararına kadar bütün aşamaları yıllar içinde büyük bir hukuk mücadelesiyle geçe geçe kaziye-i muhkeme haline, Yargıtay’ın reddedilemez sağlam hukukî hükmü haline getirdik ki, “bu Cumhuriyet Halk Partisi Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisidir”. Bu karar alındıktan sonra Hazineye bu hukuki belgeler sunuldu; sonucunda Hazineden tüm hakların, Atatürk’ün öngördüğü gibi CHP geri verilmesi sağlandı.
Bu arada CHP, TDK ve TTK adları ile varlıklarını sürdürmekte olan yeni kurumlara yapılan ödemelerin, İş Bankası’nda bloke edilmesini sağladı. Ancak Yargıtay aşamasında bu görüş reddedildi ve Atatürk hisselerinin nema ödemelerinin, bir anlamda Atatürk’ün vasiyetini çiğneyerek, yeni kurumlara yapılması gerektiğini öngördü. Bunun üzerine, İş Bankası’nda bloke edilmiş halde duran 2000, 2003, 2004 ve 2005 yıllarını kapsayan 101 milyon 456.708 YTL, TTK’nın hesabına yatırıldı.
Şu husus çok açıktır. Bugüne kadar İş Bankası’nın bu anlamdaki tek kuruşu Cumhuriyet Halk Partisi’nin kasasına girmemiştir. Cumhuriyet Halk Partisinden bugüne kadar hiçbir dönemde hiçbir parti yöneticisi, İş Bankası ve Atatürk’ün vasiyeti doğrultusunda tek bir kuruşu parti için kullandırtmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır.
CHP’yi ilgilendiren, Atatürk’ün CHP’ye devrettiği hisselerin nemasının, vasiyetnamesinde öngörülen kurallar çerçevesinde dağıtılmasını sağlamaktır.
Yıllar boyunca İş Bankası yönetimine Parti tarafından atanan hiçbir Yönetim Kurulu üyesi İş Bankasının kredi politikasına, maliye politikasına hiçbir şekilde müdahale etmeyi aklının kenarından geçirmemiştir. Çünkü atanırken kendilerine, atamayı yapan yetkili üst yönetim tarafından verilen kesin talimat; “Sakın ha, o bankadaki kredi, para pul işlerine karışmayacaksınız. O bankanın, Türkiye’nin yasalarına, Atatürk’ün anlayışına, ahlakına, zihniyetine uygun bir şekilde yönetilmesini orada denetleyeceksiniz, gözetleyeceksiniz. Hiçbir şekilde orada, kendi özel anlayışınızı, partimizin yararını, çıkarını gözeten bir anlayış içerisinde olmayacaksınız. O banka başarılı oldu mu, biz görevimizi yapmışız demektir; siz de o bankanın başarısına yardımcı olacaksınız” olmuştur.
Bu genel çerçevede, dün olduğu gibi bugünde; İş Bankası’nın toplam hisselerinin,
** % 40.12 si, tamamı çalışanlarına ait olan Munzam Sandık Vakfına aitt hisselerden,
** % 28.09’u, bankanın kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’e ait hisselerden (Bu hisseleri Atatürk adına, vasiyeti gereği Cumhuriyet Halk Partisi temsil etmekte, temettü gelirleri de , Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna bağışlanmaktadır. CHP iş bankasından 1 kuruş gelir almamaktadır.)
** % 31.79 ise, Halka açık hisselerden, oluşmaktadır.
Keza; İş bankasını Yönetim kurulu 11 kişiden oluşmaktadır, 7 üye bankanın kendi içinde bankanın çalışanlarından, 4 üye de CHP tarafından atanan temsilcilerden oluşmaktadır. İş Bankasında kararlar 6 Yönetim Kurulu Üyesinin oyuyla kabul görmektedir. Dolayısıyla CHP li üyeler isteselerde tek başlarına İş Bankasında siyası karar alamazlar ve banka buna müsaade etmez.
1 Mart Tezkeresinden” sonra CHP’ye sürekli karıştırmak isteyenler oldu; bu karışıklığı ve Kurultaya giden süreci anlatırmısınız.?
12 Eylül askeri darbe yönetimince 16 Eylül 1981'de kapatılan partilerin yeniden açılmasını sağlayan yasa 19 Haziran 1992 tarihinde, TBMM'de kabul edilmişti.
9 Eylül 1992’de ise, CHP'nin yeniden açılışını onaylayan 25. Olağan Kurultayı toplanmıştı. 12 Eylül askeri darbesi öncesi son kurultay olan 1979'daki 24. Kurultay delegeleriyle toplanan bu kurultayda, "CHP'nin aynı ad ve amblemle yeniden açılması" kararı alınmıştı. SHP Antalya Mv. Deniz Baykal, Erol Tuncer ile Genel Başkanlık için yarıştığı bu kurultayda, Erol Tuncer’in 452 oyuna karşılık, 679 oy alarak ‘Atatürk, İnönü ve Ecevit'ten sonra’ CHP'nin 4. Genel Başkanı seçilmişti. Baykal sonra, 11 Eylül'de SHP'den istifa etmiş, SHP'den istifa eden diğer milletvekilleri ile birlikte TBMM'de 21 milletvekili ile CHP Grubu oluşturulmuştu.
APO’nun dış güçler tarafından Türkiye’ye teslim edilmesinin yarattığı olağanüstü koşullarda yapılan 18 Nisan 1999 Mv. Genel Seçimlerinde alınan yenilgi CHP'yi sarsmış; Deniz Baykal, 22 Nisan 1999'da CHP genel başkanlığından istifa etmişti. Ardından 22 Mayıs 1999’da toplanan CHP 9. Olağanüstü Kurultayı’nda Genel Başkanlık seçimlerinin ilk turuna 5 adayla gidilmişti. Altan Öymen, Hasan Fehmi Güneş, Murat Karayalçın, Ertuğrul Günay ve Hurşit Güneş arasındaki yarışta, üçüncü turda, Öymen 521 oy ile genel başkan seçilmiş;. Güneş'e ise 508 oy çıkmıştı.
16 ay sonra, 30 Eylül 2000'de CHP’de bir kez daha Kurultay yapılmış; toplanan 11. Olağanüstü Kurultay’da Baykal; “Altan Öymen, Hasan Fehmi Güneş ve Sefa Sirmen” arasındaki mücadeleden galip çıkarak, yeniden CHP Genel Başkanı olmuştu.
29.Kurultayda, rakipleri Ertuğrul Günay karşısında koltuğunu koruyan Deniz Baykal; 1 Mart Tezkeresinin CHP önderliğinde TBMM’de reddedilmesinin ardından 24 Ekim 2003’de toplanan 30. Kurultaya tek aday olarak katılmış ve sandığa giden 1089 delegeden 973'ünün oyunu almıştı.
Bu Kurultayda çalışma raporu üzerindeki görüşmelerde, özellikle Haluk Özdalga, Erol Tuncer, Aykut Oray ve Adnan Keskin, Genel Başkan adaylığı için gerekli asgari delege imzası sayısının artırılmış olmasına yönelik sert eleştirilerde bulunmuşlar; ancak bunun ötesinde Parti ideolojisi ve politikaları konularında kayda değer bir tartışma yaşanmamıştı.
12.Olağanüstü Kurultay (3 Temmuz 2004) muhaliflerin tüzük kurultayı toplama girişimi üzerine gerçekleştirilmiş; Baykal'ın güvenoyu istemine dönüşen Kurultay seçimsiz sonuçlanmıştı.
Oldukça tartışmalı geçen 13. Olağanüstü Kurultayda (29-30 Ocak 2005) ise, Deniz Baykal, rakibi Mustafa Sarıgül'ün karşısında Genel Başkanlık yarışını bir kez daha kazanmış; 31. Kurultayda (19 Kasım 2005) muhaliflerin tüzük değişikliği önerisi reddedilmiş. Deniz Baykal, tek aday olarak girdiği seçimde geçerli 1158 oyun tamamını alarak yeniden genel başkan seçilmişti.
1 Mart 2003 Tezkeresi’ni takip eden dönemde, 22. Milletvekili döneminin bütününde, parti içinde,içinde farklı arayışların, genel başkanlığa yönelik alışılmadık düzeyde yoğun ve farklı taleplerin olduğu doğrudur. Yenileşme veya yeniden yapılanma için, siyasette daha aktif olma, daha çok katkı sağlama adına bu tür arayış, tartışma veya iddia içinde olanlar arasında, herhangi bir sıraya tabi tutmaksızın;
İstanbul Mv. Zülfü LİVANELİ, İstanbul Mv Ersin ARIOĞLU, Trabzon Mv Şevket ARZ, Gaziantep Mv. Abdulkadir ATEŞ, Kocaeli Mv. İzzet ÇETİN, Denizli Mv. Mustafa GAZALCI, İstanbul Mv. H. Fehmi GÜNEŞ, Ankara Mv. Yakup KEPENEK, İstanbul Mv. KETENCİ, A. Güryüz.; , Samsun Mv A.Haluk KOÇ, İstanbul Mv. Ali Kemal KUMKUMOĞLU, Ankara Mv. Muzaffer R. KURTULMUŞOĞLU, Bursa Mv. Mustafa ÖZYURT, Amasya Mv. Mustafa SAYAR, Kocaeli Mv M. Sefa SİRMEN, Sivas Mv. Nurettin SÖZEN, Ankara Mv. Mehmet TOMANBAY, Manisa Mv. M. Erdoğan YETENÇ, Artvin Mv. Yüksel ÇORBACIOĞLU, Şişli Belediye Bşk. Mustafa SARIGÜL, adları sayılabilir.
Ancak bir önemli şartla; bu arkadaşların her biri, en az diğerleri, görev yapmış diğer tüm partililer kadar, “CHP’li olma sorumluluğuna, birikimine, ahlaki ve beşeri değerlere” sahip çok değerli arkadaşlar olduğuna kanaatımca kimse şüpke duymamalıdır. Bu arkadaşların tümü 1 Mart 2003 Tezkeresinin TBMM’nde reddi için oy kullanmışlar, bu konuda inanç ve yürekle çok ciddi çaba ortaya koymuşlardır.
Siz hangi hükümet döneminde bakanlık yaptınız ve ne kadar sürdü bu göreviniz?
Hikmet Çetin'in CHP Genel Başkanı olduğu, Tansu Çiller'in başbakanlığı dönemindeki hükümette görev aldım. İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanıydım. Görevim uzun sürmedi. Nisan ayında geldim, 5-6 ay kadar sürdü. 'faili meçhuller 90'lı yılların ilk yarısının gerçekleridir'...
Günümüzde ki CHP özüne yönelik siyaset yapıyor mu? sizin dönemizde ki CHP ile aynı mı?
Tüm siyasi yaşamı boyunca CHP’li kimliği ile onur duymuş bir partili olarak, partimin ortaya koyduğu tüm çabalara ve sergilediği iyi niyete rağmen, son on yıldır CHP’nin performansı, politikaları, siyaset üslubu ve örgütlü çalımalarının durum ve düzeyinden memnun değilim.
Ancak bu konuların meşru parti platformlarında tartışılması gerektiğini düşünen ve bunu uygulamaya çaba sarfeden bir siyasetçiyim. Bugüne kadar böyle davrandım, bundan sonra da böyle davranmaya kararlıyım.
Yeni Soluk
Yorum Yap