Erdoğan Toprak: AKP merkezli 15 Temmuz törenleri siyasi şova dönüştü

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak, gündemdeki öncelikli 10 konuyu özetledi ve hükümete eleştiriler yöneltti.

Siyasi ve ekonomik gündem hakkında değerlendirmelerde bulunan Erdoğan Toprak’ın 10 maddede yaptığı gündem özeti şu şekilde.

1. 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişiminin birinci yıldönümü̈ anmalarında sergilenen “Erdoğan ve AK Parti Merkezli” anma törenleri, yurttaşlarımız arasında derin bir yarılmayı gündeme taşıdı!
Tüm ulusa, 80 milyona yönelik bir hain darbe teşebbüsünü, sadece Erdoğan ve AK Parti’ye karşı yapılmış̧ bir tekçiliğe indirgemek kabul edilir gibi değil! “Tek Parti” dönemlerinin anlayışıyla hazırlanan programlar, 72 saat boyunca 40-50 kanaldan birden yürütülen medya bombardımanı, anmaları özünden ve içeriğinden uzaklaştırarak, bir siyasi şova dönüştürdü. 15 Temmuz gecesi şehit olan bir vatandaşımızın yakını, anma törenlerinde istismar ve israfın en üst düzeyde olduğunu dile getirerek, “Milletimin ilgisinin suiistimal edildiğini görmek içimizi parçalıyor. Doğuda şehit olup anılmayanların ailelerine karşı da hep mahcubum.” sözleri, gerçekte olanların en güzel ve en ince duygularla ifadesidir.

2. Erdoğan: “Biz OHAL’i iş dünyasının daha rahat çalışması için getirdik. İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız aksamanız var mı? Şimdi grev tehdidi olan yere, OHAL’den istifade izin vermiyoruz. Bunun için kullanıyoruz OHAL’i. Fotoğraf oldukça net.”
İş dünyasının ve özellikle de TÜSİAD’ın OHAL’in kaldırılması yönündeki taleplerine olumsuz yanıt veren hükûmetin, OHAL’i üç ay daha uzatma kararı öncesinde, Cumhurbaşkanının OHAL ile ilgili gündeme getirdiği gerekçeler, aslında “terörle mücadelenin” sadece bir bahane olduğunu ortaya çıkarttı. OHAL’i iş dünyası için getirdiklerini, bu sayede grevleri ertelediklerini dile getiren Cumhurbaşkanının bu ifadeleri, “sendikaların terör örgütleriyle, isçilerin grev kararlarının ise terör eylemiyle özdeş̧ tutulması” acısından, anti demokratik bir zihniyeti yansıtmaktadır. Sendikal örgütlenmeye, milyonlarca çalışanın örgütlenme hakkıyla, çalışma koşullarına, demokrasiye, çalışma yaşamındaki hak ve özgürlüklere bakısını yansıtması acısından kritik önem taşımaktadır.

3. AB ve ABD’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmi temsilcisi olarak tanıdığı Rum yönetimi, AB üyeliğinin ayrıcalıklarını da kullanarak, Türkiye ve KKTC’yi devre dışına çıkartmak istiyor!
Kıbrıs’ta yeni durum belirsizliğe bürünürken, Rum ve Yunan tarafı, gerçek niyetini de açığa çıkarttı. Kıbrıs karasularında ilan edilen münhasır ekonomik bölgelerde, Fransız TOTAL ve İtalyan ENI şirketlerine verilen doğal gaz arama, sondaj ve çıkartma lisansları, Rumların adayı ve enerjiyi tek basına sahiplenme arzusunu ortaya koydu. Türkiye’nin bölgeye sismik araştırma gemisi ve donanmaya ait savaş̧ gemilerini göndermesi, Fransa’nın da savaş̧ gemilerini sevk etmesi, Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Kıbrıs Türklerine yönelik gerçek senaryoyu gözler önüne serdi. Keşfedilen zengin doğal gaz ve enerji kaynaklarını tekellerine almak, KKTC’yi ve Kıbrıs Türklerini tecrit ederek, bu paylaşımdan dışlamak isteyen Rum ve Yunan tarafının en bastan amaçladıkları da zaten buydu.

4. Türkiye ile Almanya arasındaki gerilim tırmanıyor, ikili ilişkilerin yanı sıra Türkiye’nin AB ve NATO ile olan ilişkilerini de etkileme noktasına doğru hızla ilerliyor!
Almanya ile 7 Haziran ve ardından 1 Kasım 2015 seçimlerindeki kampanyalarda başlayan gerginlikler, Alman komedyen Böhmerman’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret içeren şiiriyle ilgili acılan davayla bir başka boyuta tasındı. Son donemde yaşanan gerginliklere, Konya’daki NATO usunü ziyaret edecek Alman milletvekillerine verilen iznin iptaliyle bir yenisi daha eklendi. İncirlik üssünde yaşanan benzer gerginliğin ardından Almanya, buradaki askerlerini ve savaş̧ uçaklarını Ürdün’e taşırken, Konya’da meydana gelen kriz ise ikili ilişkilerin de dışına tasma ve NATO’yu etkileme ihtimalini de içinde barındırıyor. Alman hükûmeti, İncirlik’in TSK’ya ait bir us olduğunu ve Türkiye’nin izin vermemesini saygıyla karşıladıklarını ancak Konya’nın Almanya ve Türkiye’nin de çatısı altında yer aldığı NATO usü olduğunu, müttefik ülke olarak bu ziyarete engel çıkartılmaması gerektiğini savunuyor.

5. Yürütülen devlet destekli tüm kampanyalara rağmen işsizlik oranı halâ çift haneli yüzdelerde geziniyor. İssizler ordusuna 463 bin yeni issiz daha katıldı, toplam issiz sayısı 3 milyon 287 bin kişi oldu!
16 Nisan referandumu öncesinde, büyük tanıtım kampanyalarıyla başlatılan “Tarihin en büyük istihdam seferberliği”, açıklanan son işsizlik verilerine yansımamış̧ görünüyor.
Şubat ayında başlatılan seferberliğe rağmen, TÜİK’in açıkladığı Nisan donemi verileri, gecen yılın aynı dönemine göre issiz sayısının 463 bin kişi daha arttığını gösteriyor.
Issızlık oranı ise tüm bu kampanyalara karsın, çift hanede kalmaya devam etti ve yüzde 10,5 oldu. Tarım dışı işsizlik oranı 1,4 puanlık artış ile yüzde 12,4’e yükseldi.
15-24 yaş arası gençleri kapsayan genç̧ işsizlik verisinde de 3,8 puanlık artış gerçekleşti ve yüzde 19,8 oldu.

6. İstihdam seferberliği kampanyasının yansıması, kendisini istihdam edilenlerin sayısında gösteriyor. Gecen yılın Nisan ayına kıyasla, bu yılın Nisan ayında, istihdam edilenlerin sayısında artış̧ gözleniyor.
Hükûmetin Şubat ayında ilan ettiği seferberlik kapsamında yılsonuna kadar yeni istihdam edilecek olanların, SGK primleri ve gelir vergileri devlet tarafından üstlenilmişti. Dolayısıyla TOBB’un “+1” kampanyası, hükûmetin istihdam seferberliği kampanyasının etkisiyle 519 bin kişi ise alındı. Ancak issizlerin sayısı 463 bin kişi arttığı için istihdam edilenlerin oranı yine yüzde 47,2 olarak gerçekleşti ve değişmedi.
Tarımda istihdam edilenlerin sayısında yüzde 0,5, sanayi sektöründe istihdam edilenlerin sayısında ise yüzde 0,4 düzeyinde gerileme yaşanırken, inşaatta istihdam yüzde 0,3, hizmetler sektöründeki istihdam ise yüzde 0,5 düzeyinde artmış̧ görünüyor.
Mayıs ayı işsizlik verileri açıklandığında tek haneli bir işsizlik oranı ile de karşılaşabiliriz. Sadece inşaat ve hizmetler sektöründe artmış görünen istihdamın mevsimsel olduğunu biliyoruz. İnşaat ve turizm sezonu sona erdiğinde, kısa doğru issiz sayısının daha hızlı bir şekilde arttığını, işsizlik oranının da yine yükselişe geçtiğini göreceğiz.

7. Merkezi yönetim bütçesi, Haziran ayında 13,7 milyar TL acık verdi. Böylece Ocak-Haziran donemi altı aylık toplam bütçe açığı 25,2 milyar TL düzeyine ulaştı!
Maliye Bakanlığının açıkladığı Ocak-Haziran donemi bütçe gerçekleşmeleri ve 25, 2 milyar TL tutarındaki altı aylık bütçe açığı, 2016 yılının tamamında gerçeklesen 29,9 TL’lik bütçe açığına yaklaşmış bulunmaktadır. Bütçe açığının bu denli hızlı yükselmiş olması, aynı zamanda borçlanma ihtiyacının da aynı hızla yükselmesini beraberinde getirmektedir. Merkezi yönetim bütçesinin borçla çevrilir hale gelmesinde, kaynakların siyasi amaçlarla kullanılmasının ağır faturasının yansımasını görmek olanaklıdır. 2017 yılı bütçesinde yılsonu toplam bütçe açığı hedefinin 46,9 milyar TL olduğunu anımsadığımızda, yılın tamamı için öngörülen acık hedefinin ciddi bir sapmaya uğradığını, yıllık acık beklentisinin yarısından fazlasının ilk altı ayda gerçekleştiğini görmekteyiz. 2017 sonunda en iyimser beklentiyle, yıllık acık hedefi en az 4-5 milyar TL sapmaya uğramış olacaktır.

8. Özel sektörün uzun ve kısa vadeli borcu mayıs ayında 7,3 milyar dolar artarak, toplam 224,4 milyar dolara yükseldi. Uzun vadeli borcun yüzde 60,3’ü, kısa vadeli borcun ise yüzde 51’i dolar cinsinden oluşuyor.
Özel sektörün hızla artan dış yükümlülükleri, diğer deyişle kısa ve uzun vadeli döviz borçları, Merkez Bankası’nın açıkladığı verilerle mayıs ayı itibarıyla toplam 224 milyar dolar düzeyine ulaşmış durumda. Sadece bir ayda özel sektörün dış yükümlülüklerindeki artış 7,3 milyar dolar oldu. ABD Merkez Bankası FED ’in faiz artışlarına devam etme politikası çerçevesinde bu tablo, önümüzdeki süreçte riskleri büyütebilecek bir unsur olarak görünmektedir. Uzun ve kısa vadeli dış yükümlülüklerinin önemli bölumü dolar cinsinden olan özel sektörün, kur artışlarından ilave yükler nedeniyle, borçların geri ödenmesinde, TL karşılıklarının temininde ciddi sıkıntılarla karşılaşması ihtimali yüksek görünüyor.

9. Hükûmet, gerçekte “özerk” olması gereken Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’na (BDDK) siyasi baskı ve talimatla bir yönetmelik değişikliği yaptırdı.
Yapılan bu yönetmelik değişikliğine göre; bankaların geri ödenmeyen sorunlu alacakları nedeniyle, kendilerine gecen gayrimenkulleri, “süresiz” olarak sermaye varlıkları içerisinde gösterme olanağı getirildi.
Diğer bir deyişle, takipteki alacakları nedeniyle bankaların el koyduğu gayrimenkulleri en fazla üç yıl sureyle bilançolarında nakdi varlık olarak gösterebilmelerine olanak sağlayan yönetmelik maddesi yürürlükten kaldırıldı.
Kalgıt üzerinde özkaynak- sermaye varlığı olarak görünen bu taşınmazlarla mali bünyelerindeki rakamsal bozulmayı, sermaye yeterliliği radyolarında ortaya çıkan sorunu çözen banka-finans kuruluşlarının ne derece sağlıklı bir yapıda olacakları tartışmalı hale geldi.
Bankaların özellikle yurt dışından kaynak temininde, bu yapay bilanço yapısı, kalgıt üzerinde kurulmuş gibi görünen, sermaye yeterliliği dengesi, küresel acıdan zorunlu olan Bağımsız-Yeminli Mali Denetim Kuruluşlarının gözünden kaçmayacak, dikkatini çekecektir.
Bir anda Türk banka-finans sektörünün taşınmaz patlaması yasaması, emlak zengini olması, sermayelerinin önemli kısmının gayrimenkul varlıklardan oluşması sorgulanmaya, yapılmak istenen “bilanço makyajları” dökülmeye başlayacaktır.
Bankaların sermaye yapılarına, bilançolarına, sözde özerk düzenleyici- denetleyici kurum olarak BDDK üzerinden, siyasi baskılarla getirilen bu yönetmelik değişikliği ve düzenlemeler, şeffaf olması gereken mali ve finansal piyasalar için önemli bir açmaz olarak, bankalarımızın karsısına çıkacaktır.

10. Ödemeler Dengesi Bilançosunun verilerine göre Mayıs ayında cari acık 5 milyar 242 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yıllık cari acık 35,3 milyar dolara yükseldi!
Gecen yılın Mayıs ayında 3,1 milyar dolar olan cari acık, 2,1 milyar dolar artarak 5,2 milyar dolar oldu. Cari açıktaki yükselişin hızlanması, her donemde olduğu gibi, ekonomik canlanmayla beraber cari açığında taze kan bulmasını, canlanıp yeniden yükselmesini beraberinde getiriyor.
Ocak-Mayıs dönemi, beş aylık sürede ise 2016 yılında 14,1 milyar dolar olan cari acık, bu yılın beş aylık döneminde 16,8 milyar dolara ulaştı. 2016 yılında 32,1 milyar dolar olan yıllık cari açık, su anda Mayıs sonu itibarıyla gecen yılın 3 milyar dolar üzerine çıkmış vaziyette!
Hükûmetin iç talebi ve tüketimi canlandırarak ekonomik büyümeyi yükseltme politikaları geçmiş̧ yıllarda da benzer şekilde ilk etkisini cari açıkta gösteriyor. Cari açıktaki tırmanışın frenlenebilmesi için, ekonomimizin döviz gelirlerinin artırılması, döviz giderlerinin ise düşürülmesi gerekiyor.

RAPORUN TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ