Ertuğrul Günay'la dobra dobra... Günay CHP’den neden ihraç edildi?

Uzun yıllar sol siyaset içinde yer alan daha sonra CHP’den ihraç edilip AKP’de Kültür bakanlığına kadar çeşitli görevlerde bulunan Ertuğrul Günay Yeni Soluk’tan Münevver Metin’e konuştu.

Münevver Metin’le Hafıza Günleri'nin konuğu 1 1973'te  CHP Genel Merkezi'nin 50. kuruluş yılı nedeniyle açtığı yarışmada “Devlet Partisi'nden Halk Partisi'ne” başlıklı yazısıyla birincilik ödülü alan 1974-1977 arasında CHP Ordu İl Başkanlığı ,1977 seçimlerinde genç milletvekili olarak meclise giren,1977-1980 döneminde Ordu Milletvekilliği yapan, CHP'nin en solundaki milletvekillerinden biri olarak kabul edilen ,12 Eylül Darbesinden sonra, Dev-Yol ile ilişkisi olduğu iddiasıyla tutuklanan, 1 yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra 3 ay hapis cezasına çarptırılan 1980'den sonra siyasete  SHP Ankara İl Başkanlığı (1986-1987) ve Genel Sekreter Yardımcılığı (1990-1991) görevlerinde bulunan, 1992'de CHP'nin siyasal yaşama yeniden dönüşü üzerine CHP'de yer  devam eden,9 Eylül 1992'den 1994 sonuna kadar CHP'nin Genel Sekreterlik görevinde bulunan, 1999 Türkiye genel seçimlerinde CHP'nin TBMM dışında kalması üzerine yeniden aktif siyasete dönen, Genel Başkanlığa aday olan, 2004 seçimlerinde Ordu'da DSP'li adayı desteklediği gerekçesiyle CHP'den ihraç edilen,2007 Türkiye genel  Seçimlerde İstanbul  milletvekili seçilen, 60. Hükümet de 31 Ağustos 2007'de Kültür ve Turizm Bakanı olaran, 2001 İzmir 1. Bölge'den milletvekili seçilen, 2013 yılı Ocak ayında yapılan kabine revizyonu ile görevden ayrılan,17 Aralık soruçturması sonrası 27 Aralık 2013'te partinin tepesinde gelişen "mağrur ve mütehakkim anlayış" gerekçesiyle AK Parti'den istifa eden siyaset insanı Ertuğrul Günay...

Siyasete nasıl başladınız?

Öğrencilik yıllarımda toplumsal olaylarla yakından ilgilendim. 1968-69’da İÜ Hukuk Fakültesinde Öğrenci Temsilcisiydim.12 Mart 1971 Muhtırası sonrası Ecevit hareketini destekleyerek CHP’ye katıldım. İki kez Ordu İl Başkanı ve 1977’de önseçimle milletvekili seçildim.

12 Eylül 1980’de darbe ile kapatılan parlamentonun 'en genç' üyesiydim. Sonraki yıllarda ‘yasaklı' yahut parti yönetimleriyle anlaşamayıp ‘bağımsız' kaldığım çok oldu. 1980’den 2007’ye kadar hep parlamento dışındaydım. Şimdi yine parlamento dışındayım; ama ülke ve dünya sorunlarıyla ilgilenmek anlamında siyasetle hep ilgilendim, bu anlamda yine ilgileniyorum.

Sice siyaset ne anlama geliyor, ilkeleri yahut ölçüleri neler?

Bizim toplumumuzda eksik-yanlış bir kanı var. Siyasetle particilik özdeşleştiriliyor. Evet, çok partili sistemde partili olmak elbet doğru bir siyaset yöntemidir, ama siyaset bundan ibaret değildir. Siyaset, ülke ve dünya sorunlarıyla ilgilenmek, bu konuda bir fikir sahibi olmak ve o fikri yaygınlaştırmaya çalışmaktır.

Böyle olunca bir partinin doğru-yanlış her şeyini desteklemek siyaseti körelten ve çözümleri tıkayan bir anlayış oluyor. Bence doğru olan, gerçekçi olmak, herkesin düşüncesini dinlemeye tahammüllü olmak, dürüst, doğru sözlü, yapıcı, saydam ve katılımcı olmak siyasetin topluma yararlı olması için olması gereken ilkelerdir. Ama bizim ülkemizde böyle olduğunu söylemek zor, hatta imkansız gibidir.

1992-94 arasında CHP Genel Sekreterliği yaptınız. Sonra CHP’den neden ihraç edildiniz?

12 Eylül 1980’de bütün partiler ve bu arada CHP de kapatılmıştı. 1992’de Anayasa değişikliğiyle eski partilerin yeniden açılması olacağı doğdu. Biz de eski CHP’liler (bir kısmımız SHP’de, bir kısmımız DSP’deydik), yeniden CHP’yi kurduk.

O süreçte sayın Deniz Baykal genel başkan ve ben genel sekreter olduk. Bugün hala övünçle anlatılan, 1993 yeni yılına Bosna’da, 1994 yeni yılına Hakkari’de bir dağ karakolunda girmek o dönemdedir ve ikisi de benim fikrimdir.

Zaman içinde Baykal’la yönetim anlayışlarımız uyuşmadı; ben ayrılmak zorunda kaldım. CHP 1999’da barajın altında kaldı; o tarihten itibaren Kurultaylarda Baykal’ın karşısına çıktı, aday oldum. Bu süreçte 2004’de Ordu yerel seçimlerini CHP’nin kaybetmesini, -haksız yere- bana fatura ederek, beni yıllarca her kademesinde özveriyle hizmet ettiğim partimden ihraç ettiler.

CHP’nin sol kanadının önde gelen isimlerinden biriydiniz. 12 Eylül’de Dev Yol’la ilişkiniz olduğu iddasıyla tutuklandınız. O dönemde neler oldu?

Öğrenciliğimden beri kendimi hep demokrat ve sosyal adaletçi olarak düşündüm. Gençler arasında şiddete dayalı yol ve yöntemlerin yaygın olduğu dönemlerde bile, bu yollara itibar etmedim; demokrasiye inancımı hiç yitirmedim.

O nedenle, örneğin 12 Mart fırtınasını oldukça tehlikesiz geçirdim. Daha sonra demokratik siyaset içinde başarılı bir çizgideyken bir takım yasa dışı yol ve yöntemlere itibar etmem elbet mümkün değildi. Ama bizim ülkemizde siyaset acımasız, yalan ve kaba yöntemlerle yapılıyor. 12 Eylül sonrası, seçim bölgemde CHP içindeki siyasi rakiplerim (kongrelerde, önseçimlerde yenilmiş olanlar), haksız ve asılsız iddialarla ihbarlarda bulundular.

Bir yıl kadar tutuklu kaldım; sonuçta bu iddiaların haksızlığı ortaya çıktı. Ben yeniden hayata ve siyaset katıldım; bu ihbarcılar  da kasabalarının çöpleri arasına kayboldular. 

Bugünkü rejim değişikliği ülkemize ne getirdi?

Bugün demokratik Dünyada pek benzeri olmayan bir sistemle yönetiliyoruz. Yönetim kişisel. Hukukla değil, buyrukla yönetiliyoruz. Bu sistemin benzerlerini Asya’da  ya da Güney Amerika’da henüz Demokrasiyi kurumlaştıramamış yer ve ülkelerde görmek mümkün. Bu yer değişikliği Türkiye’nin içerde huzur ve barışını bozduğu gibi, Dünyada da çeşitli alanlarda küme düşmesine neden oldu. 

Kültür ve Turizm Bakanlığı yaptınız. Türkiye’nin bir tarih envanteri var mı? Döneminizde kültür varlıklarını korumak için ne gibi çalışmalar yaptınız?

Türkiye tarih açısından çok derin ve zengin bir toprak. Bu topraklarda insanlığın onbinlerce yıl eskiye uzanan ilk ayak izleri var. Bu tarihi sahiplenmek, korumak ve geleceğe taşımak bilinci ne yazık ki, çok eski değil.

Müzecilik, arkeoloji geçmişimiz yüzyılı biraz aşıyor; restorasyon ve benzeri uygulamalar çok daha yeni. Bu konularda siyasetten bağımsız, özerk bir işleyişe sahip olması gerektiğini düşündüğüm ‘kültür yönetişimi' oluşamamış, Kültür Bakanlığı siyasetten en çok etkilenen bir kurum olmuş.

Cumhuriyetin başından beri sürekliliği yok. Başka  bakanlıklara bağlanmış, açılmış, kapatılmış. Örneğin 12 Mart ve 12 Eylül’de böyle serüvenler yaşanmış.
Bunların bilincinde olarak,  -2007 sonundan 2013 başına kadar- 5.5 yıl, toprağımızın bütün tarih varsıllığına, dönem, devlet, inanç, köken ayrımı yapmadan bütünüyle sahip çıkmaya çalıştım.

Hemen bütün illerde kültür envanterimiz çıkarıldı, kayıt altına alındı. Koruma kurullarımızın sayı ve olanakları arttırılmaya çalışıldı. Arkeolojiye, bilimsel çalışmalara, restorasyon, sokak sağlıklaştırmaları, yeni kültür merkezleri ve müzeler yapmaya önem verdik.

Bugün övünerek sergilediğimiz tümü yeni Zeugma, Şanlıurfa, Hatay, Aydın, Uşak, Troya, Likya, Van, Hattuşaş, Alacahöyük ve daha bir çok müzemiz uygulama yahut proje olarak o dönemin emeğidir. Bununla da yetinilmeyip yurt dışında kaçırılan eserlerin takibi yapılarak, önceki ve sonraki yıllarla kıyaslandığında onları katlayan sayıda tarihi eser ülkemize geri getirildi.


Ancak, kültür alanında ülkemizde daha yapılacak çok iş var. Devletin bu alana daha çok kaynak ayırması yanında, kamu ve özel kesimin uyükselen bir duyarlılı içinde işbirliği gerekiyor.

Galata Kulesinde yapılan nedir? Restorasyonlarda tarih saygısı gözetiliyor mu?

Galata Kulesi’nde yapılan uygulama bilgisizlik, takipsizlik ve ciddiyetsizlik örneğidir. Bin yılı aşkın bir yapıya böyele bir uygulama yapılamaz, konunun takibi ve sorumluların yaptırıma uğraması gerekir. Ayrıca bu örnekten yola çıkılarak Kültür Varlıkları Koruma Kurulları, bölgeleri içindeki benzer uygulamaları dikkatle takip etmeli, gereken uyarı ve başvuruları yapmalıdır. Restorasyon işleri uzmanlık gerektirir, eş dost kayırmaya kalkarsanız böyle vahim tarih tahribatlarına yol açarsınız.

Bugün ülke siyasetinde Tek Adam düzeninden söz edebilir miyiz?

Ne yazık ki böyle. Bu uygulamadan yola çıkılarak muhalefetin öne sürdüğü bir eleştiriden ibaret değil. 16 Nisan 2017 Anayasa değişikliğinde getirilen sistem bu: Anayasaya göre ortada tüzel kişiliği olan bir hükümet, bir bakanlar kurulu yok. İlk ve son söz bir kişiye ait ve tek başına hükümet o.

Demokrasi, parlamenter sistem yahut başkanlık sistemi, yahut çok parti ve seçim olması değildir.
Demokrasi, adalet ilkesine dayanan hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve insan haklarına dayalı bir yönetim anlayışıdır. Bunlar yoksa, rejimin adı ne olursa olsun, demokrasi değildir.

Siyaset, etnik köken yahut dinsel inanç temeline dayalı yapmak ilkel bir anlayıştır. Siyaseti, kimsenin etnik kökenine yahut inancına bakmadan insana saygı esasıyla, saydamlığı ve katılımcılığı temel alarak yapmak doğru ve gelişmiş bir bakış açısıdır. Ne yazık ki, dünyada ve ülkemizde ekmeğin adaletsiz paylaşılması, eşitsizlik ve özgürlüklerin kısıtlanması kişileri ve toplumları ilkel, eskimiş arayışlara yönlendiriyor.